Home About Articles Ask the Sheikh
Soru & Cevap

Soru Cevabı: Dilencilik ve Mal Yığmak (Kenz)

January 23, 2022
2710

Hizb-ut Tahrir Emiri Celil Âlim Ata bin Halil Ebu el-Raşta’nın

Facebook Sayfası Takipçilerinin Sorularına Verdiği Cevaplar Serisi "Fıkhî"

Soru Cevabı

Dilencilik ve Mal Yığmak (Kenz)

Kime: Musa A. eş-Şükür Musa

Soru:

Selamun Aleykum ve Rahmetullahi...

Allah'tan mesajımın size ulaştığında Allah'ın nimeti ve lütfu üzere olmanızı diliyorum...

Anayasa Mukaddimesi'nin 142. maddesinde "Zekâtı verilmiş olsa bile malın kenz edilmesi (yığılması) yasaktır" ifadesi geçmektedir.

Ayrıca kitabın ikinci cildinde, ilgili maddenin açıklamasında, sayfa 77’de Ebu Umame hadisinin şerhinde şu ifade yer almaktadır: "Bu, altın ve gümüşün kenz edilmesinin mutlak olarak haram olduğu anlamına gelir; bu kenz olduğu sürece iki dinar hatta bir dinar olsa bile." Buradan anladığım kadarıyla bir fakir, insanlardan ihtiyacından fazlasını dilenemez.

Soru: Günümüzde bir fakirin kenz (mal yığan) sayılmaması için insanlardan isteyebileceği en üst sınır nedir? İhtiyacı nedir? İnsanlardan dilenip elinde tutabileceği miktar ne kadardır? Ve ne zaman dilenmeyi bırakmalıdır?

Allah sizi hayırla mükafatlandırsın.

Cevap:

Ve Aleykumüsselam ve Rahmetullahi ve Berakatuh,

Güzel dualarınız için Allah sizden razı olsun, biz de sizin için hayır dileriz.

Birincisi: Sorunuz özünde dilencilik (şehade) konusu hakkındadır; oysa kenz konusu dilencilikten farklıdır... Kenzin fakirlik veya zenginlikle bir ilgisi olmadığı gibi, ihtiyaç duyup duymamakla da bir ilgisi yoktur. Aksine kenz, harcanması gereken bir ihtiyaç olmaksızın malın toplanması, yığılması ve saklanması üzerine odaklıdır; kenz yapanın zengin ya da fakir olması fark etmez. Zengin biri, ihtiyacı olmadığı halde bir ihtiyaç için harcamak üzere değil de sadece saklamak için mal yığabilir. Aynı şekilde bir fakir de ihtiyacı olduğu halde, elindeki malı ihtiyacını karşılamak için harcamayıp saklayabilir. Nitekim bazı Suffa Ehlinde bu durum görülmüştür; onlar insanların sadakalarıyla yaşayan ihtiyaç sahipleri olmalarına rağmen, bazıları harcayacakları bir ihtiyaç olmaksızın altın (bir veya iki dinar) biriktirip saklamışlardır...

Kenz konusu ve haramlığı İktisat Nizamı kitabında ayrıntılı olarak açıklanmıştır, oraya müracaat edilebilir; Allah’ın izniyle oradaki bilgiler yeterlidir.

İkincisi: Daha önce kenz ve biriktirme (iddihar) hakkında bir soru sorulmuştu ve 13/01/2014 tarihindeki cevabım şu şekildeydi:

(1- Malın kenz edilmesi (yığılması), bir ihtiyaç olmaksızın toplanmasıdır. Eğer ev inşa etmek, arazi satın almak, fabrika kurmak, evlenmek istemek veya çocukların okul masraflarını karşılamak ya da bir araba satın almak gibi meşru bir ihtiyaç varsa, bu bir ihtiyaç için toplamadır ve kenz değildir. Bilakis bu, "ihtiyaç için biriktirme" (iddihar) olup helaldir; üzerinden bir yıl geçtiğinde zekâtı verilir...

