Home About Articles Ask the Sheikh
Soru & Cevap

Soru Cevabı: Altın ve Gümüş, İslam’da Devletin Benimsemesi Gereken İki Para Birimidir

September 12, 2020
5093

Hizb-ut Tahrir Emiri Büyük Âlim Ata bin Halil Ebu el-Raşta’nın Facebook Sayfası "Fıkhi" Takipçilerinin Sorularına Verdiği Cevaplar Serisi

Muhammad Ishak'a

Soru:

Selamun Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuhu,

Allah sizi mübarek kılsın ve korusun Şeyhimiz...

Soru: Ülkemiz Endonezya'daki bazı düşünürler, altın ve gümüş para kullanımına geri dönmeyi reddediyorlar. Şeriatın özel bir para birimi kullanılmasını emretmediğini, buna delil olarak da Ömer bin el-Hattab'ın dirhemleri deve derisinden yapmaya niyetlenmesini gösteriyorlar. Bu görüş doğru mudur? Allah size hayırlı mükafatlar versin.

Cevap:

Ve Aleykumüsselam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu,

1- İslam’da devletin benimsemesi gereken iki para biriminin altın ve gümüş olduğuna dair şer’i delilleri açıkladık. Bu konuyu İktisat Nizamı ve Hilafet Devleti’nde Mallar kitaplarında ayrıntılı olarak ele aldık. Aynı şekilde konuyu Anayasa Mukaddimesi ikinci cilt 167. maddede ve açıklamasında netleştirdik. Netliği ve akıcılığı nedeniyle Anayasa Mukaddimesi'nde bu hususta geçenleri sana naklediyorum:

(Madde 167: Devletin parası, darp edilmiş (basılmış) olsun veya olmasın altın ve güştür. Devletin bunların dışında başka bir para birimi edinmesi caiz değildir. Devletin altın ve gümüş yerine, devlet hazinesinde tam karşılığı (altın ve gümüş olarak) bulunması şartıyla başka bir şey çıkarması caizdir. Buna göre devlet, altın ve gümüşten tam bir karşılığı olması kaydıyla, kendi adına para olarak bakır, bronz, kâğıt veya başka bir şey darp edip çıkarabilir.

İslam, alım-satım ve kiralama hükümlerini belirlediğinde, malların veya emek ve menfaatlerin değişimi için değişimin esas alınacağı belirli bir şeyi farz olarak tayin etmemiştir. Aksine, bu değişimde karşılıklı rıza olduğu sürece insanın herhangi bir şeyle değişim yapmasını serbest bırakmıştır. Dolayısıyla bir kişi, bir kadınla ona dikiş dikmeyi öğretme karşılığında evlenebilir; bir fabrikada bir ay çalışma karşılığında bir araba satın alabilir veya belirli bir miktar şeker karşılığında bir kişinin yanında çalışabilir. Böylece Şeriat, insanoğluna istediği şeyler ile mübadele yapma serbestisi tanımıştır. Bunun delili, alım-satım ve kiralama delillerinin genel oluşudur:

وَأَحَلَّ اللَّهُ الْبَيْعَ

"Allah, alışverişi helal kıldı." (Bakara [2]: 275)

Herhangi bir şeyin herhangi bir şeyle satışı helaldir. İbn Mace’nin rivayet ettiği hadiste ise şöyle buyurulur: "İşçiye ücretini teri kurumadan veriniz." Yani işçi, işini bitirdiğinde ücretin türü ne olursa olsun ücreti ona tam olarak ödenir. Ayrıca mübadeleye konu olan bu şeyler "fiil" değildir ki asıl olan onlarda "kayıtlılık" (bağlayıcılık) olsun ve mübahlığı için delil gereksin; bunlar "eşya" (nesne) hükmündedir. Eşyada asıl olan ise, haram kılındığına dair bir delil bulunmadıkça mübahlıktır. Bu şeylerin haram olduğuna dair bir delil gelmemiştir; dolayısıyla haramlığına dair bir nass bulunanlar hariç, bunlar üzerinde alım-satım, hibe ve takas gibi şer’i işlemler yapmak caizdir. Buna binaen, bir malın para ile veya paranın mal ile mübadelesi de mutlak olarak mübahtır. Ancak paranın para ile mübadelesi (sarf) özel hükümlere tabidir ve bu hükümlerle sınırlandırılmıştır. Aynı şekilde, haram kılındığına dair nass bulunan mal ve emekler hariç, emeğin para ile veya paranın emek ile mübadelesi de mutlak olarak mübahtır. Sonuç olarak, malın veya emeğin belirli bir para birimi ile mübadelesi, bu para birimi ne olursa olsun mutlak olarak mübahtır. Bu para biriminin ister hiçbir karşılığı olmasın (zorunlu kâğıt para), ister belirli bir oranda altın karşılığı olsun (vesikalı kâğıt para), isterse değerine tam olarak eşit altın ve gümüş karşılığı olsun (temsili kâğıt para); bunların hepsiyle değişim yapmak sahihtir. Bu yüzden bir Müslüman herhangi bir para birimiyle satabilir, satın alabilir, kiralayabilir veya işçi olarak çalışabilir.

