Soru:
Avrupalı yetkililerin Sudan'a akın ettiği ve Hamdok hükümetine destek açıklamaları yaptıkları görülüyor. 16.09.2019 tarihinde Fransa Dışişleri Bakanı Hartum'a gelerek Sudan Başbakanı Hamdok ile görüştü ve Sudan'a 60 milyon Euro tutarında destek sağlanacağını, Sudan'ın terör listesinden çıkarılması için çalışacağını açıkladı. Aynı şekilde Almanya Dışişleri Bakanı da gelerek terör listesiyle ilgili benzer bir açıklama yaptı... Peki, bu iletişim ve destek; ordu karşısında Özgürlük ve Değişim Güçleri’ne destek vermek için mi, yoksa başka meseleler için mi? Ayrıca Sudan Başbakanı Abdullah Hamdok, 05.09.2019 tarihinde Nisan ayında Beşir'in devrilmesinden bu yana ilk hükümetin kurulduğunu duyurdu (Geçen ay ordu ile siviller arasında imzalanan üç yıllık bir güç paylaşımı anlaşması uyarınca hükümet görev yapacak... France 24, 05.09.2019). Güç paylaşımı anlaşmasının istikrara kavuşması mı bekleniyor, yoksa gerilim yeniden mi başlayacak?
Cevap:
Cevabın netleşmesi için aşağıdaki hususları gözden geçirelim:
1- Özgürlük ve Değişim Güçleri; İngiltere'nin, medyasının ve bölgedeki uşaklarının yardımıyla, zulme, açlığa, mahrumiyete ve yolsuzluğa karşı ayaklanan halkın devrimini çalmayı başardı. Bu güçler halkın omuzlarına basarak yükseldiler ve bu durumları düzeltmek için köklü bir çözüm üretmek yerine, bozuk gerçekliğin ürünü olan çözümler sundular. Müzakereler; Amerika ve uşakları tarafından desteklenen Askeri Konsey ile Avrupa tarafından desteklenen Özgürlük ve Değişim Güçleri arasında yürütüldü. Ardından 17.08.2019 tarihinde "Anayasal Belge" üzerinde anlaşmaya vardılar... Böylece devrimci halkın fedakarlıkları boşa gitmiş oldu. Bu anlaşma, bozuk gerçekliğin İslam’a ve hükümlerine düşman olan seküler Batılı temeller üzerinde devam etmesi demekti! Askeri Konsey ile Özgürlük ve Değişim Güçleri arasındaki anlaşma, 39 aylık bir geçiş dönemi boyunca, tarafların üzerinde mutabık kalacağı bir sivil şahsın yanı sıra 5+5 şeklinde yarı yarıya 11 üyeden oluşan bir Egemenlik Konseyi kurulmasını içeriyordu. Anlaşma ayrıca ilk 21 aylık dönemde başkanlığı Askeri Konsey’in, sonraki 18 aylık dönemde ise Özgürlük ve Değişim Güçleri’nin üstlenmesini, geçiş döneminin ardından ise genel seçimlerin yapılmasını ve bir yasama meclisinin kurulmasını öngörüyordu. Anlaşmaya göre Savunma ve İçişleri Bakanlarının seçilmesi yetkisi Egemenlik Konseyi’nin askeri kanadına verildi. Yani bu kanadın, ilk dönemde Egemenlik Konseyi başkanlığının yanı sıra ordu, emniyet ve istihbarat vasıtasıyla hakimiyetini koruyacağı kararlaştırıldı.