2- Kişinin kendisi ve bakmakla yükümlü olduğu kimseler için bir yıllık nafaka biriktirmesi caizdir ve kenz sayılmaz. Çünkü Rasulullah ﷺ müminlerin annelerine bir yıllık nafaka verirdi. Müslim, Ömer (ra)’dan şöyle rivayet etmiştir:

مَا كَانَتْ أَمْوَالُ بَنِي النَّضِيرِ مِمَّا أَفَاءَ اللهُ عَلَى رَسُولِهِ، مِمَّا لَمْ يُوجِفْ عَلَيْهِ الْمُسْلِمُونَ بِخَيْلٍ وَلَا رِكَابٍ، فَكَانَتْ لِلنَّبِيِّ ﷺ خَاصَّةً، فَكَانَ يُنْفِقُ عَلَى أَهْلِهِ نَفَقَةَ سَنَةٍ، وَمَا بَقِيَ يَجْعَلُهُ فِي الْكُرَاعِ وَالسِّلَاحِ، عُدَّةً فِي سَبِيلِ اللهِ

"Beni Nadir malları, Allah’ın Rasulüne fey’ olarak verdiği mallardandı. Müslümanlar bunlar için at ve deve koşturmamışlardı (savaşmamışlardı). Bu sebeple bunlar doğrudan Peygamber ﷺ’e aitti. O, ailesinin bir yıllık nafakasını ayırır, geri kalanını ise Allah yolunda cihad için at ve silah (teçhizat) alımına harcardı."

Nevevî, Sahih-i Müslim şerhinde şöyle der: "Ailesine bir yıllık nafaka harcardı sözü, yani onlar için bir yıllık nafakayı bir kenara ayırırdı demektir. Ancak yıl bitmeden bu malı hayır yollarında harcardı, dolayısıyla üzerinden bir yıl geçmezdi..." Bu nedenle, nafaka için bir yıl süreyle mal toplamak kenz değildir ve nisaba ulaşıp üzerinden bir yıl geçerse zekâtı verilir...) Önceki soru cevabından alıntı burada bitmiştir.

Üçüncüsü: Dilenciliğe (şehade) gelince; dilenciliğin hükmünü ve şer’i sınırlarını açıklayan detaylı şer’i deliller mevcuttur:

1- Şeriat, bir ihtiyaç olmaksızın insanların mallarını istemeyi yasaklamış ve gücü yeten kimseye mal kazanmak için çalışmayı emretmiştir:

  • Allah Sübhanehu ve Teâlâ, iffetli fakirleri överken şöyle buyurmuştur:

لِلْفُقَرَاءِ الَّذِينَ أُحْصِرُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ لَا يَسْتَطِيعُونَ ضَرْباً فِي الْأَرْضِ يَحْسَبُهُمُ الْجَاهِلُ أَغْنِيَاءَ مِنَ تَعَفُّفِ تَعْرِفُهُمْ بِسِيمَاهُمْ لَا يَسْأَلُونَ النَّاسَ إِلْحَافاً وَمَا تُنْفِقُوا مِنْ خَيْرٍ فَإِنَّ اللَّهَ بِهِ عَلِيمٌ

"(Sadakalar), kendilerini Allah yoluna adayan, yeryüzünde dolaşmaya güç yetiremeyen fakirler içindir. İffetlerinden dolayı, (durumlarını) bilmeyenler onları zengin sanır. Sen onları yüzlerinden tanırsın; insanlardan arsızca (bir şey) istemezler. Hayır olarak ne harcarsanız, şüphesiz Allah onu bilir." (Bakara [2]: 273). Bu ayet, insanlardan bir şey istemenin yasaklandığını hissettirmektedir.