Ancak devlet, hükmettiği beldeler için mal olması hasebiyle malla ilgili zekât, sarf, riba ve benzeri şer’i hükümleri veya canın diyeti ve hırsızlık nisabı gibi malın sahibiyle ilgili hükümleri uygulamak üzere belirli bir para birimi belirlemek istediğinde; herhangi bir para birimi belirleme konusunda eli serbest değildir. Aksine, belirli bir para birimiyle mukayyeddir (sınırlıdır) ve hiçbir surette bunun dışına çıkması caiz değildir. Şeriat, paranın cinsini altın ve gümüş olarak nass ile tayin etmiştir. Dolayısıyla devlet para çıkarmak isterse, bu paranın altın ve gümüş olmasıyla sınırlıdır, başkası değil. Şeriat, devletin istediği türden para çıkarmasını devlete bırakmamış, aksine devletin para olarak belirleyebileceği birimleri altın ve gümüş olarak tayin etmiştir. Bunun delili ise İslam’ın altın ve gümüşü değişmez sabit hükümlere bağlamış olmasıdır. Diyet farz kılındığında onun miktarı altın olarak belirlenmiş, hırsızlıkta el kesme cezası vacip kılındığında kesmeyi gerektiren miktar altın olarak tayin edilmiştir. Resulullah ﷺ Yemen halkına yazdığı mektubunda şöyle buyurmuştur:

«وَأَنَّ فِي النَّفْسِ المُؤْمِنَةِ مِاْئَةً مِنَ الإِبِلِ، وَعَلَى أَهْلِ الْوَرِقِ أَلْفُ دِينَارٍ»

"Mümin bir canın diyeti yüz devedir. Gümüş (verak) ehline ise bin dinar düşer." (İbn Kudame, el-Muğni - Amr bin Hazm kanalıyla). Nesai’nin rivayetinde ise "gümüş ehli" yerine "altın ehline bin dinar" ifadesi geçmektedir. Yine ﷺ şöyle buyurmuştur:

«لا تُقْطَعُ يَدُ السَّارِقِ إِلاَّ فِي رُبْعِ دِينَارٍ فَصَاعِداً»

"Hırsızın eli ancak dörtte bir dinar ve daha fazlası için kesilir." (Müslim, Hz. Aişe’den rivayetle). Belirli hükümlerin dinar, dirhem ve miskal ile bu şekilde sınırlandırılması; ağırlığına göre altın dinarı ve gümüş dirhemi, eşyaların ve emeklerin değerinin ölçüldüğü bir nakit birimi kılar. Dolayısıyla bu nakit birimi paradır ve paranın esasıdır. Şeriatın şer’i hükümleri nakit ile ilgili olduğu durumlarda nass ile altın ve gümüşe bağlaması, paranın yalnızca altın ve gümüş olduğunun delilidir. Ayrıca Allah Subhânehu ve Teâlâ, paranın zekâtını farz kıldığında bunu sadece altın ve gümüşte farz kılmış ve bunlar için bir nisap belirlemiştir. Nakit zekâtının altın ve gümüş üzerinden itibar edilmesi, paranın altın ve gümüş olduğunu belirler. Ayrıca sadece nakit işlemlerinde geçerli olan sarf hükümleri yalnızca altın ve gümüşle ilgili olarak gelmiştir ve İslam’da geçen tüm mali işlemler altın ve gümüş üzerinedir. Sarf; bir paranın kendi cinsiyle veya başka bir para cinsiyle satılmasıdır, yani paranın parayla satılmasıdır. Şeriatın sadece nakdi bir işlem olan sarfı altın ve gümüşle sınırlaması, paranın altın ve gümüşten başka bir şey olamayacağının açık delilidir. Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur:

«وَبِيعُوا الذَّهَبَ بِالْفِضَّةِ وَالْفِضَّةَ بِالذَّهَبِ كَيْفَ شِئْتُمْ»

