Home About Articles Ask the Sheikh
Soru & Cevap

Soru Cevap: Daru'l İslam'da da Daru'l Küfür'de de Faiz Faizdir

August 18, 2021
3325

Hizb-ut Tahrir Emiri Celil Âlim Ata bin Halil Ebu’r Raşta’nın Facebook Sayfası Takipçilerinin Sorularına Verdiği Cevaplar Serisi "Fıkhî"

Soru Cevap

Muhammed Ebu Hudayr'a

Soru:

Selamun Aleykum, Ebu Hanife, Süfyan es-Sevri ve diğerlerinin, (Lâ ribâ fî dâri’l küfr) “Küfür yurdunda faiz yoktur” hadisine, Abbas’ın küfür yurdundaki faiz muamelesine ve Ebu Bekir’in Mekke’de müşriklerle bahse girmesine ve Rasulullah Aleyhisselam’ın buna ortak olmasına dayanarak küfür yurdunda faiz olmayacağı yönündeki görüşlerini açıklayabilir misiniz? Özellikle dünya bütün genişliğine rağmen kendisine dar gelenler için bu tür görüşleri taklit etmek caiz midir? Lütfen bunu Emir’e iletin ve bana özelden gönderin, teşekkürler.

Cevap:

Birincisi: Faiz, ister Daru'l İslam'da ister Daru'l Küfür'de olsun, her halükarda haramdır. Zira faizle ilgili deliller, Allah Subhânehu ve Teâlâ'nın Kitabı'ndan ve Rasulü’nün ﷺ sünnetinden olan Şer’î nasslarda geçtiği üzere, herhangi bir tahsis olmaksızın genel ve herhangi bir kayıt olmaksızın mutlak olarak gelmiştir:

  • Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

الَّذِينَ يَأْكُلُونَ الرِّبا لا يَقُومُونَ إِلَّا كَمَا يَقُومُ الَّذِي يَتَخَبَّطُهُ الشَّيْطَانُ مِنَ الْمَسِّ ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ قَالُوا إِنَّمَا الْبَيْعُ مِثْلُ الرِّبا وَأَحَلَّ اللَّهُ الْبَيْعَ وَحَرَّمَ الرِّبا فَمَنْ جَاءَهُ مَوْعِظَةٌ مِنْ رَبِّهِ فَانْتَهَى فَلَهُ مَا سَلَفَ وَأَمْرُهُ إِلَى اللَّهِ وَمَنْ عَادَ فَأُولَئِكَ أَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ * يَمْحَقُ اللَّهُ الرِّبَا وَيُرْبِي الصَّدَقَاتِ وَاللَّهُ لَا يُحِبُّ كُلَّ كَفَّارٍ أَثِيمٍ

"Faiz yiyenler, ancak şeytan çarpmış kimsenin kalktığı gibi kalkarlar. Bu, onların 'Alışveriş de faiz gibidir' demelerinden dolayıdır. Oysa Allah, alışverişi helal, faizi haram kılmıştır. Kime Rabbinden bir öğüt gelir de (faizden) vazgeçerse, geçmişi kendisinindir ve işi Allah'a kalmıştır. Kim de tekrar dönerse, işte onlar ateş ehlidirler ve orada ebedi kalacaklardır. Allah, faizi tüketir (bereketini giderir), sadakaları ise artırır. Allah, küfürde ve günahta ısrar eden hiç kimseyi sevmez." (Bakara [2]: 275-276)

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آَمَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ وَذَرُوا مَا بَقِيَ مِنَ الرِّبَا إِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ* فَإِنْ لَمْ تَفْعَلُوا فَأْذَنُوا بِحَرْبٍ مِنَ اللَّهِ وَرَسُولِهِ وَإِنْ تُبْتُمْ فَلَكُمْ رُءُوسُ أَمْوَالِكُمْ لَا تَظْلِمُونَ وَلَا تُظْلَمُونَ

"Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve eğer gerçekten inanıyorsanız, faizden geri kalan kısmı bırakın. Eğer böyle yapmazsanız, Allah ve Rasulü tarafından size açılan savaştan haberiniz olsun. Eğer tövbe ederseniz, sermayeleriniz sizindir. Ne zulmedersiniz, ne de zulme uğrarsınız." (Bakara [2]: 278-279)

  • Rasulullah ﷺ, Müslim’in Ubade bin es-Samit’ten rivayet ettiğine göre şöyle buyurmuştur:

