Home About Articles Ask the Sheikh
Soru & Cevap

Soru-Cevap: Kuzey Afrika’da Avrupa-Amerika Çatışması

September 27, 2015
4371

Soru-Cevap

Soru:

Kuzey Afrika hakkındaki sorum, çok yönlü olduğu için özür dilerim ancak gördüğüm kadarıyla bunlar birbiriyle bağlantılı konular:

1- Kuzey Afrika, özellikle de Libya konusunda kafam karıştı; León, Fas'ın Suheyrat kentinde müzakere eden taraflar arasında çözüm için 20/09/2015 tarihini son gün olarak belirlemişti. Ancak bundan hemen önce, 19/09/2015 tarihinde Hafter, Bingazi'de askeri bir operasyon düzenledi. Bu durum BM elçisi León'un, bu eylemi provokasyon amaçlı ve çözüme ulaşmayı engellemek için yapılmış gibi eleştirmesine neden oldu ve öyle de oldu; son tarih 20/10/2015'e ertelendi! Hafter'in Amerika tarafından desteklendiği, Tobruk hükümetinin de Amerika tarafından desteklendiği ve müzakere ettiği biliniyor. Hafter müzakereleri engellerken, bu çelişkinin açıklaması nedir?

2- 07/09/2015 tarihinde İspanya Senatosu, Amerika'nın uzun süredir Kuzey Afrika'da kurmaya çalıştığı ancak kabul görmediği askeri üssün (AFRICOM) ülkenin güneyinde kurulmasına resmi olarak yeşil ışık yaktı... Senatodaki yeni değişikliğe göre bu yeni gücün temel görevinin "Afrika kıtasındaki çeşitli krizlere denizden, karadan ve havadan müdahale etmek..." olduğu açıklandı. Bu, Amerika'nın Kuzey Afrika'da sömürgeci köklere sahip olan Avrupa ile, özellikle de İngiltere ve Fransa ile çatışmaya karar verdiği anlamına mı geliyor? Bu konudaki başarı şansı nedir?

3- Bundan önce ve buna eşlik eden süreçte Amerikalıların Kuzey Afrika'ya, özellikle de Tunus'a yoğun ziyaretleri oldu. Kuzey Afrika'ya yapılan bu yoğun ziyaretler, ikinci noktada belirttiğim Avrupa ile çatışma konusunu teyit ediyor mu? Kuzey Afrika'daki (Fas, Cezayir, Tunus ve Libya) bu çatışmayı ana hatlarıyla açıklamak mümkün müdür? Özellikle mevcut koşullarda bu konuda sorular gündemdedir. Teşekkürler, sorunun uzunluğu için tekrar özür dilerim.

Cevap:

Özrün kabul edilmiştir, Allah bizi ve seni bağışlasın, O merhametlilerin en merhametlisidir. Olayların silsilesini dikkate alarak inşaAllah cevap vereceğim:

Birincisi: Amerika'nın Kuzey Afrika'ya olan ilgisi ve AFRICOM üssünün kurulması konusunda:

1- Amerika, Kuzey Afrika ile bugün değil, 1950'li yıllardan beri ilgilenmektedir. Büyükelçileri Kasım 1950'de İstanbul'da bir araya gelip, ABD Dışişleri Bakanlığı Ortadoğu ve Kuzey Afrika İşlerinden Sorumlu Müsteşarı George McGhee başkanlığında ilk konferanslarını düzenlediklerinden beri Amerika, Avrupa'yı yerinden etmek ve sömürgelerinde onun yerini almak için onunla çatışmaktadır. Bu çatışma, uluslararası ve bölgesel koşullara göre bazen şiddetlenmekte, bazen de hafiflemektedir. Konferans beş gün sürmüş, bu bölgenin en belirgin siyasi, stratejik ve ekonomik durumlarını gözden geçirmişler ve o zamandan beri "yeni" Amerikan sömürgeciliğinin "eski" Avrupa sömürgeciliğine karşı mücadelesi başlamıştır... Amerika, Ortadoğu'nun birçok bölgesinde ve Nil Havzası'nda Avrupa'nın (İngiltere ve Fransa) nüfuzu pahasına kendi nüfuzunu sokmayı başarmış, ancak Kuzey Afrika'da nüfuzu istikrar kazanamamıştır. Çünkü Amerika için öncelik Nil Havzası ile birlikte Ortadoğu bölgesindeydi...

2- Amerika, Kuzey Afrika'daki siyasi vasatın (siyasi ortamın) Avrupa'ya ait olduğunun farkındadır. Bu nedenle, bölgeye sızmak için siyasi vasatla yürütülen alışılmış siyasi çalışmaların dışında başka yollara başvurmuştur. Bunların en belirgin olanı iki husustur: Birincisi, terör konusunu ve bunu askeri anlaşmalar için kullanmayı, ordu, eğitim ve askeri yardımlar yoluyla sızmayı, ardından da askeri üsler kurmayı kullanmak. İkincisi ise ekonomik yardımlar ve bağlı uluslararası kuruluşlardır. Amerika, "savaşçı dinlenmesi" kabilinden olan dönemler hariç, bu iki hususu sürekli hareket ettirmiştir! Üs kurma girişimlerinden biri de oğul George Bush'un Afrika'da bir Amerikan askeri komutanlığı (AFRICOM) kurma kararıydı: (06/02/2007'de Başkan Bush ve Savunma Bakanı Robert Gates, Amerika Birleşik Devletleri Afrika Komutanlığı'nın kurulduğunu duyurdu) AFRICOM'un Facebook sayfası... Bu komutanlık aslen Afrika'ya tahakküm etmek, zenginliklerini yağmalamak ve halkını sömürmek için yapılmış olsa da Amerika, sömürgecilerin adeti üzere, sanki Afrika'yı korumak içinmiş gibi göstermeye çalışmış ve bu nedenle bir dizi Afrikalı başkanı bu komutanlığın kutlamasına davet etmiştir! (Wikipedia'dan alınan bilgiye göre; Afrika Komutanlığı, ABD Savunma Bakanlığı bünyesinde birleşik muharip kuvvetlerden oluşan bir birim olan USAfricom olarak 1 Ekim 2008'de Washington DC'de Afrika ülkeleri temsilcilerinin katılımıyla düzenlenen bir törenle faaliyetlerine resmen başlamıştır.)