  • Müslim, Sahih’inde Ebu Hureyre’den Rasulullah ﷺ’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

مَنْ سَأَلَ النَّاسَ أَمْوَالَهُمْ تَكَثُّراً فَإِنَّمَا يَسْأَلُ جَمْراً فَلْيَسْتَقِلَّ أَوْ لِيَسْتَكْثِرْ

"Kim malını çoğaltmak için insanlardan mal isterse, aslında o bir ateş parçası istemiş olur. Artık ister az istesin ister çok." Nevevî’nin Müslim şerhinde şu ifadeler yer alır: [Rasulullah ﷺ’in "Kim malını çoğaltmak için insanlardan mal isterse..." sözü hakkında Kadı İyaz; bunun manası, onun ateşle cezalandırılacağıdır der. Bunun zahiri üzere olması da muhtemeldir; yani aldığı şey ateş parçası olur ve zekât vermeyenlerde olduğu gibi onunla dağlanır.]

  • Yine Sahih-i Müslim’de Ebu Hureyre’den Rasulullah ﷺ’in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:

لَأَنْ يَغْدُوَ أَحَدُكُمْ فَيَحْطِبَ عَلَى ظَهْرِهِ فَيَتَصَدَّقَ بِهِ وَيَسْتَغْنِيَ بِهِ مِنَ النَّاسِ خَيْرٌ لَهُ مِنْ أَنْ يَسْأَلَ رَجُلاً أَعْطَاهُ أَوْ مَنَعَهُ ذَلِكَ فَإِنَّ الْيَدَ الْعُلْيَا أَفْضَلُ مِنَ الْيَدِ السُّفْلَى وَابْدَأْ بِمَنْ تَعُولُ

"Sizden birinizin sabahleyin gidip sırtında odun taşıyarak onu tasadduk etmesi ve böylece insanlara muhtaç olmaması, birinden bir şey isteyip de onun vermesi veya vermemesinden daha hayırlıdır. Üstteki el (veren el), alttaki elden (alan elden) daha üstündür. Harcamaya bakmakla yükümlü olduğun kimseden başla."

2- Şeriat, Rasulullah ﷺ’in açıkladığı belirli durumlarda insanlardan mal istemeyi caiz görmüştür. Müslim’in Sahih’inde Kabîsa bin Muhârik el-Hilâlî’den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Bir borç (hamâle) yüklenmiştim, bu konuda yardım istemek için Rasulullah ﷺ’e geldim. Buyurdu ki: "Sadaka (malları) gelene kadar bekle, gelince senin için ondan verilmesini emrederiz." Sonra şöyle buyurdu:

يَا قَبِيصَةُ إِنَّ الْمَسْأَلَةَ لَا تَحِلُّ إِلَّا لِأَحَدِ ثَلَاثَةٍ؛ رَجُلٍ تَحَمَّلَ حَمَالَةً فَحَلَّتْ لَهُ الْمَسْأَلَةُ حَتَّى يُصِيبَهَا ثُمَّ يُمْسِكُ، وَرَجُلٌ أَصَابَتْهُ جَائِحَةٌ اجْتَاحَتْ مَالَهُ فَحَلَّتْ لَهُ الْمَسْأَلَةُ حَتَّى يُصِيبَ قِوَاماً مِنْ عَيْشٍ أَوْ قَالَ سِدَاداً مِنْ عَيْشٍ، وَرَجُلٌ أَصَابَتْهُ فَاقَةٌ حَتَّى يَقُومَ ثَلَاثَةٌ مِنْ ذَوِي الْحِجَا مِنْ قَوْمِهِ لَقَدْ أَصَابَتْ فُلَاناً فَاقَةٌ فَحَلَّتْ لَهُ الْمَسْأَلَةُ حَتَّى يُصِيبَ قِوَاماً مِنْ عَيْشٍ أَوْ قَالَ سِدَاداً مِنْ عَيْشٍ، فَمَا سِوَاهُنَّ مِنَ الْمَسْأَلَةِ يَا قَبِيصَةُ سُحْتاً يَأْكُلُهَا صَاحِبُهَا سُحْتاً