الذَّهَبُ بِالذَّهَبِ وَالْفِضَّةُ بِالْفِضَّةِ وَالْبُرُّ بِالْبُرِّ وَالشَّعِيرُ بِالشَّعِيرِ وَالتَّمْرُ بِالتَّمْرِ وَالْمِلْحُ بِالْمِلْحِ مِثْلاً بِمِثْلٍ سَوَاءً بِسَوَاءٍ يَداً بِيَدٍ فَإِذَا اخْتَلَفَتْ هَذِهِ الْأَصْنَافُ فَبِيعُوا كَيْفَ شِئْتُمْ إِذَا كَانَ يَداً بِيَدٍ

"Altın altınla, gümüş gümüşle, buğday buğdayla, arpa arpayla, hurma hurmayla, tuz tuzla; benzeri benzerine, eşit miktarda ve peşin olarak satılırlar. Eğer bu sınıflar değişirse, peşin olması şartıyla dilediğiniz gibi satın."

Müslim ayrıca Ebu Said el-Hudri'den Rasulullah ﷺ'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

الذَّهَبُ بِالذَّهَبِ وَالْفِضَّةُ بِالْفِضَّةِ وَالْبُرُّ بِالْبُرِّ وَالشَّعِيرُ بِالشَّعِيرِ وَالتَّمْرُ بِالتَّمْرِ وَالْمِلْحُ بِالْمِلْحِ مِثْلاً بِمِثْلٍ يَداً بِيَدٍ فَمَنْ زَادَ أوِ اسْتَزَادَ فَقَدْ أَرْبَى الآخِذُ وَالْمُعْطِي فِيهِ سَوَاءٌ

"Altın altınla, gümüş gümüşle, buğday buğdayla, arpa arpayla, hurma hurmayla, tuz tuzla; benzeri benzerine ve peşin olarak satılırlar. Kim artırır veya artırılmasını talep ederse faize girmiş olur; bu işlemde alan da veren de birdir."

  • Ebu Davud Sünen’inde Ubade bin es-Samit’ten rivayet ettiğine göre Rasulullah ﷺ şöyle buyurmuştur:

الذَّهَبُ بِالذَّهَبِ تِبْرُهَا وَعَيْنُهَا وَالْفِضَّةُ بِالْفِضَّةِ تِبْرُهَا وَعَيْنُهَا وَالْبُرُّ بِالْبُرِّ مُدْيٌ بِمُدْيٍ وَالشَّعِيرُ بِالشَّعِيرِ مُدْيٌ بِمُدْيٍ وَالتَّمْرُ بِالتَّمْرِ مُدْيٌ بِمُدْيٍ وَالْمِلْحُ بِالْمِلْحِ مُدْيٌ بِمُدْيٍ فَمَنْ زَادَ أَوْ ازْدَادَ فَقَدْ أَرْبَى وَلَا بَأْسَ بِبَيْعِ الذَّهَبِ بِالْفِضَّةِ وَالْفِضَّةُ أَكْثَرُهُمَا يَداً بِيَدٍ وَأَمَّا نَسِيئَةً فَلَا وَلَا بَأْسَ بِبَيْعِ الْبُرِّ بِالشَّعِيرِ وَالشَّعِيرُ أَكْثَرُهُمَا يَداً بِيَدٍ وَأَمَّا نَسِيئَةً فَلَا

"Külçe ve darp edilmiş altın altınla; külçe ve darp edilmiş gümüş gümüşle; buğday buğdayla ölçek ölçeğe; arpa arpayla ölçek ölçeğe; hurma hurmayla ölçek ölçeğe; tuz tuzla ölçek ölçeğe satılır. Kim artırır veya fazla isterse faize girmiş olur. Altını gümüşle, gümüş daha fazla olsa bile peşin olmak şartıyla satmakta bir sakınca yoktur, ancak veresiye olmaz. Buğdayı arpayla, arpa daha fazla olsa bile peşin olmak şartıyla satmakta bir sakınca yoktur, ancak veresiye olmaz."

  • Kitaplarımızda faiz meselesi hakkında yeterli açıklama mevcuttur. İslam İktisat Nizamı kitabının 250-254. sayfalarında (Word dosyası versiyonu) şöyle geçmektedir: [Faiz ve Sarf: Riba (faiz), aynı cinsten olan iki malı birbiriyle fazlalıklı olarak değiştirmektir. Sarf (döviz işlemi) ise altın ve gümüşü kendi cinsleriyle eşit olarak veya farklı cinsleriyle eşit ya da fazlalıklı olarak değiştirmektir. Sarf sadece satışta olurken, Riba ise satışta, borçta veya selem akdinde olur...

