Hizb-ut Tahrir Emiri Celil Alim Ata bin Halil Ebu’r Raşte’nin Facebook Sayfası Takipçilerinin "Fıkhi" Sorularına Verdiği Cevaplar Serisi
Soru Cevabı
Ahmed el-Kayravan’a
Soru:
Selamun Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuh Şeyh Ata. Çok önemli bir sorum var: Recm (taşlayarak öldürme) hükmü Kur’an’da mı yoksa mütevatir sahih hadislerde mi geçmektedir? Ben bu konuyu araştırdım ve "Hırsızlık yapan erkek ve kadının ellerini kesin" veya "Zina eden kadın ve erkeğe yüz sopa vurun" gibi hükümler Kur’an’da açıkça zikredilirken, bu hükmün (recm) neden Kur’an’da geçmediğini ama şeriatın bir parçası sayıldığını anlayamadım. Biz şeriatı ve kanunlarını Kur’an’dan mı yoksa hadislerden mi takip ediyoruz? Bana namazın nasıl kılındığının veya abdestin detaylarının Kur’an’da geçmediğini, her şeyin Kur’an’da zikredilmediğini vb. söyleyeceksiniz. Ancak bu, 1+1=2 gibi kesin ve temel bir kuraldır; yani Kur’an’da bulunan her emri hüküm olarak alırız, bulunmayanı ise temel bir kanun olarak benimsemeyiz. Evet, detaylar hakkında araştırma ve içtihat yapabiliriz, detaylar için hadisleri alabiliriz; ancak aslı bırakıp esası hadislerden alamayız. Teşekkürler.
Cevap:
Ve Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuh,
Birincisi: Sorunuzda geçen "(Kur’an’da bulunan her emri hüküm olarak alırız, bulunmayanı ise temel bir kanun olarak benimsemeyiz)" şeklindeki sözünüz İslam’a ve Müslümanlara yabancı bir durumdur. Zira bir Müslüman, Sünnet-i Nebeviye’nin tıpkı Kur’an-ı Kerim gibi şer’i bir delil olduğuna inanır. Sünnette gelenlerin Allah Subhânehu ve Teâlâ’dan bir vahiy olduğuna ve Kur’an-ı Kerim’de gelenlerle arasında hiçbir fark gözetmeksizin ona uymanın vacip olduğuna iman eder... Sahabe-i Kiram’dan (Allah onlardan razı olsun) günümüze kadar Müslümanların tavrı budur... Bu meseleyi İslam Şahsiyeti kitabının "Sünnet, Kur’an Gibi Şer’i Bir Delildir" ve "Sünnetle İstidlal" bahislerinde, ayrıca İslam Şahsiyeti 3. Cilt’te "İkinci Delil: Sünnet" bahsinde açıkladık; oraya müracaat edebilirsiniz, Allah’ın izniyle orada yeterli bilgi mevcuttur. İslam Şahsiyeti 1. Cilt’teki "Sünnet, Kur’an Gibi Şer’i Bir Delildir" bahsinden bazı kısımları size aktarıyorum:
["Sünnet, Kur'an gibi şer'i bir delildir ve o da Allah Teâlâ’dan bir vahiydir. Sadece Kur'an ile yetinip Sünneti terk etmek açık bir küfürdür ve bu görüş İslam dışına çıkanların görüşüdür. Sünnetin Allah Teâlâ’dan bir vahiy olduğu hususu ise Kur'an-ı Kerim'de açıkça belirtilmiştir. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
قُلْ إِنَّمَا أُنذِرُكُم بِالْوَحْيِ
"De ki: 'Ben sizi ancak vahiyle uyarıyorum.'" (Enbiya [21]: 45)
Yine şöyle buyurmuştur:
إِن يُوحَى إِلَيَّ إِلَّا أَنَّمَا أَنَا نَذِيرٌ مُّبِينٌ
"Bana ancak, benim apaçık bir uyarıcı olduğum vahyolunuyor." (Sad [38]: 70)
Şöyle buyurmuştur:
إِنْ أَتَّبِعُ إِلَّا مَا يُوحَى إِلَيَّ
"Ben ancak bana vahyolunana uyarım." (Ahkaf [46]: 9)
Şöyle buyurmuştur:
قُلْ إِنَّمَا أَتَّبِعُ مَا يِوحَى إِلَيَّ مِن رَّبِّي
"De ki: 'Ben ancak Rabbimden bana vahyolunana uyarım.'" (A'raf [7]: 203)
Ve şöyle buyurmuştur:
وَمَا يَنطِقُ عَنِ الْهَوَى * إِنْ هُوَ إِلَّا وَحْيٌ يُوحَى
"O, nefsinden konuşmaz. O (konuştuğu), kendisine vahyedilen bir vahiyden başka bir şey değildir." (Necm [53]: 3-4)
Bu ayetler, Resulullah’ın getirdiği, uyardığı ve konuştuğu şeylerin vahiyden kaynaklandığı konusunda kat’îyyü’s-subût ve kat’îyyü’d-delâledir (subutu ve delaleti kesindir) ve hiçbir tevili kabul etmez. Dolayısıyla sünnet de Kur'an gibi vahiydir.
