Hizb-ut Tahrir Emiri Celil Âlim Ata bin Halil Ebu’r Raşta’nın Facebook sayfasındaki takipçilerinin sorularına verdiği cevaplar serisi "Fıkhî" bölümü.
Soru Cevap
Râcih ve Mercûh Arasında Şerî Kaideler
Muhammed İbrahim'e
Soru:
Selamun Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuh,
Kıymetli kardeşimiz ve isabetli âlimimiz, aşağıdaki soruyu cevaplamanızı rica ediyorum:
"Muamelelerde asıl olan helallik ve mübahlıktır" sözü üzerinde düşünülmesi gereken bir sözdür ve bunun dört mezhebin cumhuruna nispet edilmesi dakiklik ve araştırma gerektirir...
Bu asıl (kaide) sonradan gelenler (müteahhirîn) arasında yaygınlaşmıştır, ancak nispeten daha eski (mütekaddimîn) âlimlerin kitaplarında bu asla rastlayamadık. Hanefî usulcülerinden olan (ki bu kaidenin onlarda yaygın olduğu söylenir) İbn Nujaym sadece şu iki kaideyi zikretmiştir:
Eşyada asıl olan, haram kılınmadığı sürece mübahlıktır,
Ve ferclerde (cinsel ilişkide) asıl olan haramlıktır.
Sorum şudur: Eğer Şâri Kerim fercler (cinsel ilişkiler) konusunda ihtiyatlı davranıp neslin korunması için haramlığı asıl kılmışsa; bu durumun mallarda ve mali muamelelerde de geçerli olması veya en azından onlarda da aslolanın helallik olduğunun söylenmemesi gerekmez mi? Bu nedenle, bir hüküm vermek için muamele meselelerinin genel kuralları çerçevesinde incelenmesi gerekir, zira Şâri nesli koruduğu gibi malları da korumuştur...
Belki de hatalı olabilirim, özellikle de âlimlerin ve usulcülerin bu meselede söylediklerinin tamamını takip etmiş değilim...
Çünkü tehlike şudur ki; günümüz muamelelerinin her bir türünü, meselenin vakıasını ve onunla ilgili delillerin mahiyetini incelemeden "muamelelerde asıl olan helalliktir" aslına dayanarak helal sayma yoluna gidilmektedir.
Peki, bu kaidenin doğruluğu nedir? Fakihler bunu söylemiş midir?
Gönderen: Lübnan’dan Ebu Zekeriya
Cevap:
Ve Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuh,
Kardeşim, bazı müctehidlerin katında bizim tarafımızdan mercûh (zayıf) görülen kaideler vardır ki, zikrettiğin kaide de ("Muamelelerde asıl olan helalliktir") bunlardan biridir. Bizim tarafımızdan delillerinin kuvvetinden dolayı itimat edilen ve benimsenen (tebenni edilen) görüş ise şudur: "Eşyada asıl olan, haram kılındığına dair bir delil gelmedikçe mübahlıktır" ve "Fiillerde asıl olan, şerî hükme bağlanmaktır". Birçok başka kaideye de değindik ve bunların râcih olmadığını açıkladık. İşte açıklaması:
Birincisi: İslam Şahsiyeti Cilt 3, "Şeriat gelmeden önce hüküm yoktur" babında şöyle geçmektedir:
[Buna göre, Allah’ın mülkünde O’nun izni olmadan tasarruf edildiği gerekçesiyle, mahlukata kıyas yapılarak eşyada ve fiillerde asıl olan haramlıktır denilemez; çünkü ayetin açık hükmü, Allah’ın bir Rasul gönderinceye kadar azap etmeyeceği yönündedir. Dolayısıyla hükmü beyan etmedikçe sorumlu tutmaz. Dahası, mahlukat zarar görebilir, oysa Allah Sübhânehu ve Teâlâ menfaat ve zarardan münezzehtir.