Faiz, satış ve selem akitlerinde sadece şu altı şeyde gerçekleşir: Hurma, buğday, arpa, tuz, altın ve gümüş. Borç (karz) ise her şeyde gerçekleşir; dolayısıyla bir şeyi, daha azını veya daha fazlasını ya da başka bir türünü geri almak üzere ödünç vermek helal değildir. Ancak ödünç verdiğinin aynısını, aynı tür ve miktarda geri alabilirsin. Satış ve selem ile borç arasındaki fark şudur: Satış ve selem bir türün başka bir türle veya kendi türüyle değişiminde olurken, borç mutlaka bir türün kendi türüyle değişiminde olur. Faizin sadece bu altı türde olmasının nedeni, Sahabenin bu konuda icma etmesi ve Rasulullah ﷺ'in şu sözüdür: "Altın altınla, gümüş gümüşle, buğday buğdayla, arpa arpayla, hurma hurmayla, tuz tuzla; benzeri benzerine, eşit miktarda ve peşin olarak satılırlar. Eğer bu sınıflar değişirse, peşin olması şartıyla dilediğiniz gibi satın." Müslim, Ubade bin es-Samit'ten rivayet etmiştir. İcma ve hadis, içinde faiz olan belirli şeyleri nassla belirlemiştir; dolayısıyla faiz ancak bunlarda sabit olur. Bu altı tür dışındakiler hakkında haramlığa dair bir delil gelmemiştir, bu yüzden bunlar dışında faiz olmaz. Ancak bu türlerin cinsinden olan ve vasıflarının uyduğu her şey buna dâhildir. Bunlar dışındakiler ise dâhil değildir. Bu şeylerdeki haramlığın gerekçesine (illet) gelince; nasslarda bir gerekçe belirtilmemiştir, bu yüzden akli bir gerekçe üretilemez. Çünkü illet aklî değil, Şer’îdir. Bir nassdan anlaşılmadığı sürece hiçbir gerekçe muteber değildir. İllet kıyasına gelince; bu burada mümkün değildir, zira illet kıyasında, illet kabul edilen şeyin üzerine kıyas yapılabilecek kadar açık bir vasıf olması şarttır. Eğer camid (türetilmemiş) bir isimse veya açık olmayan bir vasıfsa, illet olmaya elverişli değildir ve başkası ona kıyaslanamaz...] İktisat Nizamı'ndan yapılan alıntı burada sona ermiştir. Bu konu ilgili bölümde detaylandırılmıştır, oraya müracaat edilebilir.

Tüm bunlar, faizin nerede olursa olsun haram olduğuna delalet eder; Daru'l İslam ile Daru'l Harp arasında fark yoktur. Zira faizi haram kılan nasslar geneldir, tahsis edilmemiştir ve mutlaktır, kayıtlandırılmamıştır. Fakihlerin çoğunluğu bu görüştedir.

İkincisi: Hanefilerden Daru'l Harp'te faizin caiz olduğuna dair nakledilenlere gelince, bu Ebu Hanife ve talebesi Muhammed bin el-Hasan'ın mezhebidir (Ebu Yusuf onlara muhalefet etmiştir)...

Sorunuzda zikrettiğiniz Abbas ve Ebu Bekir ile ilgili delil getirdikleri hususlara gelince, bunlarda tartışılacak noktalar vardır:

1- Abbas (r.a.) meselesi: Hicri 321 vefatlı Ebu Cafer et-Tahavi, "Beyânu Müşkili'l Âsâr" adlı kitabında "Muhammed bin el-Hasan'ın, Ebu Hanife'nin Müslümanlar ile müşrikler arasında Daru'l Harp'te faizin mübahlığına dair söylediği sözlere delil getirdiği hususlarda Rasulullah ﷺ'den rivayet edilen müşkillerin beyanı babı" başlığı altında şunları söylemektedir:

[... Bu rivayetlerde faizin o günlerde Daru'l İslam'da Müslümanlar arasında haram olduğu geçmektedir. Sonra Rasulullah ﷺ'in Veda Haccı hutbesinde ne dediğini buluyoruz: Rabi el-Muradi'nin Cabir bin Abdullah (r.a.)'dan rivayet ettiğine göre Rasulullah ﷺ Veda Haccı’nda Arefe günü hutbesinde şöyle buyurmuştur: "Cahiliye faizi kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk faiz de Abbas bin Abdulmuttalib'in faizidir; onun tamamı kaldırılmıştır." Ve ekler: Amr bin el-Ahvas'tan: Rasulullah ﷺ'i şöyle buyururken işittim: "Dikkat edin, Cahiliye faizlerinden her faiz kaldırılmıştır. Sermayeleriniz sizindir; ne zulmedersiniz ne de zulme uğrarsınız."... Bu, Mekke fethedilene kadar Daru'l Harp iken faizin orada mevcut olduğuna delalet eder. Çünkü Cahiliye ancak fetihle son bulmuştur. Rasulullah ﷺ'in "kaldırdığım ilk faiz bizim faizimiz olan Abbas bin Abdulmuttalib'in faizidir" sözü, Abbas'ın faizinin Rasulullah ﷺ onu kaldırana kadar devam ettiğine delalet eder. Çünkü O, ancak var olan bir şeyi kaldırır, daha önce düşmüş olan bir şeyi değil...