2- Dolayısıyla ordunun yönetimdeki yetkileri önemli güç unsurları içermektedir: Konsey’de ordudan beş kişi var, Bakanlar Kurulu’nda ise ordudan iki kişi (İçişleri ve Savunma Bakanları) bulunuyor. Geçiş hükümetinin Savunma Bakanı olan General Cemalettin Ömer, halihazırda askeri hizmette bulunan en kıdemli subaylardan biridir. General Cemalettin Ömer, askeri istihbarat teşkilatında uzun süre birlikte çalışmaları hasebiyle eski Savunma Bakanı Avad bin Avf’ın yakın dostuydu. Ayrıca Abdulfettah el-Burhan, Genel İstihbarat Başkanı Ebubekir Dembelab ve Ömer Zeynelabidin ile harp okulundan sınıf arkadaşıdır... Tüm bunlar eski rejimin geçiş döneminde güçlü bir şekilde var olacağı anlamına geliyor. Bu durum, Avrupa'nın (İngiltere'nin) uşağı olan sivil hükümetin hedeflerine ulaşmasının önüne birçok engel ve bariyer koyacaktır. Böylece Amerika'nın uşaklarının eli üstün kalmaya devam etmektedir.
3- Özgürlük ve Değişim Güçleri tarafından aday gösterilen ve İngiltere'deki Manchester Üniversitesi'nden ekonomi alanında yüksek lisans ve doktora derecesine sahip olan Abdullah Hamdok, 20.08.2019 tarihinde Başbakan olarak atandı ve Bakanlar Kurulu'na da etkili yürütme yetkileri verildi. Ardından 05.09.2019 tarihinde 39 aylık geçiş sürecine liderlik etmesi beklenen hükümetin kurulduğunu duyurdu. Böylece Başbakan, İngiltere ve Avrupa yanlısı biri olarak Avrupa ekseninde hareket ederken; Egemenlik Konseyi Başkanı ve ordu komutanı Abdulfettah el-Burhan, yardımcısı Hızlı Destek Kuvvetleri komutanı Muhammed bin Hamdan Daklu ve yanlarındaki Amerika yanlısı askerler ise Amerikan ekseninde hareket edeceklerdir.
4- Anayasal Belge'ye göre Sudan'daki yönetim, farklı yetkilere ve birbiriyle çatışan dış sadakatlere sahip iki gruptan oluşmuş gibidir. Bu durum tarafların halkın sorunlarını çözme ve yaşam güvenliğini sağlama konusundaki çalışmalarına yansıyacaktır. Her birinin derdi, bağlı olduğu eksene hizmet etmek olacak, dolayısıyla biri diğerini iç ve dış araçlarla tasfiye etmek için pusuda bekleyecektir... Sudan'da bu tür konseylerin kurulmasının, sadece geçiş dönemleri ve krizlerle bağlantılı olduğu bilinmektedir. Bu durum, ordu devletin işlerini düzenleyene, konseyi feshedene ve ordu subaylarından birini ülkeye başkan olarak dayatana kadar sürer. Bu durum, 01.01.1956'da Sudan'ın (bağımsızlığı) sırasında yönetimi devralan ve General İbrahim Abbud'un 17.11.1958'deki darbesine kadar süren ilk Egemenlik Konseyi'nden beri bellidir. Ardından 1969'daki Numeyri darbesine, sonra 30 Haziran 1989'daki Ömer el-Beşir darbesine... Daha sonra Beşir'in devrilmesine ve Egemenlik Konseyi'nin kurulmasına kadar bu böyle devam etmiştir. Bu konseyler her zaman Amerika ve İngiltere arasındaki çatışma turlarıyla bağlantılıydı. Her biri yönetimi tek başına şekillendirmeye hevesliydi; eğer buna güç yetiremezse, diğerini tasfiye edene kadar onunla uzlaşırdı. Geçmişte Amerika'nın, halkın hareketliliğini soğurmak için İngiliz yanlısı Sadık el-Mehdi'nin başbakanlığına sessiz kalıp, ordudaki adamlarını organize ettiğinde 1989'da Beşir darbesini getirmesi gibi. Beşir halk hareketlerini kontrol edemeyince, daha önce Numeyri ve Mübarek gibi benzerlerine yaptığı gibi, ona verdikleri hizmetlere aldırış etmeden onu da kenara itti! Beşir'den sonra Askeri Konsey'i getirdi. Şimdi aynı oyun mevcut Egemenlik Konseyi'nde tekrarlanıyor; Amerika yanlısı askerler, Özgürlük ve Değişim Güçleri'nin dalgasını arkasına aldığı halkın öfkesini yatıştırmak için Özgürlük ve Değişim'in uşaklarıyla anlaşmak zorunda kaldılar. Ancak bu seferki durum öncekine benzemiyor; ordu, Sadık el-Mehdi döneminde yaptığı gibi yönetimi tamamen teslim etmedi, aksine Egemenlik Konseyi adı altında başında kaldı. Hükümete başka etkili yetkiler verilse bile, hükümetin bazı hassas ve önemli merkezlerini elinde tuttu. Ülkeye liderlik eden Egemenlik Konseyi'nin yarısı ordudan oluşuyor ve 21 ay boyunca ordu komutanı Burhan tarafından yönetiliyor. Savunma ve İçişleri Bakanları ise askeri ve güvenlik otoritesi açısından hakimiyeti garanti altına almak için ordudan seçiliyor.
