Home About Articles Ask the Sheikh
Soru & Cevap

Soru Cevap: Hürmüz Boğazı'nın Kapatılması Tehdidi ve Buna Verilen Yanıtlar

January 18, 2012
3336

Soru:

Geçen Pazar 15/01/2012 tarihinde, İran'ın Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OPEC) temsilcisi Muhammed Ali Hatibi, Körfez ülkelerini, Avrupa Birliği tarafından kendisine ambargo uygulanması durumunda piyasadaki İran petrol arzını telafi etmemeleri konusunda uyardı. İran'ın "Şark" gazetesinde yer aldığına göre Hatibi, ülkesinin yasaklanan petrol arzının piyasada telafi edilmesinin sonuçlarının öngörülemeyeceğini ekledi!

Aynı gün İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ramin Mihmanperest, resmi İran haber ajansının aktardığına göre, ABD'nin Hürmüz Boğazı ile ilgili olarak İran'a bir mesaj ilettiğini duyurdu. Bundan önce 28/12/2011 tarihinde İran, kendisine yönelik uluslararası yaptırımların sıkılaştırılmasına yanıt olarak Hürmüz Boğazı'nı kapatma tehdidinde bulunmuş, bölgede deniz tatbikatları yapacağını ilan etmiş ve farklı boyut ve türlerde başarılı füze denemeleri gerçekleştirdiğini duyurmuştu.

Peki İran, Hürmüz Boğazı'nı kapatma konusunda ciddi mi? İran kendisine karşı ciddi bir savaştan korkuyor mu? Eğer öyleyse hangi taraftan? Mevcut dünya koşulları böyle bir savaşa izin veriyor mu?

Cevap:

Bu soruyu cevaplamak için şu hususları gözden geçiriyoruz:

1- İran Cumhurbaşkanı Yardımcısı Muhammed Rıza Rahimi, Hürmüz Boğazı'nı kapatmakla tehdit ederek şöyle dedi: "Eğer İran petrolüne yaptırım kararı alınırsa, Hürmüz Boğazı'ndan bir damla bile petrol geçmeyecektir" (İRNA, 27/12/2011). Devrim Muhafızları Komutan Yardımcısı General Hüseyin Selami ise İran'ın hayati çıkarlarını savunmak için kararlılıkla hareket edeceğini belirterek tehdit etti. İran, kendisine bir savaş dayatılması durumunda savaşa hazır olduğunu göstermek için 31/12/2011'de bölgede deniz tatbikatları gerçekleştirdi. İran Deniz Kuvvetleri Komutanı Amiral Habibullah Seyyari ise tehditlerin tonunu yumuşatarak şunları söyledi: "Boğaz'ı kapatmak İran silahlı kuvvetleri için çok kolaydır veya İran'da dediğimiz gibi bir yudum su içmekten daha kolaydır. Ancak şu an için onu kapatmaya ihtiyacımız yok..." (Press TV, 28/12/2011). Bu, İran'ın sadece yaptırımlar uygulandığında değil, kendisine bir savaş dayatılmadığı ve saldırıya uğramadığı sürece şu anda Hürmüz Boğazı'nı kapatmaya girişmeyeceği anlamına gelmektedir.

2- Raporlar, dünya petrol deniz taşımacılığının %30 ile %40 arasındakinin, 50 km genişliğindeki bu boğazdan geçtiğini, buradan günde 20 ile 30 arasında petrol tankerinin geçtiğini ve günlük yaklaşık 19 milyon varil petrolün taşındığını belirtmektedir. Dolayısıyla burası tarih boyunca önemli bir stratejik konum olmuş ve sömürgeci Avrupa devletleri arasında rekabet konusu olmuştur. "Büyük" Britanya döneminde, İngiliz tacının incisi olarak kabul edilen Hindistan'a giden ana yol olarak görülmüş ve İran ile diğer Körfez ülkeleri üzerinde nüfuzunu yaydığında burayı kontrolü altına almıştır. Modern çağda ise 1970'lerden itibaren İngiltere'nin yerini almaya çalışan Amerika'nın sırası gelmiş; Amerika burayı ulusal güvenliğinin bir parçası olarak kabul etmiş ve 1993 yılında Bahreyn ile yaptığı ortak savunma anlaşması kapsamında 5. Filo komutanlığını oraya yerleştirmiştir. Savaş gemileri bu boğaz üzerinden Körfez sularında gidip gelmektedir. İran'ın, Avrupa'ya karşı zımni bir Amerikan onayı olmadan burayı kapatması kolay değildir. İran, 1980'lerde Saddam'ın Irak'ı ile savaş halindeyken de kapatma tehdidinde bulunmuş ancak yapmamıştır. Şimdi ise tüm bu kapatma tehditlerinden sonra İran Deniz Kuvvetleri Komutanı, yukarıda zikredilen açıklamasıyla tonu yumuşatmıştır.

