Soru:
Irak, Lübnan ve İran'daki halk hareketlerinin 05/11/2019 tarihli "Siyasi Bakışlar" bülteninde belirtildiği gibi kendiliğinden (spontane) başladığını biliyoruz. Peki, bu durum hâlâ devam ediyor mu? Amerika'nın nüfuz sahibi olduğu bu üç ülkede Avrupa'nın bir rolü var mı? Bu üç ülkedeki durum mevcut haliyle mi kalacak, yoksa Amerika bu ajanlarını veya bazılarını Mısır ve Sudan'da yaptığı gibi normal yollarla veya ordu aracılığıyla değiştirmeyi mi planlıyor? Allah hayrınızı artırsın.
Cevap:
Yukarıdaki soruların cevabının netleşmesi için şu hususları gözden geçirmemiz yerinde olacaktır:
Birinci: Protestoların Nedenleri ve Gerekçeleri:
Evet, her üç ülkede de protestolar kendiliğinden başlamıştır ve gerekçeleri kısaca şu şekildedir:
1- Irak Protestoları: Irak'taki halk protestoları, 2019 Ekim ayı başlarında gösteriler ve oturma eylemleri şeklinde patlak vermiş; ardından Bağdat'taki köprülerin ve diğer ana yolların kapatılmasına kadar varmıştır. Bu durum, ülkedeki ekonomik koşulların kötüleşmesine, devlet kurumlarında idari ve mali yolsuzluğun had safhaya ulaşmasına ve işsizliğin yayılmasına karşı bir tepkiydi. Bardak taştığında ve insanların geçimi zorlaştığında bu hareket kendiliğinden başladı... Rejim, 16 yıllık ömrü boyunca ne elektrik sorununu çözebildi, ne gençlere ve mezunlara iş imkânı sağlayabildi, ne de devasa petrol zenginliğine rağmen insanların karnını doyurabildi... Sonrasında protestolar patlak verdi ve yaklaşık 350 kişi hayatını kaybederken binlerce kişi yaralandı ve tutuklandı. Hükümette yer alan İran yanlısı partilerin ofisleri yakıldı, ardından 04/11/2019'da Kerbela'daki İran Konsolosluğu çevresi ateşe verildi, taşlandı ve İran'ın şehirden çıkarılması talep edildi. 27/11/2019'da ise Necef'teki İran Konsolosluğu yakıldı... Irak hükümetini en çok şaşkına çeviren ve sersemleten şey, bu protestoların rejimin halk desteğinin en yoğun olduğu bölgeler sayılan Bağdat, Nasıriye, Kerbela, Necef ve diğer güney şehirlerini kapsamasıydı. Etkisinin şiddetinden dolayı Abdülmehdi iktidara tutunmaya devam edemedi ve 30/11/2019'da istifa etti; parlamento da 01/12/2019'da bu istifayı onayladı.
2- Lübnan Protestoları: Lübnan'daki ekonomik durum tam bir çöküşün eşiğine geldi! (Lübnan'ın kamu borcu 2019 başı itibarıyla "85,32 milyar dolara" ulaştı, El-Arabi El-Cedid, 15/03/2019). Bu, ödenen faizlerin devlet gelirlerinin yaklaşık yarısını tükettiği devasa bir borçtur. (Ülkenin borçlarının GSYİH'ye oranı %152'ye ulaşıyor ve borç faizleri devlet gelirlerinin neredeyse yarısını yiyip bitiriyor, BBC, 28/10/2019). Bu kapitalist suçlar, Lübnan'da (35 yaş altındakiler için %37 olarak tahmin edilen yüksek bir işsizlik oranına neden oldu... BBC, 26/11/2019). Siyasi sınıfın halka miras bıraktığı bu ekonomik enkaz karşısında, 17/10/2019'daki "WhatsApp vergisi" kıvılcımı Lübnan sokaklarını ateşledi. Güney Lübnan'da milletvekillerinin ofisleri ateşe verildi; Beyrut, Nebatiye ve Sur bölgeleri alevlendi ve devasa gösteriler yapıldı... Kısa süre sonra bu eylemler hükümetin istifası ve hatta Lübnan'daki tüm siyasi elitlerin değiştirilmesi talebine dönüştü... Devletin ve Lübnan'daki takipçilerinin beslendiği güvenlikçi zihniyetle, İran partisinin (Hizbullah) destekçileri 24 ve 25/10/2019 tarihlerinde oturma eylemi alanlarına baskın yaparak protestocuları korkutmaya çalıştı. Ardından İran partisi ve Emel Hareketi destekçileri Beyrut'ta bu saldırıları tekrarladı!
