Home About Articles Ask the Sheikh
Soru & Cevap

Soru Cevap: "Mütevatir Fiili Sünnet"; Tek Bir Şey mi? Yoksa İki Farklı Şey mi?

September 05, 2015
4787

(Alim Ata b. Halil Ebu’r Raşte’nin, Hizb ut-Tahrir Emiri’nin Kendi Facebook Sayfası "Fıkhî" Takipçilerinin Sorularına Verdiği Cevaplar Serisi)

Soru Cevabı

"Mütevatir Fiili Sünnet"; Tek Bir Şey mi? Yoksa İki Farklı Şey mi?

Soru:

Selamun Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuh,

Eğer izin verirseniz iki sorum olacaktı, Allah sizi muvaffak kılsın...

1- İslam Şahsiyeti kitabı 3. cilt (s. 82)’de şu ifadeler yer almaktadır:

"Mütevatir hadis, Nebi ﷺ’den gelişi kesin (kat’î’üs sübut) olandır. Bu nedenle kesin bir bilgi (ilm-i yakîn) ifade eder ve kavlî, fiilî veya sükûtî sünnet olup olmadığına bakılmaksızın her konuda onunla amel etmek vaciptir. Mütevatir kavlî hadislerden biri de Nebi ﷺ’in şu sözüdür: «Kim bilerek bana yalan isnat ederse, cehennemdeki yerine hazırlansın». Mütevatir fiili sünnetten bazıları ise; beş vakit namaz ve rekat sayıları, aynı şekilde namazın kılınış keyfiyeti, oruç ve hac hakkında var olan vahiylerdir."

Buradaki "Mütevatir fiili sünnet" hakkındaki soru şudur: Bu nedir? Resulullah ﷺ’in yaptığı bir fiilin haberlerinin tevatür yoluyla gelmesi midir? Yoksa Resulullah ﷺ döneminden günümüze kadar insanların nesilden nesile uygulayarak geldiği amellerin tevatürü (amelî tevatür) müdür?

Bazı muhakkikler, "amelî tevatür" veya "tevarüs tevatürü" dedikleri şeyi tevatürün kısımlarından biri kılmışlardır. Örneğin Şeyh Şebbir Ahmed el-Osmani, Fethu’l Mülhim mukaddimesinde (s. 18) şöyle demiştir:

"Üçüncü kısım: Amelî tevatür ve tevarüs tevatürüdür. Bu, Şeriat sahibinin döneminden günümüze kadar her asırda, yalan veya hata üzerine ittifak etmeleri adetimizce imkânsız olan büyük bir topluluk (cemm-i gafir) tarafından onunla amel edilmesidir. Örneğin abdestte misvak kullanmak gibi; bu sünnettir ve onun sünnet olduğuna inanmak farzdır. Çünkü amelî tevatürle sabittir ve onu inkâr etmek küfürdür... Beş vakit namaz da böyledir. Hiçbir mümin veya kâfir, Resulullah’ın her gün ve gece bilinen vakitlerde ashabıyla birlikte namaz kıldığından şüphe etmez. Aynı şekilde ona tabi olan herkes, her gün bulundukları her yerde namaz kılmışlardır. Bu durum bugüne kadar böyle gelmiştir; hiçbir kimse Sind ehlinin, Endülüs ehlinin kıldığı gibi namaz kıldığından, Ermenistan ehlinin ise Yemen ehlinin kıldığı gibi kıldığından şüphe etmez..." (Bitti)

Peki, bu bahsedilen ile bizim "Mütevatir fiili sünnet" dediğimiz şey aynı şey mi? Yoksa iki farklı şey mi? Eğer iki farklı şey ise, "amelî tevatür" dedikleri şeyi kabul eder miyiz yoksa redd mi ederiz?

2- İbn Hacer, Nevevi, Suyuti ve diğerleri gibi hadis ehli muhakkikler, makbul hadisi "sahih li-zâtihi", "sahih li-gayrihi", "hasen li-zâtihi" ve "hasen li-gayrihi" kısımlarına ayırmışlardır. Oysa biz İslam Şahsiyeti kitabının 1. ve 3. ciltlerinde sadece "sahih" ve "hasen" ile yetiniyoruz. Bu sadece bir ıstılah (terim) farklılığı mıdır yoksa anlamda da bir farklılık var mıdır? Allah sizi mübarek kılsın.

Cevap:

Ve Aleykumselam ve Rahmetullahi ve Berakatuh.

1- İster söz (kavl), ister fiil, isterse bir söz veya fiile onay (takrir) olsun, mütevatir sünnet; Resulullah ﷺ’den mütevatir bir nakille aktarılmadığı sürece mütevatir sayılmaz. Amellerin, Resulullah ﷺ döneminde bir topluluk tarafından, sonra Tabiîn ve Tebe-i Tabiîn döneminde bir topluluk tarafından yapılmasıyla –o amellerin Resulullah ﷺ tarafından yapıldığı veya onaylandığı mütevatir olarak sabit olmasa bile– mütevatir fiili sünnet haline geleceğini söylemek doğru değildir. Dolayısıyla, Resulullah ﷺ’in o fiili yaptığı veya onayladığı mütevatir olarak sabit olmadıkça, o fiil mütevatir olmaz.