Sünnetin tıpkı Kur'an-ı Kerim gibi takip edilmesinin vacip olduğu hususu da yine Kur'an'da açıkça belirtilmiştir. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
وَمَا آتَاكُمُ الرَّسُولُ فَخُذُوهُ وَمَا نَهَاكُمْ عَنْهُ فَانتَهُوا
"Peygamber size ne verdiyse onu alın, neyi de size yasakladıysa ondan sakının." (Haşr [59]: 7)
Yine şöyle buyurmuştur:
مَّنْ يُطِعِ الرَّسُولَ fَقَدْ أَطَاعَ اللّهَ
"Kim Peygamber'e itaat ederse, Allah'a itaat etmiş olur." (Nisa [4]: 80)
Şöyle buyurmuştur:
فَلْيَحْذَرِ الَّذِينَ يُخَالِفُونَ عَنْ أَمْرِهِ أَن تُصِيبَهُمْ فِتْنَةٌ أَوْ يُصِيبَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ
"Onun emrine aykırı davrananlar, başlarına bir belâ gelmesinden veya kendilerine çok elemli bir azap isabet etmesinden sakınsınlar." (Nur [24]: 63)
Şöyle buyurmuştur:
وَمَا كَانَ لِمُؤْمِنٍ وَلَا مُؤْمِنَةٍ إِذَا قَضَى اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَمْراً أَن يَكُونَ لَهُمُ الْخِيَرَةُ مِنْ أَمْرِهِمْ
"Allah ve Resulü bir işe hüküm verdiği zaman, inanmış bir erkek ve kadına o işlerinde başka bir yolu seçme hakkı yoktur." (Ahzab [33]: 36)
Şöyle buyurmuştur:
فَلاَ وَرَبِّكَ لاَ يُؤْمِنُونَ حَتَّىَ يُحَكِّمُوكَ فِيمَا شَجَرَ بَيْنَهُمْ ثُمَّ لاَ يَجِدُواْ فِي أَنفُسِهِمْ حَرَجاً مِّمَّا قَضَيْتَ وَيُسَلِّمُواْ تَسْلِيماً
"Hayır, Rabbine andolsun ki aralarında çıkan anlaşmazlıklarda seni hakem yapıp, sonra da verdiğin hükme, içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle boyun eğmedikçe iman etmiş olmazlar." (Nisa [4]: 65)
Şöyle buyurmuştur:
أَطِيعُوا اللَّهَ وَأَطِيعُوا الرَّسُولَ
"Allah’a itaat edin, Peygamber’e de itaat edin." (Nisa [4]: 59)
Şöyle buyurmuştur:
قُلْ إِن كُنتُمْ تُحِبُّونَ اللّهَ فَاتَّبِعُونِي يُحْبِبْكُمُ اللّهُ
"De ki: 'Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin.'" (Âl-i İmrân [3]: 31)
Tüm bunlar, Resulullah’ın getirdiği şeylere uymanın vacip olduğu ve ona itaatin Allah Teâlâ’ya itaat sayıldığı konusunda gayet açık ve nettir.