"Altını gümüşle, gümüşü de altınla dilediğiniz gibi satın." (Buhari, Ebu Bekra kanalıyla; Müslim de Ubade bin Samit kanalıyla benzerini rivayet etmiştir). Yine ﷺ şöyle buyurmuştur:

«الذَّهَبُ بِالْوَرِقِ رِباً إِلاَّ هَاءَ وَهَاءَ»

"Peşin olmadıkça altınla gümüşün değiştirilmesi ribadır (faizdir)." (Buhari ve Müslim, Hz. Ömer kanalıyla). Dahası, Resulullah ﷺ altın ve gümüşü para olarak belirlemiş ve onları malların ve emeklerin değerinin döndüğü yegâne ölçü kılmıştır. İşlemler bunlar üzerinden yürütülmüştür. Bu para için ölçü olarak ukiyye, dirhem, danık, kırat, miskal ve dinarı belirlemiştir. Bunların hepsi Nebi ﷺ zamanında insanlar arasında bilinen ve kullanılan birimlerdi. Sabit olan şudur ki, Efendimiz ﷺ bunları ikrar etmiştir (onaylamıştır). Tüm alım-satımlar ve nikahlar sahih hadislerde sabit olduğu üzere altın ve gümüş üzerinden gerçekleşiyordu. Resulullah’ın parayı altın ve gümüş kılması, Şeriatın bazı şer’i hükümleri yalnızca bu ikisine bağlaması, nakit zekâtını bunlarla sınırlandırması ve sarf ile mali işlemleri bunlara hasretmesi; tüm bunlar İslam’ın para biriminin yalnızca altın ve gümüş olduğunun açık delilleridir.) Anayasa Mukaddimesi kitabından yapılan alıntı burada sona ermiştir.

2- Görüldüğü üzere şer’i deliller, İslam’da devletin edindiği para biriminin altın ve gümüş olduğu ve başka bir para edinemeyeceği noktasında birbirini desteklemektedir. Nebi ﷺ'in bu iki para birimini ikrar etmesi, İslam'da para konusundaki şer’i hükmü ispat etmek için tek başına yeterli olsa da, Şeriat bununla yetinmemiş; riba, zekât, diyetler vb. konularda altın ve gümüşün nakdî değerini kıyamete kadar geçerli kılacak deliller ikame etmiştir. Dolayısıyla şer’en bunların dışında bir para birimi edinilmesini söylemenin bir yolu yoktur.

3- Hz. Ömer (ra)'den, deve derisinden dirhemler yapmaya niyetlendiği rivayet edilmiştir. Araştırmalarımıza göre bu rivayet iki yolla gelmiştir:

  • Belâzürî, Fütûhu'l-Büldân kitabında (3/578) rivayet eder: Bize Amr en-Nâkıd anlattı, dedi ki: Bize İsmail bin İbrahim anlattı, dedi ki: Bize Yunus bin Ubeyd anlattı, Hasan (Basri)'dan naklen: "İnsanlar kâfir iken bu dirhemin onlar üzerindeki yerini biliyorlar, onu güzel ve saf yapıyorlardı. Size geçtiğinde ise onu hileli kılıp bozdunuz. Ömer bin el-Hattab dedi ki: Dirhemleri deve derisinden yapmaya niyetlendim. Ona: 'O zaman deve kalmaz' denildi. Bunun üzerine vazgeçti."

  • Hicri 211 yılında vefat eden Abdurrezzak es-San'ânî, Tefsîru Abdurrezzak adlı kitabında Ma'mer ve Yahya'dan, onlar Eyyub'dan, o da İbn Sirin'den rivayet eder ki: "Ömer bin el-Hattab deve derisinden dirhemler basmak istedi. Dediler ki: 'O zaman develer tükenir'. Bunun üzerine bıraktı."

Bazıları bu rivayetleri kullanarak İslam'da devletin para birimini altın ve gümüş yapmayabileceğini, deri ve benzeri üzerinde anlaşılan herhangi bir malı para edinebileceğini ispat etmeye çalışmışlardır. Soru da belirttiğin gibi, bu asrın bazı insanları altın ve gümüş esasına dönmeyi reddediyor ve Hz. Ömer'den rivayet edilen bu söze dayanarak zorunlu kâğıt paraları meşrulaştırıyorlar. Bu iddiaya birkaç yönden cevap verilir:

a- Yukarıda açıkladığımız üzere şer’i deliller, Nebi ﷺ'in ikrarından ve Şeriatın birçok hükmü nakit olmaları hasebiyle altın ve gümüşe bağlamasından hareketle, İslam'da para biriminin altın ve gümüş olduğu noktasında tevatür derecesinde güçlüdür. Tüm bu deliller bir kenara bırakılıp, bu açık ve sabit delillere aykırı bir görüşü ispatlamak için nasıl olur da Hz. Ömer’den gelen bir rivayete sığınılır? Bu, şer’i delillerle sahih istidlal yapmaktan uzak, garip bir durum değil midir?

