Home About Articles Ask the Sheikh
Soru & Cevap

Soru-Cevap: Azerbaycan ve Ermenistan Arasındaki Çatışma

October 06, 2020
3686

Soru: (Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, 04.10.2020 Pazar akşamı devlet televizyonundan yayınlanan konuşmasında, Ermenistan'ın yaklaşık bir haftadır devam eden çatışmaları durdurmadan önce Dağlık Karabağ'dan çekilmek için bir takvim belirlemesi gerektiğini söyledi... Aliyev, Pazar günü Cebrail şehrinin kontrol altına alınmasını Ermenistan ve destekçileri için bir ders olarak nitelendirdi ve kendi ifadesiyle Ermenistan'ın bundan ders alması gerektiğini belirtti. El Cezire, 05.10.2020). Azerbaycan ve Ermenistan arasında 27.09.2020 sabahı başlayan şiddetli çatışmalar, iki taraf arasında 1994 yılındaki ateşkesinden bu yana görülmemiş bir boyuta ulaştı. Her ne kadar 2016'da olduğu gibi zaman zaman sınırlı veya bazen geniş çaplı çatışmalar yaşansa da Türkiye, daha önceki bu çatışmaların hiçbirinde Azerbaycan'a askeri destek vermemişti. Ancak bu kez Türkiye'nin Azerbaycan'a desteğini açıkça ilan etmesi, belirli hedefleri olduğunu gösteriyor! Bu hedefler nelerdir? Türkiye neden bu denli yoğun bir müdahalede bulundu? Minsk Grubu ülkelerinin, özellikle de üç liderinin (ABD, Rusya ve Fransa) tutumu nedir? Teşekkürler.

Cevap: Neler olup bittiğini anlamak için şu hususları gözden geçirelim:

1- Azerbaycan, Ermenistan'ın 27.09.2020 sabahı topraklarına yönelik geniş çaplı bir saldırı başlattığını duyurdu. Azerbaycan Savunma Bakanlığı yaptığı açıklamada şunları belirtti: ("Ermeni ateşi siviller arasında can kayıplarına yol açmış, yoğun Ermeni bombardımanına maruz kalan bazı köylerde sivil altyapıda büyük hasar meydana gelmiştir." Ayrıca "kuvvetlerinin karşı saldırı başlattığını ve cephe hattının derinliklerinde Rus yapımı 12 adet 'Osa' uçaksavar füze sistemi de dahil olmak üzere çok sayıda Ermeni askeri tesis ve aracını imha etmeyi başardığını" bildirdi... El Cezire, 27.09.2020). Azerbaycan parlamentosu bazı şehir ve bölgelerde savaş hali ilan edilmesini ve çatışma bölgelerinde sıkıyönetim uygulanmasını onayladı. Diğer taraftan Ermenistan da savaş hali ilan etti, hatta resmi hesabında boynundan şirk sembolü olan bir haç sarkan ve elinde makineli tüfek tutan bir rahibin fotoğrafını paylaşarak Müslümanlara karşı bir Haçlı savaşı yürüttüklerine işaret etti... Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan yaptığı bir konuşmada ülkesinin tutumunu şöyle açıkladı: ("Azerbaycan halkına savaş ilan etmiştir" ve "bölgedeki gerilimin bölge sınırlarını aşarak uluslararası güvenliği tehdit etmesi ihtimal dışı değildir. Türkiye'nin davranışı Güney Kafkasya için yıkıcı sonuçlar doğurabilir. Uluslararası toplumu, Türkiye'nin 1991'den beri Bakü ve Erivan arasındaki Karabağ konusundaki ihtilafa müdahale etmemesini sağlamaya çağırdı"... Aynı kaynak).

2- Azerbaycan, çatışmaların bu kez ciddi olduğunu ve savaşın belirleyici olduğunu gösterdi. Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev 30.09.2020'de şunları söyledi: ("Karabağ konusundaki müzakerelerin yararsız olduğunu ve yeni diyalog çağrılarına gerek olmadığını belirterek, Azerbaycan'ın toprak bütünlüğünü yeniden tesis etme kararlılığını ifade etti. Azerbaycan ordusunun tartışmalı bölgedeki son operasyonları sırasında sahada başarılar elde ettiğini ve kimsenin Azerbaycan güçlerini kontrol altına aldıkları mevzilerden çekilmeye zorlayamayacağını söyledi. Ermeni güçlerinin çekilmesinin Azerbaycan tarafından öne sürülen tek şart olduğunu ve eğer Erivan bunu uygularsa çatışmaların duracağını" ifade etti. Şöyle dedi: "Tek bir şartımız var: Ermenistan silahlı kuvvetlerinin topraklarımızdan tam, koşulsuz ve gecikmeksizin çekilmesi. Eğer Ermeni hükümeti kabul ederse... çatışmalar duracak ve kan dökülmesi sona erecektir... El Cezire, Russia Today, 30.09.2020). Bu durum, onun Türk desteğine güvendiğini, bu desteğin samimi olduğunu ve kendisine toprakları kurtaracağını düşündüğünü göstermektedir.