3- Amerika, Avrupa nüfuzunun yerine kendi nüfuzunu geçirmek amacıyla Kuzey Afrika'ya hakim olmak için bu üssü orada kurmaya çok çalıştı ancak başaramadı. Çünkü Avrupa'nın ajanları, Avrupa nüfuzuna sadakatlerinden dolayı ona engel oldular ve AFRICOM projesi yerinde saydı. Amerika, Kuzey Afrika'da planladığı gibi uygulamaktan ümidini kesince, Kuzey Afrika'nın kuzeyine yöneldi ve 07/09/2015 tarihinde İspanya'ya demir attı (Eş-Şuruk Kapısı, 07/09/2015: "İspanya Senatosu, AFRICOM komutanlığı çerçevesinde ülkenin güneyinde Amerikan Deniz Piyadeleri (Marines) için bir askeri üs kurulmasına resmi olarak yeşil ışık yaktı"). Bu üs Kuzey Afrika'dan uzak değil, tam sınırındadır ve bölgedeki habis planlarını gerçekleştirmelerine imkan tanır. "AFRICOM" projesi, "teröre" karşı küresel savaş bahanesiyle pazarlanmıştır. Ancak bu proje, özünde Amerikan dünya hegemonyasını pekiştirmeyi amaçlayan birçok hedefi barındırmaktadır. Bu, Afrika'yı "terör" tehlikelerinden korumak için değil, aksine bir yandan petrol kaynaklarını ve zenginliklerini kontrol etmek, dünyadaki tüm deniz yollarını izlemek, diğer yandan da eski sömürgeci nüfuzu ortadan kaldırıp yerine yeni sömürgeciliği getirmek, yani kan emme ve zenginlikleri yağmalama mücadelesi çerçevesindeki küresel Amerikan stratejisinin bir parçasıdır.

Tüm bunlara rağmen, Amerika'nın Kuzey Afrika'da herhangi bir yerde AFRICOM üssünü inşa edememiş olması, bu bölgede henüz sağlam bir ayak basacak yer edinemediği anlamına gelir. Cezayir'de kurmaya çalışmış ancak büyük bir dirençle karşılaşmıştır... Aynı şekilde Fas, Libya ve Tunus'ta da başarılı olamamıştır... Şu anda Libya'daki karışıklıklardan yararlanarak oraya, ayrıca Tunus'ta halkın aslında ayaklandığı ve nefret ettiği eski siyasi sınıfın geri dönmesi nedeniyle yönetimin kırılganlığından yararlanarak oraya odaklanmaktadır... Buna rağmen AFRICOM üssünü Kuzey Afrika'ya taşımak kolay değildir; çünkü halkta korku duvarı yıkılmıştır ve ülkelerinde şer odaklı üslerin kurulmasına sessiz kalmaları uzak bir ihtimaldir... Bu, İspanya'daki AFRICOM üssünün çalışmasının Kuzey Afrika'daki siyasi durum üzerindeki etkisinin uzak olacağı anlamına gelmez, sadece etkisi daha az olacaktır. Yani Amerika, bir açık bulduğunda oradan girmek için, özellikle Tunus ve Libya'da, tekrar tekrar deneyecektir.

İkincisi: Ziyaretlerin yoğunlaşması ve Fas, Cezayir, Tunus ve Libya'daki Avrupa-Amerika çatışması açısından:

Ziyaretlerin yoğunlaşması, bölgenin zenginlikleri ve stratejik konumu üzerindeki Amerikan ve Avrupa rekabet planlarının bir devamıdır. Daha önce belirttiğimiz gibi, Amerika ve Avrupa'nın Kuzey Afrika üzerindeki emelleri bugün başlamamıştır, AFRICOM öncesinde, sırasında ve sonrasında da hep vardı... Amerika ve Avrupa'nın Kuzey Afrika'daki (Fas, Cezayir, Tunus ve Libya) Müslüman toprakları üzerindeki bu plan ve eylemlerinden bazılarını gözden geçirelim:

• Fas:

a- Amerika, Fas'ta Fransa'dan kurtulma (bağımsızlık) hareketlerini, onun yerine geçmek için destekledi. Böylece bağımsızlık döneminde Muhammed Beşinci zamanında nüfuzunu Fas'a sokmayı başardı. Ancak bu durum uzun sürmedi; Muhammed Beşinci'nin ölümünden sonra 1961'de İkinci Hasan'ın gelişiyle İngiliz nüfuzu güçlü bir şekilde geri geldi. İspanya'nın 91 yıllık sömürgecilikten sonra 26/02/1976'da Sahra'dan çekilmesiyle birlikte Amerika, Sahra'nın bağımsızlığı için Polisario hareketinde bir fırsat bulana dek Fas yolu Amerika'ya kapalı kaldı. BM, daha önce Amerika'nın etkisiyle bir gerçekleri araştırma komisyonu kurup Batı Sahra'ya göndermişti; bu komisyon 09/06/1975'te Genel Kurul'a sunduğu raporda Sahra'nın İspanya'dan bağımsızlığını ve Polisario örgütünün bölgede hakim ve etkili hareket olduğunu tavsiye etmişti. Böylece Amerika, Polisario'yu Sahra halkının temsilcisi olarak öne çıkardı ve destekledi. Amaç, İspanya çıktıktan sonra Sahra'nın Fas'a geri dönmemesi, Amerika'nın Kuzey Afrika'daki çıkarları için kullanacağı bir gerilim odağı olarak bağımsızlık talep etmeye devam etmesiydi.

Ancak İkinci Hasan, İngiltere'nin desteğiyle Amerikan planına karşı koydu. 1961-1999 yılları arasındaki yönetim döneminde, gençliğinden beri siyasi kıvraklığı ve dehasıyla tanınan İkinci Hasan, Fas'ı güçlü bir şekilde yönetmeyi ve komşu ülkelerin bugüne kadar başaramadığı bir istikrarı sağlamayı başardı. 1975'teki İspanyol sömürgesinden Fas Sahrası'nı kurtarmak için yapılan Yeşil Yürüyüş'ten sonra belli bir popülarite kazandı.

https://ar.wikipedia.org/wiki/1975

b- İspanya 26/02/1976'da Sahra'dan çekilince, Sahra Ulusal Konseyi ertesi gün Sahra Arap Cumhuriyeti'nin kurulduğunu ilan etti... Amerika, Sahra ile ilgili BM kararlarının çıkarılması üzerindeki etkisi yoluyla hemen ardından fiili müdahaleye başladı. Ancak Hasan, dehasıyla ve arkasındaki İngilizlerle, Amerika ne zaman bir kararla onu kışkırtmaya çalışsa, kararın etrafından dolanmayı başardı! Böylece Hasan, Sahra gerçeğinde hiçbir şeyi değiştirmeden Amerikan baskılarını emdi. İkinci Hasan ölünce yerine 23/07/1999'da oğlu Altıncı Muhammed geçti. O da babası gibi İngiltere'ye sadıktı ama babası gibi bir siyaset ve deha adamı değildi; bu yüzden Amerika onu ele geçirmek için harekete geçti, İngiltere ise onun Amerikan planlarının dehlizlerine düşmesinden korktu...