5- Beklenen odur ki Amerika ve İngiltere bir arada huzur içinde yaşamayacaklardır; çünkü çıkarları farklıdır ve yerel araçları da onlara tabidir. Bu nedenle taraflardan her biri diğerinin hamlelerini boşa çıkarmaya çalışacaktır! Mevcut olayların takibi, detaylarının incelenmesi ve özellikle Amerikalı ve Avrupalı yetkililerin dış ve iç beyanatlarının tetkik edilmesiyle, taraflardan her birinin rakibini sıkıştırmak, ona galip gelmek ve ardından yönetimden uzaklaştırmak için kullanacağı muhtemel araçlar şunlardır:
Askeri kanat ise hükümeti ekonomik yönden sıkıştırmaya yönelecektir. Zira halkın Beşir'e karşı harekete geçmesinin önemli nedenlerinden biri ekonomik durumun kötülüğüydü. Mevcut hükümet halka ekonomik durumu iyileştirme sözü verdi. Eğer bunda başarısız olursa halk yeniden harekete geçecek ve bu durum askerler için Özgürlük ve Değişim'i, yani Sudan'daki Avrupa rolünü tasfiye etmek için bir fırsat olacaktır. Ekonomiyi kontrol eden faktörler ise şunlardır:
a- Hamdok, Almanya Dışişleri Bakanı ile düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi: ("Sudan'ın ekonomik meydan okuması büyük bir meydan okumadır... Enflasyon konusu, ulusal para biriminin döviz kurunun ele alınması ve bankacılık sistemine güvenin yeniden tesisi" ve ekledi: "Sudan'ın terör listesinden çıkarılması konusunda Washington ile anlayış birliğine varılmadıkça zorluklar devam edecektir"... Anadolu, Reuters 03.09.2019). Hamdok ayrıca: ("Washington ile ilişkilerimizi normalleştirmek, eski rejimin ortadan kalkmasıyla engellerin kalkmasından sonra ilk önceliğimizdir"... Anadolu 08.09.2019) dedi. Bu nedenle hükümetin yaptırımların kaldırılması konusunda Amerika'ya ihtiyacı var.
