(Hizb ut-Tahrir Emiri Celil Âlim Ata bin Halil Ebu el-Raşta’nın Facebook Sayfasındaki Takipçilerinin Sorularına Verdiği Cevaplar Serisi)
Soru Cevabı
Tevâvüt ve İhtilaf
Shoakmal Imomnazarov'a
Soru:
Bismillahirrahmanirrahim. Selamün aleyküm değerli Şeyhimiz,
İslam Nizamı kitabının 11. sayfasında şu ifade geçmektedir: "Çünkü onun [insanın] içgüdüleri ve uzvi ihtiyaçları düzenlemeye yönelik anlayışı; tevâvüte, ihtilafa, tenâkuda (çelişkiye) ve içinde yaşadığı çevreden etkilenmeye maruzdur." Ben bu ifadedeki "tevâvüt" ve "ihtilaf" kelimelerinin eş anlamlı olduğunu, yani aynı veya yakın bir anlam taşıdığını anlamıştım. Ancak aralarındaki fark şudur ki; tevâvütün tamamı yerilmiştir (mezmumdur). Bu nedenle Allah Teâlâ, Kendi fiilinden bunu nefyederek şöyle buyurmuştur:
مَا تَرَى فِي خَلْقِ الرَّحْمَنِ مِنْ تَفَاوُتٍ
"Rahmân'ın yaratışında hiçbir uyumsuzluk (tevâvüt) göremezsin." (Mülk [67]: 3)
İhtilafın ise yerilmeyen türleri vardır. Allah Teâlâ’nın şu kavline bakmaz mısınız?
وَلَهُ اخْتِلَافُ اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ
"Gece ile gündüzün ihtilafı (birbiri ardınca gelip gidişi) da O'nun eseridir." (Mü’minûn [23]: 80)
Dolayısıyla ihtilafın bu türü, failinin ilmine delalet ederken; tevâvüt ise failinin cehaletine delalet eder. Demek istediğim şu ki; ihtilaf şer'î hükümlerde bulunabilirken, tevâvüt şer'î hükümlerde ve akide meselelerinde bulunmaz. Ancak bazı kardeşlerimiz bu iki kelimenin farklı iki şeyi ifade ettiğini iddia ettiler. Yani onlara göre "ihtilaf" kelimesi; aralarında fark bulunan iki görüş demektir ancak her ikisi de doğrudur ve her ikisi de amaca ulaştırır. "Tevâvüt" kelimesi de aralarında fark olan iki görüş demektir, ancak fark şudur ki; bu iki görüşten biri doğru, diğeri yanlıştır; yani bu görüşlerden biri amaca ulaştırırken diğeri ulaştırmaz.
Değerli Şeyhimiz, sizden kitapta geçen bu iki kelimeyi (ihtilaf ve tevâvüt) detaylandırıp açıklamanızı rica ediyoruz.
Cevap:
Ve Aleykümselam ve Rahmetullahi ve Berakâtuh,
İslam Nizamı kitabında işaret ettiğiniz metin şöyledir:
"(İnsanların resullere olan ihtiyacının bir diğer delili de şudur: İnsan, içgüdülerini ve uzvi ihtiyaçlarını doyurmaya muhtaçtır. Bu doyurma işlemi eğer bir nizam olmaksızın yürürse, yanlış veya sapık bir doyurmaya yol açar ve insanın bedbahtlığına sebep olur. Dolayısıyla insanın içgüdülerini ve uzvi ihtiyaçlarını düzenleyen bir nizamın olması kaçınılmazdır. Bu nizam ise insandan gelmez. Çünkü onun içgüdüleri ve uzvi ihtiyaçları düzenlemeye yönelik anlayışı; tevâvüte, ihtilafa, tenâkuda (çelişkiye) ve içinde yaşadığı çevreden etkilenmeye maruzdur. Şayet bu iş ona bırakılırsa, nizam; tevâvüte, ihtilafa ve tenâkuda maruz kalır ve insanın bedbahtlığına yol açar. Öyleyse nizamın mutlaka Allah Teâlâ’dan olması gerekir.)" (Bitti.)