c- İngiltere, Amerikan baskıları ve planları karşısında Altıncı Muhammed için endişelendi; çünkü kral, siyasi hayatın derinliklerine dalma konusunda babasından daha az deha ve deneyime sahipti. Bu nedenle İngiltere, küçük uşaklarını koruma adeti üzere, babası gibi Amerika'ya karşı sert tutumunu sürdürmemesi konusunda ona tavsiyede bulundu (veya emretti). Bu yüzden kral, Amerika'nın özgürlük, demokrasi ve insan hakları hakkındaki söylemlerine anlayış gösterdi ve Amerika ile daha yumuşak bir ilişki kurdu; böylece Amerika, Fas'ın dördüncü ticari ortağı ve AB dışındaki ilk iş ortağı oldu (ticaret hacmi 1.5 milyar dolar). Haziran 2004'te İstanbul'daki NATO zirvesi sırasında Amerika, Fas'ın NATO dışı önemli müttefik statüsüne alınmasını (Kuzey Afrika'da bu klübe giren ilk Arap devleti olarak) önerdiğinde, İngiltere ihtiyatlı ve dikkatli olmak kaydıyla buna onay vermesini sağladı. Çünkü İngiltere, Amerika'nın bu önerisinin Fas'ın siyasi durumunu etkilemek için olduğunu biliyordu... Aynı şekilde, Amerikan kararlarına karşı tutumu babası gibi sert değil, aksine onaylayan ama uygulamada oyalayan bir tutum haline geldi. Bu nedenle Sahra için önce özerklik, beş yıl sonra da kendi kaderini tayin referandumu öngören aşamalı bir çözüm olan Baker'ın "Üçüncü Çözüm" önerisini kabul etti. Bu öneri, Güvenlik Konseyi'nin 29/06/2001 tarihli "1359" sayılı kararıyla onaylanmıştı; kral bunu kabul etti ama İngiliz usulüyle, yani yedi yıl süren gelgitlerden sonra 2007'de ve bunu "Fas girişimi" olarak adlandırarak! Amerika'nın Fas üzerindeki planları, 2008'de tırmanan ekonomik krizi ve dış siyasi-askeri krizler gibi diğer öncelikleri nedeniyle birkaç yıl duraksadı... 2013 baharına gelindiğinde Amerika, Sahra krizini Kuzey Afrika ve komşu Afrika ülkelerine müdahale için bir bahane olarak kullanmak üzere krizi yeniden güçlü bir şekilde harekete geçirdi... Fas Sahrası'ndaki BM misyonu "MINURSO"nun görev alanını Sahra'daki insan haklarını izlemeyi de kapsayacak şekilde genişletme taslağını hazırladı; böylece insan hakları bahanesiyle Sahra'daki her küçük ve büyük meseleye müdahale etme hakkına sahip olacaktı! Proje, Güvenlik Konseyi'nin 25/04/2013 tarihli "2099" sayılı kararıyla bir yıl daha ertelenmiş olsa da Amerika, Genel Sekreter ve temsilcisi Ross aracılığıyla uzatma yılı boyunca referandum ve insan haklarını yeniden tartışmak için ortam hazırlamaya devam etti... Amerikalı diplomat Christopher Ross, BM Genel Sekreteri'nin Batı Sahra özel temsilcisi sıfatıyla Ekim 2013'te ve ardından 28/01/2014'te bölgeyi ziyaret etti; Ross ziyaretlerinde özellikle referandum ve insan hakları konusuyla ilgileniyordu...

d- Buna rağmen Fas'ın tutumu, açıkça cephe almama konusunda Ürdün'ün tutumuna benziyordu. Daha sonra Fas, terörle mücadelede Amerika'ya karşı "ılımlı dini söylem" kozuyla rekabet etmeye başladı. Çünkü Fas, özellikle Sahil ve Sahra ülkeleri olan Mali, Senegal ve Nijer'de yaygın olan Maliki mezhebi ve Ticaniyye tarikatı için dini bir referans oluşturuyordu. Gerçekten de Senegal, Fildişi Sahili, Mali ve Benin'e onlarca vaiz ve din adamı gönderildi, ayrıca Fas enstitü ve üniversitelerinde dini eğitim görmek üzere 500 öğrenci kabul edildi! Amerika, Fas'ın bu rolünü övmek zorunda kaldı: (ABD Dışişleri Bakanlığı Afrika İşlerinden Sorumlu Müsteşar Yardımcısı Bisa Williams, 19 ve 20 tarihlerinde Nuakşot'ta düzenlenen uluslararası bir sempozyumun kulisinde Fas Haber Ajansı'na verdiği demeçte; "Fas'ın tüm Afrika'daki, özellikle de Sahil bölgesindeki deneyimine büyük değer veriyoruz, çünkü Fas diğer ülkelerin şiddetli aşırılıkla mücadele deneyiminden yararlanması için hiçbir çabadan kaçınmamıştır" dedi.) Hespress: 21/08/2015.

Böylece Amerika ne Sahra meselesini ne de referandum ve insan hakları konusunu kullanarak Fas'taki İngiliz nüfuzunu şimdiye kadar yerinden etmeyi başaramamıştır. "Şimdiye kadar" diyoruz çünkü Amerika ile Avrupa arasındaki Afrika çatışması devam etmektedir.

• Cezayir'e gelince:

Cezayir, Amerika'nın planlarına komşusundan daha sert bir şekilde direnen önemli bir devlettir. Amerika'nın çizgisinde Abdünnasır ile birlikte yürüyen Bin Bella'ya karşı düzenlenen Bumedyen darbesinden bu yana Cezayir'de, bazen özellikle bazı zayıf başkanlar döneminde şiddetlenen bazı Fransız kalıntılarına rağmen İngiliz nüfuzu hakim olmuştur. Bumedyen, 19/06/1965'ten 27/12/1978'deki ölümüne kadar iktidarda kaldı. Cezayir'de Bumedyen döneminden sonra zayıf başkanlar göreve geldi ve yönetim ordunun eline geçti. Orduda etkili olanlar Fransız yanlısı, Fransız kültürü ve eğitimiyle yetişmiş kişilerdi. Bunlar, seçimleri kazandıktan sonra İslami Selamet Cephesi'nin (FIS) iktidara gelmesini engellemek için 1992'de darbe yaptılar... Özellikle FIS'e ve genel olarak Müslümanlara karşı birçok katliam gerçekleştirdiler ancak ülkeyi yönetmeyi başaramadılar, aksine halk onlardan nefret etti... Nüfuzlarının sürdüğü 1992-1999 yılları arasında dört etkisiz başkan değişti, asıl hakim güç orduydu. Ancak o dönemde Fransız yanlısı subaylar, Müslüman Cezayir halkına karşı korkunç katliamlar işledikten sonra darbenin sonuçlarını yönetmeyi ve ülkedeki durumu sakinleştirmeyi başaramadılar...

