Home About Articles Ask the Sheikh
Soru & Cevap

Soru-Cevap: Namazda Sosyal Mesafe (Aralıklı Saf Durma) Yöneticilerin Günahını Yüklendiği Bir Bidattır

June 10, 2020
18659

Soru Cevap

Hamd Allah’a, salat ve selam Allah’ın Rasulü’ne, onun ailesine, ashabına ve onu dost edinenlere olsun.

Cuma ve cemaat namazlarında namaz kılan kişi ile yanındaki arasında iki metre mesafe bırakılması hakkında soru soranların tümüne... Bazı Müslüman ülkelerdeki yöneticilerin camileri kapattığını, açtıklarında ise namaz kılanları iki metre mesafe bırakmaya zorladıklarını söylüyorlar... Yetkililer bunu, hastanın mazeretli olmasına, dolayısıyla oturarak namaz kılan kişiye kıyasla yanındakinden iki metre uzaklaşabileceğine, hatta hasta olmasa bile hastalık korkusuyla mesafe bırakabileceğine dayandırıyorlar... Yöneticilerin namaz kılanları bu şekilde mesafe bırakmaya zorlamaları caiz midir? Yoksa bu mesafe bırakma, yöneticilerin günahını yüklendiği bir bidat mıdır? Soru soranlar cevabı bilmek için ısrar ediyorlar...

Sorularınıza cevap olarak derim ki, başarı Allah’tandır:

Daha önce bidat hakkında birden fazla cevap yayınlamıştık. Eğer soruyu soranlar bunları derinlemesine düşünselerdi, bahsedilen şekilde mesafe bırakmanın, yöneticilerin insanları buna zorlaması durumunda günahını yüklendikleri bir bidat olduğunu anlarlarmış. Bunun açıklaması şöyledir:

Birincisi: 28 Receb 1434 H. / 07 Mayıs 2013 M. tarihinde yayınladığımız açıklamada şöyle demiştik: "...Bidat, Şari'nin (Allah ve Rasulü) eda ediliş şekli (keyfiyeti) bildirdiği bir emrine muhalefet etmektir. Sözlükte bidat, Lisanü'l Arab'da geçtiği üzere: 'Mübtedi, bir işi benzeri olmayan bir şekilde ortaya koyan kimsedir... Bir şeyi ibda ettim; yani onu bir örneği olmaksızın icat ettim' demektir. Istılahta da (terim olarak) böyledir; yani Rasulullah ﷺ’in yaptığı bir 'örneğin' olması ve Müslümanın buna aykırı bir şey getirmesidir. Bu, Şeriatın bir şer’i emrin yerine getirilmesi için açıkladığı şer’i bir keyfiyete muhalefet etmek anlamına gelir. Şu hadisin delaleti de bu anlamdadır:

وَمَنْ عَمِلَ عَمَلاً لَيْسَ عَلَيْهِ أَمْرُنَا فَهُوَ رَدٌّ

'Kim bizim emrimize uymayan bir iş yaparsa, o reddedilmiştir.' (Buhari ve Müslim, lafız Buhari’ye aittir)

Buna göre, namazında iki yerine üç secde yapan kimse bidat işlemiş olur, çünkü Rasulullah ﷺ’in fiiline muhalefet etmiştir. Mina’daki cemrelerde yedi yerine sekiz taş atan kimse de Rasulullah ﷺ’in fiiline muhalefet ettiği için bidat işlemiş olur. Ezanın lafızlarına ekleme yapan veya ondan eksilten kimse de Rasulullah ﷺ’in onayladığı ezana muhalefet ettiği için bidat işlemiş olur...

Şari’nin eda ediliş şekli (keyfiyeti) bildirmediği bir emrine muhalefet ise şer’i hükümlerde gerçekleşir; eğer talep (teklif) hitabı ise buna 'haram' veya 'mekruh' denir; eğer vaz’i hitap ise emre eşlik eden karineye göre 'batıl' veya 'fasid' denir...

