(Hizb-ut Tahrir Emiri Celil Âlim Ata bin Halil Ebu’r Raşte’nin Sosyal Medya Sayfası "Fıkhî" Takipçilerinin Sorularına Verdiği Cevaplar Serisi)
Osame Ayat’ın Sorusu
Selamun Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuh. Allah sizi hayırla mükâfatlandırsın Şeyhimiz.
Hadis ilmi ile ilgili size sormak istediğim bir soru var:
Âlimler sahih hadisi şu şekilde tanımlamışlardır: "Senedin başından sonuna kadar adil ve zabıt olan ravinin kendisi gibi birinden naklettiği, şâz ve muallel olmayan hadistir." Bunlar hadisin sahih kabul edilme kriterleridir. Ancak birçok âlimin zayıf hadisleri şevâhid ve mütâbaat yoluyla sahih kabul ettiğini görüyorum. Örneğin, bir hadis belli bir yoldan zayıf olarak gelebilir, ardından bu hadis için yine zayıf olan şevâhid veya mütâbaatlar bulunabilir; buna rağmen âlimlerin bu şevâhid ve mütâbaatlar aracılığıyla hadisi sahih kabul ettiklerini görüyoruz. Bu şevâhid ve mütâbaatların geçerlilik derecesi nedir? Hadisin sahih kılınmasında ne zaman etkili olurlar?
Cevabınız için şimdiden teşekkür ederim, Allah sizden razı olsun.
Cevap:
Ve Aleykumselam ve Rahmetullahi ve Berakatuh,
Soruya cevap vermeden önce hadis ilmindeki "şevâhid, mütâbaat, metin ve senet" gibi ilgili bazı terimleri örneklerle açıklamak yerinde olacaktır:
- Şafii’nin Müsned’inde şöyle geçer: Bize Malik, Abdullah bin Dinar’dan, o da Abdullah bin Ömer (r.anhuma)’dan haber verdi ki Resulullah ﷺ şöyle buyurdu:
الشَّهْرُ تِسْعٌ وَعِشْرُونَ، فَلَا تَصُومُوا حَتَّى تَرَوُا الْهِلَالَ، وَلَا تُفْطِرُوا حَتَّى تَرَوْهُ، فَإِنْ غُمَّ عَلَيْكُمْ فَأَكْمِلُوا الْعِدَّةَ ثَلَاثِينَ
"Ay yirmi dokuz gündür. Hilali görmedikçe oruca başlamayın, yine onu görmedikçe bayram yapmayın. Eğer hava bulutlu olursa sayıyı otuza tamamlayın." (Müsned-i Şafii)
Metin: Senedin kendisinde son bulduğu sözdür. Bu hadiste metin, Peygamber ﷺ’in şu sözüdür: "Ay yirmi dokuz gündür. Hilali görmedikçe oruca başlamayın, yine onu görmedikçe bayram yapmayın. Eğer hava bulutlu olursa sayıyı otuza tamamlayın."
Senet: Metni söyleyen kişiye ulaştıran raviler zinciridir. Bu hadisin senedi şöyledir: Şafii, Malik’ten, o Abdullah bin Dinar’dan, o Abdullah bin Ömer’den, o da Resulullah ﷺ’den.
Bu hadisi sadece Şafii, Malik’ten rivayet etmemiştir. Aynı zamanda Abdullah bin Mesleme de aynı isnatla Abdullah bin Ömer’den Malik aracılığıyla rivayet etmiştir. Nitekim Buhari Sahih’inde şöyle rivayet etmiştir: Bize Abdullah bin Mesleme anlattı, bize Malik anlattı, Abdullah bin Dinar’dan, o da Abdullah bin Ömer (r.anhuma)’dan naklettiğine göre Resulullah ﷺ şöyle buyurdu:
الشَّهْرُ تِسْعٌ وَعِشْرُونَ لَيْلَةً، فَلاَ تَصُومُوا حَتَّى تَرَوْهُ، فَإِنْ غُمَّ عَلَيْكُمْ فَأَكْمِلُوا العِدَّةَ ثَلاَثِينَ
"Ay yirmi dokuz gecedir. Onu görmedikçe oruca başlamayın. Eğer hava bulutlu olursa sayıyı otuza tamamlayın." (Buhari)
Burada Abdullah bin Mesleme, bu hadisin rivayetinde Şafii’ye "mütâbaat" etmiştir; yani hadisi Şafii’nin hocası olan Malik’ten aynı senetle rivayet etmiştir. Bu nedenle Abdullah bin Mesleme’nin rivayeti için "mütâbaat" terimi kullanılır ve bu durumdaki mütâbaata "tam mütâbaat" denir.
