Hizb ut-Tahrir Emiri Celil Âlim Ata bin Halil Ebu’r Raşta’nın Sosyal Medya Sayfası "Fıkhî" Takipçilerinin Sorularına Verdiği Cevaplar Serisi
Soru-Cevap
Allah'ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun. Allah Teâlâ'dan tam bir afiyet ve hayır üzere olmanızı niyaz ederim ey Şeyhimiz. Allah sizi ve bizi korumasıyla muhafaza etsin; İslam ümmetine, size ve bize Nübüvvet metodu üzere Hilafet gölgesinde İslam'ın hükmünü nasip etsin.
Soru:
Ülkemizde trafik kazaları arttı ve bu durum birçok kişinin ölümüne yol açtı. Sürücülerin ve yolcuların güvenliğini korumak amacıyla trafik kurallarına uyulmasını tavsiye ediyorduk. Ancak bazıları bu kanunların İslami olmadığını, şer’î nasslara dayanmadığını ve trafik kanunları da dahil bizi yöneten tüm kanunların gayri İslami olduğunu söyleyerek tepki gösterdi. Bazıları ise bu kuralların şer’î hükümler olduğunu ve bunlara aykırı davranmanın caiz olmadığını savunarak cevap verdi; böylece tartışma kızıştı.
Peki, İslam ile yönetilmeyen bu devletlerde (ister Müslümanların beldeleri ister küfür beldeleri olsun) trafik kurallarına aykırı davranmak haram mıdır? Buna dair deliller var mıdır? Allah sizi mükafatlandırsın.
Cevap:
Ve Aleykumselam ve Rahmetullahi ve Berakatuh,
Öncelikle güzel duaların için teşekkür ederim. Allah Sübhânehu ve Teâlâ'dan senin için hayır, tüm Müslümanlar için ise zafer ve kudret niyaz ederim.
Soruya gelince; Allah’ın izniyle meselenin çeşitli yönlerden açıklaması şöyledir:
1- Kanun, "yöneticinin insanları ilişkilerinde uymaya mecbur kıldığı kurallar bütünü" olarak tanımlanır. Bu demektir ki yönetici veya devlet, belirli hükümleri alır, onları tabenni eder (benimser) ve onlarla amel edilmesini emreder. Böylece bu hükümler yönetici veya devlet tarafından tabenni edildikten sonra teba için bağlayıcı kanunlar haline gelir.
2- Belirtilen anlamda kanun koymak şer'an caizdir ve bunu Halife yapar. Çünkü Şeriat, hükümleri tabenni etme ve onlarla bağlayıcılık sağlama yetkisini Halife’ye vermiştir. Bu konuyu kitaplarımızda detaylandırdık. "Anayasa Mukaddimesi" kitabının birinci cildinde, Halife’nin yetkilerinden bahseden 136. maddenin "a" bendinin açıklamasında geçen şu ifadeleri sana aktarıyorum:
"(a- Halife; ümmetin işlerinin güdülmesi için gerekli olan, Allah'ın Kitabı ve Rasulü’nün sünnetinden doğru bir içtihatla istinbat edilmiş şer’î hükümleri tabenni eden kişidir. Böylece bu hükümler, itaat edilmesi gereken ve muhalefet edilmesi caiz olmayan kanunlar haline gelir.
...