3- İran Protestoları: İran rejimi, kendi eksenindeki ülkelerden (Irak, Lübnan ve onlardan önce Suriye) daha iyi bir durumda değildi. Ülkeyi yönetirken raiye (halkın işlerini gütme) anlayışından yoksun olması, Devrim Muhafızları'nın İran ekonomisinin geniş sektörlerini kontrol etmesine ve çevre bölgelerdeki Fars olmayan unsurları dışlamasına neden oldu. Bu durum, devletin uç noktalarında bir sefalet şehirleri kuşağı ve hem merkezde hem de çevrede patlamaya hazır bir ekonomik durum yarattı. Nükleer program ve füzelerle övünen bir rejim için, halk protestolarının benzin sıkıntısı nedeniyle patlak vermesi utanç vericiydi! Bu sıkıntı, rafinaj tesislerinin yetersizliğinden kaynaklanıyordu; oysa bu, halkının işlerini layıkıyla güden devletler için karmaşık olmayan bir sanayidir... Ayrıca, 2017'den bu yana İran'da benzin tüketiminin yaklaşık %40 oranında artmasına ve Hürmüzgan eyaletindeki bir rafinerinin işletilememesine rağmen, fiyat farkı nedeniyle şebekeler tarafından yurt dışına büyük miktarda benzin kaçırılmaktadır ki devletin bu şebekeleri bilmesi zor değildir. Bu, devletin en hayati kaynaklarından biri olan "petrolü" yönetmedeki başarısızlığının bir başka tezahürüdür! Sonrasında devletin benzin fiyatlarını %300 artırmasıyla 15/11/2019'da Tahran'da ve onlarca diğer İran şehrinde protestolar patlak verdi. Bankaların ateşe verildiği, dini havzaların, güvenlik ve hükümet ofislerinin saldırıya uğradığı protestolar şiddetlendi. Hükümet, protestocuların iletişimini kesmek için interneti kapattı ve rejim, bu protesto hareketine karşı en üst düzey şiddete başvurarak onu demir ve ateşle bastırmaya çalıştı. (İran güvenlik güçleri göstericilere yönelik baskı kampanyalarını sürdürürken, İran muhalefeti 23 Kasım'da yaptığı açıklamada, protestolarda ölenlerin sayısının 300'ü geçtiğini, bunlardan 99'unun isminin belgelendiğini, yaralı sayısının 4000'i aştığını ve tutuklu sayısının 10 binden fazla olduğunu belirtti. Ayrıca Devrim Muhafızları'nın hastanelerdeki cesetleri bilinmeyen bir yere götürdüğüne işaret edildi. Independent Arabistan, 24/11/2019).
İkinci: Protestolar Hâlâ Avrupa Müdahalesi Olmadan Kendiliğinden mi Devam Ediyor?
Avrupa protestolardan yararlanmaya çalıştı... Ancak üç ülkedeki Amerikan nüfuzunu kırmada etkili veya sonuç alıcı olamadı. Bunun açıklaması şöyledir:
1- Avrupa'nın Irak'taki Girişimleri: Daha önce belirttiğimiz gibi, Irak'taki ve özellikle güney bölgelerindeki protestolar yükselen ve Şii bölgelerinde yoğunlaşan protestolardı. Avrupa'nın, özellikle de İngiltere'nin bu protestolardan yararlanmaya çalışmış olması ihtimal dışı değildir. Protestolarda İngiliz müdahalesinin varlığına dair güvenilir kanıtlar ortaya çıkmamış olsa da, İran bu durumu hesaba katıyor, hatta bu konu İran için bir saplantı oluşturuyordu. Öyle ki Tahran Cuma Hatibi Muhammed Ali Muvahhid-i Kirmani, hutbesinde Iraklı göstericileri "İngiliz Şiileri" olarak nitelendirdi ve: "İngiliz Şiileri olarak adlandırdığımız bazı sapkın gruplar Irak halkının saflarına sızdı..." dedi. (İran International, 01/11/2019). Bu sözler, İranlı yetkililerin İngiltere'nin halk hareketlerini istismar etmesinden duyduğu korkunun bir ifadesiydi. Ayrıca İran, protestocuları İngiliz ajanı olmakla suçlayarak onları tehdit etmeye çalışıyordu; özellikle İngiltere'nin tutumu protestoları destekleme konusunda oldukça açıktı. (İngiltere Büyükelçiliği resmi Twitter sayfasında: "Barışçıl gösteriler Irak halkının haklarından biridir" dedi ve ekledi: "Göstericilere yönelik şiddet kabul edilemez"... "Yaralılar ve gösterilerde hayatını kaybedenlerin aileleri için dualarımız sizinle." Rus Sputnik Ajansı, 05/11/2019). Bu tutum, İngiltere Devlet Bakanı Andrew Morrison tarafından da dile getirilmişti. (Al-Ain News, 27/10/2019).
