Home About Articles Ask the Sheikh
Soru & Cevap

Muzaffer Taife (et-Tâifetü’z-Zâhire) Hakkındaki Sorunun Cevabı

October 21, 2004
3142

Soru:

Muzaffer Taife (et-Tâifetü’z-Zâhire) hakkında birçok sahih hadis rivayet edilmiştir. Bu hadislerin tefsiri nedir? Bazı görüşlerde belirtildiği gibi bu hadisler usul alimleri veya hadis alimleri için mi geçerlidir? Bazen şu veya bu grubun kendilerinin "Muzaffer Taife" olduğunu söylediklerini duyuyoruz, bunu nasıl ayırt edebiliriz? Allah sizi mübarek kılsın.

Cevap:

Sorunuzun cevabı iki kısımdan oluşmaktadır:

Birincisi: Muzaffer Taife hadislerinin tefsiri. İkincisi: Bu hadislerle nasıl amel edileceği.

Birinci kısma gelince, Muzaffer Taife hakkında birçok hadis rivayet edilmiştir:

  • Buhari, Muğire bin Şube yoluyla Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

لَا يَزَالُ طَائِفَةٌ مِنْ أُمَّتِي ظَاهِرِينَ حَتَّى يَأْتِيَهُمْ أَمْرُ اللَّهِ وَهُمْ ظَاهِرُونَ

"Ümmetimden bir taife, Allah’ın emri gelinceye kadar galip gelmeye (zâhir olmaya) devam edecektir. Onlar (hâlâ) galiptirler." (Buhari)

  • Müslim, Sevban yoluyla Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

لَا تَزَالُ طَائِفَةٌ مِنْ أُمَّتِي ظَاهِرِينَ عَلَى الْحَقِّ لَا يَضُرُّهُمْ مَنْ خَذَلَهُمْ حَتَّى يَأْتِيَ أَمْرُ اللَّهِ وَهُمْ كَذَلِكَ

"Ümmetimden bir taife, hak üzere galip gelmeye devam edecektir. Onları yardımsız bırakanlar, Allah’ın emri gelinceye kadar onlara bir zarar veremeyecektir. Onlar bu hal üzere kalacaklardır." (Müslim)

  • Müslim, Cabir bin Abdullah’tan şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem’i şöyle buyururken işittim:"

لَا تَزَالُ طَائِفَةٌ مِنْ أُمَّتِي يُقَاتِلُونَ عَلَى الْحَقِّ ظَاهِرِينَ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ قَالَ فَيَنْزِلُ عِيسَى ابْنُ مَرْيَمَ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَيَقُولُ أَمِيرُهُمْ تَعَالَ صَلِّ لَنَا فَيَقُولُ لَا إِنَّ بَعْضَكُمْ عَلَى بَعْضٍ أُمَرَاءُ تَكْرِمَةَ اللَّهِ هَذِهِ الأُمَّةَ

"Ümmetimden bir taife, Kıyamet Gününe kadar hak üzere savaşarak galip gelmeye devam edecektir. Nihayet Meryem oğlu İsa Sallallahu Aleyhi ve Sellem iner. Müslümanların emiri ona 'Gel bize namaz kıldır' der. O ise 'Hayır, Allah’ın bu ümmete bir ikramı olarak sizin bir kısmınız diğerleriniz üzerine emirlerdir' buyurur." (Müslim)

  • Müslim, Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

وَلَا تَزَالُ عِصَابَةٌ مِنْ الْمُسْلِمِينَ يُقَاتِلُونَ عَلَى الْحَقِّ ظَاهِرِينَ عَلَى مَنْ نَاوَأَهُمْ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ

"Müslümanlardan bir grup, kendilerine düşmanlık edenlere karşı galip gelerek Kıyamet Gününe kadar hak üzere savaşmaya devam edecektir." (Müslim)

  • Müslim, Ukbe bin Amir yoluyla şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Ben Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’i şöyle buyururken işittim:"

لَا تَزَالُ عِصَابَةٌ مِنْ أُمَّتِي يُقَاتِلُونَ عَلَى أَمْرِ اللَّهِ قَاهِرِينَ لِعَدُوِّهِمْ لَا يَضُرُّهُمْ مَنْ خَالَفَهُمْ حَتَّى تَأْتِيَهُمُ السَّاعَةُ وَهُمْ عَلَى ذَلِكَ

"Ümmetimden bir grup, düşmanlarını kahrederek Allah’ın emri üzere savaşmaya devam edecektir. Kendilerine muhalefet edenler, onlara bir zarar veremeyecektir. Saat (Kıyamet) gelinceye kadar onlar bu hal üzere kalacaklardır." (Müslim)