(a) fıkrasının delili sahabenin icmasıdır. Kanun terimsel bir lafızdır ve anlamı şudur: İnsanların ona göre hareket etmesi için yöneticinin çıkardığı emir. Kanun (yöneticinin insanları ilişkilerinde uymaya mecbur kıldığı kurallar bütünü) olarak tanımlanmıştır. Yani eğer yönetici belirli hükümler emrederse, bu hükümler kanun olur ve insanlar buna uymakla yükümlü olur; eğer yönetici emretmezse kanun olmaz ve insanlar buna uymakla yükümlü olmazlar. Müslümanlar şer’î hükümlere göre hareket ederler; yani yöneticinin emir ve yasaklarına göre değil, Allah'ın emir ve yasaklarına göre hareket ederler. Dolayısıyla uydukları şeyler yöneticinin emirleri değil şer’î hükümlerdir. Ancak sahabe bu şer’î hükümlerde ihtilaf etmişlerdir; bazıları şer’î nasslardan diğerlerinin anladığından farklı şeyler anlamıştır. Herkes kendi anlayışına göre hareket ediyordu ve onun anlayışı kendisi hakkında Allah'ın hükmüydü. Fakat ümmetin işlerinin güdülmesinin, tüm Müslümanların tek bir görüş üzerine hareket etmesini ve herkesin kendi içtihadına göre hareket etmemesini gerektirdiği şer’î hükümler vardır. Nitekim bu durum fiilen gerçekleşmiştir: Ebû Bekir, malın (devlet gelirlerinin) Müslümanlar arasında eşit olarak dağıtılması gerektiği görüşündeydi, çünkü bu hepsinin eşit hakkıydı. Ömer ise Rasulullah ile birlikte savaşanla O'na karşı savaşanın, ya da fakirle zenginin bir tutulmasının doğru olmayacağı görüşündeydi. Ancak Ebû Bekir Halife idi ve kendi görüşüyle amel edilmesini emretti, yani malın eşit dağıtılmasını tabenni etti. Müslümanlar bu konuda ona uydular, kadılar ve valiler buna göre hareket ettiler; Ömer de ona boyun eğdi, Ebû Bekir’in görüşüyle amel etti ve onu uyguladı. Ömer Halife olduğunda ise Ebû Bekir’in görüşüne muhalif bir görüşü tabenni etti; yani malın eşit değil, kıdem ve ihtiyaca göre üstünlük esasına göre dağıtılmasını emretti. Müslümanlar ona uydular, valiler ve kadılar bununla amel ettiler. Böylece, imamın Şeriat’tan doğru bir içtihatla alınmış belirli hükümleri tabenni etme ve onlarla amel edilmesini emretme yetkisi olduğuna dair Sahabe İcması oluşmuştur. Müslümanlar, kendi içtihatlarına muhalif olsa bile bu hükümlere itaat etmek ve kendi görüşlerini terk etmek zorundadırlar. İşte bu tabenni edilen hükümler kanunlardır. Bu nedenle kanun koyma yetkisi sadece Halife’ye aittir, ondan başkası buna asla sahip değildir.)" (Bitti).
3- Halife’nin koyduğu kanunlar iki kısımdır:
a- Bir kısmı şer’î hükümlerdir; Halife bunları tabenni eder ve insanları bunlarla amel etmeye zorlar. Muamelat hükümleri, ukubat (cezalar) ve benzerleri gibi... Tebanın bu kısma uyması iki nedenden dolayı vaciptir: Şer’î hüküm oldukları için ve şer’î yöneticiye itaat etmenin vacip olması nedeniyle.
b- Diğer bir kısım ise Halife’nin işlerin güdülmesindeki yetkilerine dayanarak Müslümanların maslahatına uygun olarak koyduğu idari düzenlemelerdir; trafik kanunları gibi... Tebanın bu kısma uyması, yukarıda açıklandığı üzere şer’î yöneticiye itaat etmenin vacip olması babından vaciptir.
4- Şer’î olmayan yöneticiye ve beşerî kanunlarla hükmeden yöneticiye gelince; Müslümanlar üzerinde itaat hakkı bulunmadığı için ona şer’an itaat vacip değildir ve kanunları Müslümanlar için bağlayıcı değildir. Günümüzde şer’î olmayan yöneticiden sadır olan kanunlar üç türdür:
a- Evlenme, boşanma, miras gibi konuları İslam fıkhından alınan hükümlerle düzenleyen ve "Kişisel Statü Kanunları" olarak adlandırılan şer’î hükümlerden alınmış kanunlar. Şer’î hükümlere uygun olduğu sürece bu kanunlarla amel edilir, çünkü bunlarla amel etmek aslında şer’î hükümlerle amel etmektir.