- Aynı şekilde Müslim de Sahih’inde bu hadisi Abdullah bin Ömer’den şu şekilde rivayet etmiştir: Bize Ebu Bekir bin Ebi Şeybe anlattı, bize Ebu Usame anlattı, bize Ubeydullah anlattı, Nafi’den, o da İbn Ömer (r.anhuma)’dan naklettiğine göre Resulullah ﷺ Ramazan’ı zikretti, ellerini çırparak şöyle buyurdu:
الشَّهْرُ هَكَذَا، وَهَكَذَا، وَهَكَذَا - ثُمَّ عَقَدَ إِبْهَامَهُ فِي الثَّالِثَةِ - فَصُومُوا لِرُؤْيَتِهِ، وَأَفْطِرُوا لِرُؤْيَتِهِ، فَإِنْ أُغْمِيَ عَلَيْكُمْ فَاقْدِرُوا لَهُ ثَلَاثِينَ
"Ay şöyledir, şöyledir ve şöyledir -üçüncüde başparmağını büktü-. Onu görünce oruç tutun, onu görünce bayram yapın. Eğer hava kapalı olursa onun için otuza takdir edin." (Müslim)
Bu rivayette Nafi, Abdullah bin Ömer’den rivayet ederken Abdullah bin Dinar’a mütâbaat etmiştir. Buna "kasır (eksik) mütâbaat" denir, çünkü mütâbaat senedin başından (ilk ravisinden) itibaren değildir.
- Nesai de Sünen’inde bu hadisi şu şekilde rivayet etmiştir: Bize Muhammed bin Abdullah bin Yezid haber verdi, dedi ki: Bize Süfyan anlattı, Amr bin Dinar’dan, o Muhammed bin Huneyn’den, o İbn Abbas’tan nakletti ki: "Ayın önüne geçene (hilali görmeden oruca başlayana) şaşarım, oysa Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur:
إِذَا رَأَيْتُمُ الْهِلَالَ فَصُومُوا، وَإِذَا رَأَيْتُمُوهُ فَأَفْطِرُوا، فَإِنْ غُمَّ عَلَيْكُمْ فَأَكْمِلُوا الْعِدَّةَ ثَلَاثِينَ
"Hilali gördüğünüzde oruç tutun, onu gördüğünüzde bayram yapın. Eğer hava bulutlu olursa sayıyı otuza tamamlayın." (Nesai)
Görüldüğü üzere hadisin bu rivayeti, Abdullah bin Ömer’den değil, başka bir sahabe olan İbn Abbas’tan gelen başka bir senetledir. Nesai’nin bu hadisi için, yukarıda zikredilen Şafii, Buhari ve Müslim’in hadislerine "şâhid" (tanık) denir. Aynı şekilde yukarıdaki her bir rivayet de Nesai’nin hadisi için "şâhid" konumundadır. Eğer şâhid hadisin metninde lafız farkı olup anlamda benzerlik varsa buna "manen şâhid" denir. Tıpkı Buhari’nin Sahih’inde geçen şu rivayet gibi: Bize Âdem anlattı, bize Şu’be anlattı, bize Muhammed bin Ziyad anlattı, dedi ki: Ebu Hureyre (r.a)’ı şöyle derken işittim: Peygamber ﷺ buyurdu ki -veya Ebu’l Kasım ﷺ buyurdu ki dedi-:
صُومُوا لِرُؤْيETِهِ وَأَفْطِرُوا لِرُؤْيَتِهِ، فَإِنْ غُبِّيَ عَلَيْكُمْ فَأَكْمِلُوا عِدَّةَ شَعْبَانَ ثَلاَثِينَ
"Onu (hilali) görünce oruç tutun, onu görünce bayram yapın. Eğer hava bulutlu olursa Şaban’ın sayısını otuza tamamlayın." (Buhari)
Bu hadisin metni, Şafii’nin hadisinin metniyle anlam bakımından benzerdir ancak lafzen aynı değildir, çünkü burada Şaban ayından bahsedilmektedir.
Şimdi sorunun cevabına gelelim:
- Zayıflık sebebi ravinin fıskı, yalancılıkla itham edilmesi veya benzeri durumlar olan hadisler, başka rivayetlerle güçlenmezler; aksine reddedilirler ve onlarla amel edilmez. İslam Şahsiyeti kitabının birinci cildinde şöyle geçmektedir:
"...Zayıf bir hadis, birden fazla zayıf yoldan geldiğinde hasen veya sahih dereceye yükselir demek hatadır. Zira hadisin zayıflığı eğer ravisinin fıskından veya gerçekten yalancılıkla itham edilmesinden kaynaklanıyorsa, bu türden başka yollarla gelmesi onun zayıflığını daha da artırır..." (Bitti.)
İbnü’s-Salah da Mukaddime’sinde şöyle demiştir:
"Hadisteki her zayıflık, farklı yollardan gelmesiyle ortadan kalkmaz; aksine bu durum farklılık gösterir: ...Bazı zayıflıklar vardır ki, zayıflığın şiddeti ve bu destekleyicinin (câbir) onu telafi edip karşı koyamaması nedeniyle ortadan kalkmaz. Bu, ravinin yalancılıkla itham edilmesi veya hadisin şâz olması gibi nedenlerden kaynaklanan zayıflıktır." (Bitti.)