  • Müslim, Muaviye yoluyla şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’i şöyle buyururken işittim:"

لَا تَزَالُ طَائِفَةٌ مِنْ أُمَّتِي قَائِمَةً بِأَمْرِ اللَّهِ لَا يَضُرُّهُمْ مَنْ خَذَلَهُمْ أَوْ خَالَفَهُمْ حَتَّى يَأْتِيَ أَمْرُ اللَّهِ وَهُمْ ظَاهِرُونَ عَلَى النَّاسِ

"Ümmetimden bir taife, Allah’ın emrini yerine getirmeye devam edecektir. Onları yardımsız bırakanlar veya onlara muhalefet edenler, Allah’ın emri gelinceye kadar onlara bir zarar veremeyecektir. Onlar insanlar üzerinde galip (zâhir) kalacaklardır." (Müslim)

  • Tirmizi, Sevban yoluyla Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

لَا تَزَالُ طَائِفَةٌ مِنْ أُمَّتِي عَلَى الْحَقِّ ظَاهِرِينَ لَا يَضُرُّهُمْ مَنْ يَخْذُلُهُمْ حَتَّى يَأْتِيَ أَمْرُ اللَّهِ

"Ümmetimden bir taife, hak üzere galip gelmeye devam edecektir. Onları yardımsız bırakanlar, Allah’ın emri gelinceye kadar onlara bir zarar veremeyecektir." (Tirmizi)

  • Ebu Davud, İmran bin Husayn yoluyla Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

لَا تَزَالُ طَائِفَةٌ مِنْ أُمَّتِي يُقَاتِلُونَ عَلَى الْحَقِّ ظَاهِرِينَ عَلَى مَنْ نَاوَأَهُمْ حَتَّى يُقَاتِلَ آخِرُهُمُ الْمَسِيحَ الدَّجَّالَ

"Ümmetimden bir taife, kendilerine düşmanlık edenlere karşı galip gelerek hak üzere savaşmaya devam edecektir. Öyle ki onların sonuncusu Mesih Deccal ile savaşacaktır." (Ebu Davud)

  • İmam Ahmed, Cabir bin Abdullah’tan şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’i şöyle buyururken işittim:"

لَا تَزَالُ طَائِفَةٌ مِنْ أُمَّتِي يُقَاتِلُونَ عَلَى الْحَقِّ ظَاهِرِينَ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ

"Ümmetimden bir taife, Kıyamet Gününe kadar hak üzere savaşarak galip gelmeye devam edecektir." (İmam Ahmed)

  • Ahmed, Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

لَا تَزَالُ طَائِفَةٌ مِنْ أُمَّتِي عَلَى الْحَقِّ ظَاهِرِينَ لَعَدُوِّهِمْ قَاهِرِينَ لَا يَضُرُّهُمْ مَنْ خَالَفَهُمْ إِلَّا مَا أَصَابَهُمْ مِنْ لَأْوَاءَ حَتَّى يَأْتِيَهُمْ أَمْرُ اللَّهِ وَهُمْ كَذَلِكَ قَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ وَأَيْنَ هُمْ؟ قَالَ: بِبَيْتِ الْمَقْدِسِ وَأَكْنَافِ بَيْتِ الْمَقْدِسِ

"Ümmetimden bir taife, düşmanlarını kahrederek hak üzere galip gelmeye devam edecektir. Karşılaşacakları zorluklar (yoksulluk ve darlık) dışında, onlara muhalefet edenler onlara zarar veremeyecektir. Allah’ın emri gelinceye kadar onlar bu hal üzere kalacaklardır. 'Ey Allah’ın Rasulü! Onlar nerededir?' dediler. Şöyle buyurdu: 'Beytü’l-Makdis’te ve Beytü’l-Makdis’in çevrelerindedirler.'" (İmam Ahmed)

  • Taberani (el-Kebir’de): "Ümmetimden bir taife, kendilerine saldıranlara karşı galip ve düşmanlarını kahrederek hak üzere devam edecektir. Kendilerine düşmanlık edenler, Allah’ın emri gelinceye kadar onlara zarar veremeyecektir. 'Ey Allah’ın Rasulü! Onlar nerededir?' denildi. Şöyle buyurdu: 'Beytü’l-Makdis’tedirler.'"