b- Faiz, zina, içki ve haram satışlara izin veren kanunlar ile mülkiyeti ve dağılımını düzenleyen, ekonomik hayatı, eğitimi ve diğerlerini şekillendiren Şeriat’a aykırı kanunlar. Bu, Allah'ın indirdiği dışındakiyle hükmetme babına girer ve haramdır. Müslümanların bu tür kanunlarla amel etmeleri caiz değildir, aksine bu onlara şiddetle haramdır. Bu kanunları değiştirmek ve onları şer’î hükümlere uygun hale getirmek için çalışmak vaciptir.
c- Trafik düzenlemeleri, eğitim düzenlemeleri, bina ve yol yapımı gibi idari düzenlemelere ilişkin kanunlar... Şeriat, bunları çıkaran mercilere itaati zorunlu kılmadığı için bu kanunlarla amel etmek şer'an vacip değildir. Ancak bu kanunlarla amel etmek şer'an haram da değildir, aksine idari düzenlemelere girdiği için caizdir.
Lakin bu idari kanunlara uymamak; kırmızı ışıkta durmamak gibi cana veya başkalarına zarar ve eza verilmesine yol açıyorsa, bu durumda bu kanunlara uymak vacip olur. Ancak bu vaciplik, şer’î olmayan yöneticiye itaat babından değil, kurallara uymamanın yol açacağı "zarar" babındandır. Rasulullah ﷺ zararı haram kılmıştır. Hâkim, Müstedrek'inde Ebû Saîd el-Hudrî (ra)'dan rivayet ettiğine göre Rasulullah ﷺ şöyle buyurmuştur:
لَا ضَرَرَ وَلَا ضِرَارَ، مَنْ ضَارَّ ضَارَّهُ اللَّهُ، وَمَنْ شَاقَّ شَاقَّ اللَّهُ عَلَيْهِ
"Zarar vermek ve zarara zararla karşılık vermek yoktur. Kim başkasına zarar verirse, Allah da ona zarar verir. Kim başkasına meşakkat çıkarırsa, Allah da ona meşakkat çıkarır."
Hâkim bu hadis için "Müslim’in şartlarına göre isnadı sahihtir ancak her ikisi (Buhari ve Müslim) de tahric etmemiştir" demiştir. Zehebî de "Müslim’in şartı üzeredir" diyerek bunu onaylamıştır. Dolayısıyla bu gibi durumlarda kurallara uyma zorunluluğu, şer’î olmayan veya gayrimüslim bir yöneticinin koyduğu idari kanunlara itaatten değil; zarar verme, zarara uğrama ve eziyet etme haramlığından kaynaklanmaktadır.
5- Buna binaen; Müslümanların yaşadığı ancak Şeriat ile yönetilmeyen beldelerde ve gayrimüslimlerin beldelerinde trafik kurallarına uyulması hakkında derim ki: Bu kanunlara ve bu türden idari düzenlemelere uymak şer'an caizdir; yani haram değildir, aynı zamanda (aslen) vacip de değildir... Ancak bir istisna vardır: Eğer idari kurala uymamak bir zarara ve ezaya yol açıyorsa o zaman uymak vacip olur. Bu vaciplik şer’î olmayan veya gayrimüslim yöneticiye itaatten değil, zarar ve eza vermenin haram olmasındandır.
Bugün gözlemlenen odur ki, birçok durumda idari düzenlemelere, özellikle de trafik kanunlarına aykırı davranmak zarara yol açmaktadır. Dolayısıyla, zararı ortadan kaldıran bu kurallara riayet etmek, ihlal durumunda oluşacak zararı engellemek adına uygulanır.
Meselenin tüm yönleriyle açıklığa kavuştuğunu umuyorum.
Kardeşiniz Ata bin Halil Ebu’r Raşta
07 Şevval 1440 H. 10/06/2019 M.
Emir’in (Allah onu korusun) Facebook sayfasındaki cevap linki: https://web.facebook.com/AmeerhtAtabinKhalil/photos/a.122855544578192/1073879039475833/
Emir’in (Allah onu korusun) web sayfasındaki cevap linki: http://archive.hizb-ut-tahrir.info/arabic/index.php/HTAmeer/QAsingle/3958