Hizb-ut Tahrir Emiri Celil Alim Ata b. Halil Ebu’r Raşte’nin Facebook sayfasındaki takipçilerinin sorularına verdiği cevaplar serisi “Fıkhî”
Abdülkerim Zeyd’in Sorusuna Cevap
Soru:
Selamun Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuh,
İslami bankalar Tulkarm ve Batı Şeria’nın diğer vilayetlerinde İslam şeriatına göre mi çalışıyor?
Buralara para yatırmak caiz midir, yoksa bunlar sadece faizli işlemleri örtbas etmek için kullanılan isimler midir? Bundan nasıl emin olabiliriz?
Cevap:
Ve Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuh,
Birincisi: Bu tür sorulara daha önce 20/08/2010 ve 05/03/2011 tarihlerinde birden fazla kez cevap vermiştik. Sorduğun soruyla ilgili olan kısımları o cevaplardan tekrar aktarıyorum:
[İslam’da akitler karmaşık veya meçhul değildir; aksine kolay, malum ve şeriatta açıkça beyan edilmiştir:
1- Herhangi bir malın satıcısı, o malın sahibi olmalı, sonra onu satışa sunmalı, alıcı da malı görmelidir. Eğer kabul ederse akit gerçekleşir, etmezse mal sahibinde kalır. Satıcının mülkiyetinde olmayan bir malın satışı İslam’da caiz değildir. Buna dair delillerden bazıları şunlardır:
Hakim bin Hizam’dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:
قُلْتُ: يَا رَسُولَ اللَّهِ يَأْتِينِي الرَّجُلُ يَسْأَلُنِي الْبَيْعَ لَيْسَ عِنْدِي مَا أَبِيعُهُ مِنْهُ، ثُمَّ أَبِيعُهُ مِنْ السُّوقِ
"Ey Allah’ın Resulü! Bir adam bana geliyor ve bende olmayan bir malı kendisine satmamı istiyor. Ben de (anlaşıp) sonra gidip o malı çarşıdan alıp ona satıyorum (dedim)." Bunun üzerine Resulullah ﷺ şöyle buyurdu:
لَا تَبِعْ مَا لَيْسَ عِنْدَكَ
"Yanında (mülkiyetinde) olmayan şeyi satma." (Ahmed rivayet etti).
Amr b. Şuayb’dan, o da babasından, o da dedesinden rivayet ettiğine göre Resulullah ﷺ şöyle buyurdu:
لَا يَحِلُّ سَلَفٌ وَبَيْعٌ، وَلَا شَرْطَانِ فِي بَيْعٍ، وَلَا رِبْحُ مَا لَمْ تَضْمَنْ، وَلَا بَيْعُ مَا لَيْسَ عِنْدَكَ
"Bir satışta hem borç hem satış helal değildir. Bir satışta iki şart da helal değildir. Tazmin etmediğin (riskine katlanmadığın) şeyin kârı ve yanında olmayan şeyin satışı da helal değildir." (Ebu Davud rivayet etti).
2- Benzer şekilde, eğer Halife kamu mülkiyetini insanlara dağıtmak istese veya devlet mülkiyetinden onlara gıda dağıtsa ve herkes kendi payını bilse bile; kişinin bu payını devletten teslim almadan önce satması caiz değildir.
Resulullah ﷺ’in ashabının uygulaması da bu yöndeydi:
Malik, Nafi’den rivayet ettiğine göre Hakim b. Hizam, Ömer b. el-Hattab’ın halk için emrettiği yiyeceği satın almıştı. Hakim, yiyeceği henüz teslim almadan (kabzetmeden) başkasına sattı. Bu durum Ömer b. el-Hattab’a ulaşınca satışı iptal etti ve şöyle dedi: "Satın aldığın bir yiyeceği, teslim alana kadar satma."
Malik’e ulaştığına göre; Mervan b. el-Hakem zamanında insanlara el-Car limanındaki yiyecekler için çekler/senetler verilmişti. İnsanlar bu çekleri/senetleri daha yiyecekleri teslim almadan birbirlerine alıp satmaya başladılar. Bunun üzerine Zeyd b. Sabit ve Resulullah ﷺ’in ashabından bir adam Mervan b. el-Hakem’in yanına girerek şöyle dediler: "Ey Mervan! Faizli satışı helal mi kılıyorsun?" Mervan "Bundan Allah’a sığınırım, nedir o?" dedi. Onlar da: "İnsanların birbirine alıp sattığı şu çekler/senetler var ya, onları henüz teslim almadan satıyorlar" dediler. Bunun üzerine Mervan muhafızları göndererek o çekleri insanların ellerinden toplattı ve sahiplerine iade ettirdi.