3- Bu yıl 12.07.2020 tarihinde çatışmalar yeniden başlamış, 3 gün sürmüş ve her iki taraftan da can kayıpları yaşanarak durmuştu. Ardından Türkiye, ilk kez 29.07.2020'de başlayan ve yaklaşık iki hafta süren geniş çaplı askeri tatbikatlara katılmak üzere Azerbaycan'a kara ve hava kuvvetleri gönderdi. Türkiye, Azerbaycan davasını ve Ermeniler tarafından işgal edilen topraklarını sahiplendiğini göstermeye başladı. 1994 yılındaki ateşkesten bu yana zaman zaman çatışmalar yaşanmış olsa da daha önce böyle bir durum olmamıştı. O tarihten bu yana en şiddetli çatışmalar 2016 yılının Nisan ayı başında yaşanmıştı ancak o dönemde Erdoğan taziye dileklerini iletmek ve destek vermeye hazır olduğunu söylemekten öteye gitmemişti! O günkü koşullar, Amerika'nın planladığı gibi, Amerikan yanlısı Suriye rejimini tahkim etmek, bu rejime isyan eden Suriye halkını vurmak ve İslam'ın yönetime dönmesini engellemek için Türkiye'nin Rusya ile çatışmasını değil, uzlaşmasını gerektiriyordu. Özellikle Ermenilerin Azerbaycan'a karşı isyanının Şubat 1988'de Rusya'nın desteğiyle başladığı, 1991'de Dağlık Karabağ bölgesinin kontrolünü ele geçirdikleri ve orada bağımsız bir cumhuriyet ilan ettikleri unutulmamalıdır. Savaş 1994'e kadar sürmüş, Azerbaycan 5 vilayetten oluşan Karabağ bölgesi de dahil olmak üzere topraklarının %20 ila %24'ünü kaybetmişti. Batıdaki 5 vilayetin yanı sıra Ağdam ve Fuzuli vilayetlerinin büyük kısımları da buna dahildir. Bu bölgelerdeki yaklaşık bir milyon Müslüman halk yerinden edilmiştir. Rus ordusu doğrudan müdahale etmiş ve Rusya, Azerbaycan'a kıyasla yüzölçümü, nüfus, güç ve imkan bakımından küçük bir ülke olan Ermenistan'ın arkasında durmaya devam etmektedir.

4- Türkiye, Azerbaycan meselesini Amerika'nın yörüngesinde dönerek ve onun emirlerini yerine getirerek oynamaktadır. Türkiye, 10.10.2009 tarihinde İsviçre'nin Zürih kentinde Ermenistan ile kapsamlı bir barış anlaşması imzaladı. Bu anlaşma; mevcut sınırların tanınmasını, sınırların açılmasını, diplomatik ilişkilerin kurulmasını, büyükelçi değişimini, konsoloslukların açılmasını, her alanda ilişkilerin geliştirilmesini, bölgesel ve uluslararası iş birliğini, bölgesel ve uluslararası ihtilafların uluslararası kural ve yasalara göre barışçıl yollarla çözülmesini, terörle mücadeleyi, bölgede demokrasinin geliştirilmesini ve Ermeni soykırımı iddialarının çözümü için tarihi belge ve kaynakların bilimsel olarak incelenmesi amacıyla diyaloğun geliştirilmesini öngörüyordu... Oysa Erdoğan daha önce Ermenistan Karabağ ve çevresindeki işgal ettiği Azerbaycan topraklarından çekilmeden Ermenistan ile anlaşmayı reddediyordu. Bu anlaşma, eski ABD Başkanı Obama'nın 06.04.2009 tarihindeki Türkiye ziyaretinde, 1993'te ilişkilerin kesilmesi ve sınırların kapatılmasından sonra Türkiye ile Ermenistan arasındaki anlaşmazlığın çözülmesi ve barışın tesis edilmesi yönündeki doğrudan talebi üzerine gerçekleşti. Erdoğan buna boyun eğdi ve Azerbaycan'a, Ermeni işgalindeki topraklara veya sayıları yaklaşık bir milyonu bulan Azerbaycanlı Müslüman mülteciler meselesine değinmeden Ermenistan ile kapsamlı bir barış anlaşması imzaladı... ABD Dışişleri Bakanlığı, bu imzanın tarihi bir olay olduğunu ve kendilerinin de buna katıldığını ilan etti!