3- Bu İran tehditlerinin ardından ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Victoria Nuland şu açıklamayı yaptı: "Son zamanlarda İran'dan büyük ölçüde mantıksız davranışlar gördük, bu da uluslararası yaptırımların ağırlığını ve üzerindeki baskının arttığını her zamankinden daha fazla hissetmeye başladığını ve bunun İran içinde eleştirilerin artmasına yol açtığını düşünmemize neden oluyor. Tahmin edebileceğimiz şey, uluslararası yaptırımların istenen sonucu vermeye başladığı ve gerilimin arttığıdır..." (Al Arabiya, 30/12/2011). Amerika, Yahudilerin İran'a askeri saldırı tehditlerini gerçekleştirmesini engellemek için nükleer program konusunda yaptırımların yeterli olduğunu kanıtlamak istiyor. Nitekim Amerikalılar birkaç yıldır Yahudi varlığının İran'a herhangi bir darbe indirmesine karşı durmaktadırlar. Amerikalılar defalarca yaptırımların İran'ı nükleer programı konusunda caydırmak için yeterli olduğunu beyan etmişlerdir. Bu nedenle ABD Dışişleri Sözcüsü "yaptırımlar istenen sonucu vermeye başladı" demiştir. Aylardır ABD Savunma Bakanı Leon Panetta, yaptırımların İran'ın nükleer programını geliştirmesini engellemek için yeterli olduğunu ve yaptırımların tek seçenek olduğunu tekrarlayıp durmaktadır. Amerika, Yahudi varlığından kendisiyle koordine etmeden İran'a karşı herhangi bir eylemde bulunmamasını istemiş; böylece ipleri elinde tutmaya çalışmıştır.

4- Görünüşe göre Amerika, son dönemde Yahudi varlığının İran nükleer tesislerine askeri bir saldırı düzenleme konusunda ciddi bir niyeti olduğunu ve İngiltere'nin bu saldırıyı destekleyerek ciddi bir hareketlilik içinde olduğunu fark etti. Bu durum Amerika'yı, İran Merkez Bankası ile işlem yapma yasağına kadar varan yaptırımları sertleştirmeye sevk etti. Amerikalı bir yetkili 13/01/2012'de yaptığı açıklamada, geçen ay İran'ı nükleer programından vazgeçmeye zorlamak için uygulanan yeni Amerikan yaptırımlarının, İran Merkez Bankası'nın faaliyetlerini felç etmeyi ve bu bankanın uluslararası bankalarla işlem yapmasını zorlaştırmayı amaçladığını belirtti. Amerika bununla çözümün yaptırımlarda ve bunların sıkılaştırılmasında olduğunu göstererek Yahudi varlığının böyle bir saldırı gerçekleştirmesini engellemeye, başta İngilizler olmak üzere Avrupalıların bu meselede rol oynamasının önüne geçmeye çalışmaktadır.