Dolayısıyla Kur'an ve Hadis, içerdikleri hükümlere uyulmasının vacip olması bakımından şer'i delildirler ve bu konuda hadis, Kur'an gibidir. Bu yüzden "Elimizde Allah'ın kitabı var, onu alırız" denilmesi caiz değildir; çünkü bundan sünnetin terk edilmesi anlaşılır. Bilakis hadisin de Kur'an gibi şer'i bir delil olarak alınabilmesi için sünnetin Kitap ile birlikte zikredilmesi gerekir. Müslüman bir kimseden, hadis olmaksızın sadece Kur'an'ın yettiği izlenimini verecek bir sözün sadır olması caiz değildir. Resulullah ﷺ bu duruma dikkat çekmiştir. Rivayet edildiğine göre Nebi ﷺ şöyle buyurmuştur:
يُوشِكُ أَنْ يَقْعُدَ الرَّجُلُ مِنْكُمْ عَلَى أَرِيكَتِهِ يُحَدِّثُ بِحَدِيثِي، فَيَقُولُ: بَيْنِي وَبَيْنَكُمْ كِتَابُ اللَّهِ، فَمَا وَجَدْنَا فِيهِ حَلَالاً اسْتَحْلَلْنَاهُ، وَمَا وَجَدْنَا فِيهِ حَرَاماً حَرَّمْنَاهُ، وَإِنَّ مَا حَرَّمَ رَسُولُ اللَّهِ كَمَا حَرَّمَ اللَّهُ
"Sizden birinizin koltuğuna yaslanıp benden bir hadis rivayet edildiğinde, 'Sizinle bizim aramızda Allah’ın Kitabı vardır; onda neyi helal bulursak onu helal sayarız, neyi haram bulursak onu haram sayarız' demesi yakındır. Şunu bilin ki, Resulullah’ın haram kıldığı da Allah’ın haram kıldığı gibidir." (Hâkim ve Beyhakî çıkardı). Cabir’den merfu olarak gelen bir rivayette ise şöyle buyurmuştur:
مَنْ بَلَغَهُ عَنِّي حَدِيثٌ فَكَذَّبَ بِهِ، فَقَدْ كَذَّبَ ثَلَاثَةً: اللَّهَ، وَرَسُولَهُ، وَالَّذِي حَدَّثَ بِهِ
"Kime benden bir hadis ulaşır da onu yalanlarsa, üç şeyi yalanlamış olur: Allah'ı, Resulünü ve o hadisi rivayet edeni." (Mecmau’z Zevâid).
Buradan hareketle, "Kur'an'ı hadis ile ölçeriz, eğer ona uymazsa hadisi terk ederiz" denilmesi bir hatadır. Çünkü bu, sünnetin Kur'an'ı tahsis etmesi, takyid etmesi veya mücmeli açıklaması durumunda hadisin terk edilmesine yol açar. Zira hadisin getirdiği şeyin Kur'an'a uymadığı veya Kur'an'da bulunmadığı zannedilebilir. Tıpkı fer'î meseleleri asla bağlayan hadislerde olduğu gibi. Bu hadislerdeki bazı hükümler Kur'an'da yer almaz. Özellikle birçok detaylı hüküm Kur'an'da gelmemiş, sadece hadis ile sabit olmuştur. Bu nedenle hadis Kur'an ile ölçülmez; yani "getirdiği hüküm Kur'an'da varsa kabul edilir, yoksa reddedilir" denilemez. Bilakis bu konudaki esas şudur: Eğer bir hadis, Kur'an'da geçen kat’îyyü'l-manâ (manası kesin) bir hükme zıt ise, o hadis dirayet (metin) bakımından reddedilir, çünkü manası Kur'an'a aykırıdır. Fatıma bint Kays’tan rivayet edilen şu hadis gibi; o şöyle demiştir: "Resulullah ﷺ zamanında kocam beni üç talakla boşadı. Ben de Nebi ﷺ’e geldim; o benim için bir barınma yeri (süknâ) ve nafaka belirlemedi." Bu hadis reddedilir çünkü Kur'an'a zıttır ve şu ayetle çelişmektedir:
أَسْكِنُوهُنَّ مِنْ حَيْثُ سَكَنتُم مِّن وُجْدِكُمْ
"Onları (boşadığınız kadınları) gücünüz ölçüsünde oturduğunuz yerin bir bölümünde barındırın." (Talak [65]: 6). Bu durumda hadis, kat’îyyü’s-subût ve kat’îyyü’d-delâle olan Kur'an'a aykırı olduğu için reddedilir. Ancak hadis Kur'an ile çelişmiyor, aksine Kur'an'da bulunmayan şeyleri veya Kur'an'dakine ek hükümleri içeriyorsa, hem hadis hem de Kur'an alınır. "Biz Kur'an ile ve Kur'an'da geçenlerle yetiniriz" denilemez; çünkü Allah her ikisine birden emretmiştir ve her ikisine birden inanmak vaciptir.] (İslam Şahsiyeti 1. Cilt'ten alıntı burada bitti).