- Bazı hadis rivayetlerinde bir veya daha fazla ravinin ezber kusuru (sû-i hıfz) bulunabilir veya ravi "mestur" (hali bilinmeyen) ve benzeri bir durumda olabilir ancak yalancılıkla veya fıskla itham edilmemiştir. Yani zayıflığın nedeni ravinin doğruluğu veya dindarlığı değil, ezber yeteneği ve benzeri hususlardır. Bu tür hadis rivayetleri tek başına alındığında, senedindeki bazı adamların zayıflığı nedeniyle zayıf hükmü verilir. Ancak rivayetler takip edildiğinde (takip ve araştırma), bu rivayetlerin muteber mütâbaatları ve şevâhidleri olduğu ortaya çıkarsa, bunlar söz konusu rivayeti güçlendirmeye yarar; ezber kusurunu telafi eder ve hadis metnini şâz veya münker olmaktan çıkarır. Bu durumda hadis hakkında zayıf hükmü verilmez, aksine "hasen" bir hadis olur. Çünkü hadis, zayıf olmasına neden olabilecek kusuru telafi eden başka bir yönden rivayet edilmiştir. İslam Şahsiyeti kitabının birinci cildinde şöyle denilmektedir:
"Hasen: Kaynağı (mahraci) bilinen, ravileri tanınmış ve hadislerin çoğunun ekseni üzerinde döndüğü hadistir. Bu, âlimlerin çoğunun kabul ettiği ve fakihlerin genelinin kullandığı hadistir. Yani isnadında yalancılıkla itham edilen kimse bulunmayan ve şâz olmayan hadistir. Bu da iki kısımdır: Birincisi: İsnadındaki raviler arasında ehliyeti tam olarak kesinleşmemiş 'mestur' kimseler bulunan, ancak bu ravinin çok hata yapan bir gafil olmadığı ve yalancılıkla itham edilmediği hadistir. Hadisin metni başka bir yönden de rivayet edilmişse, bu sayede şâz veya münker olmaktan çıkar..." (Bitti.)
İbnü’s-Salah’ın Mukaddime’sinde de şu ifadeler yer alır:
"...Benim için netleşti ki hasen hadis iki kısımdır: Birincisi: İsnadındaki raviler arasında ehliyeti tam olarak kesinleşmemiş 'mestur' bir ravinin bulunduğu hadistir. Ancak bu ravi rivayetlerinde çok hata yapan bir gafil değildir, hadiste yalancılıkla itham edilmemiştir, yani kasten yalan söylediği veya fıska sebep olacak başka bir durumu görülmemiştir. Bununla birlikte hadisin metni, benzeri veya yakın anlamlısı bir veya daha fazla yoldan rivayet edilerek tanınmış olmalıdır. Öyle ki, ravisine benzer şekilde mütâbaat edenlerin mütâbaatıyla veya başka bir hadisin benzer anlamda gelmesiyle (şâhid) desteklenmiş olur. Böylece şâz ve münker olmaktan çıkar. Tirmizî’nin kelamı bu kısma indirgenir..." (Bitti.)
Ayrıca şöyle demiştir:
"...Hadisteki her zayıflık, çeşitli yollarla gelmesiyle ortadan kalkmaz; aksine bu durum farklılık gösterir: Bazı zayıflıklar vardır ki, ravinin doğruluk ve dindarlık ehli olmasına rağmen zayıflığı ezber kusurundan kaynaklanıyorsa bu yollarla ortadan kalkar. Rivayet ettiği şeyin başka bir yoldan da geldiğini gördüğümüzde, onun bu hadisi ezberlediğini ve zaptının bozulmadığını anlarız..." (Bitti.)
Buna göre; senedinde sadece mestur veya ezber kusuru olan bir ravi bulunduğu için hadisler hakkında hemen zayıf hükmü vermekte acele edilmemelidir. Bilakis, mütâbaat ve şevâhidleri tespit etmek için diğer rivayetler incelenmelidir. Ancak şu hususa dikkat çekilmelidir ki; hadislerin mütâbaat ve şevâhidlerle güçlendirilmesi meselesi; hadis ilmine, rivayetlerin inceliklerine, cerh ve tadile dair derin bir bilgi ve kuşatıcılık gerektiren çok hassas meselelerdendir. Her mütâbaat veya şâhid, hadisi güçlendirmek için yeterli sayılmaz. Aksine, kusuru telafi edebilmesi ve hadisin kabulüne hükmedilebilmesi için belirli şartların o rivayetlerde mevcut olması gerekir.
Bu konunun Allah’ın izniyle netleştiğini umuyorum.
Kardeşiniz Ata bin Halil Ebu’r Raşte
23 Şevval 1437 H. 28/07/2016 M.
Emir'in Facebook sayfasındaki cevap linki
Emir'in Google Plus sayfasındaki cevap linki