5- Avrupa'nın İran'a askeri bir saldırı yapılmasından yana olduğuna ve Yahudi varlığını buna teşvik ettiğine, hatta bu iş için gerekenleri sağladığına ve bu konuda arkasında durduğuna dair işaretler vardır. Fransa iki yıl önce İran'ı gözetlemek için bölge üzerinde bir uydu fırlatmış ve Yahudi varlığına İran'ın askeri bölgeleri, tesisleri ve nükleer faaliyetleri hakkında fotoğraf ve bilgi sağlamıştır. Almanya, Yahudi varlığına füze taşıyan en modern denizaltıları vermiştir. İngiltere, bu konuda Yahudi varlığı ile askeri açıdan güçlü bir koordinasyon içindedir; Savunma Bakanı Philip Hammond "Boğaz'ı kapatmaya yönelik her türlü olası girişime karşı İran'ı" tehdit etmiştir. İngiliz medyası ise sürekli olarak durumu tırmandırmakta ve kamuoyunu İran'a karşı kışkırtmaktadır. The Guardian gazetesi 03/11/2011 tarihinde "İngiliz kuvvetlerinin, İran nükleer programına dair endişeler bahanesiyle İran'a karşı bir askeri operasyon olasılığına hazırlıklarını hızlandırdığını" belirtmiştir. İngilizler son aylarda Yahudi varlığı ile temaslarını yoğunlaştırmıştır. Amerikan UPI ajansı 02/11/2011'de "İngiliz Genelkurmay Başkanı General David Richards'ın İsrail'e üç günlük gizli bir ziyaret gerçekleştirdiğini, İsrail Savunma Bakanı Ehud Barak'ın ise İsrail'in İran'a askeri saldırı düzenleyeceği konuşmalarının arttığı bir sırada 02/11/2011 akşamı İngiltere'ye gittiğini" aktarmıştır. İngiliz "Daily Mail" gazetesi 10/11/2011 tarihli internet sitesindeki bir raporda, İngiliz hükümet yetkililerinin, İsrail'in İran nükleer tesislerini er ya da geç hedef almaya çalışacağı konusunda hükümette bir anlayış olduğunu teyit ettiklerini belirtmiştir. İsrail medyası 2011 Kasım ayı başlarında, Siyonist hava kuvvetlerinin İtalya'daki bir NATO üssünde hava tatbikatı yaptığını ve bu tatbikatın gelecekteki uzun menzilli bir saldırıya katılabilecek tüm hava birliklerini kapsadığını aktarmıştır.

6- Yahudi varlığının İran nükleer tesislerini vurma tehdidi bu ay içinde tırmanışa geçti. Amerikan "Wall Street Journal" gazetesi 14/01/2012'de, Washington'ın İsrail'in İran'daki nükleer tesislere yönelik olası bir askeri saldırısından korktuğunu, bunun da Amerikalı yetkilileri İsrailli yetkililere bu saldırıya karşı olduklarını ifade eden mesajları yoğunlaştırmaya ve sonuçları konusunda uyarmaya sevk ettiğini belirtti. Gazete konuyla ilgili raporunda, ABD Başkanı Barack Obama, Savunma Bakanı Leon Panetta ve diğer üst düzey Amerikalı yetkililerin son zamanlarda İsrailli liderlere, olası saldırının vahim sonuçları konusunda uyarıda bulunmak ve Tahran'a yönelik yaptırımların meyvelerini vermesi ve böylece İran'ın nükleer silah üretmekten vazgeçmesi için daha fazla zaman tanınması yönündeki Amerikan tutumunu bildirmek amacıyla bir dizi gizli mektup gönderdiklerini ifade etti.

7- Amerika, yaptırımların İran üzerinde etkili olacağına ve askeri eylemin fayda sağlamayacağına odaklanmaktadır. Özellikle de cari yıl olan 2012'nin ABD başkanlık seçim yılı olması nedeniyle, Yahudi devleti ve Avrupalılar, Amerika'daki bu seçim yılını İran'a askeri bir saldırı düzenlemek için kullanmak istiyorlar. Zira Obama başkanlığındaki mevcut yönetim ikinci dönemi kazanmak için seçimle meşguldür ve yönetim Yahudilerin ve başkalarının oylarını almaya çalışmaktadır. Böyle bir saldırı başlatıldığında, seçim döneminde gerçekleşmesi durumunda Amerika onu desteklemek zorunda kalacağı zor bir durumda kalacaktır. Aynı şekilde bölgede işler Amerika için karışacak, bu da bölgeyi sömürme konusunda köklü olan Avrupalılara, özellikle de İngilizlere müdahale etme fırsatı tanıyacaktır. Körfez bölgesinde etkili bir rol oynayarak bölgedeki Amerikan nüfuzunu ve İran içindeki durumu sarsmaya çalışacaklar; 1979 İran Devrimi ile ajanları Şah Muhammed Rıza Pehlevi'nin devrilmesi sonucu kaybettikleri nüfuzun bir kısmını İran'da yeniden elde etmek için zemin hazırlayacaklardır.