Yukarıda zikredilenlerden açıkça anlaşıldığı üzere, şer’i hüküm Kur’an-ı Kerim’den alındığı gibi hiçbir fark olmaksızın Sünnet-i Mutahhara’dan da alınır. Bir hükme uymanın vacip olması için o hükmün mutlaka Kur’an-ı Kerim’de zikredilmesi gerekmez; aksine Sünnet-i Nebeviye o hükmü zikretmede tek kalsa bile o şer’i hüküm alınır... Kaldı ki, evli (muhsan) zinanın recm edilmesi konusu, sünnetin Kur’an’ı açıklama (beyan) babındandır. Çünkü sünnet, Kur’an’ın umumunu (genel hükmünü) tahsis ederek açıklar. Evli zinanın recm edilmesi, aşağıda açıklandığı üzere, zina edene sopa vurulmasını emreden ayetin umumunun tahsisidir... Dolayısıyla sünnetin recm hükmünde tek başına hüküm koyduğu söylenmez; zira recm hükmü, Kur’an’da açıklanan zina cezasının bir parçasıdır. Yani zina cezasının aslı Kur’an’da açıklanmış, sünnet gelerek ilgili ayetin umumunu tahsis etmiş, evli olanı istisna tutmuş ve onun cezasını ölene kadar recm olarak belirlemiştir... Kitab’ın umumunun sünnetle tahsis edilmesi çok yaygındır ve sadece evli zinanın recmi konusuyla sınırlı değildir...
İkincisi: Daha önce 12 Muharrem 1441 - 11/09/2019 tarihinde evli zinanın recm edilmesi konusuna cevap vermiştik. Sorunuza cevap olması bakımından söz konusu cevaptan ilgili kısımları aktarıyorum:
[Siz, evli zina edenin cezasının İslam fıkhında kesin olup olmadığını soruyorsunuz. Ayrıca bunun had cezalarından mı yoksa bu asırda bazı âlimlerin dediği gibi had cezası olmayıp tazir cezalarından mı olduğunu soruyorsunuz?
Sorunuzun cevabı şöyledir:
1- Evli zina edenin ölene kadar recm edilmesi cezası, şer’i hükümler babına girer, akideler babına değil. Bu yüzden, diğer şer’i hükümler gibi, onunla amel etmek için delilinin kesin (kat'i) olması şart değildir; usul-ü fıkıhta bilindiği üzere zan-ı galip (kuvvetli kanaat) yeterlidir... Bu nedenle, bu cezanın delilinin kesin olup olmamasının hükmün alınmasında bir etkisi yoktur. Önemli olan, şeriatta buna dair bir delilin sabit olmasıdır. Şeriatta, evli zinanın cezasının recm olduğu hususunda şüpheye yer bırakmayacak kadar çok sayıda sahih delil gelmiştir; bunlar aşağıda zikredilmiştir.
2- Bu asırdaki bazı âlimlerin, şer’i hükümleri delillerinden çıkarma konusunda doğru bir yöntem izlemedikleri görülmektedir. Onlar, şer’i bir hükmü araştırırken zamana ayak uydurmaya ve Batı medeniyetinin "uluslararası hukuk" ve "insan hakları sözleşmeleri" gibi adlar altında insanlara dayattığı hüküm ve görüşlerle uyumlu sonuçlara ulaşmaya çalışmaktadırlar... Bu doğru bir yaklaşım değildir. Çünkü istenen şey herhangi bir hüküm değil, Allah’ın hükmüdür; dünyada hâkim olan hükümlerle, yasalarla ve sözleşmelerle uyumlu olan hüküm değildir... Vacip olan, şer’i hükmü delillerinden olduğu gibi almak, onu uygulama ve icra konusu yapmak, tüm dünyada onun davetini ve propagandasını yapmaktır. Zira bu hüküm, tüm beşeriyet için en hayırlı hükümdür çünkü o, kullarının halini en iyi bilen yaratıcı Subhânehu ve Teâlâ katındandır:
أَلَا يَعْلَمُ مَنْ خَلَقَ وَهُوَ اللَّطِيفُ الْخَبِيرُ
"Yaratan bilmez mi? O, en ince işleri görüp bilendir ve her şeyden haberdardır." (Mülk [67]: 14)
أَلَا لَهُ الْخَلْقُ وَالْأَمْرُ تَبَارَكَ اللَّهُ رَبُّ الْعَالَمِينَ
"Bilesiniz ki, yaratmak da emretmek de O’na mahsustur. Âlemlerin Rabbi olan Allah ne yücedir!" (A'raf [7]: 54)
Bu nedenle, ister vakıanın baskısı altında kalarak ister kâfir Batılıları razı etmek için olsun, istinbatlarında zamana ayak uydurmaya ve Batı medeniyetine yaranmaya çalışanların sözlerine itibar edilmemelidir...