b- Amerika yaptırımların kaldırılması konusunda katı bir tutum sergilemeye başladı. Uşaklarının sokağı sakinleştirmek için imzalamak zorunda kaldığı Anayasal Belge'nin imzalanmasından sonra Amerika Sudan'a verdiği desteği geri çekmeye başladı. Hartum'daki görev süresi dolan ABD Maslahatgüzarı, Sudanlı üst düzey şahsiyetlere yaptırımların kaldırılması meselesinin yakın zamanda çözülmeyeceğini, çünkü kararın Trump yönetiminde değil Kongre'de olduğunu bildirdi (İlaf gazetesi, 04.09.2019). Yani Amerika, başlangıçta Burhan'a yaptırımların yakında kaldırılacağı sözünü vermiş olmasına rağmen, yaptırımları Hamdok hükümetine karşı bir baskı kartı olarak kullanmak için katılaştı. Burhan o zamanlar şöyle demişti: ("Eski rejimden bu yana yaptırımlar dosyasıyla ilgili devam eden prosedürler var. Bu konuyu Amerikan yönetimiyle görüşmek üzere hukukçular gönderdik. Barış süreci tamamlandıktan sonra Sudan'ın adını terörü destekleyen devletler listesinden çıkaracaklarına dair söz verdiler ve biz vaktin uygun olduğunu düşünüyoruz." Ayrıca "Geçiş dönemi yönetimi yapılarının belgesi hazırlandıktan sonra bu hafta sonu anlaşma imzalanabilir" dedi... Asharq Al-Awsat 07.07.2019). ABD'nin Hartum Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Steven Koutsis de 07.07.2019 tarihinde Sudan'ın adının terörü destekleyen devletler listesinden çıkarılması meselesinin (yakın olduğunu) ifade etmişti (Al Khaleej Online, 07.07.2019).
c- Uluslararası para kuruluşları (IMF ve Dünya Bankası) Amerika'nın izni olmadan Sudan'a kredi veremez. Bu da Amerika'nın ve dolayısıyla içindeki ekibinin elindeki bir başka baskı aracıdır. Ayrıca Sudan'ın adının hâlâ ABD terör listelerinde yer alması, uluslararası Amerikan transfer sistemini kullanmasını engellemektedir... Bu durum, işlemlerinin dolardan ayrılamaması nedeniyle Sudan'ın uluslararası ticaretinin önündeki en büyük engellerden biridir.
Avrupa (ve dolayısıyla Özgürlük ve Değişim Güçleri) tarafının ise iki hat üzerinde ilerlemesi beklenmektedir: Birincisi, "yaptırımlar meselesi ve Amerika'nın yaptırımları kaldırmayı geciktirmesi" ve bunun sonucunda oluşan ekonomik baskıyla başa çıkmak için Avrupa'dan yardım almak. İkincisi ise orduyu ve güvenlik güçlerini mali bütçe tahsisatları konusunda sıkıştırmak...
Birincisi: Avrupa (ve dolayısıyla Özgürlük ve Değişim Güçleri), yaptırımların Sudan ekonomisi üzerindeki büyük etkisinin farkındadır. Aynı şekilde Amerika'nın baskı kurmak için bu süreci geciktireceğini de bilmektedir. Bu nedenle Sudan hükümetine Birleşmiş Milletler'de ve mali destekle yardım etmeye çalışmaktadır. Almanya yardım etmeye hazır olduğunu belirterek, Dışişleri Bakanı Heiko Maas aracılığıyla şunları söyledi: ("Ülkesinin, Sudan'ın adının terörü destekleyen ülkeler listesinden çıkarılması konusunu bu ay yapılacak BM Genel Kurulu'nda gündeme getireceğini" belirtti... Anadolu 08.09.2019). Fransa Dışişleri Bakanı (Le Drian) 16.09.2019'da Hartum'u ziyaret ederek Başbakan Abdullah Hamdok ile görüştü ve şunları söyledi: ("Başbakan'a, Sudan'ın ABD'nin terörü destekleyen ülkeler listesinden çıkarılması için Avrupalı ortaklarımızla birlikte çalışacağımızı söyledim" ve "Fransa'nın Sudan'a 60 milyon Euro tutarında destek sağlayacağını, bunun 15 milyon Euro'sunun bu geçiş dönemindeki transferler için derhal ödeneceğini" ifade etti... Rakoba Sudan sayfası, 16.09.2019). Tüm bunlardan Özgürlük ve Değişim Güçleri'ne ve Hamdok hükümetine verilen destek açıkça görülmektedir.