8- Böylece Amerikan politikası, yaptırımların amaca hizmet ettiğine odaklanmaktadır. Avrupa'nın desteğiyle Yahudi devletinin bu seçim yılında gerçekleştirmeye hevesli olduğu savaş çanları her yaklaştığında Amerika yaptırımları daha da sıkılaştırmaktadır. Belki de Amerika, geçen takvim yılının sonunda onlara bu fırsatı vermemiştir; zira geçen yılın sonunun bu saldırı için beklenen tarih olduğuna dair haberler sızmıştı. Nitekim "al-mashhad.com/News" sitesinde 10/11/2011 tarihinde şu ifade yer almıştı: "İsmi açıklanmayan bir İngiliz Dışişleri yetkilisi, İngiliz bakanlara İsrail saldırısının Noel'e kadar veya 2012 başlarında gerçekleşebileceğinin bildirildiğini açıkladı." Buna rağmen, seçim yılı koşulları nedeniyle Avrupa ve Yahudi varlığı tarafından Amerikan yönetiminin hesaplarını karıştırmak için yeni girişimlerde bulunulması uzak bir ihtimal değildir. Beklenen odur ki Amerika onlara bu fırsatı kullanma izni vermeyecek ve ipleri elinde tutarak tetikte kalacaktır. Avrupa, seçim yılı boyunca İran'a askeri saldırı düzenlemesi için Yahudi varlığını desteklemeye ve Obama'yı Yahudi oyları önünde zor durumda bırakmaya her yaklaştığında; Obama, Yahudilere bunun askeri saldırıdan değil, yaptırımlardan geçtiğini göstererek yaptırımları daha da ağırlaştırmaktadır! Ve oylarını kazanmak için yaptırımları sertleştirerek onların çıkarına çalıştığını göstermektedir.

9- İran'ın, Avrupa'nın İran petrolü ithal etmeme yaptırımlarından kaynaklanacak açığı telafi etmeleri durumunda Körfez ülkelerinin sorumluluk taşıyacağına dair açıklamasına gelince; bu açıklama, petrol piyasasında gerginlik yaratmak için Hürmüz Boğazı'nın kapatılmasına dair açıklamalar ekseninde dönmektedir. Böylece fiyatlar yükselecek ve özellikle ekonomik krizle boğuşan Avrupa'yı etkileyecektir... Böylece Avrupa, İran'a karşı askeri bir eylemde Yahudi varlığını desteklemeye devam edemeyecektir.

10- Obama'nın İranlı yetkililere gönderdiği mesaja gelince; içeriği açıklanmamış olsa da, bunun Amerika'dan İran'a, gerginlik atmosferini yumuşatması yönünde bir "uyarı" talebi olması uzak bir ihtimal değildir. Bu, gerek Hürmüz Boğazı'nın kapatılmasına dair açıklamalar, gerekse petrol arzındaki açığın telafi edilmesinden doğacak sorumluluğun Körfez ülkelerine yüklenmesine dair tehdit açıklamaları yönünden olsun, Avrupa ve Yahudilerin bu seçim yılında İran'a karşı askeri bir eylem için kullanacakları tahriki azaltmak amacını taşımaktadır. Son günlerde ABD ve İran'ın, aralarındaki gerginliği azaltacak bazı adımlar attığına dair işaretler görülmüştür; nitekim Tahran bu ay içinde BM nükleer müfettişlerinden oluşan bir heyeti kabul etmeyi onaylamış, Washington ise aynı ay içinde bölgede kaza geçiren İranlı denizcileri iki kez kurtarmıştır (Wall Street Journal, 14/01/2012).