2- Avrupa'nın Lübnan'daki Girişimleri: Lübnan'da hem Amerika'nın hem de Avrupa'nın takipçilerinin cirit attığı bilinmektedir. Yine bilinmektedir ki gerek doğrudan Aoun ve Berri gibi, gerekse İran aracılığıyla Hizbullah gibi dolaylı Amerika takipçileri maddi olarak en güçlü taraftır... Avrupa'nın (İngiltere ve Fransa) takipçileri ise Geagea ve Canbolat gibi zayıf taraftır... Hariri ise en zayıf olanıdır; çünkü bir ayağı Avrupa'da, diğeri ise Amerika yanlısı Suudi Arabistan'dadır. Bu takipçiler kararı tek başlarına veremezler, ancak karşı tarafın kafasını karıştıracak işler yaparlar. Örneğin, Lübnan Kuvvetleri'nin dört bakanı 19/10/2019'da göstericilerin düşürülmesini istediği hükümetten istifa etti. Başbakan Saad Hariri 18/10/2019'da krizi çözmek için 72 saatlik bir süre tanıdığını duyurdu, ardından Cumhurbaşkanı'nın ve Lübnan'da güvenlik açısından baskın olan İran partisinin isteğine aykırı olarak 29/10/2019'da istifasını sundu... Daha sonra Fransa, Dışişleri Bakanlığı Ortadoğu ve Kuzey Afrika Dairesi Müdürü Christophe Farnaud'yu Lübnan'a gönderdi. (Farnaud, Cumhurbaşkanı Aoun'a Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Fransız hükümetinden, Fransa'nın Lübnan'daki duruma olan ilgisini ve mevcut koşullarda Lübnan'a yardım etmeye hazır olduğunu teyit eden bir mesaj iletti. Al-Arabiya, 13/11/2019). Temsilcinin ziyareti Amerika takipçileri tarafından kabul görmedi; resmi Ulusal Haber Ajansı'nın aktardığına göre Dışişleri Bakanı Bassil, Fransız temsilciye: "Herhangi bir dış tarafın Lübnan krizine dahil olmaması ve onu istismar etmemesi gerektiğini" bildirdi... Aynı şekilde İngiltere de temsilcisi Richard Moore'u gönderdi; Moore, Aoun ile görüştü ve şunları söyledi: (Birleşik Krallık uzun zamandır Lübnan'ın önemli bir ortağı ve destekçisi olmuştur. Örneğin geçen yıl Lübnan'ın güvenliği, istikrarı, refahı ve egemenliğini desteklemek için 200 milyon dolar yatırım yapılmıştır. Barışçıl protesto hakkına saygı gösterilmeye devam edilmesi önemlidir ve protesto hareketinin herhangi bir tarafça şiddet veya korkutma yoluyla bastırılması kesinlikle kabul edilemez. Independent Arabistan, 25/11/2019).