5- Azerbaycan o dönemde, Ermenilerin işgal altındaki Azerbaycan topraklarından çekilmesi gerçekleşmeden anlaşmanın imzalanmasını eleştirdi. Azerbaycan, Türkiye'den, Ermenistan işgal altındaki topraklardan çekilmeden sınırların açılmayacağı ve ilişkilerin kurulmayacağı yönündeki eski vaatlerine bağlı kalmasını talep etti. Elaf sitesi 10.10.2009 tarihinde şunları yayınladı: [Zürih: Türkiye ve Ermenistan Dışişleri Bakanları Cumartesi akşamı Zürih'te (İsviçre), iki taraf arasındaki ilişkileri normalleştirmeyi amaçlayan ikili anlaşmalar imzaladılar. Bakanlar Edward Nalbandiyan ve Ahmet Davutoğlu imza sonrası uzun süre el sıkıştılar... ABD Dışişleri Bakanlığı Avrupa ve Avrasya İşlerinden Sorumlu Müsteşar Yardımcısı Philip Gordon, "Bu akşam (Cumartesi) tarihi bir olaya tanıklık ettik" dedi... Gordon, Avrupa'daki altı şehri kapsayan beş günlük turunun bir parçası olarak Cumartesi akşamı Londra'ya gelen ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton'a eşlik ediyordu. Clinton, Londra'ya varmadan önce Zürih'te Türk-Ermeni protokollerinin imza törenine katıldı... Öte yandan üst düzey bir Amerikalı yetkili, Obama'nın anlaşmadan dolayı "heyecanlı" olduğunu ve bunu "ileri doğru atılmış büyük bir adım" olarak gördüğünü söyledi... Azerbaycan ise Pazar günü Ermenistan ile Türkiye arasındaki normalleşme anlaşmasını kınadı ve aynı zamanda Ermenistan-Türkiye sınırının açılmasının Güney Kafkasya'da istikrarsızlığa neden olabileceği konusunda uyardı... Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı yaptığı açıklamada, "Ermeni kuvvetleri işgal altındaki Azerbaycan topraklarından çekilmeden Türkiye ile Ermenistan arasındaki ilişkilerin normalleşmesi, Azerbaycan'ın çıkarlarıyla doğrudan çelişmekte ve Azerbaycan ile Türkiye arasındaki tarihi köklere dayanan kardeşlik ilişkilerine gölge düşürmektedir" dedi... Elaf, Cumartesi 10 Ekim 2009] Sonu.

6- Ancak Erdoğan Türkiyesi, eylem olmaksızın tatlı sözlerle Azerbaycan'ı kandırmaya çalıştı; anlaşmaya Ermenistan'ın Karabağ'dan çekilmesi için hiçbir şart koymadı, aksine olduğu gibi kabul etti! Ancak dokuz yıl sonra; Mart 2018'de Ermenistan, Rusya'nın baskısı ve Rus nüfuzuna boyun eğmesi nedeniyle anlaşmayı resmen iptal etti. Böylece Amerika, Türkiye ile yapılan bu anlaşma vasıtasıyla Ermenistan'ı Rusya'dan koparma fırsatını kaçırmış oldu. Aksine Rusya, Ermenistan'daki nüfuzunu pekiştirdi, Ermenistan'daki Gümrü üssündeki füze cephaneliğini güçlendirdi. Ardından Aralık 2015'te Ermenistan ile ortak hava savunma anlaşması imzalayarak bir filo MiG-29 uçağı, binlerce asker, zırhlı araç ve S-300 tipi uzun menzilli hava ve füze savunma sistemlerinin yanı sıra SA-6 tipi orta menzilli hava savunma sistemlerini oraya yerleştirdi. Rusya, Ermenistan'ı Belarus, Kazakistan ve Kırgızistan ile birlikte 01.01.2015 tarihinde yürürlüğe giren "Avrasya Ekonomik Birliği" pazarına dahil etti. Ermenistan da dahil olmak üzere bu ülkeler, her alanda mal ve hizmetlerin serbest dolaşımı adı altında Rus ürünlerinin pazarı haline geldi. Bu pazarın GSYİH'si 5 trilyon ABD dolarından fazladır ve çoğu Rusya'nın lehinedir.