11- İslam beldeleri ve suları olan Körfez bölgesi ve Hürmüz Boğazı'nın, tamamen İslami bir bölge olmasına rağmen, Amerika'nın güvenliğinin bir parçası ve onun hayati ve stratejik çıkarlarından biri sayılması yürek burkucudur. Oysa orası saf bir İslam bölgesidir; Arap veya Fars olarak adlandırılan her iki yakasıyla Körfez İslami'dir, Umman Denizi İslami bir denizdir, Hürmüz Boğazı İslami bir boğazdır. Müslümanlar bu bölgeleri Portekizlilerden Hollandalılara, Fransızlardan İngilizlere kadar Avrupalıların saldırılarına karşı savunmuşlardır... Sonunda Amerikalılar gelmiş ve bu bölgeler üzerindeki kontrollerini pekiştirmek ve zenginliklerini yağmalamak için çalışmaktadırlar.

Daha da acı olanı, bu uluslararası çatışmanın bölgede hedeflerini kolaylaştıran yönetici araçlar bulmasıdır. Buna rağmen Allah'ın izniyle zaman çok geçmeden bu ümmet ve onun bir parçası olan Körfez bölgesi uyanacak; tek bir devlet altında tek bir ümmet, Müslümanların topraklarının herhangi bir parçasına uzanan bu devletlerin ellerini kesecek olan Râşidî Hilafet olacaktır. Şüphesiz yarın, onu bekleyen için yakındır.

Özetle:

1- Avrupa, özellikle de İngilizler ve Yahudi varlığı, Obama'nın seçim yarışını İran nükleer tesislerine askeri bir saldırı düzenlemek için kullanmak istiyorlar. Seçim yılı olması nedeniyle, eğer Obama askeri saldırıya karşı durursa Yahudi oylarına ihtiyacı olduğu için bu durum onu zor durumda bırakacaktır.

2- Obama İran'a önem veriyor ve Savunma Bakanı Leon Panetta'nın 08/01/2012'de ifade ettiği gibi, Amerika'nın Hürmüz Boğazı için koyduğu kırmızı çizgiler aşılmadığı sürece oraya askeri bir saldırı istemiyor. Aynı zamanda Yahudi varlığına da önem veriyor ve Yahudi oylarını kaybetmek istemiyor. Bu nedenle, Yahudi varlığını ilgilendiren İran'ın nükleer silahlanmasını önlemenin en iyi yolunun yaptırımlar olduğunu; askeri saldırının fayda sağlamayacağını, aksine tüm bölgeye zarar vererek Amerika ve Batı'nın çıkarlarını etkileyeceğini göstermeye çalışıyor.

Buna göre Obama, askeri eylem her yaklaştığında dikkati yaptırımları sertleştirmeye çekiyor, hatta bunu İran Merkez Bankası'na kadar vardırıyor ve bunun askeri saldırı değil, İran'ın nükleer çabalarına karşı etkili bir silah olduğunu vurguluyor. Bu meseledeki çekişmenin en azından ABD seçim yılı boyunca devam etmesi beklenmektedir: Avrupa ve Yahudi varlığı İran nükleer tesislerine askeri saldırı için fırsatı değerlendirmeye odaklanırken, Amerika yaptırımların ve bunları sertleştirmenin etkili çözüm olduğunu göstererek bunu engellemeye odaklanacak ve bu böyle devam edip gidecektir...

3- Obama'nın İran'a mesajına gelince; içeriği açıklanmamış olsa da, askeri eylemler için gerekçeleri ortadan kaldırmak amacıyla, Hürmüz Boğazı'nın kapatılmasına dair açıklamalar ve Körfez'i tehdit eden açıklamalarından kaynaklanan gerginliği azaltması için İran'a yönelik bir "uyarı" talebi olması muhtemeldir.

4- Acı olan şudur ki, Batı devletleri bizim İslam coğrafyamız üzerinde çatışıyor ve bölgede kendileriyle beraber hareket eden araçlar buluyorlar. Oysa bizim, temiz İslam topraklarımıza uzanan her eli kesecek olan devletimiz, Râşidî Hilafet'imiz olmalıydı. Buna rağmen bu karanlık ve bu zulmet devam etmeyecektir; zira İslam Allah'ın izniyle gelmektedir, Hilafet gelmektedir.

وَلَتَعْلَمُنَّ نَبَأَهُ بَعْدَ حِينٍ

"Onun haberini bir zaman sonra çok iyi öğreneceksiniz." (Sâd [38]: 88)

Makaleyi Paylaş

Bu makaleyi ağınızla paylaşın