3- Avrupa'nın İran'daki Girişimleri: İran rejimi her zamanki gibi dış komplolara ve tehditlere karşı koyduğunu iddia ediyordu. (İran Devrim Muhafızları Komutanı Tümgeneral Hüseyin Selami bugün Amerika, İsrail, İngiltere ve Suudi Arabistan'ı, ülkesiyle ilişkilerde "kırmızı çizgilerin" aşılması durumunda "yok etmekle" doğrudan tehdit etti. Selami, Tahran'da hükümet yanlısı göstericilere hitaben yaptığı ve İran televizyonu tarafından yayınlanan konuşmasında: "Amerika, İsrail, Al-i Suud ve İngiltere'ye diyorum ki bizi meydanlarda denediniz ve bize cevap veremediniz, herkes tokatlarımızı duydu" dedi. Ve devam etti: "Size diyoruz ki kırmızı çizgilerimizi aşmayın, eğer aşarsanız sizi yok ederiz." RT, 25/11/2019). Rejim, protestoların arkasında hayatın acısını tadan insanlar değil, dış güçlerin olduğu imajını vermek istiyor! Oysa tüm göstergeler halkın protestolarının kendi kalplerinden ve kanlarından geldiğini açıkça göstermektedir! Ancak görünen o ki, dış müdahale söylemi İran rejiminin içine öyle işlemiş ki, Tahran Cuma Hatibi'nin daha önce belirttiğimiz gibi Irak'taki Şii protestoculara bile "İngiliz Şiileri" suçlamasını yöneltmesine neden olmuştur! İran'daki protestolar ne ilktir ne de son olacaktır; bunlar büyük olasılıkla kendiliğinden gelişen hareketlerdir ve uluslararası bir parmağa işaret eden hiçbir emare yoktur. İran'daki protestolar da tıpkı Suriye'deki gibi, siyasetleri ümmetin işlerini gütmede başarı tadı tanımamış tağut yöneticilere karşı mücadele eden bir halkın hareketidir.
Üçüncü: Amerika'nın Üç Ülkedeki Ajanlarını Değiştirmesine Gelince, Durum Şöyledir:
1- Bu üç ülkedeki asıl nüfuz Amerikan nüfuzudur; Avrupa (İngiltere ve Fransa) ise bu nüfuza ortak olmayı başaramamıştır.
2- Ümmet, İslam temelinde doğru bir kalkınışla ayağa kalkana ve ardından doğru değişim gerçekleşene kadar, bu üç ülkenin yöneticileri kendilerini değiştiren veya yerinde tutan Amerikan siyasetine boyun eğmeye devam edeceklerdir...
3- Sömürgeci kâfir devletler, ajandan kendi çıkarlarına hizmet etmesini isterler. Eğer onun döneminde halk hareketi ve kargaşa meydana gelirse, ona hesaplanmış bir süre tanırlar. Eğer yönetimde işleri yoluna koyamazsa ve dolayısıyla efendisine hizmet edemez hale gelirse, onu değiştirirler... Araç ise, kriz çok şiddetli değilse, kovulan ajandan daha az kara yüzlü yeni bir ajanı getirerek "demokrasi" denilen yalandır. Eğer kriz çözülemez durumdaysa, araç 2011'de Mısır'da veya 2019'da Sudan'da yaptıkları gibi "ordu" olur.
Dördüncü: Mevcut Olaylar Işığında Üç Ülkede Beklenen Değişim İncelendiğinde Şunlar Ortaya Çıkmaktadır:
1- İran ile ilgili olarak: Amerika, İran'daki rejimi değiştirmek istemediğini açıkça beyan ediyor. Yani protestolarda ölümler ne kadar artarsa artsın, Amerika bu rejimin kendi çıkarlarına hizmet ettiğini görüyor! İran'da Müslümanların kanı rejim tarafından dökülürken, Amerikalı yetkililer rejimi koruma yönünde açıklamalar yapıyordu. (Bir Beyaz Saray yetkilisi Pazar günü yaptığı açıklamada, ülkesinin İran'daki rejimi değiştirmek istemediğini bildirdi... Al-Arabiya.net, Pazar 17/11/2019). Dolayısıyla, geçen yılki protestolarda olduğu gibi, Kasım 2019 protestoları nedeniyle de İran rejiminde bir değişim beklenmemektedir.