7- Tüm bunlardan sonra Amerika, Azerbaycan'daki nüfuzunu pekiştirmek, Rus nüfuzunu zayıflatmak ve oradan Ermenistan'a sızmak için başka yollar aramaya başladı. Amerikan nüfuzunu güçlendirmek ve Ermenistan'ın kapılarını Amerikan nüfuzuna açması için baskı yapmak amacıyla Türkiye'ye, Azerbaycan ile askeri, ekonomik ve siyasi ilişkilerini güçlendirmesi talimatını verdi. Ta ki geçen Temmuz ayındaki çatışmalar, Türkiye'nin askeri müdahalede bulunması, eğitim ve ortak tatbikatlar için kuvvet göndermesi ve ardından son şiddetli çatışmaların gelip her iki tarafta savaş hali ilan edilmesi için bir bahane oluşturmak üzere kasti bir eylemmiş gibi patlak verene kadar. Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu çatışmaların hemen ardından 27.09.2020 tarihinde Twitter hesabında şunları yazdı: ("Uluslararası toplum çifte standart sergilemekte ve Ermeni kışkırtıcı saldırılarına karşı gerekli ve beklenen tepkiyi gösterememektedir. Minsk Grubu üçlüsü maalesef çözümden çok uzaktır ve yaklaşık 30 yıldır meseleyi ihmal eden tutumunu sürdürmektedir" dedi ve ekledi: "Bölgeye barışın gelmesi, Ermeni güçlerinin 1992'de işgal edilen Azerbaycan topraklarından çıkmasıyla mümkündür. Türkiye, dost ve kardeş Azerbaycan'ın yanında durmaya devam edecektir... Anadolu Ajansı, 28.09.2020). Ancak o, insanların unuttuğunu sanıyor! 2009 yılında Amerika'ya hizmet etmek için Ermenistan ile o barış anlaşmasını imzalarken, Ermeni güçlerinin Azerbaycan topraklarından çekilmesini talep etmeden tüm bunları ihmal ettiğini ve görmezden geldiğini unuttu; o zaman buna dair tek bir kelime bile edilmemişti!

8- Ermenistan bu anlaşmayı imzalandıktan dokuz yıl sonra iptal edince ve Amerika Ermenistan'a sızamayınca, Erdoğan bir kez daha Ermeni güçlerinin bu işgal altındaki topraklardan çekilmesini talep etmeye başladı. Kendi ifadesiyle "değerli dostu" Putin'i ve Macron'u eleştirerek şöyle dedi: ("Bu konuyu Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile görüştüm ama sonuç alamadım"... Anadolu Ajansı, 01.10.2020). Yine kendi ifadesiyle "dostu ve müttefiki" Trump'ı ise eleştirmedi. Perde arkasından, hatta önünden hareket eden o iken onu nasıl eleştirebilir ki?! Amerika diplomatik yöntemlerle oynasa bile, bu durum basiret sahibi herkes için aşikardır... Nitekim ABD Başkanı Trump, 27.09.2020 akşamı düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi: ("Amerika, Ermenistan ile Azerbaycan arasında patlak veren şiddet olaylarını durdurmaya çalışacaktır". Ancak şunu da ekledi: "Bu alanda çok ciddi ilişkilerimiz var, durdurup durduramayacağımıza bakacağız"... El Cezire, 27.09.2020). Yani durdurulması gerektiğini gördüğünde durduracaktır. Çözüm bulmak için her iki tarafa baskı yapacağını ve Amerika'nın tüm ağırlığını koyacağını söylemedi, aksine "eğer durdurabilirsek" diyerek bunu yumuşattı. Oysa Amerika bir şeyi uygulamak istediğinde tüm ağırlığını koyar ve baskı yapar! ABD Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada ise şunlar kaydedildi: ("Bu tırmanışı en sert şekilde kınadığını, Dışişleri Bakan Yardımcısı Stephen Biegun'un Azerbaycan ve Ermenistan Dışişleri Bakanlarını çatışmaları durdurmaya ve en kısa sürede esaslı müzakerelere geri dönmek amacıyla Minsk Grubu eş başkanlarıyla iş birliği yapmaya çağırdığını ve Washington'un tarafların çatışmaya barışçıl ve sürdürülebilir bir çözüm bulmalarına yardımcı olma taahhüdünü teyit ettiğini bildirdi"... El Cezire ve İran'ın El Alem kanalı, 27.09.2020). Çatışmaların durdurulması talebinde Azerbaycan ve Ermeni taraflarını eşit tuttu, çünkü Amerikan tutumu her iki ülkede de nüfuzunu pekiştirmeyi ve Rus nüfuzunu zayıflatmayı veya ortadan kaldırmayı hedeflemektedir. Tüm bunlar, Amerika'nın Türkiye'nin hamlelerinden zımnen memnun olduğunu ve Türkiye'nin Amerikan yönlendirmeleriyle Azerbaycan'a yöneldiğini göstermektedir. Aksi takdirde, işleri Amerika hareket ettirmiyor olsaydı, Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın'ın 29.09.2020'de ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Robert O'Brien ile Azerbaycan-Ermenistan çatışması hakkında Anadolu Ajansı'nın aktardığı o görüşmeyi yapmasına ne gerek vardı?