Aynı şekilde, içinde bir mefsedet emaresi ve malikin zararı bulunmayan bir faydalanma olduğu gerekçesiyle fiillerde ve eşyada asıl olan mübahlıktır da denilemez. Çünkü ayetin mefhumu, insanın Rasul’ün getirdikleriyle mukayyet olduğunu gösterir; zira ona muhalefetinden dolayı azap edilir. Böylece asıl olan Rasul’e uymak ve onun risaletinin hükümleriyle mukayyet olmaktır; yoksa asıl olan mübahlık yani kayıtsızlık değildir. Ayrıca hüküm ayetlerinin geneli, Şeriat’a başvurmanın ve onunla mukayyet olmanın vacipliğine delalet eder. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
وَمَا اخْتَلَفْتُمْ فِيهِ مِنْ شَيْءٍ فَحُكْمُهُ إِلَى اللَّهِ
"Hakkında ihtilafa düştüğünüz herhangi bir şeyin hükmü Allah'a aittir." (Şûrâ [42]: 10)
Ve şöyle buyurmuştur:
فَإِن تَنَازَعْتُمْ فِي شَيْءٍ فَرُدُّوهُ إِلَى اللَّهِ وَالرَّسُولِ
"Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz... onu Allah'a ve Rasulü'ne götürün." (Nisâ [4]: 59)
Ve şöyle buyurmuştur:
وَنَزَّلْنَا عَلَيْكَ الْكِتَابَ تِبْيَاناً لِّكُلِّ شَيْءٍ
"Sana bu Kitabı her şeyi açıklayan bir beyan olarak indirdik." (Nahl [16]: 89)
Ayrıca Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Dârekutnî’nin rivayet ettiği hadiste şöyle buyurmaktadır:
«كُلُّ أَمْرٍ لَيْسَ عَلَيْهِ أَمْرُنَا فَهُوَ رَدٌّ»
"Bizim emrimize (dinimize) uymayan her iş reddolunmuştur."
Bu, aslolanın Şeriat'a uymak ve ona bağlanmak olduğunu gösterir. Ayrıca içinde mefsedet emaresi ve malikin zararı bulunmayan bir faydalanma, mübahlığa bir delil teşkil etmez...
Kezâ eşyada asıl olan duraksamak (tevakkuf) ve hüküm vermemektir de denilemez; çünkü duraksamak, amel etmeyi veya şerî hükmü askıya almak demektir ki bu caiz değildir. Ayrıca Kur’an ve Hadis’te sabit olan şudur ki; bilinmediği zaman hükmü sormak gerekir, duraksamak ve hüküm vermemek değil. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
فَاسْأَلُوا أَهْلَ الذِّكْرِ إِن كُنتُمْ لَا تَعْلَمُونَ
"Eğer bilmiyorsanız zikir ehline sorun." (Nahl [16]: 43)
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem ise teyemmüm hakkındaki hadiste Cabir’den rivayet edildiğine göre şöyle buyurmuştur:
«أَلاَ سَأَلُوا إِذْ لَمْ يَعْلَمُوا فَإِنَّمَا شِفَاءُ الْعِيِّ السُّؤَالُ»
"Madem bilmiyorlardı, sorsalardı ya! Zira bilgisizliğin şifası ancak sormaktır." (Ebu Davud rivayet etmiştir). Bu da aslolanın duraksamak ve hüküm vermemek olmadığını gösterir.
Buna göre, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in gönderilmesinden sonra hüküm Şeriat’a ait olmuştur ve Şeriat gelmeden önce hüküm yoktur kuralı yerleşmiştir. Dolayısıyla hüküm Şeriat’ın gelmesine, yani her bir mesele için şerî bir delilin bulunmasına bağlıdır. Bu sebeple, bir delile dayanmadıkça hüküm verilmediği gibi, Şeriat gelmeden önce de hüküm verilmez. Asıl olan hükmü Şeriat’ta aramak, yani hüküm için Şeriat’tan şerî delili aramaktır...
Böylece "İnsanın fiillerinde asıl olan Allah'ın hükmüne bağlanmaktır" şerî kaidesi teyit edilmiş olur. Dolayısıyla bir Müslüman, Şâri’nin hitabından o fiil hakkındaki Allah'ın hükmünü bilmeden bir fiile girişemez. Mübahlık da şerî hükümlerden biridir, bu yüzden ona dair Şeriat’tan bir delil olmalıdır...