Burada insanın içgüdüleri ve uzvi ihtiyaçları düzenlemeye dair anlayışından bahsedilmekte ve bu insani anlayışa, onun bu konudaki hükümlerini etkileyen dört durumun arız olduğu gösterilmektedir. Bu dört durum, anlayışı istikametten saptırır ve onu gayrisahih kılar... Bu dört husus her ne kadar anlayışla ilgili olsalar da birbirinin aynısı değildirler... Detaylara girmeden önce şunu belirtmek gerekir: Bu durumlar tek bir kişinin anlayışında da gerçekleşebilir; yani bir içgüdünün düzenlenmesine dair bugünkü anlayışı şöyleyken, ertesi gün böyle olabilir... Aynı şekilde bir kişi ile diğeri arasında da gerçekleşebilir; bu kişi içgüdünün düzenlenmesini belirli bir şekilde anlarken, diğeri başka bir şekilde anlar. Bu yüzden aşağıda detaylandıracağımız hususlar, zaman ve mekânın değişmesiyle bizzat kişinin kendisinde farklılık gösterebileceği gibi, kişiler arasında da farklılık gösterebilir. Anlamlarına gelince, şöyledir:
1- İçgüdülerin düzenlenmesi anlayışındaki "Tevâvüt"; birbirinden çok uzak olan çeşitli anlayışlar demektir. Genellikle bu anlayışlara, cehalet, kargaşa ve anlayışın üzerine inşa edileceği temel bir kaidenin yokluğu neticesinde eksiklikler ve kusurlar karışır. Bu tevâvüt, ister aynı kişinin bugün ve yarınki iki görüşü arasında olsun, isterse iki ayrı kişinin görüşü arasında olsun; içgüdülerin düzenlenmesindeki tevâvüt, iki görüşün herhangi bir fikri ölçü olmaksızın birbirinden çok uzaklaşmasıdır. Bilakis bu uzaklığa cehalet ve kargaşa eşlik eder. Bu nedenle içgüdülerin düzenlenmesine dair iki görüş de çoğu zaman yanlış olur... Bazen birisi doğru olabilir... Ancak her ikisinin de doğru olması mümkün değildir. Zira "tevâvüt" kelimesi dilde, cehalet ve kargaşa ile birlikte iki görüş arasındaki uçurum derecesindeki uzaklığı ifade eder.
Şunu belirtmek gerekir ki; tevâvütün bu anlamı insanların anlayışları ve görüşleri hakkındadır. Allah'ın bu kâinattaki mahlûkatında ise tevâvüt yoktur; zira tevâvüte kusurlar ve eksiklikler karışır, cehalet ve kargaşadan ari değildir. Allah'ın mahlûkatında ise bu söz konusu olamaz:
أَلَا لَهُ الْخَلْقُ وَالْأَمْرُ تَبَارَكَ اللَّهُ رَبُّ الْعَالَمِينَ
"Bilesiniz ki, yaratmak da emretmek de O’na mahsustur. Âlemlerin Rabbi olan Allah ne yücedir!" (A’râf [7]: 54)
Mahlûkatın heybet ve suretindeki ihtilafa gelince; güneşin şekli ve heybeti ayın şekli ve heybetinden farklıdır, gece de gündüzden başkadır. Bu, kâinattaki mahlûkatta mevcuttur:
وَكُلُّ شَيْءٍ عِنْدَهُ بِمِقْدَارٍ
"O’nun katında her şey bir ölçü (miktar) iledir." (Ra’d [13]: 8)
وَخَلَقَ كُلَّ شَيْءٍ فَقَدَّرَهُ تَقْدِيرًا
"O, her şeyi yaratmış ve ona bir ölçü, bir biçim vermiştir." (Furkân [25]: 2)
Muhtar el-Sıhah'ta şöyle geçer: (ف وت: (فَاتَهُ) الشَّيْءُ... وَ (تَفَاوُتَ) الشَّيْئَانِ تَبَاعَدَ مَا بَيْنَهُمَا تَفَاوُتًا...) (Bitti)
el-Kâmûs el-Muhît'te şöyle geçer: (فاتَهُ، الأَمْرُ فَوْتاً وفَواتاً: ذَهَبَ عنه... وتَفَاوُتَ الشَّيْآنِ: تباعَد ما بينهما تَفاوُتاً... و﴿ما تَرَى في خَلْقِ الرَّحْمنِ من تَفاوتٍ﴾، أي: عَيْبٍ...) (Bitti)
Lisânu'l-Arab'da şöyle geçer: (فوت: الفَوْتُ: الفَواتُ. فاتَني كَذَا أَي سَبَقَني، وفُتُّه أَنا... وفاتَني الأَمرُ فَوْتاً وفَواتاً: ذهَب عَنِّي... وَفِي التَّنْزِيلِ الْعَزِيزِ: ﴿ما تَرَى في خَلْقِ الرَّحْمنِ من تَفاوتٍ﴾؛ الْمَعْنَى: مَا تَرى فِي خَلْقِه تَعَالَى السماءَ اختِلافاً، وَلَا اضْطراباً... وتَفاوتَ الشَّيْئَانِ أَي تَباعد مَا بَيْنَهُمَا تَفاوُتاً، بِضَمِّ الْوَاوِ) (Bitti)
2- İçgüdülerin düzenlenmesi anlayışındaki "İhtilaf"; her birinin kendine göre ölçüleri (kriterleri) olan çeşitli anlayışlar demektir. Birincisi mal mülkiyetinin belirli sebepleri olduğunu görür ve bu sebeplere uyar, mülkiyeti geliştirmenin sebepleri olduğunu görür ve onları esas alır; diğeri ise birincisinin aldığından farklı sebepler görür. Bu nedenle bu ihtilafta, üzerine bina edildiği ölçüye göre doğru ve yanlış olabilir; çünkü bu ihtilaf; düzenlemenin anlaşılması konusunda belirli bir ölçüye, düşünceye ve planlamaya dayanmaktadır. Mezheplerin ve düşünürlerin ihtilafı da böyledir... Takip edilen fikri kaideye göre bazısı isabet eder, bazısı hata eder. Bu nedenle çoğu zaman iki görüşten biri doğrudur... Bazı düşünürlerde ve mezhep sahiplerinde olduğu gibi, benimsenen ölçüye göre her iki görüşün de bir doğruluk yönü olabilir... Ya da ihtilaf edilen her iki görüş de yanlış olabilir.