9- Ayrıca Erdoğan ve yetkililerinin, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin haksız kararları ve 1992 yılında Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı bünyesinde kurulan, liderliğini ABD, Rusya ve Fransa'nın yaptığı Minsk Grubu kararlarının uygulanması için müzakere vurgusu yapmaları... Oysa bu kararlar Ermenilerin lehinedir ve ateşkesi onlar adına güvence altına almaktadır. Tüm bunlar, siyasi ve diplomatik çalışmaların Amerika'nın istediği gibi baskı kurma yolunu açması için kasti bir gerginlik oluşturulduğunu teyit etmektedir. Savaşlar genellikle siyasi ve diplomatik hamleleri harekete geçirmek için bir araçtır ve Amerikan yönlendirmelerine bağlıdır. Tüm taraflardan müzakere, siyasi çözüm ve BMGK kararlarının uygulanması çağrıları gelmeye başladı. Türkiye'deki yetkililerden de meselenin BMGK kararları temelinde çözülmesi şartıyla Azerbaycan'a destek açıklamaları peş peşe geldi. Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, Ankara'daki Azerbaycan Büyükelçiliği'ni ziyareti sırasında şunları söyledi: ("BM, Avrupa Konseyi ve AGİT'in Azerbaycan'ın toprak bütünlüğü konusundaki kararları açıktır, Ermenistan çekilmezse bu mesele çözülmez"... El Cezire, 29.09.2020). Oysa bu kararların Dağlık Karabağ yükseklerine hiç değinmeyip sadece diğer topraklara değinmesi, Azerbaycan davası üzerinde bir suç ortaklığına işaret etmektedir.

10- Rusya, Azerbaycan'a kıyasla yüzölçümü, nüfus, güç ve imkan bakımından küçük bir ülke olan Ermenistan'ın arkasında durmaktadır. Rusya, Ermenistan'ı silah, mühimmat ve hayatta kalması için gereken her şeyle finanse etmekte ve desteklemektedir. Ermenistan, Rusya liderliğindeki Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü'nün bir üyesidir ve Rusya'nın orada büyük bir askeri varlığı vardır. Rusya'nın Ermenistan'dan vazgeçmesi zordur, aksi takdirde bu cephe açıkta kalır ve Rusya Federasyonu'nun bir parçası olan Kuzey Kafkasya'ya ulaşımın yolu açılır. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Ermeni mevkidaşı Zohrab Mnatsakanyan ile yaptığı telefon görüşmesinde "Karabağ'daki çatışmalardan duyduğu endişeyi dile getirerek ateşkesin gerekliliğini vurguladı" (Sputnik, 27.09.2020). Bu da Rusya'nın Azerbaycan'a karşı Ermenistan'a verdiği desteği göstermektedir. Türkiye Ermenistan'ı kınarken, orada nüfuz sahibi olan ve Ermenistan'ı koruyan asıl destekçi Rusya'yı da kınamalıdır; zira Ermenistan, Rus desteği olmadan bu saldırganlığa cesaret edemez. Düşmanı destekleyen de düşmandır. Ancak Erdoğan Türkiyesi, düşman Rusya ile en iyi ilişkileri kurmakta ve Suriye'de cani Beşar Esed rejimine karşı ayaklanan Müslüman halka karşı Rusya ile ittifak yapmaktadır. Aynı zamanda Türkiye, Rusya'yı manipüle etmek ve Amerikan çıkarları doğrultusunda kullanmak için bir Amerikan aracıdır. Ancak Rusya, Ukrayna ve Gürcistan'da olduğu gibi kendi hayati bölgesinde kolayca taviz vermez. Bu nedenle çatışma bu savaşla sonuçlanmayacak, Rusya'yı kandırmada daha etkili olan siyasi ve diplomatik hamleler devreye girecektir.