3- Ancak Müslümanların ülkelerinde şeriata karşı hile yapan ve kendilerine "İslami" diyen kurumlar ortaya çıktı. "İslami" olarak adlandırılan bankalar gibi. Bunlar haramla iştigal etmektedirler; ancak diğer bankalar gibi doğrudan faiz yoluyla değil, başka bir haram yöntemle hareket etmektedirler:
a- Eğer normal bir bankaya kredi için giderseniz, size belirli bir faizle kredi verir. Eğer "İslami" denilen bir bankaya gidip kredi isterseniz, o da bunu fazlasız vermez. Çünkü o bir bankadır, yani Allah rızası için insanlara yardım eden bir kurum değildir; o da bir fazlalık (kâr) ister. Ancak normal bankanın yaptığı gibi bunu açıkça yapmaz, çünkü bankanın adı "İslamidir"! Bu yüzden sıradan insanların bile haram olduğunu bildiği faizle işlem yapmak istemez. Bunun yerine size "Neden kredi istiyorsun?" der. Siz de "Araba veya bir mal almak istiyorum ama param yok" derseniz, o da size: "Tamam, biz onu peşin parayla satın alırız ve sana şu kadar fazlasıyla taksitle satarız" der. Anlaşma, banka malı henüz satın almadan önce sizinle yapılır. Yani banka ile sizin aranızdaki taksitli satış sözleşmesi, banka malı satın almadan önce kesinleşmiş ve bağlayıcı hale gelmiştir. Dolayısıyla banka malı satın aldıktan sonra siz onu almak zorundasınızdır. Yani satış akdi, banka o mala sahip olmadan önce yapılmıştır. Siz malı, banka ona sahip olup size sunduktan sonra görüp beğenerek (ister alıp ister almayarak) almadınız. Aksine burada reddetme imkanınız yoktur çünkü mal aslında banka için değil, sizin için satın alınmıştır. Bu, mülkiyetinde olmayan bir malın satışıdır ve şer’en caiz değildir... Ancak bankanın kendine ait bir otomobil galerisi olsa, malları insanlara sunsa ve dileyene taksitle satsa bu satış sahih olurdu. Fakat banka bilinen anlamda bir tüccar değildir; o yatırdığı paralar üzerinden kâr elde etmek isteyen bir bankadır. "İslami" ismiyle bağdaşmayan faizli bir fazlalık almak yerine, İslam’da haram kılınan "mülkiyetinde olmayanı satma" şeklindeki gayrişer’i bir muamele ile bu fazlalığı, hatta daha fazlasını elde etmektedir!
b- Buna "Murabaha" diyorlar ama bu gerçekte Murabaha değildir. Şer’en Murabaha satışı; bir mala sahip olmanız, onu satışa sunmanız ve alıcının gelip fiyat pazarlığı yapması, sizin de ona "Ben bunu şu fiyata aldım, üzerine şu kadar kâr ver" demenizdir. Alıcı, malın size maliyetini öğrendikten ve buna ikna olduktan sonra kabul ederse, anlaştığınız maliyet fiyatını ve kârı size öder. Görüldüğü gibi, mal alıcıya sunulduğunda satıcının mülkiyetindedir. "İslami" denilen bankaların veya benzeri kurumların yaptığı muamelenin ise bununla alakası olmadığı açıktır.
c- Bazen buna "satış" değil "vaat" diyorlar; bu bir safsatadır! Bu doğru olmayan bir sözdür, çünkü vaat veya sözleşme bağlayıcı değildir; oysa bankanın muamelesinde bu bağlayıcıdır. Anlaşma, banka mala sahip olmadan önce kesinleşmiştir. Bu yüzden kişi, banka arabayı satın aldıktan sonra "almaktan vazgeçtim" diyemez. Banka işlemlerinde bu mümkün değildir; çünkü akit satın alma işleminden önce tamamlanmıştır ve vaat değil, bağlayıcı bir sözleşmedir. Oysa satış veya satın alma vaadi, doğası gereği bağlayıcı değildir.
Satın alma vaadi bağlayıcı değildir; bağlayıcı olan icap ve kabul ile yapılan akittir. Bu ise banka ile kişi arasında banka arabaya sahip olmadan önce gerçekleşmiştir. Aralarında gerçekleşen, kişi için bağlayıcı olan bir satış akdi olmuştur. Yani satış, banka arabayı teslim almadan önce fiilen ve ameli olarak gerçekleşmiştir. Bunun delili, banka arabaya sahip olduğunda kişinin alımı reddedememesidir. Bu ise İslam’daki satışı beyan eden ve açıklayan şer’i hükümlere aykırıdır.