Mu'cem el-Furûk el-Luğaviyye'de şöyle geçer: (Mezheplerdeki ihtilaf ile cinslerdeki ihtilaf arasındaki fark: Mezheplerdeki ihtilaf, iki hasımdan birinin diğerinin gittiği yolun aksine gitmesidir. Cinslerdeki ihtilaf ise, iki şeyden birinin diğerinin yerini tutmasının imkânsızlığıdır. İki grubun ihtilaf etmesi ve her ikisinin de batıl olması da mümkündür; Yahudi ve Hristiyanların Mesih hakkındaki ihtilafları gibi.) (Bitti)
Lisânu'l-Arab (9/91): (وتَخالَفَ الأَمْران واخْتَلَفا: لَمْ يَتَّفِقا. وكلُّ مَا لَمْ يَتَسَاوَ، فَقَدْ تَخَالَفَ واخْتَلَفَ.) (Bitti)
3- Tenâkud (Çelişki): İnsanlar arasındaki anlayış ve hüküm farklılığının, tek bir meselede her yönden tam bir zıtlık noktasına ulaşmasıdır; öyle ki sanki görüşlerden biri diğerini yıkmaktadır.
Lisânu'l-Arab (7/242)'de şöyle geçer: (نقض: النَّقْضُ: إِفْسادُ مَا أَبْرَمْتَ مِنْ عَقْدٍ أَو بِناء، وَفِي الصِّحَاحِ: النَّقْضُ نَقْضُ البِناء والحَبْلِ والعَهْدِ. غَيْرُهُ: النقْضُ ضِدُّ الإِبْرام...)
Bu üçü arasındaki farkı netleştirmek için beka içgüdüsünden -ki tezahürlerinden biri mülkiyet edinmedir- bir örnek verelim:
Bu meseledeki ihtilaf şöyledir: Birinin mülkiyetini İnan şirketi ile geliştirmeyi görmesi, diğerinin ise Anonim şirket ile görmesidir, yani farklı bir sebeple...
Tevâvüt şöyledir: Birinin mülkiyeti herhangi bir miktarla sınırlamaksızın serbest bırakmayı görmesi, diğerinin ise onu hayatta tutacak çok cüzi bir miktarla sınırlandırmayı görmesidir...
Tenâkud (Çelişki) ise şöyledir: Birinin ferdi mülkiyeti caiz görmesi, diğerinin ise ferdi mülkiyeti ilga etmeyi (kaldırmayı) görmesidir...
4- Çevreden Etkilenme: Bu, insanın meseleleri anlamasını etkileyen dördüncü bir faktördür. Çünkü her insan, içinde hâkim hükümlerin bulunduğu belirli bir çevrede yetişir ve aklı, etrafındaki çevreden olumlu veya olumsuz yönde şüphesiz etkilenir. Çevresi onu öyle etkiler ki; başka bir çevrede yaşayanın kabul etmeyeceği şeyleri o uygun görebilir. Ya da çevresi onu öyle etkiler ki; orada yaygın olan bazı şeylerden nefret eder, ondan tiksinir ve onu uygun bulmaz. Eğer içgüdülerin düzenlenmesi insana bırakılırsa, onun anlayış ve hükümlerinin kaynağı çevresi olur... Bu nedenle hükümlerin vakıadan (realiteden) alınması hatadır; aksine vakıa çözümün kaynağı değil, çözümün uygulanacağı yerdir.
Bu dört husus, insanın içgüdülerini ve uzvi ihtiyaçlarını doyurmayı düzenleme konusundaki hükümlerine damgasını vurur. Böylece insanın tek bir meseledeki hükümleri; tevâvütlü, ihtilaflı, tenâkudlu (çelişkili) ve çevreden etkilenmiş olarak ortaya çıkar. Bu yüzden beşer aklı, içgüdülerin ve uzvi ihtiyaçların doyurulması için doğru bir düzenleme ortaya koymaya muktedir değildir. Allah Sübhânehu’dan gelen nizam ise insanların Yaratıcısı’ndandır ve bu dört hususa maruz kalmaz. Dolayısıyla o, kendisine göre yürünmesi gereken doğru nizamdır. Hakikat budur:
فَمَاذَا بَعْدَ الْحَقِّ إِلَّا الضَّلَالُ
"Artık haktan sonra sapıklıktan başka ne vardır?" (Yûnus [10]: 32)
Kardeşiniz Ata bin Halil Ebu el-Raşta
30 Zilkade 1437 H. M. 02/09/2016
Emir'in Facebook sayfasındaki cevap linki:
![]()
Emir'in Google Plus sayfasındaki cevap linki:
![]()
Emir'in Twitter sayfasındaki cevap linki:
![]()
Emir'in web sitesindeki cevap linki: Emir