Bu durum, Mekke’nin fethine kadar Abbas’ın faiz alacağı olduğunu gösterir. Oysa Abbas bundan önce Müslüman olmuştu. Bu da, faizin Müslümanlar arasında Daru'l İslam'da haram iken, Mekke Daru'l Harp olduğu sırada Müslümanlar ile müşrikler arasında helal olduğuna delalet eder...

Ebu Hanife ve es-Sevri'nin dediği gibi...] (Alıntı bitti).

Bu konuda racih (üstün) olan cevap şudur:

a- Bu, Abbas’ın Mekke halkıyla orası Daru'l Harp olduğu için faizle muamele ettiğine delil teşkil etmez. Çünkü Mekke fetihten itibaren Daru'l İslam olmuştur ve bu hadis "Kaldırdığım ilk faiz Abbas bin Abdulmuttalib'in faizidir" sözü fetihten iki yıldan fazla bir süre sonra söylenmiştir! Eğer Rasulullah ﷺ bunu Mekke’nin fethi sırasında söyleseydi bir anlamı olurdu. Ancak hadisin iki yıl sonra söylenmesi, delil getirme yönünü geçersiz kılar.

b- Ayrıca hadisteki "Dikkat edin, Cahiliye faizlerinden her faiz kaldırılmıştır" ifadesindeki faizin Cahiliye'ye nispet edilmesi, bu faizin Abbas'ın İslam'ından önce olduğuna işaret edebilir. Çünkü Cahiliye, İslam'dan öncesidir. Buna göre hadisin manasında racih olan şudur: Abbas İslam'dan önce faizle muamele ediyordu ve borçlulardan faiz alacağı vardı. Nebi ﷺ onu bunları almaktan men etti; "Eğer tövbe ederseniz, sermayeleriniz sizindir" ayeti gereği bu faizin kaldırıldığını bildirdi.

2- Şu sözleriyle getirdikleri delile gelince: ("Ebu Bekir es-Sıddık (r.a.), hicretten önce Allah Teâlâ: ﴿الم * غُلِبَتِ الرُّومُ...﴾ ayetini indirdiğinde Kureyş müşrikleriyle bahse girmişti. Kureyş ona: 'Rumların galip geleceğini mi sanıyorsunuz?' dedi. O da: 'Evet' dedi. Onlar: 'Bizimle bahse girer misin?' dediler. O da 'Evet' dedi ve onlarla bahse girdi. Durumu Nebi ﷺ'e haber verince Nebi ﷺ: 'Onlara git ve bahsi artır' buyurdu. O da öyle yaptı. Rumlar Farslara galip gelince Ebu Bekir bahsi kazandığını aldı; Nebi ﷺ de buna izin verdi. Bu, Ebu Bekir ile Mekke müşrikleri arasındaki kumarın ta kendisidir ve Mekke o zaman şirk yurduydu...") Buradaki bahis, kumar veya meysir (şans oyunu) kullanmaktır.

Buna iki yönden cevap verilir: Birincisi, alimlerin çoğunluğu bunun mensuh (hükmü kaldırılmış) olduğunu düşünmektedir; zira bu, meysir (kumar) yasağı inmeden önceydi... İkincisi, bazı alimler bu bahsin caiz olduğunu ve mensuh olmadığını savunurlar; çünkü bundan maksat İslam’ın zaferidir. Bu, Şeyhulislam İbn Teymiyye ve İbn Kayyim'in tercihidir. Her iki durumda da, bundan Daru'l Harp'te faizin caiz olduğu sonucunu çıkarmak mercuh (zayıf) bir çıkarımdır.