3- Evli olanın zina cezası ölene kadar recm, evli olmayanınki ise yüz sopadır. Bu cezalar İslam’da hadler babına girer. Ukubat Nizamı (Cezalar Hukuku) kitabında zina haddi hükümlerini detaylı ve kapsamlı bir şekilde açıkladık. Ukubat Nizamı kitabının "Zina Haddi" bölümünden bazı kısımları aktarıyorum:
[Bazıları, Allah Teâlâ’nın şu sözünden dolayı:
الزَّانِيَةُ وَالزَّانِي فَاجْلِدُوا كُلَّ وَاحِدٍ مِّنْهُمَا مِئَةَ جَلْدَةٍ وَلَا تَأْخُذْكُم بِهِمَا رَأْفَةٌ فِي دِينِ اللَّهِ
"Zina eden kadın ve zina eden erkekten her birine yüzer sopa vurun; Allah'ın dinini tatbik hususunda onlara acıyacağınız tutmasın." (Nur [24]: 2) zina eden kadın ve erkeğin cezasının hem evli hem de evli olmayanlar için eşit olduğunu ve aralarında fark olmadığını söylerler. Onlara göre kesin ve yakini bir yol olan Allah’ın Kitabı, yalan ihtimali olan ahad haberler için terk edilemez ve bu durum Kitab’ın Sünnet ile neshedilmesine yol açar ki bu da caiz değildir!
Sahabe, Tabiin ve onlardan sonraki her asırdaki İslam beldelerinin âlimleri ise; evli olmayana yüz sopa vurulacağını, evli olanın ise ölene kadar recm edileceğini söylerler. Çünkü Resulullah ﷺ: "Maiz’i recm etmiştir." Ayrıca Cabir bin Abdullah’tan rivayet edildiğine göre: "Bir adam bir kadınla zina etti. Nebi ﷺ emretti ve ona had cezası (sopa) uygulandı. Sonra onun muhsan (evli) olduğu haberi gelince, emretti ve o adam recm edildi."
Delillere bakan kişi, Allah Teâlâ’nın: "Zina eden kadın ve zina eden erkekten her birine yüzer sopa vurun" ayetinin "amm" (genel) olduğunu görür. Zira "zina eden kadın" ve "zina eden erkek" ifadeleri umum ifade eden lafızlardır; evliyi de evli olmayanı da kapsar. Ancak şu hadis gelince: "Ey Üneys! Bu adamın karısına git, eğer itiraf ederse onu recm et." ve yine Resulullah ﷺ’in Maiz’i evliliğini sorduktan sonra recm ettiği, Gamidiyeli kadını recm ettiği ve diğer sahih hadisler sabit olunca; bu hadisler ayeti tahsis etmiş olur. Bu hadisler, ayetteki bu genel hükmü evli olmayanlar için tahsis etmiş, evli olanları ise bu hükümden istisna etmiştir. Dolayısıyla hadisler bu umumu tahsis etmiş, Kur'an'ı neshetmemiştir. Kur'an'ın sünnetle tahsis edilmesi caizdir ve genel olarak gelip hadislerin tahsis ettiği birçok ayette bu durum vakidir.
