Hizb ut-Tahrir Emiri Celil Âlim Atâ b. Halil Ebû’r-Raşta’nın Facebook Sayfası Takipçilerinin Sorularına Verdiği Cevaplar Serisi "Fıkhi" bölümünden.
Abu Rashed'e
Soru:
Değerli Şeyhimiz, Allah'ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun. Cevaplamanız ümidiyle huzurunuza bazı sorular sunuyorum. Allah sizi bizim adımıza hayırla mükafatlandırsın, zafer ve temkini ellerinizle gerçekleştirsin. Şüphesiz O, duaları işiten ve icabet edendir.
- Şirketler, fabrikalar ve ticari markalar:
İslam'da şirketlerde mutlaka bir beden (çalışma/insan unsuru) olması gerektiğini biliyoruz. Eğer mesela elektrikli veya elektronik cihazlar üreten bir fabrika kurmak amacıyla bir şirket kurulursa ve bu şirket ile fabrikası piyasada bilinen bir ticari markaya sahip olursa, sonra şirket sahipleri bunu satmak isterse:
a) İslam'da Kapitalizmdeki hisse senedi konusundan bağımsız olarak "şirketin piyasa değeri" diye bir şey var mıdır?
b) Fabrika satılırken ticari markanın takdir edilen bir değeri olur mu?
c) Ticari marka fabrikaya mı yoksa şirkete mi bağlıdır? Yani şirket baki kalıp fabrikalarından birini veya bir ürününün üretim hattını satsa, fiyat takdirinde ne esas alınır?
d) Şirketin feshedilmesi durumunda ticari markaya ne olur?
e) Şirkete bağlı fabrikanın ithalat ve ihracatı, hammadde tedarikçilerine vadeli borçları ve tüccarlardan alacakları olabilir. Satıştan önce borç ve alacakların "sıfırlanması" gerekir mi? Üretim devam ettiği sürece bu sürekli bir süreçtir.
f) Fabrika satıldığında çalışanlar ve şirketle olan sözleşmeleri ne olur?
- Hizmet şirketleri:
Kurulması için büyük sermaye gerektirmeyen, hizmet sunan şirketler vardır. Örneğin bir yazılım şirketi; bir fikir üzerine kuruludur, bir veya birden fazla program ya da uygulama yapar ve piyasaya satar. Bu uygulama (ki sadece belirli bir işlevi yerine getiren yazılım kodlarından ibarettir) çok sayıda kullanıcıya ulaştığında, buna bağlı olarak şirketin piyasa değeri çok yükselebilir. Uygulama başka bir tarafa (başka bir şirkete) satıldığında, fikir ve ona bağlı olan yazılım kodları satılmış olur; öyle ki satan tarafın satıştan sonra onu kullanma veya benzerini (fikri) üretme hakkı kalmaz. Mesela bir yerden bir yere giden aracın rotasını hesaplayan, en iyi yolu ve varış süresini seçen bir uygulama gibi. İslam'da bu gerçeklikle nasıl muamele edilir?
Cevap:
Ve aleykümselam ve rahmetullahi ve berakatüh,
Öncelikle bize yönelik güzel dualarınız için Allah sizden razı olsun, biz de size hayır dualar ediyoruz.
Birincisi: Sorularınıza cevap vermeden önce şunu belirtmek isterim ki İslam'da şirketler, Kapitalist sistemdeki şirketlerden farklıdır. Şer’an şirket: "Kâr amacıyla mali bir iş yapmak üzere iki veya daha fazla kişi arasında yapılan bir akittir." İslam'da şirket, tasarrufların kendisinden sadır olduğu hükmi bir şahsiyet (tüzel kişilik) değildir; aksi halde bu tasarruflar şer’an batıl olur. Aksine şirket, bünyesinde mutlaka tasarruf yetkisi olan bir bedenin (şahsın) bulunması gereken müşahhas bir cihettir. İktisat Nizamı kitabında "Anonim Şirketler ve Bunların Batıl Oluşu" bahsinde bu konuyu şöyle açıklamıştık:
[... Şirket, mal üzerinde tasarruf etmek için yapılan bir akittir. Onunla malın nemalandırılması, mülkiyetin nemalandırılmasıdır. Mülkiyetin nemalandırılması ise şer’î tasarruflardan biridir. Şer’î tasarrufların tamamı ise kavli (sözlü) tasarruflardır ve bunlar maldan değil, ancak bir şahıstan sadır olur. Dolayısıyla mülkiyetin nemalandırılmasının maldan değil, tasarruf sahibinden yani bir şahıstan olması kaçınılmazdır...