Bu görüşü savunanların söyledikleri varsayımsal şeylerdir. Bunun delili ise, zikrettikleri beş vakit namaz örneğinin zaten Resulullah ﷺ’den tevatür yoluyla sabit olmasıdır. Misvak meselesine gelince, bu konuda Resulullah ﷺ’den sahih hadisler vardır. Bu hadislerin mütevatir hükmünü alması, hadislerin senedine bağlıdır; eğer mütevatir bir yolla nakledilmişse mütevatirdir, eğer senette âhâd olarak nakledilmişse mütevatir olmaz. Yani asıl itibar edilen, Resulullah ﷺ’e dayanan senettir.

Onların; "beş vakit namaz Sind’de, Endülüs’te, Yemen’de ve Ermenistan’da beş vakit olarak kılınıyor ve beş olduğunda ihtilaf etmiyorlar" şeklindeki sözleri, eğer Resulullah ﷺ’den mütevatir olarak nakledilmeseydi, o namazları mütevatir kılmazdı. Onu mütevatir kılan şey, Resulullah ﷺ’den mütevatir olarak nakledilmesinin sabit olmasıdır.

Özetle tevatür, senede dayanır. Eğer nakil mütevatir ise ona itibar edilir. Eğer nakil mütevatir değilse, senedi incelenir ve ona göre karar verilir. Daha önce de söylediğim gibi, onların bu sözü varsayımsaldır; çünkü Resulullah ﷺ’den sabit olmayıp da sadece Müslümanların ameliyle tevatürü kararlaştırılmış tek bir örnek bile getiremezler.

2- Sahih li-zâtihi, sahih li-gayrihi, hasen li-zâtihi ve hasen li-gayrihi meselesine gelince... Bu, üzerinde çalışmalar yapılmış bir konudur. Konuyu ihtilaflı yönlerine girmeden kısaca şöyle açıklayabilirim:

  • Sahih hadis; adalet ve tam zabt sahibi kişilerin, muttasıl bir senetle, illetli ve şâz olmaksızın Resulullah ﷺ’den naklettikleri hadistir. İşte bu, sahih hadistir veya "sahih li-zâtihi" olarak adlandırılan şeydir. Bu vasıfların farklılıklarına göre hadisin mertebeleri değişir; bu yüzden Buhari’nin sahihi öne alınır, sonra Müslim, sonra onların şartlarına uyanlar vs. gelir.

Eğer sahih hadis için yukarıda zikredilen diğer şartlar mevcut olup da sadece zabt (ezber/hafıza) özelliği biraz hafif kalırsa, bu "hasen li-zâtihi" olur.

Eğer hasen hadisin sahih yolları artarsa, o hasen hadisin sahihliği güçlenir ve buna "sahih li-gayrihi" denir.

Eğer senet, sahih ve hasen hadisin şartlarını tam olarak karşılamıyorsa, o "zayıf" hadistir.

Eğer bu zayıf hadis, aynı manada başka zayıf rivayetlerle desteklenirse, bazıları buna "hasen li-gayrihi" ismini verirler.

Doğal olarak biz; zayıf + zayıf + zayıf... durumunu "hasen" kabul etmiyoruz, aksine o hadis zayıf kalmaya devam eder.

"Hasen li-gayrihi" sınıflandırması, hadis ilminin ilk dönemlerinde tedavülde değildi. Bazı kaynakların belirttiğine göre, bunu ilk söyleyen İmam Beyhaki (rahimehullah) eserlerinin bazı yerlerinde olmuştur.

"Hasen li-gayrihi" yani zayıfın zayıf ile güçlendirilmesi ve onunla amel edilmesi hususunda ihtilaf edilmiştir. Bazıları bunu kabul etmiş, bazıları ise kabul etmeyip onu zayıf saymıştır ki racih (üstün) olan görüş, bizim de az önce belirttiğimiz gibi zayıf sayılmasıdır.

Bu durum, hadislerin kısımlarını bizim kitaplarımızda zikrettiğimizden farklı kılmaz. Çünkü "hasen li-gayrihi" dedikleri hadis, senedi itibarıyla zayıf bir hadistir. Bu nedenle "hasen li-gayrihi" yeni bir tür değildir.

Kardeşiniz, Ata b. Halil Ebu’r Raşte

Emir'in Facebook sayfasındaki cevap linki

Emir'in web sitesindeki cevap linki

Emir'in Google Plus sayfasındaki cevap linki

Makaleyi Paylaş

Bu makaleyi ağınızla paylaşın