İkincisi ise iki hususu içerir: Ordunun bütçe tahsisatlarının azaltılması ve güvenlik kurumlarının ıslah edilmesi. Hamdok'un açıklamaları buna açıkça işaret etmektedir:
Bütçe konusunda Hamdok şunları söyledi: ("Askeri harcamaların keskin bir şekilde azaltılması çağrısında bulundu... Askeri harcamaların devlet bütçesinin %80'ine kadarını tükettiğini" ekledi... Arabi Post 26.08.2019). Hamdok, ülkenin dört bir yanına yayılmış silahlı hareketlerle barış anlaşmaları imzalanmasının bir "barış temettüsü" yaratması gerektiğini, yani Sudan bütçesi üzerindeki ordu ve emniyetle ilgili birçok askeri harcamanın kaldırılması gerektiğini bahane etmektedir.
Güvenlik kurumlarının ıslahı konusunda ise Sudan'daki mevcut emniyet ve ordu yapısı, özellikle Hızlı Destek Kuvvetleri'nin durumu Beşir rejiminin bir tasarımıdır ve ayaklanan Sudanlılara büyük acılar çektirmiştir. Böylece "Özgürlük ve Değişim Güçleri" için bu kurumların, devletin denetimini garanti altına alacak ve yasaya tabi kılacak şekilde yeniden yapılandırılmasını talep etmek için bir gerekçe oluştu. (Hamdok, Hızlı Destek Kuvvetleri'nin yeniden yapılandırma süreci kapsamında emniyet teşkilatına dahil edileceğini ve ülke için ulusal bir ordunun kurulacağını açıkladı. Hükümetinin, güçlü bir ulusal ordu inşa etmek amacıyla Hızlı Destek Kuvvetleri ve tüm silahlı hareketlerin orduları da dahil olmak üzere güvenlik aygıtını yeniden yapılandırmaya kararlı olduğunu ekledi. Al Jazeera Net 11.09.2019).
6- Görünen o ki Avrupa'nın Özgürlük ve Değişim Güçleri'ni destekleme girişimleri, Amerika ve takipçilerinin karşı hamlelerinden daha az başarılı olacaktır. Bunun nedenleri şunlardır:
Avrupa desteği sorunu çözmez. Başbakan'ın bizzat ifade ettiği gibi, Amerika Sudan'ın adını terörü destekleyen devletler listesinden çıkarmazsa Sudan zorluklar yaşamaya devam edecektir. Çünkü Sudan dış yardımlara, yani ülkenin gövdesini kemiren faizli kredilere ve yatırımcılara bağımlıdır. Bir sanayi devrimi gerçekleştiremez veya ekonomik kaynaklarını geliştiremez. Zira Sudan'ın bu gidişatı bozuk gerçekliğin bir parçasıdır; mefkureden (ideolojiden) ve hayatın tüm sorunlarını çözen bir nizamın (ki İslam iktisat nizamı da bunlardan biridir) fışkırdığı ümmetin hanif dininden uzaktır. Ekonomik yön, halkın yoksulluk, mahrumiyet, işsizlik ve hayat pahalılığından muzdarip olması nedeniyle Beşir yönetimine karşı ayaklanmasının en önemli nedenlerinden biriydi.
Ordunun bütçesinin azaltılmasına gelince; ordu onlarca yıl boyunca Sudan bütçesinden aslan payını almaya alışmıştır ve bütçe kesintisine çeşitli yöntemlerle şiddetle karşı koyması, yüksek harcamaları elinde tutmak için gerekçeler üretmesi beklenmektedir... Ayrıca mali yolsuzluktan her iki taraf da azade değildir. O halde taraflardan biri bunu nasıl çözebilir? Mali yolsuzluğu ancak Allah'tan korkan ve her hükmünde beşeri yasalarla değil İslam ile hükmeden adamlar çözebilir.