2- Lübnan ile ilgili olarak: Belirttiğimiz gibi, Lübnan'da hem Amerika hem de Avrupa takipçileri vardır. Birinci grup daha güçlüdür ve bu durum, zayıf olanın uzlaşmacı çözümler yoluyla taviz vermesini kolaylaştırır. İki taraf, "tekno-siyasi" bir hükümet mi yoksa "teknokrat" bir hükümet mi kurulacağı konusunda anlaşmazlık yaşıyor! Her halükarda Amerika'nın Lübnan'daki iktidar dengelerini değiştirmesi beklenmektedir; ağırlık Amerika takipçilerinde olacak, ancak Avrupa takipçileri de belli bir oranda buna ortak edilecektir... Sonra da sokağı yatıştırmak için halk sürece dahil edilecektir.
3- Irak ile ilgili olarak: Amerika, Irak'ı perde arkasından neredeyse doğrudan yönetmektedir. Bağdat Büyükelçiliği'ndeki personel sayısı 16 bindir ve bunlar başta petrol ve güvenlik sektörü olmak üzere tüm Irak bakanlıklarının işlerini takip etmektedir. Bu, Amerika'nın dünyadaki en büyük büyükelçiliğidir ve Irak'ta başta Anbar'daki Ayn el-Esed üssü olmak üzere birçok askeri üssü bulunmaktadır... Geçen ayın son haftasında Amerika heyetlerini yoğunlaştırdı; ABD Başkan Yardımcısı Pence, 23/11/2019'da Ayn el-Esed üssüne sürpriz bir ziyaret gerçekleştirdi. Bu ziyaretten bir hafta bile geçmeden Amerika, ABD Genelkurmay Başkanı Mark Milley'i 27/11/2019'da Bağdat'a gönderdi. Bu, Amerika'nın konuyu ne kadar yakından takip ettiğinin kanıtıdır. Özellikle Irak, Amerika için hassas bir yerdir; orayı işgal etmiş ve ilerlemeye götüreceğini iddia etmiş, ancak onu kargaşaya ve parçalanmaya sürüklemiştir... Şimdi ise Irak art arda krizler içindedir. Eğer durum yakın zamanda sakinleşmezse, Amerika'nın "ordu" aracılığıyla bir değişim yapması ve Mısır veya Sudan'da yaptığına benzer bir şekilde halkı da yönetime ortak etmesi ihtimal dışı değildir... Irak'ta Amerikalılar tarafından kurulan ve en iyi askeri teçhizatla donatılan büyük bir askeri güç olan Terörle Mücadele Birimi'nin, protestoları bastırma politikasından uzak durduğu gözlemlenmiştir. Tahrir Meydanı'ndaki protestocuların da bu gücü, yozlaşmış siyasetçilerden kurtarıcı olarak gördükleri anlaşılmaktadır; zira Abdülmehdi tarafından görevden alınan bu birimin komutanlarından General Abdülvehhab es-Saadi'nin büyük bir fotoğrafını taşımaktadırlar. Sanki bu güç, çözümün düzenlenmesinde rol alması için göstericiler nezdinde kabul görmektedir... Bu bir yana, Amerika'nın Bağdat'ta düzenlediği askeri toplantılar ve bunun için temsilciler göndermesi, büyük büyükelçiliğinin Bağdat'taki faaliyetleri ile birlikte, tüm bunlar Amerika'nın gerektiğinde hazırladığı düzenlemelerden bağımsız değildir...
Abdülmehdi'nin istifası ve yeni bir başkanın görevlendirilmesi bu durumu etkilemez; bu sorunu çözmez, aksine geçici olur. Yani yara iyileşene kadar açık kalmaya devam eder!
Sonuç olarak, her üç ülkedeki kitlesel hareketlerin lehine ve aleyhine olan noktalar vardır. Lehine olan nokta, hareketin kendiliğinden başlamış olması ve genelde bu halini korumasıdır... Aleyhine olan nokta ise, şu ana kadar Allah Subhânehu ve Teâlâ'ya ihlaslı, Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem'e sadık olan ve ona İslam hükmüne, yani Hakiki Râşidî Hilafet'e giden yolu aydınlatacak samimi bir liderlik edinmemiş olmasıdır... Eğer bu hareket samimi bir liderlik olmaksızın devam eder ve dolayısıyla bir hidayet üzere yürümezse, çabaları ve fedakarlıkları boşa gidecektir. O zaman bu hareket, ipliğini iyice eğirip büktükten sonra çözüp bozan kadının durumuna düşecektir! Doğru yola ileten ancak Allah'tır.
7 Rebiülahir 1441 H. 04/12/2019 M.