11- Fransa'nın oradaki varlığına gelince, bu durum farklıdır. Fransa'nın orada herhangi bir nüfuzu yoktur, kendini büyük bir devlet olarak göstermeye çalışmaktadır. Dağlık Karabağ ihtilafına çözüm bulmak ve kalıcı bir ateşkes sağlamak amacıyla 1992 yılında AGİT kararıyla oluşturulan Minsk Grubu üyeliğini korumak istemektedir. Türkiye'nin Amerikan yörüngesinde dönerek Avrupa ve dolayısıyla Fransız nüfuzunu engellemesine karşı durmaktadır. Macron, 30.09.2020'de Letonya'da düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi: (Türkiye'nin Azerbaycan lehine yaptığı "pervasız ve tehlikeli" bulduğum açıklamaları not ettim. Fransa, Türkiye'nin son saatlerde verdiği ve Azerbaycan'ın Dağlık Karabağ'ı yeniden işgal etmesinin önündeki engelleri kaldıran savaş yanlısı mesajlardan büyük endişe duymaya devam ediyor ve biz bunu kabul etmeyeceğiz" (Reuters, 30.09.2020). Türkiye Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu 30.09.2020'de ona cevap vererek, "Fransa'nın Ermenistan ile dayanışması, Azerbaycan'daki Ermeni işgalini desteklemekle eşdeğerdir" dedi (Anadolu, 30.09.2020). Fransa, "tarafsız" arabulucu rolü oynamaya çalışırken çelişkili bir tutum sergilemektedir; o, siyasi manevralarda mahir olmayan bir devlettir, bu yüzden tutumu her zaman açıktır ve gizlemeye çalıştığında çelişkiler ortaya çıkar. Çatışmaların ardından yaptığı açıklamada Fransa Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Von der Mühll şunları söyledi: "Fransa, Karabağ'daki geniş çaplı çatışmalardan ve özellikle siviller arasındaki can kayıpları raporlarından derin endişe duymakta, çatışmaların derhal durdurulması ve diyaloğun yeniden başlatılması çağrısında bulunmaktadır." Ayrıca "Fransa, Minsk eş başkanı olarak Rus ve Amerikalı ortaklarıyla birlikte uluslararası hukuk çerçevesinde çatışmaya müzakere edilmiş bir çözüme ulaşma taahhüdünü teyit etmektedir" dedi (Sputnik, 27.09.2020). Aynı zamanda Fransa, her zaman İslam'a ve Müslümanlara karşı bariz bir nefretle hareket etmektedir. İçeride özgürlükleri savunduğunu iddia edip sonra Müslümanlara kısıtlama getirerek rezil bir çelişki sergilemekte, dışarıda ise nüfuz elde etmek için Ermenilerin ve diğer Hristiyanların davalarını sahiplenmektedir. Oysa onları kandırmak kolaydır; Birinci Dünya Savaşı sırasında onları yüzyıllarca kendilerine çok iyi bakan Osmanlı Devleti'ne karşı kışkırtmış, Fransa onlara Anadolu'da bir vatan vaat etmiş, onlar da Osmanlı Devleti'ne ihanet ederek Fransa'nın kışkırtmasıyla çok sayıda Müslümanı katletmişlerdi. Eğer akılları olsaydı, çıkarları, kendilerine adaletle davranan ve Fransa ile diğer sömürgeci devletler gibi onları sömürmeyen İslam devletinin gölgesinde güven içinde zımmi olarak kalmaktı.