3- Buna binaen, bu meselede racih olan görüş şudur: Faiz; Müslüman ile Müslüman arasında, Müslüman ile kâfir arasında, Daru'l İslam'da, Daru'l Küfür'de veya Daru'l Harp'te kesinlikle haramdır... Malikiler, Şafiler ve Hanbeliler başta olmak üzere fakihlerin çoğunluğunun görüşü budur. Bilgi için bazı fakihlerin bu konudaki sözlerini aşağıda bulabilirsiniz:

a- İbn Kudame el-Makdisi (rahimehullah) el-Muğni'de şöyle der: ("Faiz, Daru'l İslam'da haram olduğu gibi Daru'l Harp'te de haramdır. Malik, Evzai, Ebu Yusuf, Şafii ve İshak da bu görüştedir. Çünkü Allah Teâlâ: ﴿وحرّم الربا﴾ (Bakara: 275) ve ﴿الَّذِينَ يَأْكُلُونَ الرِّبا لا يَقُومُونَ إِلَّا كَمَا يَقُومُ الَّذِي يَتَخَبَّطُهُ الشَّيْطَانُ مِنَ الْمَسِّ﴾ (Bakara: 275) buyurmuştur. Yine Allah Teâlâ: ﴿يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آَمَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ وَذَرُوا مَا بَقِيَ مِنَ الرِّبَا﴾ (Bakara: 278) buyurmuştur. Haberlerin genelliği fazlalığın (tefâdul) haramlığını gerektirir. Rasulullah ﷺ'in: 'Kim artırır veya fazla isterse faize girmiş olur' sözü geneldir ve diğer hadisler de öyledir. Ayrıca Daru'l İslam'da haram olan her şey, Müslümanlar arasındaki faiz gibi, Daru'l Harp'te de haramdır.") Yine şöyle der: ("Düşman topraklarına eman ile giren kimse, onların mallarına hıyanet etmez ve onlarla faizle muamele yapmaz.") Ayrıca: ("Daru'l Harp'te faizin haramlığına gelince; bunu faiz bahsinde zikrettik. Allah Subhânehu ve Teâlâ'nın: ﴿وحرّم الربا﴾ sözü ve faizin haramlığına delalet eden diğer ayetler ve haberler geneldir; her yerdeki ve her zamandaki faizi kapsar.") Sözü burada biter...

b- Nevevi (rahimehullah) el-Mecmu' Şerhu'l Mühezzeb'de şöyle der: ("Faiz, Daru'l İslam'da nasıl cereyan ediyorsa Daru'l Harp'te de öyle cereyan eder. Malik, Ahmed ve Ebu Yusuf da bu görüştedir. Delilimiz ise faizi haram kılan delillerin genel olmasıdır. Çünkü Daru'l İslam'da haram olan her şey, diğer tüm fuhşiyat ve günahlar gibi Daru'l Şirk'te de haramdır. Ayrıca bu فاسد (fasit) bir akittir, nikâhta olduğu gibi üzerine akit yapılan şey onunla mübah olmaz.")

c- İmam Şafii (rahimehullah) şöyle demiştir: ("Bir grup Müslüman düşman topraklarına eman ile girerse, oradan ayrılana veya eman süreleri bitene kadar düşman onlardan emindir. Onlara zulmetmeleri veya hıyanet etmeleri helal değildir.") el-Ümm (4/263). Yine el-Ümm'de (4/284) şöyle der: ("Eğer bir adam Daru'l Harp'e eman ile girerse... ve onların mallarından bir şeye güç yetirirse, az olsun çok olsun ondan bir şey alması helal olmaz. Çünkü o, onlardan eminde ise onlar da ondan aynı şekilde emindedirler. Zira onlara verilen eman, Müslümanların ve zimmet ehlinin malları için geçerli olan dokunulmazlığı gerektirir. Çünkü mal şu yönlerle korunmuştur: Birincisi sahibinin Müslüman olması, ikincisi zimmet ehlinin malı olması, üçüncüsü ise belirli bir süreye kadar eman almış olanın malı olması.") (Alıntı bitti).

Son olarak; Allah Subhânehu ve Teâlâ'dan sana tertemiz ve helal bir rızık genişliği vermesini, seni Allah'a itaat içinde geçireceğin güzel bir hayatla nimetlendirmesini ve böylece her iki cihanda da o büyük kurtuluşa ermeni niyaz ederim.

Kardeşiniz Ata bin Halil Ebu’r Raşta

08 Muharrem 1443 H M. 16/08/2021

Emir'in (Allah onu korusun) Facebook sayfasındaki cevap linki: https://www.facebook.com/HT.AtaabuAlrashtah/posts/2995475100698494?_rdc=1&_rdr

Emir'in (Allah onu korusun) web sitesindeki cevap linki: http://archive.hizb-ut-tahrir.info/arabic/index.php/HTAmeer/QAsingle/4160

Makaleyi Paylaş

Bu makaleyi ağınızla paylaşın