Bu atmosferde İngiltere, Buteflika'yı İsviçre'den getirip Cezayir'e döndürdü ve ordu komutanlarının yönetimdeki başarısızlığından ve halkın katliamlar nedeniyle onlara duyduğu nefretten yararlanarak onu bir kurtarıcı gibi siyasi havaya soktu. Ordu adamları, işledikleri suçlar ve ülkeyi yıkıma uğratmaları nedeniyle hiçbir şekilde sorgulanmamaları şartıyla ve uyum, barış ve uzlaşı çağrısıyla yaraları sarması için 1999 yılında Abdülaziz Buteflika ile başkan olması konusunda anlaştılar... Yani kendilerini kurtarması için ona sığındılar!... Buteflika 1999'dan bugüne kadar başkan oldu ve hala İngiltere ile yakın ilişkileri devam etmektedir. Bunu, 2006 yılında bir Cezayir cumhurbaşkanının İngiltere'ye yaptığı ilk ziyareti gerçekleştirerek taçlandırdı. Cezayir ordusundaki Fransız grubun, ki bunlar bir dereceye kadar etkilidirler, Buteflika'nın İngiltere ile ilişkisini bilmelerine ve Buteflika'nın Fransız siyasetiyle uyumlu olmadığını, Sarkozy döneminde Fransa'nın getirdiği Akdeniz Birliği projesini reddettiğini görmelerine rağmen; ordudaki Fransız yanlıları bugüne kadar onun başkanlığını durdurmayı başaramadılar! İngiltere, Cezayir'deki nüfuzu için Fransa'dan ziyade Amerika'dan korksa da bu Fransız kalıntılarını sona erdirmenin nüfuzunu daha da güçlendireceğini düşündü. Ancak bu konuda kademeli bir yol izledi, çünkü Fransa ile bir çatışma içinde değil, çatışma Amerika iledir. Bu nedenle Fransız yanlısı subayların değiştirilmesi, sanki bir çatışma varmış gibi ortamı ısıtmadan gerçekleşti! Örneğin; "Genelkurmay Başkanı el-Amari 03/08/2004'te sağlık nedenleriyle istifa etti (veya görevden alındı), istifadan 48 saat sonra 05/08/2004'te Buteflika, Birinci Askeri Bölge Komutanı Tümgeneral İbrahim Şerif'i görevden aldı... 2014 başında General Hassan istihbarattaki terörle mücadele birimi komutanlığından alındı, ardından Buteflika başka görevden almalar da yaptı... Ancak bu görevden almalar, rejimin yapısını etkileyecek sıcak bir çatışma olmadan yapıldı. Öyle ki General Hassan 27/08/2015'te tutuklanıp yargılandığında Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Ahmed Uyahya'ya bunun iktidarın tepesinde bir çatışma anlamına gelip gelmediği sorulduğunda bunu reddederek söylentilerin 'salon dedikodusu' olduğunu vurguladı" Al Jazeera 12/09/2015... Buteflika 13/09/2015'te Fransız eğilimli üst düzey bir subay olan ve 'General Tevfik' olarak bilinen Genel İstihbarat Servisi Başkanı Muhammed Lamine Medine'yi görevden aldığında bile, bu durum rejimin yapısında herhangi bir ısınma veya etki yaratmadan gerçekleşti! Buteflika'nın İngiltere'nin desteğiyle bu görevden almalarda bir ölçüde başarılı olduğu söylenebilir, her ne kadar ordunun kültürü ve eğitimi çoğunlukla Fransa'dan gelse de orduda hala Fransa'ya yer kalsa da... Ancak dediğimiz gibi, Buteflika'nın orduyla olan "çatışması" yumuşaktı, bir spor rekabetine daha yakındı ve rejimin temel meselelerini etkilemiyordu. Bu, Amerika'nın Cezayir'deki siyasi hakimiyeti ele geçirme ve İngiltere'nin yerini alma planlarına karşı yürütülen gerçek çatışmadan farklıdır, örneğin:

a- İspanya'nın 91 yıllık sömürgecilikten sonra 1976'da Sahra'dan çekilmesinden sonra Amerika, Sahra'nın bağımsızlığı için Polisario hareketinde bir fırsat buldu ve bunu Kuzey Afrika'ya, özellikle de Cezayir'e müdahale etmek için bir bahane olarak kullandı... Ancak Cezayir'deki yönetim (İngiltere) meselenin farkındaydı; bu yüzden Polisario'yu sınırdaki bir şeritte sınırladı ve Amerika'nın oraya sızdığını bildiği için etrafını gözlemcileriyle kuşattı... Bugün bile Amerika, Sahra konusundaki BM misyonları ve delegeleri üzerindeki hakimiyetine rağmen, bu yolla Cezayir'de nüfuz sahibi olmayı başaramamıştır.

b- Amerika, terörle mücadele bahanesiyle kurduğu "AFRICOM" birlikleri için Cezayir'de bir üs edinmeye çalıştı. Ancak Cezayir bunu reddetti; çünkü o ve arkasındaki İngiltere, bu Amerikan üssünün Cezayir'in iç işlerine müdahale etmek için olduğunu biliyordu. Bu nedenle Cezayir Dışişleri 03/03/2007'de: "Cezayir'in Amerikan Afrika Özel Kuvvetleri (AFRICOM) karargahına ev sahipliği yapması söz konusu değildir" açıklamasını yaptı.

c- Amerika, 22/03/2012'deki Mali olaylarını kullanarak terörle mücadele konusunu tekrar canlandırmaya çalıştı. Cezayir'in de terörün kendisine ulaşabileceği bahanesiyle Amerika ile iş birliği yapmasını sağlamak için ziyaretler gerçekleştirdi. Buna rağmen Cezayir (ve arkasındaki İngiltere) Amerika'nın planını reddetti. Bu ziyaretlerin en belirgini ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton'ın ziyareti ve 29/10/2012'de Abdülaziz Buteflika ile görüşmesiydi...

d- Sebsi 21/05/2015'te Amerika'yı ziyaret edip bazı anlaşmalar imzaladıktan ve Fas, Ürdün ve Bahreyn'e yaptıkları gibi ona da NATO dışı önemli müttefik statüsü verdikten sonra Cezayir, bu anlaşmalara karşı güçlü bir kampanya başlattı. Tunus Cumhurbaşkanı aradaki siyasi havayı yumuşatmaya çalışarak özel temsilcisi Hamis Cihinavi'yi 24/06/2015'te Cezayirli mevkidaşına bir mesajla gönderdi.

Cezayir'in rahatsızlığı Sebsi'nin Amerika ziyareti nedeniyle değildi; zira yapılan her şey Cezayir ve Tunus'un izlediği İngiliz siyasi planının bir parçasıydı. Aksine asıl amaç iki husustu: Birincisi Tunus'a, Avrupa (İngiltere) nüfuzu için tehlike arz eden bazı Amerikan taleplerini komşuyla çatışmama bahanesiyle reddetme imkanı verecek bir mazeret sunmak. Diğeri ise Amerika'ya, Cezayir'in İngiltere'den başka bir alternatife razı olmayacağı ve Amerikan nüfuzunu, özellikle de üs kurulmasını kabul etmeyeceği yönünde güçlü bir mesaj göndermekti... Rahatsızlığın Sebsi'nin ziyaretine ciddi bir itiraz olmadığı şuradan açıktı: Cezayir, Sebsi'nin Buteflika ile görüşen temsilcisinden sonra 13/07/2015'te Dışişleri Bakanı Ramtan Lamamra'yı resmi bir ziyaret için Tunus'a gönderdi ve rahatsızlık sona erdi!