12- Türkiye dahil devletlerin uygulanmasını talep ettiği BMGK kararlarına gelince; bunlar Ermenilerin ele geçirip orada bir cumhuriyet ilan ettikleri Karabağ bölgesine değinmemektedir. 30 Nisan 1993 tarihli ve 822 sayılı ilk karar, çatışmaların ve düşmanca eylemlerin derhal durdurulmasını ve kalıcı ateşkesi talep etmiş; Ermeni işgal güçlerinin Zengilan bölgesi, Kelbecer şehri ve diğer Azerbaycan bölgelerinden çekilmesini istemiş ancak işgal altındaki Karabağ bölgesinden bahsetmemiştir. Aynı yıl bu kararı teyit eden başka kararlar da çıkmıştır: 29 Temmuz 1993 tarihli 853 sayılı karar, önceki kararı teyit etmiş, Ağdam bölgesinin ve Azerbaycan'ın diğer bölgelerinin ele geçirilmesini kınamış, Ermenilerin bu bölgelerden tamamen çekilmesini talep etmiş ve Ermenistan hükümetinden Dağlık Karabağ üzerinde 822 sayılı karara uyması için baskı yapmasını istemiştir. Aynı yılın 14 Ekim tarihinde 874 sayılı karar çıkmış, iki taraf arasındaki barış sürecine desteğini yinelemiş ve acil adımlar için güncellenmiş takvimin kabul edilmesi çağrısında bulunmuştur. Azerbaycan bunu reddetti çünkü Ermeni güçlerinin işgal altındaki Azerbaycan topraklarından çekilmesini Ermenistan'a uygulanan ambargonun kaldırılmasına bağlamıştı. Azerbaycan hükümeti, kendilerine yenilmiş taraf muamelesi yapılmasından şikayetçi oldu. Güncellenmiş takvim; yeni işgal edilen topraklardan güçlerin çekilmesi, iletişim ve ulaşımın önündeki tüm engellerin kaldırılması ve konseyin ele almadığı diğer tüm konuların barışçıl müzakereler yoluyla çözülmesi önerilerini içeriyordu. Aynı yılın 12 Kasım tarihinde (1993) 884 sayılı karar çıkmış, önceki kararları teyit etmiş ve özellikle Zengilan ve Horadiz şehrindeki ateşkes ihlallerini kınamıştır. Ermeni işgal güçlerini Zengilan bölgesinden, Horadiz şehrinden ve Azerbaycan'dan işgal ettikleri topraklardan çekilmeye çağırmıştır... BMGK kararlarının hiçbiri Karabağ'dan çekilmeye atıfta bulunmamıştır. Kararlar, bilinçli bir şekilde Karabağ bölgesi dışındaki Azerbaycan topraklarına odaklanacak ve bu bölgeyi zımnen Azerbaycan toprağı saymayacak şekilde formüle edilmiştir. Bunun anlamı şudur: Eğer müzakereler ve bir anlaşma olursa, Karabağ bölgesi belirli bir şekilde, Azerbaycan topraklarından çekilmeleri karşılığında Ermenilerin kontrolünde kalacaktır. Türkiye, Ermenilerin Karabağ bölgesinden çekilmesini talep etmeyen bu kararların uygulanmasını istiyor. Tıpkı Suriye'de rejime dokunmayan, aksine onun kalıcılığını ve laik kimliğini koruyan BMGK kararlarının uygulanmasını istediği gibi; tıpkı Filistin'de Yahudilerin Filistin'in yaklaşık %80'ini gasp etmesini onaylayan "iki devletli çözümün" uygulanmasını istediği gibi... Böylece Karabağ meselesi yerinde saymaya mahkûm edildi ve ateşkes Ermeniler için bir zafer niteliği taşıdı. Minsk Grubu, bu BMGK kararlarını öne sürmek dışında çözümün nasıl olacağını ve müzakerelerin ne üzerinde yürüdüğünü açıklamadı. Ancak bağlamdan, koşullardan ve durumlardan anlaşılan o ki; Müslüman halkından tamamen arındırılan ve yerine Ermeni Hristiyan kafirlerin yerleştirildiği Karabağ'ın beş vilayetinin Ermeni işgalini Azerbaycan'a resmen kabul ettirmek istiyorlar. Bunun karşılığında Ermenistan diğer beş vilayetten ve Ağdam ile Fuzuli vilayetlerinin işgal edilen kısımlarından çekilecek ve böylece mesele tasfiye edilecektir. Tıpkı Filistin'de olduğu gibi; Yahudiler ve arkalarındaki Amerika, FKÖ ve Arap ile İslam ülkelerindeki mevcut rejimlerden Yahudilerin Filistin'in yaklaşık %80'ini gasp ettiğine dair itiraf aldılar. Şimdi ise 1967'den beri Yahudilerin işgal ettiği, hatta hain yöneticiler tarafından onlara teslim edilen toprakların yaklaşık %20'si üzerinde müzakereler yürütülmektedir. Bu, ateşkesi ve Yahudi varlığının sadece o yılın 5 Haziran'ında işgal ettiği topraklardan çekilmesini öngören 242 ve 243 sayılı BMGK kararlarını kabul ettiklerinde gerçekleşti.