"Ey Kabîsa! İstemek (dilencilik), ancak üç kişiden biri için helaldir: (İnsanların arasını düzeltmek için) bir borç yüklenen kimse; o borcu karşılayana kadar ister, sonra istemeyi bırakır. Malını mahveden bir afete uğrayan kimse; o da geçimini sağlayacak bir miktar elde edene kadar ister. Bir de kendisi hakkında kabilesinden aklı başında üç kişinin 'falan kişiye fakirlik isabet etti' diye şahitlik edeceği kadar fakirliğe düşen kimse; o da geçimini sağlayacak bir miktar elde edene kadar ister. Bunların dışındaki istemeler ey Kabîsa haramdır (suhtur); bunları yiyen haram yemiş olur." Bu hadisten açıkça anlaşılmaktadır ki, istemenin helal olduğu sınıflar: İnsanların arasını düzeltmek için borçlanan adam, bir felakete uğrayan adam ve zaruret içindeki fakirdir...

3- Bu üç sınıfa, Allah Teâlâ’nın şu ayetindeki "borçlular" (gârimîn) ifadesi kapsamında değerlendirilen, borcunu ödeyecek malı olmayan şahsi borç sahibi kimseler de eklenir:

إِنَّمَا الصَّدَقَاتُ لِلْفُقَرَاءِ وَالْمَسَاكِينِ وَالْعَامِلِينَ عَلَيْهَا وَالْمُؤَلَّفَةِ قُلُوبُهُمْ وَفِي الرِّقَابِ وَالْغَارِمِينَ وَفِي سَبِيلِ اللَّهِ وَابْنِ السَّبِيلِ فَرِيضَةً مِنَ اللَّهِ وَاللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ

"Sadakalar (zekâtlar) ancak fakirler, miskinler, zekât toplayan memurlar, müellefe-i kulub, köleler, borçlular, Allah yolunda olanlar ve yolda kalmışlar içindir. Bu Allah tarafından bir farzdır. Allah alimdir, hakimdir." (Tevbe [9]: 60). Ayrıca malı olmayan, harcayacak yakını bulunmayan ve geçimini sağlamak için bir iş bulamayan güçlü kimse de bu kapsama girer. Nitekim Nesâî ve başkalarının Hişâm bin Urve’den rivayet ettiği bir hadiste şöyle denilmiştir: İki adam Rasulullah ﷺ’e gelip ondan sadaka istediler. Rasulullah ﷺ onları süzdü ve onların güçlü kuvvetli olduklarını gördü. Bunun üzerine şöyle buyurdu:

إِنْ شِئْتُمَا وَلَا حَظَّ فِيهَا لِغَنِيٍّ وَلَا لِقَوِيٍّ مُكْتَسِبٍ

"İsterseniz size veririm, ancak onda (sadakada) zengin için de, çalışıp kazanabilecek güçte olan için de bir pay yoktur." (Elbani; Sahih demiştir). Yine, öldürülecek olan bir yakını veya dostu için ödenmesi gereken diyeti karşılayan kimse de bu kapsama girer. Ahmed’in Müsned’inde Enes bin Malik’ten rivayet ettiği üzere Peygamber ﷺ şöyle buyurmuştur:

إِنَّ الْمَسْأَلَةَ لَا تَحِلُّ إِلَّا لِأَحَدِ ثَلَاثٍ ذِي دَمٍ مُوجِعٍ أَوْ غُرْمٍ مُفظِعٍ أَوْ فَقْرٍ مُدْقِعٍ

"İstemek ancak şu üç kişi için helaldir: Diyeti ödenmezse canı yanacak olan (kısas edilecek yakını olan), altından kalkılamayacak ağır borç sahibi olan veya toprağa yapıştıran (aşırı) fakirliğe düşen."

Bu sınıflar, istedikleri ihtiyaç giderilene kadar isteyebilirler; ancak bu ihtiyaç giderildikten sonra istemeleri yukarıda açıklandığı üzere caiz değildir... Kabîsa hadisinde zikredilen bu sınıflar ve onların hükmünde olanlar dışındaki kimselerin insanlardan mal istemeleri helal değildir...