• Tunus'a gelince:

Tunus Fransız sömürgesi altındaydı, ardından 1956-1987 yılları arasında Habib Burgiba döneminde İngiliz nüfuzuna girdi. 1987'ye gelindiğinde Burgiba 84 yaşına ulaşmıştı ve kendisinden beklenenleri yerine getirecek durumda değildi. O zaman Burgiba'nın yakın çevresinden olan Zeynel Abidin Bin Ali iktidara geldi ve o da İngiltere'ye sadık kalarak onun izinden gitti. Amerika birçok vesileyle İngiliz nüfuzunun yerine kendi nüfuzunu sokmaya çalıştı ama İngiliz siyasi sınıfı önünde durduğu için başaramadı... Ancak 2011'de Arap Baharı olayları patlak verip Bin Ali devrilince ABD bunu Kuzey Afrika'ya müdahale için yeni bir fırsat olarak gördü. Fakat hem Fransa hem İngiltere, Zeynel Abidin Bin Ali'nin ayrılışını organize ettiler. Avrupa siyasi vasata hakim olduğu için, ülkedeki Nahda partisinin ortaya çıkmasına rağmen temel rejimin değişmeden kalmasını sağlamayı başardı! Tunus'taki siyasi vasat, Tunus'u Avrupa'ya bağlayan AB anlaşmaları yoluyla hala güçlü bir şekilde İngiliz kontrolü altındadır. Avrupa dört yıl içinde Burgiba ve Bin Ali rejimiyle birlikte olan yönetici sınıfı geri getirmeyi başardı; hem de yandaşlarının yaptığı gibi yüzleri değiştirerek değil, daha da yüzsüzleşerek, elebaşlarını aynı yolsuz ve bozguncu yüzleriyle geri getirdiler! İngiliz uşaklarının en büyük dehlizlerinden olan Sebsi Tunus Cumhurbaşkanı oldu!! Bu geri dönüş, eski rejimin zorbalığına, yolsuzluğuna ve ajanlığına karşı isyan eden halk için bir provokasyondu; halk onların şerrinden kurtulduğunu sanırken birden yeniden karşılarında gördüler. Halk onlara karşı tekrar ayaklanınca, zorbalar da tıpkı öncekilerin yaptığı gibi onları baskı ve olağanüstü hal ile karşıladılar... Ancak korku duvarı yıkılmıştı ve zorbalar artık eskisi gibi ağızları kapatamıyordu. Bu yüzden rejim, rejimin zebanileri, NATO memurları ve Tunus topraklarında çatışan büyükelçilik ajanları tarafından oraya buraya yerleştirilen patlamalarla halkı korkutmak için "terör" bahanesine sığındı. Rejim bunları meçhul teröristlere atfediyordu! Amerika bu ortamda aktifleşti ve bu ortamın oluşmasına bizzat katkıda bulundu; büyükelçilikleri Avrupa yanlısı Tunuslu siyasetçileri satın alma inleri haline geldi. Orduya sızma konusunda da aktifleşti. İngiltere, Amerika karşısında rejimin düşmesinden korktu ve zayıf küçük uşaklarını koruma yöntemiyle, İngiltere'nin temel çıkarlarına dokunmadan Amerika karşısında eğilmesi için rejime işaret verdi! İngiltere Sebsi'nin sadakatine güveniyordu, çünkü o İngiltere'nin kıdemli uşaklarındandı... Olan da şuydu:

a- Sebsi Amerika'yı ziyaret etti ve 21/05/2015'te Başkanı Obama ile görüştü. Obama, Sebsi ile yaptığı görüşmede Libya ve bölgedeki durumu değerlendirerek: "Amerika Birleşik Devletleri, Tunus'un ekonomik reformları tamamlamasını sağlamak için yakın zamanda yardım sağlayacaktır" dedi (Russia Today, 21/05/2015). Amerika, uşaklarını kendisine bağlamak ve elinden kaçırmamak için NATO'yu güçlü bir bağ olarak gördüğünden, tıpkı Mısır'ı NATO dışı önemli müttefik yaptığı gibi, NATO'yu İngiltere'den yeni uşaklar "avlamak" için bir "yem" olarak kullanmaktadır. Bu nedenle ABD Dışişleri Bakanlığı 10/07/2015'te Tunus'a NATO dışı önemli müttefik statüsü verilmesi işlemlerinin tamamlandığını duyurdu; böylece Tunus; Fas, Ürdün, Bahreyn ve Kuveyt gibi İngiliz uşaklarından sonra Amerika'nın 16. müttefiki oldu...! İşte müstemleke kâfirler bizim topraklarımızda hain uşakları cezbetmek için böyle yarışıyorlar... Bu, kendi uşaklarını sabit tutmaya çalışıyor, diğeri ise onları avlamaya çalışıyor! Eğer o yöneticilerin kalplerinde yuva yapan ve üreyen hainlik olmasaydı, icabet etmezlerdi ve müstemleke kâfirler topraklarımızda basacak bir yer bulamazlardı. Allah onları kahretsin, nasıl da çevriliyorlar...

b- İngiltere, Tunus'a bir geri dönüş yolu ve Amerika'nın baskılarına boyun eğmemek için bir mazeret sağlamak amacıyla Buteflika ile anlaştı; Sebsi'nin Amerika ziyareti ve yapılan anlaşmalar nedeniyle Cezayir'in rahatsızlığını tırmandırmasını sağladı. Bu iki amaca hizmet ediyordu: Tunus'a, Avrupa (İngiltere) nüfuzu için tehlikeli görülen bazı Amerikan taleplerini reddetme bahanesi vermek (bu yüzden Cezayir protestoyu tırmandırıp fırtınaya dönüştürdü) ve Amerika'ya Cezayir'in İngiltere yerine başkasını kabul etmeyeceği, Amerikan nüfuzuna ve üslere geçit vermeyeceği mesajını vermek... Rahatsızlığın ciddi bir itiraz olmadığı, Cezayir'in Sebsi'nin temsilcilerinden sonra 13/07/2015'te Dışişleri Bakanı'nı Tunus'a göndermesiyle anlaşıldı ve fırtına dindi!

c- Ardından Amerikan temasları Tunuslu yetkililerle devam etti:

  • Tunus İçişleri Bakanı Necim el-Garsalli, 28/08/2015'te ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Das Arvizu ile görüşmesinin ardından yaptığı açıklamada; Tunus'taki demokrasiye verdikleri destekten ötürü Amerika'ya minnettar olduklarını belirterek: "Ülkem ile ABD arasındaki iş birliği devam edecektir, çünkü ortak düşman birdir, o da terörle mücadeledir" dedi (Mısır el-Arabiye, 28/08/2015).