Şer’i delillerin (Kitap ve Sünnet) delalet ettiği şer’i hüküm şudur: Zina cezası, Allah’ın Kitabı ile amel ederek evli olmayana yüz sopa vurmak ve Resulullah’ın sünneti ile amel ederek bir yıl sürgün etmektir. Ancak sürgün caizdir, vacip değildir; bu durum imama bırakılmıştır. Dilerse sopa vurur ve bir yıl sürgün eder, dilerse sopa vurur ama sürgün etmez. Ancak sopa vurmadan sadece sürgün edemez, çünkü asıl cezası sopadır. Evli olanın cezası ise, Allah’ın Kitabı’nı tahsis eden Resulullah ﷺ’in sünneti ile amel ederek ölene kadar recm edilmesidir. Evli olan kişide sopa ve recm cezası birleştirilebilir; önce sopa vurulur sonra recm edilir. Veya sadece recm cezası uygulanıp sopa vurulmayabilir. Ancak sadece sopa cezası verilip recm bırakılamaz, çünkü vacip olan cezası recmdir.
..........
Evli olanın cezasının delili ise pek çok hadistir. Ebu Hureyre ve Zeyd bin Halid’den rivayet edildiğine göre, bedevilerden bir adam Resulullah ﷺ’e gelerek şöyle dedi: "Ey Allah'ın Resulü! Allah aşkına aramızda Allah'ın Kitabı ile hükmet!" Diğer taraf (hasmı) ise ondan daha fakih (anlayışlı) idi ve şöyle dedi: "Evet, aramızda Allah'ın Kitabı ile hükmet ve bana izin ver." Resulullah ﷺ: "Söyle" buyurdu. Adam dedi ki: "Oğlum bu adamın yanında işçi (asîf) idi ve karısıyla zina etti. Bana oğlumun cezasının recm olduğu söylendi, ben de onun adına yüz koyun ve bir cariye fidye verdim. Sonra ilim ehline sordum, onlar oğluma yüz sopa ve bir yıl sürgün, bu adamın karısına ise recm düştüğünü söylediler." Bunun üzerine Resulullah ﷺ şöyle buyurdu: "Nefsim elinde olan Allah’a yemin olsun ki, aranızda Allah’ın Kitabı ile hükmedeceğim. Cariye ve koyunlar sana geri verilecek. Oğluna yüz sopa ve bir yıl sürgün uygulanacak. Ey Üneys -Eslem kabilesinden bir adama hitaben- bu adamın karısına git, eğer itiraf ederse onu recm et." Üneys kadına gitti, kadın itiraf etti ve Resulullah ﷺ emretti, kadın recm edildi. "Asîf" ücretli işçi demektir. Burada Resulullah evli olana recm emretmiş ve ona sopa vurdurmamıştır. Şa’bî’den rivayet edildiğine göre: "Ali (r.a) kadını recm edeceği zaman perşembe günü ona sopa vurdu, cuma günü ise recm etti ve şöyle dedi: Ona Allah’ın Kitabı ile sopa vurdum, Resulullah ﷺ’in sünneti ile recm ettim." Ubade bin Samit’ten rivayet edildiğine göre Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: "Benden alın, benden alın! Allah onlar için bir yol açmıştır. Bekârla bekâr (zina ederse) yüz sopa ve bir yıl sürgün; evli ile evli (zina ederse) yüz sopa ve recmdir." Resulullah evli olanın cezasının sopa ve recm olduğunu söylüyor, Ali de evliyi hem dövüyor hem recm ediyor. Cabir bin Semure’den rivayet edildiğine göre Resulullah ﷺ Maiz bin Malik’i recm etmiş ve sopadan bahsetmemiştir. Buhari’de Süleyman bin Bureyde’den rivayet edildiğine göre Nebi ﷺ Gamidiyeli kadını recm etmiş ve sopadan bahsetmemiştir. Müslim’de geçen bir rivayette Nebi ﷺ Cüheyneli bir kadın hakkında emretmiş, elbiseleri üzerine bağlanmış, sonra emretmiş ve recm edilmiş, sopadan bahsedilmemiştir. Bu durum, Resulullah’ın evli olanı recm ettiğini ve sopa vurdurmadığını, ancak aynı zamanda: "Evli ile evli (zina ederse) yüz sopa ve recmdir" buyurduğunu gösterir. Dolayısıyla recmin vacip, sopanın ise caiz olduğu ve halifenin görüşüne bırakıldığı anlaşılır. Hadislerin arasını cem etmek (birleştirmek) için sopanın recm ile birlikte evli zina haddinden olduğu kabul edilmiştir. Semure’nin Maiz’i recm ederken sopa vurdurmadığına dair hadisi, Ubade bin Samit’in "yüz sopa ve recm" diyen hadisini neshetmiş olduğu söylenemez. Çünkü Maiz hadisinin Ubade hadisinden sonra olduğu sabit değildir. Sonradan olduğu sabit olmadıkça, sopanın zikredilmemesi o hükmün iptal edilmesini veya neshedilmesini gerektirmez. Hangisinin önce hangisinin sonra olduğu bilinmediği için nesih iddiası düşer ve biri diğerine tercih edilemez. Hadiste recme ek olarak gelen sopa cezası vacip değil caiz kabul edilir. Zira vacip olan recmdir, fazlası ise hadislerin arasını birleştirmek adına imamın muhayyerliğine (seçimine) bırakılmıştır...] (Ukubat Nizamı kitabından alıntı burada bitti).