b- Senet (kaynak) açısından bu rivayetin her iki yolunda da sorun vardır. Bu rivayetin senetlerinde "inkıta" (kopukluk) vardır. Çünkü Hz. Ömer’den rivayet eden ilk kişi Hasan el-Basri’dir ve o Hz. Ömer’e yetişmemiş, ondan ders almamıştır; zira Hz. Ömer’in hilafetinin sonunda, vefatından kısa süre önce doğmuştur. İkinci rivayetteki ravi İbn Sirin de aynı şekilde Hz. Ömer’e yetişmemiş ve ondan rivayet etmemiştir; onun Hz. Ömer'in hilafetinin sonunda veya Hz. Osman'ın hilafetinde doğduğu söylenir. Senedinde kopukluk olan bu rivayetler, sabit ve sahih nebevi hadisler karşısında nasıl delil alınabilir?

c- Hasan el-Basri’nin rivayetinde Hz. Ömer’in "Dirhemleri deve derisinden yapmaya niyetlendim (hemmetü)" dediği geçer. Yani olay, Ömer’in zihnindeki bir "niyet"ten öteye geçmemiş ve bu fiili gerçekleştirmemiştir. Gerçekleşmemiş bir "niyet"e dayanarak altın ve gümüş dışında para edinilmesine nasıl cevaz verilebilir? Kur’an-ı Kerim’den deliller ve Resulullah ﷺ'den gelen sabit deliller İslam'da para birimini açıkça belirlemişken, Hz. Ömer'in gerçekleşmeyen bir niyetine nasıl dayanılabilir?

d- Sabit olan gerçek şudur ki; Hülefa-i Raşidin, Resulullah ﷺ gibi altın ve gümüşü para olarak kullanmışlardır. Yani Hz. Ömer döneminde kullanılan para altın dinar ve gümüş dirhemdi. Resulullah ﷺ ve Hz. Ömer dahil Hülefa-i Raşidin döneminde istikrarlı bir şekilde uygulanan bu sabit durumu bırakıp, Hz. Ömer'in deve derisinden para yapmaya niyetlendiğini söyleyen bir rivayeti mi alacağız? Yani onun fiili olarak altın ve gümüşü para birimi olarak kullandığı gerçeğini bırakıp, bir "niyet" rivayetini mi esas alacağız?

Böylece anlaşılmaktadır ki, Hz. Ömer (ra)’den rivayet edilen bu sözle istidlal etmek yersizdir. Bu rivayet ne İslam’ın devlet için bir para birimi belirlemediği iddiasına delil olur, ne de daha güçlü ve daha sabit delillere karşı durabilir...

4- Yukarıdakilere ek olarak, dünyada altın ve gümüş esasına göre hareket etmenin terk edilmesi ve zorunlu kâğıt paraların edinilmesi sonucunda; döviz kurlarında dalgalanma, ABD dolarının piyasalara hükmetmesi, zayıf devletlerin para birimlerinin zarar görmesi ve satın alma güçlerinin çok büyük oranlarda düşmesi gibi birçok büyük zarar ortaya çıkmıştır. Bu zararlardan ve başta Amerika olmak üzere büyük kapitalist devletlerin tahakkümünden kurtulmak; ancak altın ve gümüş esasına geri dönmekle, sömürgeci kafir devletlerin kâğıt paralarının hegemonyasından doğan küresel ekonomik zararları ortadan kaldırmak için dünyayı bu sisteme çekmekle mümkündür. Bunu yapmaya ehil olan devlet ise Allah'ın izniyle Hilafet Devleti'dir.

Tüm bu anlatılanlar, Hilafet Devleti'nin şer’i parasının başka bir şey değil, yalnızca altın ve gümüş olması gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır. Allah en iyi bilendir ve hüküm sahibidir.

Kardeşiniz Ata bin Halil Ebu el-Raşta

24 Muharrem 1442 H. 12/09/2020 M.

Emir'in (Allah onu korusun) Facebook sayfasındaki cevap linki

Emir'in (Allah onu korusun) Web sayfasındaki cevap linki

Makaleyi Paylaş

Bu makaleyi ağınızla paylaşın