  • ABD Dışişleri Bakanlığı Ortadoğu'dan Sorumlu Müsteşar Yardımcısı Anne Patterson, Başbakan Habib Essid ile görüşmesinin ardından: "Terörle etkin mücadele için iki ülke arasında yakın istihbarat paylaşımı ve sürekli bilgi koordinasyonu konusundaki ikili iş birliğinin ele alındığını" bildirdi (Arabesk, 01/09/2015).

  • ABD Demokrasi ve İnsan Haklarından Sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı Tom Malinowski ve beraberindeki Anne Patterson 02/09/2015'te Tunus'u ziyaret etti ve: "ABD, Tunus'un istihbarat, ekipman ve eğitim alanındaki güvenlik kapasitesini güçlendirmesine yardım etmeye kararlıdır. Tunus'un ayrıca ekonomik desteğe ve özellikle güney ve iç bölgelerde kalkınmaya ihtiyacı vardır" dedi (Suudi Haber Ajansı, 02/09/2015).

  • Amerika, Temmuz ayında yeni bir büyükelçi olan Daniel Rubinstein'ı atadı; bu kişi daha önce ABD Dışişleri'nde İsrail ve Filistin İşleri Ofis Müdürlüğü yapmış, Arapça ve İbraniceyi iyi bilen biriydi ve Libya'daki elçilik işlerinden de sorumlu olacaktı. Bu, Amerika'nın Tunus'a siyasi çalışma yürütmek ve Kuzey Afrika'da bir çıkış noktası olmak için önem verdiğini göstermektedir... (Wikipedia).

  • Christine Lagarde, 08/09/2015'ten itibaren Tunus'a bir çalışma ziyareti gerçekleştirerek yaklaşık 1.7 milyar dolarlık ihtiyatlı stand-by düzenlemesinin altıncı incelemesi öncesinde reform paketini değerlendirdi ve bankacılık sektörünün güçlendirilmesi, vergi reformları ve bürokrasinin azaltılması çağrısında bulundu (El-Eyyam, Sayı 9649).

d- Ancak Amerika'ya yönelik bu idare etme politikası, yoğun ziyaretler ve NATO dışı müttefik statüsü; Tunus'taki "eski-yeni" yöneticilerin İngiltere'ye sadakatlerinden ötürü temel konularda Amerika'ya boyun eğmelerini sağlamadı. ABD, terör maskesi altında ülkede bir askeri üs kurması için Tunus'a baskı yaptı ancak Tunuslu liderler İngiltere'nin emriyle bunu hep reddettiler; önceki ve şimdiki yönetim "AFRICOM" karargahına ev sahipliği yapmayı reddetti. Şimdiye kadar Amerika, Tunus'taki yönetimlerin İngiltere'ye sadakati nedeniyle orada üs kurmayı başaramamıştır! "Şimdiye kadar" diyoruz; çünkü Amerika, halkın isyan ettiği eski İngiliz yanlısı siyasetçilerin geri dönüşüyle sarsılan ve yolsuzluğa batan rejimin kırılganlığından yararlanarak Tunus üzerinde havuç-sopa politikasını sürdürmektedir... Eğer Amerika, İngiliz nüfuzunun yerine kendi nüfuzunu yaymak veya onu paylaşmak için bir delik bulursa bunu yapacaktır...!

• Libya:

a- Amerika onlarca yıl Libya'da nüfuz kazanmaya çalıştı ama başaramadı; çünkü Kaddafi İngiltere'ye sadıktı ve İngiliz nüfuzunun Libya'da devam etmesi konusunda titizdi. İngiltere onu Sandhurst'te öğrenciyken tanımış, sonra onlarca yıl koruyup kollamış, o da İngiliz çıkarlarını korumaya devam etmişti... Böylece 2011'deki ayaklanmaya kadar Amerika'nın Libya'da hiçbir nüfuzu yoktu... Pragmatizm ve "mümkün olanın sanatı" politikasıyla tanınan ABD, Kuzey Afrika'daki gelişmeleri veya Arap Baharı olarak adlandırılan süreci Tunus'tan sonra Mısır ve Libya'da görünce, bunu Amerikan müdahalesi ve Avrupa ile rekabet edecek bir nüfuz alanı yaratma fırsatı olarak gördü. Ardından Arap Baharı devrimleri sırasında meydana gelen karışıklıklardan yararlanmaya çalıştı ve uşaklarıyla birlikte her türlü kirli yolla bu süreci mecrasından saptırmak için çok çalıştı; böylece Libya'da nüfuz kazanmak için askeri müdahaleye katıldı...

b- Amerika, Libya'daki siyasi vasatın İngiliz yapımı olduğunun farkındadır. Bu nedenle, İngiliz yanlısı siyasi sınıfla rekabet edecek, mümkünse onu yerinden edecek veya iktidara etkin bir şekilde ortak olacak bir siyasi sınıf oluşturana kadar Libya'daki siyasi durumun istikrara kavuşmaması için tüm gücünü sarf etti... Çözümü, askeri kartları karıştırmakta buldu. İlk adım, Avrupa yanlısı adamların çoğunlukta olduğu Milli Genel Kongre tarafından domine edilen mevcut duruma karşı darbe benzeri bir hareket başlatması için askeri bir adamı görevlendirmekti... Böylece Hafter harekete geçti; hayat hikayesi Amerika'ya olan sadakatini haykırmaktadır... Hafter yaklaşık yirmi yılını ABD'nin Virginia eyaletinde, CIA gözetiminde "eğitilerek" geçirdi. Ancak 17 Şubat 2011 devriminden sonra Libya'ya döndü ve özellikle Bingazi şehrinde bir rol oynadı... Ardından Hafter 16/05/2014'te harekete geçerek Bingazi'de "Libya Onur Operasyonu" adını verdiği bir harekatla terörist olarak nitelediği silahlı gruplara saldırı başlattı ve Amerikan siyaseti uyarınca tacizlerine devam etti... Sonra Hafter, kendisi yani Amerika için büyük bir pay olana kadar Libya'da herhangi bir istikrarlı siyasi durumu engellemeye devam etti. Karşı taraf da kendisi yani İngiltere için en büyük payı elde etmeye çalışıyordu... Böylece ülkede iki hükümet ve iki parlamento oluştu! Tobruk'taki Temsilciler Meclisi ve Trablus'taki Milli Genel Kongre ve her birinin askeri gücü vardı! Hafter, Tobruk parlamentosuna kendisini korgeneral rütbesiyle Libya ordusunun genel komutanı olarak kabul ettirmeyi başardı, ardından 09/03/2015'te resmi olarak yemin etti; böylece Tobruk hükümeti Amerika'nın hakimiyetine girdi... Milli Genel Kongre ve Trablus hükümetindeki etkililer ise Avrupa, özellikle İngilizler ve biraz da Fransa ile birlikte hareket etmektedirler. Bunların arasında İngilizlerden uzak duran ancak siyasi bilinç eksikliği nedeniyle Avrupa yanlısı adamların kendilerini istedikleri yöne çekmelerine kolayca izin veren Müslüman adamlar da bulunmaktadır!