Özetle: Evli zinanın cezası ölene kadar recmdir. Buna dair Resulullah ﷺ’in sünnetinden Sahihayn’da (Buhari ve Müslim) ve diğer hadis kitaplarında sabit sahih deliller mevcuttur. Bu ceza hadler kapsamındadır, tazir değildir.] (Önceki soru cevabından yapılan alıntı burada bitti).
Son olarak, siz aslında kendi kendiniz hakkında hüküm vermiş oldunuz. Diyorsunuz ki: "(Bana namazın nasıl kılındığının veya abdestin detaylarının Kur’an’da geçmediğini, her şeyin Kur’an’da zikredilmediğini vb. söyleyeceksiniz. Ancak bu, 1+1=2 gibi kesin ve temel bir kuraldır; yani Kur’an’da bulunan her emri hüküm olarak alırız, bulunmayanı ise temel bir kanun olarak benimsemeyiz. Evet, detaylar hakkında araştırma ve içtihat yapabiliriz, detaylar için hadisleri alabiliriz; ancak aslı bırakıp esası hadislerden alamayız. Teşekkürler)". Siz burada, namazın nasıl kılınacağını açıklayan sünneti almayı caiz görüyorsunuz ve bunun 1+1=2 gibi sabit olduğu için caiz olduğunu söylüyorsunuz! Oysa bu durum, evli zina eden hakkındaki sünnetle istidlal etmekten farklı değildir... Namaz durumunda; "Namazı ikame edin" ayeti "mücmel"dir (özettir); namazın nasıl kılınacağını açıklayan hadisler -müctehitler rükû, secde ve kıraat şeklinde farklılık gösterse de- bu mücmelin beyanıdır (açıklamasıdır)... Aynı şekilde "Zina eden kadın ve zina eden erkek" ayeti de "amm"dır (geneldir), çünkü bu lafızlar umum ifade eder. Evli olanla ilgili hadisler ise sopa cezasını emreden bu umum hükmü tahsis etmiş ve onu evli olmayan zina edene has kılmıştır. Dolayısıyla buradaki mesele "umumun tahsisi" babına girer... Eğer usul okuduysanız, mücmelin beyanı, umumun tahsisi, mutlağın takyidi vb. tüm bunların Kitap ve Sünnet’in kısımlarından olduğunu ve bunlarla şer’i usulüne göre istidlal edilmesinin vacip olduğunu mutlaka göreceksiniz.
Buna göre, namaz durumundaki mücmelin beyanı ile zina durumundaki umumun tahsisi arasında ayrım yapmak doğru değildir; usul-ü fıkıh ilmine tam vakıf olmadıkça böyle bir ayrım caiz değildir. Allah Subhânehu ve Teâlâ’dan sizi doğru yola iletmesini, sorunuzun başka bir bağlamda değil kendi alanında (usulünde) olması için usul-ü fıkıh anlamada çaba göstermenizi niyaz ederim.
Mesele şimdi netleşmiştir umarım.
Kardeşiniz Ata bin Halil Ebu’r Raşte
02 Cemaziye’l-Âhir 1442 H. Muvafık 15/01/2021 M.
Emir’in (Allah onu korusun) Facebook sayfasındaki cevap linki Emir’in (Allah onu korusun) web sayfasındaki cevap linki