Örneğin: Müslim, Müminlerin Annesi Aişe (r.anha)’dan Rasulullah ﷺ’in namazını tarif ederken şöyle dediğini rivayet etmiştir: Rasulullah ﷺ şöyle yapardı:

... وَكَانَ إِذَا رَفَعَ رَأْسَهُ مِنَ الرُّكُوعِ لَمْ يَسْجُدْ، حَتَّى يَسْتَوِيَ قَائِماً، وَكَانَ إِذَا رَفَعَ رَأْسَهُ مِنَ السَّجْدَةِ، لَمْ يَسْجُدْ حَتَّى يَسْتَوِيَ جَالِساً ...

'...Başını rükûdan kaldırdığı zaman dimdik durmadıkça secdeye gitmezdi. Başını secdeden kaldırdığı zaman da tam oturmadıkça diğer secdeye gitmezdi...' (Müslim)

Burada Rasulullah ﷺ, Müslümanın rükûdan kalktıktan sonra dimdik durmadan secdeye gitmeyeceğini, secdeden kalkınca da tam oturmadan diğer secdeye gitmeyeceğini açıklamıştır. Bu, Rasulullah ﷺ tarafından açıklanmış bir keyfiyettir. Buna muhalefet eden kimse bidat işlemiş olur. Eğer namaz kılan kişi rükûdan kalktıktan sonra dimdik durmadan secdeye giderse, Rasulullah ﷺ’in açıkladığı keyfiyete muhalefet ettiği için bidat işlemiş olur.

Ancak örneğin Müslim, Ubade bin Samit’ten şöyle rivayet etmiştir: Rasulullah ﷺ’in şöyle dediğini duydum:

يَنْهَى عَنْ بَيْعِ الذهب بِالذَّهَبِ، وَالْفِضَّةِ بِالْفِضَّةِ، وَالْبُرِّ بِالْبُرِّ، وَالشَّعِيرِ بِالشَّعِيرِ، وَالتَّمْرِ بِالتَّمْرِ، وَالْمِلْحِ بِالْمِلْحِ، إِلَّا سَوَاءً بِسَوَاءٍ، عَيْناً بِعَيْنٍ، فَمَنْ زَادَ، أَوِ ازْدَادَ، فَقَدْ أَرْبَى

'Altın altınla, gümüş gümüşle, buğday buğdayla, arpa arpayla, hurma hurmayla, tuz tuzla; birbirine eşit ve peşin olarak satılır. Kim artırır veya fazla alırsa faiz işlemiş olur.' (Müslim)

Eğer bir Müslüman bu hadise muhalefet eder de altını altınla fazlalıkla satarsa, ona 'bidat işledi' denilmez, aksine 'haram işledi' yani faiz işledi denir.

Özetle: Rasulullah ﷺ’in açıkladığı keyfiyete muhalefet etmek bidattır; Rasulullah ﷺ’in keyfiyet açıklamaksızın verdiği mutlak emrine muhalefet ise şer’i hükümlere (haram, mekruh, batıl, fasid) girer... Bu da delile göre belirlenir." (Bitti). Bidat hakkında daha detaylı açıklamayı 08 Zilhicce 1436 H. / 22 Eylül 2015 M. tarihinde ve öncesinde/sonrasında yayınlamıştık; bunlar Allah’ın izniyle yeterli ve açıklayıcıdır.

İkincisi: Buna göre Müslüman ülkelerdeki devletler, ister Cuma ister cemaat namazında olsun, özellikle hastalık belirtisi yokken bulaşma korkusuyla namaz kılanları yanındakinden bir veya iki metre uzak durmaya zorlarlarsa, büyük bir günah işlemiş olurlar. Çünkü bu mesafe bırakma bir bidattır. Zira bu, Rasulullah ﷺ’in şer’i delillerle açıkladığı safların düzeni ve sık tutulması keyfiyetine açık bir muhalefettir. Bu delillerden bazıları şunlardır:

  • Buhari, Sahih’inde Ebu Süleyman Malik bin Huveyris’ten şöyle rivayet etmiştir: "Biz birbirine yakın yaşlarda gençler olarak Peygamber ﷺ’e geldik ve onun yanında yirmi gece kaldık... O çok şefkatli ve merhametliydi... Şöyle buyurdu:

ارْجِعُوا إِلَى أَهْلِيكُمْ فَعَلِّمُوهُمْ وَمُرُوهُمْ وَصَلُّوا كَمَا رَأَيْتُمُونِي أُصَلِّي وَإِذَا حَضَرَتِ الصَّلَاةُ فَلْيُؤَذِّنْ لَكُمْ أَحَدُكُمْ ثُمَّ لِيَؤُمَّكُمْ أَكْبَرُكُمْ

'Ailenize dönün, onlara öğretin ve emredin. Beni nasıl namaz kılarken gördüyseniz öylece namaz kılın. Namaz vakti gelince biriniz ezan okusun, en büyüğünüz de size imam olsun.'" (Buhari)

  • Buhari, Sahih’inde Enas bin Malik’ten rivayet etmiştir: "Namaz için kamet getirildi, Rasulullah ﷺ yüzünü bize döndü ve şöyle buyurdu:

أَقِيمُوا صُفُوفَكُمْ، وَتَرَاصُّوا، فَإِنِّي أَرَاكُمْ مِنْ وَرَاءِ ظَهْرِي

'Saflarınızı düzeltin ve birbirinize yanaşın (sık tutun). Çünkü ben sizi sırtımın arkasından da görüyorum.'" (Buhari)

  • Müslim, Sahih’inde Numan bin Beşir (r.a)’dan şöyle rivayet etmiştir: "Rasulullah ﷺ, bizden iyice anladığımızı görünceye kadar saflarımızı okların düzelttiği gibi düzeltirdi. Bir gün çıktı, tam tekbir alacakken göğsü saftan dışarıda olan bir adam gördü ve şöyle buyurdu:

عِبَادَ اللهِ لَتُسَوُّنَّ صُفُوفَكُمْ، أَوْ لَيُخَالِفَنَّ اللهُ بَيْنَ وُجُوهِكُمْ

'Ey Allah’ın kulları! Ya saflarınızı düzeltirsiniz ya da Allah yüzlerinizi (kalplerinizi) birbirine çevirip sizi ihtilafa düşürür.'" (Müslim)

  • Müslim, Sahih’inde Cabir bin Semure’den rivayet etmiştir: "Rasulullah ﷺ şöyle buyurdu:

أَلَا تَصُفُّونَ كَمَا تَصُفُّ الْمَلَائِكَةُ عِنْدَ رَبِّهَا؟

'Meleklerin Rableri katında saf tuttuğu gibi saf tutmaz mısınız?' Biz, 'Ey Allah’ın Rasulü, melekler Rableri katında nasıl saf tutarlar?' dedik. Buyurdu ki:

يُتِمُّونَ الصُّفُوفَ الْأُوَلَ وَيَتَرَاصُّونَ فِي الصَّفِّ

'Önceki safları tamamlarlar ve safta birbirlerine sıkıca kenetlenirler.'" (Müslim)

  • Hakim rivayet etmiş ve Müslim’in şartına göre sahih bir hadis olduğunu söylemiştir. Abdullah bin Amr’dan rivayetle Rasulullah ﷺ şöyle buyurdu:

مَنْ وَصَلَ صَفّاً وَصَلَهُ اللَّهُ، وَمَنْ قَطَعَ صَفّاً قَطَعَهُ اللَّهُ

'Kim bir safı birleştirirse, Allah da onu (rahmetiyle) birleştirsin. Kim bir safı koparırsa (aralık bırakırsa), Allah da onu koparsın.'" (Hakim)

  • Ahmed, Abdullah bin Ömer’den rivayet etmiştir; Rasulullah ﷺ şöyle buyurdu:

أَقِيمُوا الصُّفُوفَ فَإِنَّمَا تَصُفُّونَ بِصُفُوفِ الْمَلَائِكَةِ وَحَاذُوا بَيْنَ الْمَنَاكِبِ وَسُدُّوا الْخَلَلَ وَلِينُوا فِي أَيْدِي إِخْوَانِكُمْ وَلَا تَذَرُوا فُرُجَاتٍ لِلشَّيْطَانِ وَمَنْ وَصَلَ صَفّاً وَصَلَهُ اللَّهُ تَبارَكَ وَتَعَالَى وَمَنْ قَطَعَ صَفّاً قَطَعَهُ اللَّهُ