Güvenlik birimleri konusunda ise Amerika, medya açıklamalarını ve özellikle Mısır ve Suudi Arabistan'a yönelik dış ziyaretlerini artıran Hızlı Destek Kuvvetleri komutanı Muhammed Hamdan Daklu (Hemedti) üzerine odaklanmaktadır. Görünüşe göre Hemedti, Sudan'ın geleceği için Amerika'nın ilk tercihi gibidir. Egemenlik Konseyi Başkan Yardımcısı olan "Hemedti", bazı kaynaklara göre ordu bütçesinin yaklaşık %25'ine sahip olan Hızlı Destek Kuvvetleri'ne yönelik her türlü değişikliğe karşı inatçı bir direnç gösterecektir. Bu nedenle Hamdok hükümetinin Sudan'daki güvenlik güçlerini yeniden yapılandırma çabaları, Amerika'nın Sudan'daki güçlü adamı Hemedti ile doğrudan çatışmaktadır!
7- Buna göre geçiş sürecinde Sudan'da siyasi veya ekonomik bir istikrarın sağlanması beklenmemektedir:
- Siyasi istikrarsızlık; uluslararası bir çatışmanın yaşandığı ve bu çatışmada yerel araçların silah olarak kullanıldığı hiçbir ülkede son bulmaz. Yukarıda açıkladığımız gibi uluslararası temsilcilerin ve büyükelçilerin Sudan'daki hareketliliği, sözlü beyanatları, fiili davranışları ve yerel yetkililerle yaptıkları görüşmeler bunun açık bir kanıtıdır. Bu durumda istikrar yok olur. Sudan halkı bu gerçeği idrak edip her nerede olurlarsa olsunlar sömürgeci kafirleri ve yardımcılarını kökünden söküp atarak Allah'a yardım etmedikleri sürece; geçiş sürecinde Amerika'nın desteğiyle bir askeri darbe olması ihtimal dışı değildir. Ardından İslam’ın hükmünü, Nübüvvet metodu üzere Raşidi Hilafet’i kurarlarsa, o zaman izzete kavuşurlar ve yurtlarında güven içinde istikrara ulaşırlar. Allah'ın onlar için istediği gibi olurlar:
كُنْتُمْ خَيْرَ أُمَّةٍ أُخْرِجَتْ لِلنَّاسِ
"Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmet oldunuz." (Âl-i İmrân 110)
- Ekonomik istikrarsızlık ise ülkedeki sömürgeci müdahalenin kaçınılmaz bir sonucudur. Zira dikenden üzüm devşirilmez! Bunun şahitleri ortadadır: Güney Sudan koparılmış ve ümmete ihanet eden yöneticiye Amerika'nın emriyle petrol zenginliği kaybettirilmiştir. Sudan "Afrika'nın ekmek sepeti" olarak nitelendirilirken, halkı derin bir yoksulluk içine düşmüştür; çünkü faizli kredilere bel bağlanmış, çiftçilere yardım edilmeyip ürünleri pazarlanmadığı için topraklar terk edilmiş, maden zenginlikleri yabancı yatırımlara bırakılmıştır... En önemlisi de İslam yönetimden uzaklaştırılmış, Allah'ın meşru kıldığı İslam iktisat nizamı terk edilip bozuk beşeri nizam uygulanmıştır. O halde ekonomik istikrar nasıl olsun? Aksine olacak olan ancak dar bir geçimdir. Azîz ve Hakîm olan Allah muhkem ayetlerinde doğruyu söylemiştir:
فَمَنِ اتَّبَعَ هُدَايَ فَلَا يَضِلُّ وَلَا يَشْقَى * وَمَنْ أَعْرَضَ عَنْ ذِكْرِي فَإِنَّ لَهُ مَعِيشَةً ضَنْكاً
"Kim Benim hidayetime uyarsa o sapmaz ve bedbaht olmaz. Kim de Benim zikrimden yüz çevirirse, artık onun için sıkıntılı bir geçim vardır." (Taha 123-124)
24 Muharrem el-Haram 1441 H. 23.09.2019 M.