Bu fiillerle ilgilidir. Fiillerin nesnesi olan eşyaya gelince; eşyada asıl olan, haram olduğuna dair bir delil gelmedikçe mübahlıktır. Eşyada asıl olan şeyin mübah olmasıdır ve haram olduğuna dair bir şerî delil gelmedikçe haram kılınmaz. Çünkü şerî nasslar tüm eşyaları mübah kılmış ve bu nasslar her şeyi kapsayacak şekilde genel gelmiştir. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
أَلَمْ تَرَ أَنَّ اللَّهَ سَخَّرَ لَكُم مَّا فِي الْأَرْضِ
"Allah'ın, yeryüzündeki her şeyi sizin hizmetinize verdiğini görmedin mi?" (Hac [22]: 65)
Allah'ın yeryüzündeki her şeyi insanın hizmetine vermesinin anlamı, yeryüzündeki her şeyi ona mübah kılmasıdır. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
يَا أَيُّهَا النَّاسُ كُلُوا مِمَّا فِي الْأَرْضِ حَلَالاً طَيِّباً
"Ey insanlar! Yeryüzünde bulunanların helal ve temiz olanlarından yeyin." (Bakara [2]: 168)
Şöyle buyurmuştur:
يَا بَنِي آدَمَ خُذُوا زِينَتَكُمْ عِندَ كُلِّ مَسْجِدٍ وَكُلُوا وَاشْرَبُوا
"Ey Âdemoğulları! Her mescide gidişinizde güzel giysilerinizi giyin; yeyin, için..." (A’râf [7]: 31)
Ve şöyle buyurmuştur:
هُوَ الَّذِي جَعَلَ لَكُمُ الْأَرْضَ ذَلُولاً فَامْشُوا فِي مَنَاكِبِهَا وَكُلُوا مِن رِّزْقِهِ
"Yeryüzünü sizin boyun eğdiren O’dur. Öyleyse yerin omuzlarında (dağlarında, bellerinde) yürüyün ve Allah’ın rızkından yeyin." (Mülk [67]: 15)
İşte eşyanın mübahlığı hakkında gelen tüm ayetler genel olarak gelmiştir; bu genellik tüm eşyaların mübahlığına delalet eder. Dolayısıyla tüm eşyaların mübahlığı Şâri’nin genel hitabı ile gelmiştir. Onların mübahlığının delili, her şeyi mübah kılan şerî nasslardır. Eğer bir şey haram kılınmışsa, bu genel hükmü tahsis eden ve o şeyin genel mübahlıktan istisna edildiğini gösteren bir nassın bulunması gerekir; eşyada aslolanın mübahlık olmasının sebebi budur. Bu nedenle Şeriat'ın bazı şeyleri haram kıldığında, genel nassın istisnası olarak bu şeyleri bizzat belirttiğini görürüz. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
حُرِّمَتْ عَلَيْكُمُ الْمَيْتَةُ وَالدَّمُ وَلَحْمُ الْخِنزِيرِ
"Ölü (leş), kan, domuz eti... size haram kılındı." (Mâide [5]: 3)
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem de şöyle buyurmuştur:
«حُرِّمَتِ الْخَمْرَةُ لِعَيْنِهَا»
"İçki bizzat kendisinden dolayı haram kılınmıştır." (Mebsût'ta İbn Abbas'tan nakledilmiştir). Dolayısıyla Şeriat'ın haramlığını nassla belirttiği şeyler genel nassın istisnasıdır ve asıl olanın hilafınadır...]
Bundan da anlaşılmaktadır ki; gerek senin işaret ettiğin ("Muamelelerde asıl olan helalliktir") kaidesi gerekse yukarıda işaret ettiğimiz diğer kaideler bizim katımızda mercûh (zayıf) kaidelerdir. Doğru görüş ise zikrettiğimiz üzere fiiller ve eşyalar ile ilgili olandır; yani "Fiillerde asıl olan şerî hükme bağlanmaktır" ve "Eşyada asıl olan, haram kılındığına dair bir delil gelmedikçe mübahlıktır".
Umarım bu yeterlidir. Allah en iyi bilendir ve hüküm verendir.
Kardeşiniz Ata bin Halil Ebu’r Raşta
29 Cemaziyelevvel 1441 H. 23/02/2020 M.
Emir’in (Allah onu korusun) Facebook sayfasındaki cevap linki: https://www.facebook.com/AmeerhtAtabinKhalil/photos/pb.122848424578904.-2207520000../1282147805315621/?type=3&theater&_rdc=1&_rdr
Emir’in (Allah onu korusun) Web sayfasındaki cevap linki: http://archive.hizb-ut-tahrir.info/arabic/index.php/HTAmeer/QAsingle/4019