c- Amerika ve Avrupa, Libya'daki çözümleri kendi çıkarlarına göre birbirlerine fırlatıp duruyorlardı... Amerika'ya gelince, belirttiğimiz gibi Libya'da siyasi vasattan yoksundur; zira neredeyse tamamı İngiliz uşaklarından ve onların etrafında dönen veya siyasi oyunları ve vahim sonuçlarını anlamayan bazı İslami hareketlerden oluşmaktadır... Bu yüzden Amerika'nın dayanağı askeri eylemlerdir; önce Hafter, sonra onun Mısır tarafından desteklenmesi geldi. Hatta Obama'nın Kongre'den bazı durumlarda askeri operasyon yapma yetkisi istemesi, Libya konusunun da bunun maddelerinden biri olması uzak bir ihtimal değildir. Reuters 23/02/2015'te Obama'nın Kongre'ye gönderdiği mektupta: "Libya'daki durum ABD'nin güvenliği ve dış politikası için olağanüstü ve istisnai bir tehdit oluşturmaya devam ediyor" dediğini aktardı. Obama'nın mektubundan Amerika'nın Libya'daki durumunun kritik veya tehlikede olduğu, bu nedenle askeri müdahalenin Amerika'nın çıkarlarına hizmet edeceği ve uşaklarını kurtaracağı anlaşılmaktadır... Avrupa ise krize askeri müdahale edilmesine şiddetle karşı çıkarak bunun önüne geçmişti. İngiltere Dışişleri Bakanı Philip Hammond Cezayir'deki bir basın toplantısında: "Askeri bir eylemin Libya'daki sorunun çözümüne yol açabileceğine inanmıyoruz" dedi (Russia Today, 19/02/2015).

Böylece İngiltere, askeri müdahaleye veya Tobruk hükümeti ve Hafter ordusunun silahlandırılmasına karşı Güvenlik Konseyi'ndeki muhalefetin başını çekti. Libya'nın BM temsilcisi İbrahim Dabbaşi, Eş-Şarku'l Evsat gazetesine verdiği demeçte: (İngiltere liderliğindeki bazı Güvenlik Konseyi üyelerinin, Libya ordusuna yönelik silah ambargosunun kaldırılması anlaşmasına karşı çıkmalarını haklı çıkarmak için uzmanlar ekibinden bir mektup göndermesini istediklerini belirterek: "Bu kendilerini mahcubiyetten kurtarma çabasıdır" dedi ve ekledi: "İngiltere, Libya ordusunun başkent Trablus'u kontrol eden teröristler ve milislerle meseleyi halletmesini istemiyor.. Bu açık bir oyundur") (Eş-Şarku'l Evsat, 07/03/2015).

d- Güvenlik Konseyi kararıyla askeri müdahaleden vazgeçildikten sonra, Amerika ve Avrupa kriz için her biri kendi yöntemiyle müzakere yoluyla siyasi çözüm üzerinde çalışmayı kabul etti! Avrupa, müzakerelerin mümkün olan en kısa sürede siyasi bir çözüm üretmesini istiyor; çünkü siyasi vasatın çoğu onunladır, siyasi vasatın yönettiği her çözüm onun lehine olacaktır. Amerika ise askeri müdahale için bir giriş yolu bulamadığı ve Libya'daki siyasi vasattan yoksun olduğu için müzakereleri kabul etti. Bu nedenle engelleme yöntemleri icat etmeye çalışacaktır. Müzakereler bir çözüme yaklaşırsa, hava saldırıları gibi askeri eylemlerle veya Tobruk hükümetinin Milli Petrol Şirketi'nden petrol gelirlerini Merkez Bankası'na aktarmamasını istemesi gibi ekonomik baskı araçlarını kullanarak müzakereleri sabote edecektir (Mısır el-Arabiye - New York Times'tan aktaran, 06/04/2015). Tüm bu hususlar müzakerelerin verimli bir şekilde devam etmesini olumsuz etkilemekte ve Hafter'e etkili bir siyasi vasat oluşturabileceği bir dayanak bulması için süre tanımaktadır... Böylece müzakereler, sonuç alınmadan Suheyrat'tan Cenevre'ye ve tersine taşınıp durmaktadır; çünkü diyalog Libya halkı arasında değil, aksine ülke halkının çıkarlarını hiçe sayarak kendi çıkarları doğrultusunda eski sömürgecilik ile yeni sömürgecilik arasındadır!

Üçüncüsü: Hafter'in konusu ve 19/09/2015'te Bingazi'deki askeri harekatı:

Hafter'in Bingazi'de "Hatif Operasyonu" adı altında başlattığı askeri harekat, Amerikan planının bir parçasıdır; bu da sahada önemli dayanaklar elde edene ve ardından yeni bir siyasi vasat oluşturana kadar baskı yapmak ve engellemektir... Yani bu bir çelişki değildir, Hafter'in 19/09/2015 Cumartesi gününü, yani daha önce belirlenen son tarih olan 20/09/2015'ten hemen öncesini seçmesi tesadüf değildir. (BM Libya Elçisi Bernardino León, Libya'daki çatışmanın tarafları arasında krizden çıkış için bir ulusal birlik hükümeti konusunda nihai anlaşmaya varmak için 20 Eylül'ü kesin tarih olarak ilan etmiş ve Suheyrat'ta gazetecilere verdiği demeçte bu tarihin kesin olduğunu ve ertelenemeyeceğini eklemişti. Sky News Arapça, 10/09/2015). Hafter, Amerika çıkarlarını gerçekleştirdiğini görene kadar ona durmasını emredene dek bu tür eylemlere devam edecektir... İngiltere ve onunla birlikte Avrupa bunun farkındadır; bu yüzden önce León'u aday göstermek, sonra da onu BM Libya temsilcisi olarak seçtirmek için tüm güçlerini sarf ettiler ve bunda başarılı oldular. Bu, BM temsilcisinin Amerikan yanlısı olmadığı nadir durumlardan biridir! León, BM elçisinden ziyade Avrupa elçisi olmaya daha yakındır. Bu yüzden León, Hafter'in ve arkasındaki Amerika'nın müzakereleri engellemesine izin vermemek için elinden geleni yapıyordu; ne zaman bir mesele çıkarsalar onu boşa çıkarmaya veya ona karşı esneklik göstermeye çalışıyordu. Hatta engellemelere karşı bir itici güç oluşturmak için kabileleri müzakerelere çekmeye çalıştı ve bu İngiltere'nin fikriydi ama bunda başarısız oldu. (Doğu bölgesinin önde gelenlerinden Hüseyin el-Habuni, BM elçisinin tarafların diyaloğunun başarısız olduğunu ve bir kısır döngü içinde döndüğünü anlayınca kabile liderlerini ve kanaat önderlerini çağırdığını belirtti... Kahire'den sızan haberler, İngiltere'nin eski Libya Büyükelçisi Michael Aaron'un BM elçisinden kabile liderleriyle görüşmesini istediğini, onların temel bir bileşen olduğunu ve BM misyonunun bu bileşeni görmezden gelmesinin mümkün olmadığını işaret ettiğini ortaya koydu. El-Mağrib - Tunus bağımsız günlük gazetesi - 11/09/2015).