  • Ahmed’in rivayet ettiği Ebu Ümame hadisinde de onların Beytü’l-Makdis’te olduğu belirtilir. Taberani’de Nehti hadisinde de benzeri vardır. Ebu Hureyre’nin Taberani’nin el-Evsat’ındaki hadisinde ise "Şam kapılarında ve çevresinde, Beytü’l-Makdis kapılarında ve çevresinde savaşırlar; onları yardımsız bırakanlar onlara zarar veremez, Kıyamet Gününe kadar galiptirler" denilmektedir. (Fethü'l-Bâri'den)

  • Ümmetimden bir grup, Şam kapılarında ve çevresinde, Beytü’l-Makdis kapılarında ve çevresinde savaşmaya devam edecektir. Onları yardımsız bırakanların yüzüstü bırakması onlara zarar vermez. Saat gelinceye (Kıyamet kopuncaya) kadar hak üzere galip geleceklerdir. (Kenzu'l Ummal - Muttaki el-Hindi)

Bu hadisler üzerinde düşünüldüğünde ve hepsi bir arada değerlendirildiğinde, bu taife hakkında şu hususlar ortaya çıkmaktadır:

1- Müslümanların tamamı değil, bir kısmıdır. Çünkü dil bilgisinde "taife" bir şeyin parçası demektir. el-Kamus’ta: (Taife, bir şeyin parçasıdır) şeklinde geçer.

2- Hak, yani İslam üzere dosdoğrudur: "Allah’ın emrini yerine getirenler."

3- Hak yolunda, yani Allah yolunda savaşmaktadırlar: "Hak üzere savaşırlar", "Allah’ın emri üzere savaşırlar."

4- Düşman ordusuyla savaşan, onu kahreden, kesin bir yenilgiye uğratan ve üzerinde bariz bir zafer kazanan kuvvet ve güç (şevket) sahibidirler: "Kendilerine düşmanlık edenlere karşı galiptirler", "Düşmanlarını kahredicidirler."

5- Bu taife "Şam kapılarında ve çevresinde, Beytü’l-Makdis kapılarında ve çevresinde" savaşmaktadır. Yani düşmanla savaşmakta ve Şam beldeleri ile çevresinde onlara karşı zafer kazanmaktadırlar.

Bu vasıflar göstermektedir ki; bu taife İslam üzere kaimdir, O’nun yolunda savaşmaktadır ve düşmanı kesin, bariz ve tanık olunan bir yenilgiye uğratabilecek güce sahiptir. Düşmanlar ise devletler ve ordulardır. Onları kahreden taife de, bir İslam devletinde bu orduyu yöneten Halife veya ordu komutanı önderliğindeki güçlü bir Müslüman ordu olmalıdır. Düşmanla savaşır, onu ağır bir yenilgiye uğratır, ona galip gelir, onu kahreder ve üstünlük sağlar. Bu taife Şam beldeleri ve çevresinden hareket eder, bir devlet ve ordu kurar, düşmanla savaşır, onu yener ve ona üstünlük sağlar. Yani bu taife ya düşmana galip gelen, onu kahreden bir devlet ve ordu sahibidir; ya da bir devlet ve ordu var etmek için çalışan, sonra düşmanı yenip ona galip gelendir.

Kanaatimce bu durum, Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ve ashabının düşmanla savaşıp ona galip geldikleri dönem için geçerlidir.

Aynı şekilde İslam’ın ilk dönemlerinde düşmanla savaşıp galip gelenler ve İslam Devleti’nde düşmanla savaşıp zafer kazanan her halife ve ordu komutanı için de geçerlidir.

Yine bu durumun Haçlıları yenilgiye uğratan Selahaddin Eyyubi ve ordusu için, Moğolları yenilgiye uğratan Kutuz, Baybars ve ordusu için de geçerli olduğunu düşünüyorum.

Ve bu durumun bizler için de geçerli olduğunu düşünüyorum; zira bizler, kafir düşmanla savaşacak, onu yenecek ve üzerinde tanık olunan bir zafer kazanacak güçlü bir İslam Devleti -Râşidî Hilâfet- kurmak için çalışıyoruz. Böylece Yahudi varlığını ortadan kaldıracak ve Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in müjdelediği gibi Roma’yı fethedeceğiz.

Benim kanaatim ve tercih ettiğim görüş budur.

Ancak bu "Muzaffer Taife" vasfı, bir İslam devleti veya bir İslam devletindeki ordu olmayan hiçbir grup için geçerli değildir. Çünkü bir devlet ve ordu olmaksızın, düşmanı kahretmek ve ona karşı bariz bir üstünlük sağlamak mümkün değildir. Bir devlet veya ordu olmadan Yahudi varlığını ortadan kaldırmak, Amerika’yı veya İngiltere’yi yenmek mümkün değildir...