Buna göre, hükmi şahsiyet sıfatıyla şirketten sadır olan tasarruflar şer’an batıldır; çünkü tasarrufların belirli bir şahıstan, yani müşahhas bir insandan sadır olması ve bu şahsın tasarruf ehliyetine sahip kişilerden olması gerekir...
Şer’an tasarruflar ancak tasarruf ehliyetine sahip olan, yani baliğ ve akil veya mümeyyiz ve akil olan müşahhas bir insandan sadır olduğunda sahih olur. Bu şekilde sadır olmayan her tasarruf şer’an batıldır. Tasarrufun hükmi bir şahsiyete nispet edilmesi caiz değildir, aksine tasarruf ehliyetine sahip olan insan nevinden birine nispet edilmesi gerekir...] (Alıntı bitti).
Başka bir deyişle, İslam'da şirketin işleri ve faaliyetleri, şirketin kendisinden ve ortaklardan ayrılamaz. Şirket başka bir şey, faaliyetleri ve işleri başka bir şey değildir. Ancak sorduğunuz bazı sorularda, faaliyetlerin şirketten kopuk olabildiği Batılı şirketlerin pratik gerçekliğinden etkilendiğiniz görülüyor. Örneğin bir şirketin fabrikalarından kopuk hükmi bir şahsiyetinin olması... Bu durum şer’î şirketlerde tasavvur edilemez. Bilakis şer’î şirket ortaklardan, özellikle de beden ortağından ayrılamayacağı gibi işlerinden ve faaliyetlerinden de ayrılamaz; çünkü şirket akdi bu işler ve faaliyetler üzerine kuruludur.
İkincisi: Sorularınızın cevapları:
1- İslam'da şirket, ismiyle ve cismiyle alınıp satılamaz. Ancak ortakların anlaşmasıyla şer’î usullere göre tasfiye edilebilir; maddi varlıkları ve kârları ortaklar arasında ortaklık oranlarına göre bölüştürülür ve böylece şirket sona erer. Yani şirket, ismi ve sıfatıyla baki kalıp başkasına satılmaz ve satın alanlar tarafından yönetilmeye devam etmez! Şirketin zatında maddi bir değeri yoktur; zira İslam'da şirket, ortaklıktır ve sahiplerinden kopuk o hükmi şahsiyet değildir. Kapitalist sistemin bazı formlarında olduğu gibi değildir. Alınıp satılabilecek olan ise şirketin mülkiyetindeki binalar, makineler, konum, üretim kalitesi vb. gibi satıcı ve alıcının üzerinde anlaştığı maddi varlıklardır. Satış gerçekleştiğinde eski şirket ve sahipleri sona ermiş, yeni sahipleriyle yeni bir şirket kurulmuş olur.
2- Sizin "şirketin piyasa değeri" olarak adlandırdığınız şey; eğer ticari logo, ticari marka, itibar ve müşteriler gibi şer’an mubah olan hususlara dayanıyorsa ve bunlar fabrikaya veya şirkete maddi varlıklarının değerinden daha fazla bir değer katıyorsa, fabrika satılırken bu unsurlar göz önünde bulundurulabilir. Ya da bir ortak ayrılmak istediğinde hakkının takdir edilmesi için bu unsurlar hesaba katılabilir. Ancak bu değer, fikri mülkiyet ve benzeri mubah olmayan hususlara dayanıyorsa, yukarıda zikredilen değerleme sırasında bunlara itibar edilmez.