13- Türkiye'nin bu ilgisi hayra alamet değildir. Erdoğan Türkiyesi ne zaman bir meseleye müdahale etse, bu durum o meselenin sahiplerinin aleyhine ve Amerika'nın lehine sonuçlanmaktadır. Suriye'de olduğu gibi; Türkiye, silahlı gruplar üzerinde baskı kurarak onları "gerginliği azaltma" ve ateşkes anlaşmalarını kabule zorladı. Suriye rejimi ve onu doğrudan destekleyen İran rejimi, yandaşları ve Rusya bu anlaşmalara uymadı, ta ki bu gruplar oradan çıkarılıp bölgeler rejime teslim edilene kadar. Aynı şekilde Libya'da da Serrac hükümetine destek verdi, ta ki Serrac güçleri Sirte ve Cufra'ya doğru ilerleyince Türkiye desteği durdurdu ve Serrac'dan kalıcı bir ateşkes yapmasını ve Türkiye'nin gayrimeşru gördüğü Hafter tarafıyla müzakere etmesini istedi! Türkiye'nin desteğinin, Azerbaycan'ın tutumunu yumuşatmak için baskı yapma amacı taşıması uzak bir ihtimal değildir. Türk yetkililerin açıklamaları da buna işaret etmektedir. Minsk Grubu, özellikle de Amerika tarafından yürütülen müzakerelerdeki tıkanıklık, Azerbaycan Karabağ konusunda tavizler vermedikçe aşılamamaktadır. Azerbaycan Karabağ'ı işgalcilerden güç kullanarak geri alma taahhüdünü yinelerken; ABD, Rusya ve Fransa, her zaman Ermeni yanlısı olan dillerine, medyalarına ve bu üç ülkenin çıkarıp Konsey'deki diğer ülkelerin de onayladığı BMGK kararlarına göre orayı adeta bir Ermeni bölgesi olarak görmektedirler. Bölgede sanki Ermenistan'dan bağımsızmış gibi özel bir cumhuriyet kuruldu ki müzakereler zorlaşsın ve bu bölge kendi bağımsız kimliğinden taviz vermesin! Ayrıca Ermenistan doğrudan sorumlu olmasın ve üzerine baskı uygulanırsa bundan sıyrılabilsin. Erdoğan Türkiyesi'nin tutumuna bu meselede ve diğerlerinde güvenilemez; zira otuz yıl önce iki taraf arasında savaş başladığında destek vermemiş, Azerbaycan yalnız bırakılmış ve ona yardım edilmemiştir. Bu yüzden son desteğin, Azerbaycan'ın kararları üzerinde tahakküm kurma ve ardından taviz verme amacı taşımasından korkulmaktadır!

14- Azerbaycan İslami bir beldedir ve halkının çoğunluğu Müslüman'dır. Ancak rejimi laiktir ve dini devletten ve toplumdan uzaklaştırma konusunda eski komünist rejimin bir uzantısıdır. Bu belde ve Ermenistan, üçüncü Râşid Halife Osman bin Affan (ra) döneminde fethedilmiştir. İslam topraklarını kurtarmak ve Amerika ya da Rusya'nın pençesinden çıkarmak için ne Türkiye'ye ne de İran'a güvenilebilir; aksine onlar bunlarla iş birliği yapmaktadırlar. Müslümanlar için kurtuluş, ancak Rasulullah ﷺ'in müjdelediği Nübüvvet Minhacı üzere ikinci Râşidî Hilafet'in kurulmasıyla mümkündür:

إِنَّكُمْ فِي النُّبُوَّةِ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ تَكُونَ، ثُمَّ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ أَنْ يَرْفَعَهَا، ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةٌ عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ، فَتَكُونُ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ تَكُونَ، ثُمَّ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ أَنْ يَرْفَعَهَا، ثُمَّ تَكُونُ مُلْكاً عَاضّاً، فَيَكُونُ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ يَكُونَ، ثُمَّ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ أَنْ يَرْفَعَهَا، ثُمَّ تَكُونُ جَبْرِيَّةً، فَتَكُونُ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ تَكُونَ، ثُمَّ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ أَنْ يَرْفَعَهَا، ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةٌ عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ

"Allah'ın dilediği kadar aranızda Nübüvvet olacaktır. Sonra dilediği zaman onu kaldıracaktır. Sonra Nübüvvet Minhacı üzere Hilafet olacaktır. O da Allah'ın dilediği kadar devam edecektir. Sonra dilediği zaman onu da kaldıracaktır. Sonra Isırıcı Krallık olacaktır. O da Allah'ın dilediği kadar devam edecektir. Sonra dilediği zaman onu da kaldıracaktır. Sonra Zorba Krallık olacaktır. O da Allah'ın dilediği kadar devam edecektir. Sonra dilediği zaman onu da kaldıracaktır. Sonra tekrar Nübüvvet Minhacı üzere Hilafet olacaktır." (Ahmed bin Hanbel rivayet etmiştir) Sadaka Rasulullah ﷺ.

18 Safer 1442 H. 05.10.2020 M.

Makaleyi Paylaş

Bu makaleyi ağınızla paylaşın