Dolayısıyla bu vasıf, devlet veya ordu sahibi olmadan düşmanla savaşan gruplar için geçerli olamaz. Çünkü "Muzaffer Taife" vasfı sadece savaşmak değil, düşmanı kahreden, yenen ve ona üstünlük sağlayan bir savaştır. Düşman bir devlet ve ordudur; devlet ve ordu sahibi olmayan gruplar onları kahredemez ve yenemez. Aynı şekilde bu vasıf, bir İslam Devleti (Hilafet) kurmak için çalışmayan hiçbir grup için de geçerli değildir; zira böyle olmazlarsa devletleri ve orduları kahredemezler. Düşmanla savaşmak ve ona galip gelmek -ister fiilen mevcut olsun, isterse bunun için hazırlık yapılsın- bu taifenin temel vasfıdır.

Buna binaen, düşmanla savaşacak, ona galip gelecek ve zafer kazanacak bir devlet kurmak için çalışmadıkları sürece bu vasıf hadis alimleri veya usul alimleri için de geçerli değildir.

Sahih-i Buhari’de geçen şu başlığa gelince:

(Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in "Ümmetimden bir taife hak üzere galip gelmeye devam edecektir, onlar savaşırlar ve onlar ilim ehlidir" kavli hakkındaki bab); buradaki "onlar ilim ehlidir" ifadesi musannifin (Buhari’nin) sözüdür, Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in sözü değildir. Askalani, Fethü'l-Bâri’de bu babın şerhinde şöyle demiştir:

"...'Onlar ilim ehlidir' sözü musannife aittir."

Şunu belirtmek gerekir ki; düşmanı kahretmeye ve zafer kazanmaya gücü yetmese bile, düşmanla ihlasla savaşan her grubun ecri vardır. Hatta düşmana karşı tek başına yapılan ihlaslı bir savaşın bile ecri vardır. Hayır yollarından herhangi bir işi yapan her grubun, bu işler ferdi olsa bile ecri vardır. İslam ilimleriyle (usul veya hadis ilmiyle) meşgul olan her grubun da ferdi olarak çalışsalar bile ecri vardır.

Ancak mesele bu değildir; mesele, şu veya bu grubun "Muzaffer Taife" olarak nitelendirilmesidir.

Bir grubun "Muzaffer Taife" olarak nitelendirilmesi için Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in hadislerinde belirtilen vasıfları taşıması gerekir.

Bu hadislerin toplanıp birlikte değerlendirilmesinden sonraki tefsiri, daha önce zikrettiğim gibidir. Benim tercih ettiğim ve doğru olduğuna inandığım görüş budur.

"Hâlâ/Devam edecektir" (Lâ yezâlü) ifadesine gelince; bu ifade kesintisiz bir devamlılık anlamına gelmez. Aksine, düşmana galip gelmenin Kıyamet Gününe kadar belirli dönemlerde peş peşe geleceği anlamına gelir. Yani düşmana karşı kazanılan zafer bir kez olup sonra düşmanın bizi sonsuza dek yenmesi söz konusu değildir; zaferimiz Kıyamet Gününe kadar dönem dönem tekrarlanacaktır. Nitekim böyle de olmuştur; İslam’ın başlarında kafirlere üstünlük sağladık ve onları yendik, sonra dönem dönem yenildik ve yendik. {Bu günleri biz insanlar arasında döndürür dururuz.} Haçlılar geldi, sonra yenildiler; Moğollar geldi, sonra yenildiler. Sonra zayıfladık ama tekrar döndük ve Kostantiniyye’yi fethettik, orası İslambol oldu... Hilafet yıkıldı ama Allah’ın izniyle geri dönecek, Filistin’i işgal eden Yahudi varlığını ortadan kaldıracak ve Allah’ın izniyle Roma’yı fethedecektir. O vasıflandırılan taife, sonuncuları Mesih Deccal ile savaşana kadar hak üzere savaşmaya devam edecektir. Hadiste dikkat çeken hususlardan biri de, İsa Aleyhisselam Kıyamet’e yakın indiğinde Müslümanların bir devletini ve emirini bulacak olmasıdır; dolayısıyla düşmana karşı zafer ve bariz bir üstünlük söz konusudur.

Bu nedenle "devam edecektir" ifadesi, kesintisizlik değil; dünyanın, Müslümanların düşmana karşı bariz ve kesin bir zafer kazandığı dönemlerden Kıyamet’e kadar yoksun kalmayacağı anlamına gelir.