3- Eğer bir şirketin, fabrikalarından birinin ürünlerinde kullandığı ve üzerinde şirket isminin değil sadece fabrikanın isminin olduğu bir logosu veya ticari markası varsa, o fabrikayı satmak istediğinde logoyu ve markayı da fabrikaya bağlı olarak satabilir. Ancak logo ve marka satılan şirketin ismini taşıyorsa, şirketin satışı (tasfiyesi) ile birlikte o da sona erer.
4- Ticari marka, yukarıda belirttiğimiz gibi ürünü üreten tarafı ifade eder ve değerini ürünün kalitesinden ve üreticinin piyasadaki itibarından alır. Ürünü üreten şirket dağılıp üretim sona erdiğinde, ticari marka da şirketin dağılmasına bağlı olarak geçersiz hale gelir. Kimsenin onu kendine mal etmesi caiz olmaz çünkü ona ait değildir. Ancak ortaklardan biri şirketten ayrılmak isterse, ayrılan ortağın şirketteki hakkını vermek amacıyla şirket varlıkları değerlenirken markanın değeri hesaba katılabilir.
5- "Fabrikanın borçları ve alacakları varken satıştan önce bunların sıfırlanması gerekir mi?" sorunuza gelince: İslam'da fabrika şirketten kopuk değildir, aksine şirketin bizzat kendisi veya işlerinden biridir. Borçlu olan fabrika değildir, çünkü fabrika bağımsız bir taraf değil sadece bir iş ve maddi faaliyettir. Başkalarına borçlu olan veya başkalarından alacaklı olan taraf, fabrikanın işi olduğu şirkettir. Dolayısıyla fabrika satıldığında bina, üretim araçları ve bunlara bağlı şeyler satılmış olur. Şirketin zimmetindeki haklar ve şirketin alacakları ise, fabrika satışından bağımsız olarak ilgili taraflarla tasfiye edilmelidir. Kapitalist sistemde olduğu gibi fabrikanın borçları ve alacaklarıyla birlikte satılması şer’an sahih değildir.
6- "Fabrika satıldığında çalışanlar ve sözleşmeleri ne olur?" sorunuza gelince: Şer’an bu işçilerin sözleşmeleri şirketledir; çünkü fabrika tasarruf sahibi bir taraf değil, sadece şirketin işidir. Şirket, işçilerin çalıştığı fabrikayı sattığında, satışla birlikte iş mahalli ortadan kalktığı için fabrikadaki işleri sona erer. Bu durumda şirket, sözleşmeleri bitene kadar onlara şirketin başka alanlarındaki işlerini verebilir. Veya onlara çalışmasalar bile kalan kira (sözleşme) süresinin ücretlerini ödeyebilir. Ayrıca karşılıklı anlaşma ile sözleşmelerini feshedebilirler; böylece fabrikanın yeni sahibi, tecrübelerinden faydalanmak isterse onlarla yeni sözleşmeler yapabilir. Bu durum tamamen tarafların anlaşmasına kalmıştır. Her halükarda, bu işçilerin hizmet sözleşmeleri süreleri dolana kadar şirketle geçerli kalmaya devam eder; zira İslam'da kira (hizmet) sözleşmeleri bağlayıcıdır (lazım), süresinin belirli olması gerekir ve yenilenmediği takdirde o sürenin bitimiyle sona erer.
7- Yazılım ve uygulama şirketleri hakkındaki sorunuza gelince: Programlar ve uygulamalar menfaat sağlayan ürünlerdir, dolayısıyla satılmaları şer’an caizdir. Yani bir program veya uygulama geliştiren bir şirket, programın aslını, ilgili bilgilerini ve kodlarını bir başka tarafa satabilir. Bu durumda, programı veya uygulamayı satan ilk şirketin, eğer uygulamanın üzerine kurulu olduğu fikri ve aslını satmışsa ve satış sözleşmesinde kendisini bunu kullanmamakla yükümlü kılmışsa, onu kullanmaya devam etmesi şer’an caiz olmaz.
Bu cevapların yeterli olacağını umuyorum. Allah en iyi bilen ve en hikmetli olandır.
Kardeşiniz Atâ b. Halil Ebû’r-Raşta
28 Rebiulevvel 1444 H 24/10/2022 M
Emir’in (Allah onu korusun) Facebook sayfasındaki cevabın linki: Facebook