'Safları düzeltin, zira siz meleklerin safları gibi saf tutuyorsunuz. Omuzları hizalayın, boşlukları doldurun, kardeşlerinizin ellerine yumuşak davranın ve şeytan için boşluklar bırakmayın. Kim bir safı birleştirirse, Tebâreke ve Teâlâ olan Allah da onu birleştirir. Kim de bir safı koparırsa, Allah da onu koparır.'" (Ahmed)

Bu, Rasulullah ﷺ’den cemaatle namazın eda ediliş keyfiyetine dair tam bir açıklamadır. Sahabe (r.anhum) buna titizlikle uyarlardı. Malik, el-Muvatta’da ve Beyhaki, es-Sünenü'l Kübra’da rivayet etmiştir ki: "Ömer bin Hattab (r.a) safların düzeltilmesini emrederdi. Kendisine safların düzeldiği haberi verilince tekbir alıp namaza başlardı."

Üçüncüsü: Bulaşıcı hastalığın namazda mesafe bırakmaya izin veren bir mazeret olduğu söylenemez. Bu söylenemez çünkü bulaşıcı hastalık camiye gitmemek için bir mazerettir, camiye gidip yanındaki namaz kılan kişiden bir veya iki metre uzak durmak için bir mazeret değildir! Rasulullah ﷺ döneminde de bulaşıcı hastalıklar (veba) meydana gelmiştir ve Rasulullah ﷺ’den vebalı birinin namaza gidip arkadaşından iki metre uzak duracağına dair bir rivayet gelmemiştir. Aksine o mazeretlidir ve evinde namaz kılar... Hastalığın yayıldığı bölge, devletin himayesinde büyük bir çaba ve gayretle ücretsiz olarak tedavi edilir ve sağlam olanlarla karıştırılmaz... Müslim’in Sahih’inde Usame bin Zeyd’den rivayet ettiğine göre Rasulullah ﷺ şöyle buyurmuştur:

الطَّاعُونُ آيَةُ الرِّجْزِ ابْتَلَى اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ بِهِ نَاساً مِنْ عِبَادِهِ، فَإِذَا سَمِعْتُمْ بِهِ فَلَا تَدْخُلُوا عَلَيْهِ وَإِذَا وَقَعَ بِأَرْضٍ وَأَنْتُمْ بِهَا فَلَا تَفِرُّوا مِنْهُ

"Veba bir azap alametidir; Allah Teâlâ onunla kullarından bir kısmını imtihan etmiştir. Bir yerde veba olduğunu duyarsanız oraya girmeyin. Sizin bulunduğunuz yerde veba çıkarsa ondan kaçarak oradan çıkmayın."

Yani bulaşıcı hastalığı olan kişi sağlam olanlara karışmaz ve kendisine Allah’ın izniyle yeterli tedavi sağlanır. Sağlıklı kişi ise her zamanki gibi mesafe bırakmadan camiye Cuma ve cemaat namazına gider...

Dördüncüsü: Aynı şekilde salgın anında namazda mesafe bırakmanın, hastalık durumunda oturarak namaz kılma ruhsatına kıyaslanacağı da söylenemez. Bu şer’i bir kıyas değildir. Çünkü hastanın oturarak namaz kılması, Allah Subhanehu’dan bir ruhsattır, yani hastalık gibi bir mazeret sebebiyledir. Mazeretler "sebep"tir, "illet" değildir. Şeriat bunları illetlendirmemiş (gerekçelendirmemiş), aksine her mazereti, kendisi için mazeret kılındığı hükme özel kılmıştır. Bu mazeret, genel bir mazeret değil, sadece geldiği hükme özeldir; illet yönü anlaşılır değildir. Bu nedenle ona kıyas yapılamaz. Sebep, varlığına sebep olduğu şeye özeldir, başkasına geçmez, dolayısıyla ona kıyas yapılamaz. Bu, illetin aksinedir; illet, kendisi için teşri kılındığı hükme özel değildir, başkasına geçer ve ona kıyas yapılır... Buradan anlaşılmaktadır ki, ibadetlerdeki hükümler sebep olup illet değildir, bu da ibadetleri tevkiifî (nassa dayalı) kılar; illetlendirilmezler ve onlara kıyas yapılamaz. Çünkü sebep, sadece sebep olduğu şeye hastır.