Bu durum, Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in Buhari’de rivayet edilen şu sözüne benzer:

لَنْ يَزَالَ أَمْرُ هَذِهِ الْأُمَّةِ مُسْتَقِيمًا حَتَّى تَقُومَ السَّاعَةُ

"Bu ümmetin işi Kıyamet kopuncaya kadar dosdoğru olmaya devam edecektir." (Buhari)

Bu, ümmetin istikametinin sürekli kesintisiz kalacağı anlamına gelmez. Zira ümmetin işindeki istikamet, özellikle Hilafet’in yıkılmasından sonra belirli dönemlerde kesintiye uğramıştır.

Bunun anlamı; bu dünyanın, Kıyamet Gününe kadar bu ümmetin işinin dosdoğru olduğu dönemlerden yoksun kalmayacağıdır. Yani ümmetin işi "eğrilip" de bir daha istikamete dönmeyecek değildir; hilafeti gidip de bir daha geri gelmeyecek değildir, aksine geri dönecektir. Her ne zaman eğrilse tekrar doğrulur; ümmetin istikameti Kıyamet Gününe kadar dönem dönem peş peşe gelir.

Bu, cevabın birinci kısmıdır ve bu meselede tercih ettiğim görüştür. Bunun dışında başka bir tefsir olmayacağını kesin olarak iddia etmiyorum ama doğru olanın bu olduğunu düşünüyorum.

Hadislerle nasıl amel edileceği konusundaki ikinci kısma gelince:

Sahabe (ra) ve onlara güzellikle tabi olanların, Müslümanlar için hayır müjdeleyen Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in hadislerine yaklaştığı gibi ameli bir yaklaşımla hareket edilmelidir. Onlar, Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in Kostantiniyye ve Roma’nın fethi hakkındaki hadisini duyup okuduklarında, her biri bu müjdenin kendi eliyle gerçekleşmesi için hırsla çalışmıştır. Nihayet Allah, birincisinin (ki İslambol olmuştur) fethi faziletini Muhammed Fatih’e (rahimehullah) nasip etmiştir. Hadisi duyduklarında, bu müjdenin kendi elleriyle gerçekleşmesi ve Allah’ın fatihler için vasfettiği "Onun komutanı ne güzel komutan, onun ordusu ne güzel ordudur" hayrına nail olmak için ciddiyetle çalışmaya başladılar. Birçok halife Kostantiniyye’yi fethetmek için ordular gönderdi; Ebu Eyyub (ra) gibi yaşlı olanlar dahil birçok sahabi, bu büyük fazilete nail olmak için o ordulara katıldı.

Muzaffer Taife hadisi de böyledir; Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bize onun vasıflarını bildirmiş ve faziletini açıklamıştır. O taife düşmanla savaşacak, onu yenecek, kahredecek ve ona karşı bariz bir üstünlük sağlayacaktır. Bu ise ancak kafir devletleri ve ordularını yenecek bir İslam devleti ve Müslüman bir ordu ile olur. Öyleyse kolları sıvayalım, gayretimizi kuşanalım ve İslam Devleti’ni, Râşidî Hilâfet’i kurmak için hızla ilerleyelim. Onun ordusunda yer alıp düşmanla savaşalım, onu kahredelim, yinelim ve ona karşı bariz bir üstünlük sağlayalım. Böylece Allah Subhânehu’dan, Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in şerefli hadislerinde zikrettiği o taifeden olmayı umalım.

Ayrıca son derece önemli bir husus şudur: Mesele şu veya bu grubun "biz Muzaffer Taife’yiz" demesi değildir. Aksine mesele; Muzaffer Taife’den olmak isteyen kişinin, o taifenin vasıflarını gerçekleştirmesidir. Kafir düşman olan Amerika, İngiltere, Yahudiler vb. ile savaşacak, onları kahredecek, yenecek ve onlara galip gelecek bir İslam Devleti ve İslam ordusu kurmak için çalışmalıdır. İşte o zaman onun Muzaffer Taife’den olduğu parmakla gösterilir. Muzaffer Taife’den olmak isteyen, Allah’ın izniyle düşmanı kahretmek, yenmek ve ona üstünlük sağlamak gibi o taifenin vasıflarını gerçekleştirmeye kendisini ulaştıracak işleri yapmalıdır.

Allah Subhânehu’dan bizleri o taifeden kılmasını, İslam Devleti’nin, Râşidî Hilâfet’in kuruluşuna şahitlik etmemizi ve düşmanı yenen, kahreden ve ona galip gelen İslam askerlerinden olmamızı niyaz ederiz.

Allah Subhânehu, kendisine yardım edene yardım eder. O, şüphesiz güçlüdür, azizdir.

7 Ramazan 1425 H. 21/10/2004 M.

Makaleyi Paylaş

Bu makaleyi ağınızla paylaşın