d- Bazen buna satış değil "satın alma" diyorlar ve kişinin "satın alma emrini veren" olduğunu söylüyorlar. Kişi bankaya "benim için araba satın al" der... Bu da yanlış bir ifadedir. Çünkü bu vasıftaki bir işlem "vekalet" olur. Yani kişi, bankayı kendisine şu fiyata araba alması için belirli bir ücret karşılığında satın alma vekili tayin etmiş olur... Ancak gerçekleşen işlem böyle değildir. Çünkü araba banka adına tescil edilir, galeriden onu satın alan bankadır ve onu kişiye taksitle satar. Kişi taksitlerini bitirene kadar araba banka adına kayıtlı kalır. Dolayısıyla araba kişi adına tescil edilmez ve banka da belirli bir ücret karşılığında satın alma vekili olmaz, aksine durum bundan tamamen farklıdır... Bu işlem hiçbir yönden vekalet değildir. Eğer kişinin maddi imkanı olsa ve bankayı ücret karşılığında kendisine araba alması için vekil tayin etmek istese, zaten bankaya gitmezdi; satın alma konusunda ondan daha tecrübeli ve daha az ücret alan birine giderdi...
Bu nedenle, bu şekilde yaptıkları "satış" caiz değildir.
Özetle bu muamele şer’en caiz değildir.
Birinin İslami bankalar hakkındaki yorumu hoşuma gitmişti; şöyle diyordu: "Normal bankalar, faizle işlem yapmayı dert etmeyenlerin paralarını topluyor. Geriye faizle işlem yapmayan dindar insanlar ve onların normal bankaların dışında kalan paraları kalıyor. 'İslami' denilen bankalar ise bu dindar insanların paraları için bir tuzak oluyor. Bu bankalar, insanların paralarını sıradan halkın haram olduğunu bildiği faiz yoluyla değil de gayrişer’i muamelelerle kullanıyorlar. Ancak bu işlemlere şeriattan 'Murabaha' gibi bir isim bularak basit insanları bunun şeriatın bir parçası olduğuna kolayca ikna ediyorlar. Bu işlemler faiz kadar net ve belirgin olmadığı için birçok dindar insan bunların mahiyetini bilmeyip caiz olduğunu sanıyor."] Bitti.
İkincisi: Parayı bu bankalara emanet olarak bırakma soruna gelince... Bu soruya da 14/10/2012 tarihinde cevap vermiştik, metni şöyledir:
["Harama götüren vesile haramdır" kaidesi, ister kişinin tek taraflı yaptığı bireysel bir eylem olsun, ister iki taraf arasında bir akit olsun, her fiile uygulanır... Tek fark şudur: Eğer harama götüren vesileyi bizzat siz yaparsanız o haramdan siz sorumlu olursunuz. Bir akdin tarafı olduğunuzda ise haram, harama götüren yolu izleyen tarafın üzerindedir. Eğer her iki taraf da bu yolu izlemişse günah her ikisinin üzerinedir.
Paranızı faizsiz bir şekilde bir bankaya emanet (cari hesap) olarak yatırdığınızda; eğer bankanın bu cari hesabı faizli işlemlerde kullanacağı kanaati sizde baskınsa, bu emaneti (cari hesabı) bankaya yatırmanız caiz olmaz. Ancak bankalar faizli emanetler ile faizsiz cari hesapları birbirinden ayırırlar. Faiz karşılığında yatırılan ilk türdeki paralar şüphesiz faizli işlemlerde kullanılır. Cari hesaplar ise çekilme ihtimaline karşı her an hazır tutulur; bu yüzden banka bazen sizin hesabınızdan bazen de başkasının hesabından kullanabilir. Çünkü cari hesap, sahibi istediği an çekilmeye müsaittir... Bu nedenle bu durum, fasık birine emanet bırakmaya benzer. Eğer buna mecbur kalırsanız üzerinize bir günah yoktur; eğer siz bilmeden veya razı olmadan emaneti amacının dışında kullanırsa günah o fasığın üzerinedir. Banka da böyledir; eğer cari hesabınızı faizde kullandığını kesin olarak bilirseniz yatırmanız caiz olmaz.
Doğal olarak, parayı bankaya veya fasık birine bırakmamak en iyisidir.
Ancak tüm bunlar, bankanın kuruluş akdi sahih ise geçerlidir. Örneğin banka; şahıs mülkiyeti, devlet mülkiyeti, İslami bir şirket veya ortakları arasında akdedilmiş bir şirket ise... Yoksa akdi batıl olan bir anonim şirket (shareholder company) ise, onunla hiçbir durumda muamele yapmak caiz değildir.] Bitti.
Kardeşiniz, Ata b. Halil Ebu’r Raşte
01 Muharrem 1443 H. 09/08/2021 M.
Emir’in (Allah onu korusun) Facebook sayfasındaki cevap linki