Beşincisi: Ayrıca ruhsat, vaz’i hükümlerden biridir. Ruhsat, Şari’nin kulların fiillerine vaz’î (doğrudan/dolaylı) olarak ilişkin hitabıdır. Mademki ruhsatın kendisi Şari’nin hitabıdır, o halde ona delalet eden şer’i bir delilin bulunması gerekir. Örneğin, hastanın oturarak namaz kılmasıyla ilgili olarak Buhari, Sahih’inde İmran bin Husayn (r.a)’dan şöyle rivayet etmiştir: "Bende basur vardı, Peygamber ﷺ’e namazı sordum. Buyurdu ki:

صَلِّ قَائِماً فَإِنْ لَمْ تَسْتَطِعْ فَقَاعِداً، فَإِنْ لَمْ تَسْتَطِعْ فَعَلَى جَنْبٍ

'Ayakta kıl, güç yetiremezsen oturarak kıl, ona da güç yetiremezsen yan yatarak kıl.'" (Buhari)

Bu bir ruhsattır, yani şer’i delilin belirttiği bir mazerettir. Belirli bir hüküm için mazeret olduğuna dair şer’i delil bulunan her şey mazeret sayılır; hakkında delil bulunmayan şeyin ise hiçbir değeri yoktur ve mutlak manada şer’i bir mazeret sayılmaz... Hastanın namazda yanındakinden bir veya iki metre uzak durabileceğine dair bir delil bulunmadığına göre, bu sözün şer’an bir değeri yoktur ve sahih değildir... Kaldı ki hasta bile değilken, sadece hastalık beklediği için böyle yapması nasıl kabul edilebilir?

Altıncısı: Yukarıdakilerin özeti şöyledir:

1- Rasulullah ﷺ’in namaz için açıkladığı keyfiyeti değiştirmek bidat sayılır. Aksine bu durumdaki şer’i hüküm şudur: Vücudu sağlıklı olan kişi, her zamanki gibi sık saflarda ve boşluk bırakmadan namaza gider; bulaşıcı hastalığı olan kişi ise gitmez, böylece başkasına bulaştırmaz.

2- Eğer devlet camileri kapatır ve sağlıklı insanların Cuma ve cemaat için camilere gitmesini engellerse, Cuma ve cemaat namazlarını tatil ettiği için büyük bir günah işlemiş olur. Camiler, Rasulullah ﷺ’in açıkladığı gibi namaz için açık tutulmaya devam edilmelidir.

3- Aynı şekilde devlet, namaz kılanların Rasulullah ﷺ’in açıkladığı keyfiyete göre namaz kılmalarını engeller, aksine bulaşma korkusuyla, özellikle de hastalık belirtisi yokken namaz kılanları yanındakinden bir veya iki metre mesafe bırakmaya zorlarsa, bundan dolayı büyük bir günah işlemiş olur.

Bu meselede tercih ettiğim şer’i hüküm budur. Allah en iyi bilendir ve en iyi hüküm verendir... O Subhanehu’dan Müslümanları en doğru yola iletmesini, O’na emrettiği gibi ibadet etmelerini, Rasulü ﷺ’in izinden gitmelerini ve Raşidi Hilafeti kurarak sapmadan hanif şeriatı ikame etmelerini niyaz ediyorum... Şüphesiz bunda hayır ve zafer vardır; Allah’ın izniyle yerde ve gökte hiçbir şey O’nu aciz bırakamaz, O Azizdir, Hakimdir.

Ve selamun aleykum ve rahmetullahi ve berakatuhu.

17 Şevval 1441 H.
2020/06/08 M.

Kardeşiniz

Makaleyi Paylaş

Bu makaleyi ağınızla paylaşın