León, tarafsız görünüp Avrupa yanlısı olduğunu gizleme konusundaki maharetine rağmen, bazen deşifre oluyordu ve Tobruk parlamentosu onu taraflı olmakla suçluyordu: (León'un son adımları Libyalı parlamenterleri kızdırdı; onu tek derdinin görev süresi dolmuş Milli Genel Kongre'nin tüm taleplerine cevap vermek olduğuyla suçladılar. Bardağı taşıran son damla, Türkiye'de Fecr-i Libya ve radikal İslamcı bir grupla görüşmesi, ardından Güvenlik Konseyi tarafından savaş suçlarıyla suçlananlardan biri olan Abdurrahman el-Siveyhli'yi sürece dahil etmesiydi... Libya Haberleri 24 sayfası, 11/09/2015). León bu suçlamayı önemsemiyor, aksine Hafter'in Bingazi'deki o askeri harekatını şiddetle eleştiriyordu: (BM Libya Misyonu tarafından yapılan açıklamada, '19/09/2015 Cumartesi günü Bingazi'de tırmanan askeri gerilimi şiddetle kınıyoruz; zira hava saldırılarının zamanlaması açıkça devam eden çatışmayı sona erdirme çabalarını sabote etmeyi ve müzakerelerin nihai ve kritik bir aşamaya ulaştığı bir sırada onları engellemeyi amaçlamaktadır...' denildi. El-Mısriyyun gazetesi 21/09/2015)... Tabii ki İngiltere, Hafter'in Amerika'nın teşvikiyle engelleme yaptığının, dizginlerinin Amerika'nın elinde olduğunun ve çözümün ondan geçtiğinin farkındadır... Nitekim Kongre müzakerecileri de bunun farkındadır; bazı haberler Kongre taraflarının anlaşmaya çalışmak için bazı Amerikan yetkililerle görüşme eğiliminde olduğunu aktardı. (Trablus'taki Kurtuluş Hükümeti, Suheyrat toplantısı öncesinde Başbakanı Halife el-Guveyl'in bir Amerikalı yetkiliyi kabul etmesiyle dikkat çekici bir gelişme yaşandı. Trablus hükümeti kaynakları El-Hayat'a verdiği demeçte, Guveyl'in Pazar gecesi - Pazartesi günü ABD Lojistik Hizmetleri Yönetim Kurumu Başkan Yardımcısı William Belmore ile savunma, sağlık ve yatırım alanlarında iş birliği için yeni ufuklar açmayı içeren bir dizi mutabakat zaptı imzaladığını bildirdi. Trablus hükümeti kaynakları bu anlaşmaları Amerika ile ilişkilerde "önemli bir adım" olarak nitelendirdi. El-Hayat: Salı 22/09/2015).

Tüm bunların ışığında görünüyor ki her iki taraf da yarışı önde bitiremeyen iki at gibi meseleyi kendi lehine sonuçlandıramamış, aksine Allah'tan, Rasulü'nden ve müminlerden korkmayan yerel uşakların yardımıyla Libya halkının kanını ve zenginliklerini emmek için yarışacakları sinsi manevralara ihtiyaç duymaktadırlar... Böylece her iki tarafın da bir "savaşçı dinlenmesine" ihtiyacı vardı! Bu süre León'un dediği gibi 20/10/2015'e kadar veya beklendiği gibi daha da uzayabilir: (BM Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi Bernardino León, dün Pazartesi akşamı düzenlenen Suheyrat'taki Libya siyasi diyaloğu gelişmelerini değerlendirdiği basın toplantısında: "Nihai bir metnimiz var ve görevimiz bitti, artık bu metne yanıt vermek katılımcılara kalmıştır; yanıt daha fazla müzakere ve değişiklik değil, anlaşmaya evet veya hayır demek olacaktır" dedi ve elçi anlaşmanın 20 Ekim'den önce uygulanmaya başlanması gerektiğini vurguladı... Mağrib el-Yevm, Salı 22/09/2015).

Özetle León mümkün olan en kısa sürede siyasi bir çözüm bulmak istiyor; çünkü Avrupa bunu istiyor, ancak bu çözüm yoluyla elde edilecek gerçek kazanımların kendi lehine olması şartıyla. Çünkü o kendisini onlarca yıldır Libya'nın sahibi olarak görüyor. Amerika ise Avrupa'nın bittiğini ve kendisinin onun tek mirasçısı olduğunu, eğer tek mirasçı değilse de Avrupa ile mirasa ortak olduğunu düşünüyor... Avrupa'nın Libya'da tek başına dönmesi ise onun için kırmızı çizgidir! Bu iki talebin en azından yakın gelecekte birleşmesi zordur. Bu nedenle León'un gerçek ve istikrarlı bir çözüm bulması imkansız değilse bile çok zordur; ancak kağıt üzerinde, bugün imzalanıp yarın bozulacak bir anlaşma bulabilir ve şu anda olan da budur... Ta ki taraflardan biri diğerine üstünlük sağlayıp istediği çözümü dayatana kadar veya ülke halkı meseleyi kendi eline alıp Rableri olan Allah'tan korkarak O'nun şeriatını hakim kılana ve eski-yeni sömürgeciliği, onlarla birlikte veya onlardan önce de uşaklarını ve yandaşlarını ayaklar altına alana kadar. Şunu belirtmek gerekir ki; Tunus, Trablusgarp ve Cezayir eyaletleri Hilafet Devleti'ne bağlıyken, Amerika gemileri bu eyaletlerin sularından geçebilmek için onlara vergiler ödüyor ve şartlarını kabul ediyordu. Hilafet gölgesinde o neredeydi... Hilafet'in yokluğunda şimdi nereye ulaştı...

إِنَّ فِي ذَلِكَ لَعِبْرَةً لِأُولِي الْأَبْصَارِ

"Şüphesiz bunda, basiret sahipleri için bir ibret vardır." (Âl-i İmrân [3]: 13)

Makaleyi Paylaş

Bu makaleyi ağınızla paylaşın