4- İstemeyi haram kılan zenginlik sınırını, Hilafet Devletinde Amval kitabının "Zekâtın Sarf Yerleri" bölümünde şöyle belirttik:

[...Allah zenginlere sadaka almayı haram kılmıştır. Ahmed ve Sünen sahipleri Abdullah bin Amr’dan Rasulullah ﷺ’in şöyle buyurduğunu rivayet ederler:

لَا تَحِلُّ الصَّدَقَةُ لِغَنِيٍّ، وَلَا لِذِي مِرَّةٍ سَوِيٍّ

"Sadaka, zengine de, gücü kuvveti yerinde olup kazanabilecek durumda olana da helal değildir." Buradaki "zi-mirrah", güç, kudret ve kazanç sahibi demektir; eğer kazanabileceği bir iş bulamazsa fakir sayılır. Zengin ise başkasına muhtaç olmayan ve temel ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra elinde fazlalık kalan kimsedir. Kimin zengin olduğunu açıklayan hadisler gelmiştir. Abdullah bin Mesud’dan Rasulullah ﷺ’in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:

مَا مِنْ أَحَدٍ يَسْأَلُ مَسْأَلَةً، وَهُوَ عَنْهَا غَنِيٌّ، إِلاَّ جَاءَتْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ كُدُوحاً، أَوْ خُدُوشاً، أَوْ خُمُوشاً فِي وَجْهِهِ. قِيلَ: يَا رَسُولَ اللهِ، وَمَا غِنَاهُ، أَوْ مَا يُغْنِيهِ؟ قَالَ: خَمْسُونَ دِرْهَماً، أَوْ حِسَابُهَا مِنَ الذَّهَبِ

"Kim ihtiyacı olmadığı halde insanlardan bir şey isterse, kıyamet günü bu istemesi yüzünde bir leke, tırmık veya bere olarak gelir." Denildi ki: Ya Rasulallah! Onun zenginliği (istemeyi haram kılan sınır) nedir? Buyurdu ki: "Elli dirhem veya onun karşılığı olan altındır." (Beş imam rivayet etmiştir). Dolayısıyla, yemeği, giyimi, meskeni, ailesinin, çocuğunun ve hizmetçisinin nafakasının dışında elli dirhem gümüşe (yani 148.75 gram gümüş) veya bunun dengi altına sahip olan kişi zengin sayılır ve sadaka alması caiz olmaz.] (Alıntı bitti). Buna göre, böyle bir zenginin insanlardan bir şey istemesi helal değildir.

Dördüncüsü: Dilencilik sorunu ve çözümü:

Şuna dikkat çekmek gerekir ki; İslam beldelerinde dilencilik olgusunun yaygınlaşması, İslam şeriatının uygulamadan uzaklaştırılmasına ve yöneticilerin insanların işlerini gütmedeki büyük ihmallerine dayanmaktadır... Müslümanların toprakları mal ve servet deposu olduğu halde; Müslümanların şehirlerinde cami önlerinde, sokaklarda ve kavşaklarda görülen dilenci sürüleri yürek parçalayıcıdır... Burada asıl kınanması gerekenler dilenciler değil; şeriatı uygulamayan, bunun ötesinde insanların işlerini gütmeyen, ihtiyaçlarını karşılamayan ve onlara onurlu bir geçim sağlamayan yöneticilerdir... Allah’ın izniyle yakında kurulacak olan Raşidi Hilafet Devleti’nin önceliklerinden biri, İslam beldelerindeki fakirlik sorununu ve buna bağlı olarak gelişen dilencilik gibi kötü olguları tedavi etmek olacaktır... İslam’ın fakirlik sorununu nasıl çözdüğünü kitaplarımızda, özellikle de İktisat Nizamı kitabında detaylıca açıkladık, oraya müracaat edilebilir.

Kardeşiniz Ata bin Halil Ebu el-Raşta

19 Cemâziyelâhir 1443 H 22/01/2022 M

Makaleyi Paylaş

Bu makaleyi ağınızla paylaşın