Home About Articles Ask the Sheikh
Soru & Cevap

Soru Cevabı: Korona Hastalığına Karşı Aşılanma

January 22, 2021
5713

Hizb-ut Tahrir Emiri Değerli Âlim Atâ İbn Halil Ebû Er-Raşta’nın Facebook Sayfası "Fıkhî" Takipçilerinin Sorularına Verdiği Cevaplar Serisi

Soru Cevabı

Ümmü Bilal'e

Soru:

Selamun Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuh...

Allah sizi mübarek kılsın Emirimiz, sizi apaçık bir fetihle ve mümin topluluğun göğüslerine şifa olacak Nübüvvet metodu üzere bir Hilafet ile desteklesin ve nusret versin...

Sorum, devletlerin halklara yapmaya başladığı Korona hastalığına karşı yeni aşı hakkındadır... Sosyal medya aracılığıyla bu aşının tehlikesi hakkında yayılan pek çok söylenti, bunun halklara karşı küresel bir kapitalist komplo olduğu iddiaları gölgesinde insanlar arasında büyük bir endişe görüyoruz. Şifanın yalnızca Allah’ın elinde olduğunu ve her ecelin bir vakti olduğunu biliyoruz. Bizler davet taşıyıcıları olarak bu aşının gerçeğini ve bu salgının yayıldığı ortamda bu aşıyı olmanın şer’an vacip olup olmadığını soruyoruz?

Allah sizi mübarek kılsın.

Cevap:

Ve Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuh,

Bildiğin gibi, daha önce tedavi (tedavi) hakkında soru cevapları yayınlamış ve orada şunları söylemiştik:

  • Eğer bir ilaçta zarar varsa, şu hadis gereğince haramdır:

لَا ضَرَرَ وَلَا ضِرَارَ

"Zarar vermek de yoktur, zarara zararla karşılık vermek de yoktur." (İbn Mace)

  • Şayet ilaçta bir zarar yoksa ancak haram veya necis maddeler içeriyorsa, hükmü mekruhtur. Yani haram değildir, aksine hasta mübah bir ilaç bulamadığında kerahetle birlikte kullanılması caizdir...

  • Eğer ilaçta bir zarar yoksa ve haram veya necis maddeler içermiyorsa, o zaman menduptur...

Bu cevaplardan gerekli olan kısımları sana özetliyorum:

[...Birincisi: 26/01/2011 tarihli, haram ve necis olan şeylerden faydalanma ve onlarla tedavi olma hakkındaki soru cevabı; orada şöyle geçmektedir:

(...3- Tedavi olma durumu haramlıktan istisna edilmiştir. Dolayısıyla haram ve necis olan şeyle tedavi olmak haram değildir:

  • Haram ile tedavi olmanın haram olmadığına dair delil, Müslim’in Enes’ten rivayet ettiği şu hadistir:

رَخَّصَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ أَوْ رُخِّصَ لِلزُّبَيْرِ بْنِ الْعَوَّامِ وَعَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَوْفٍ فِي لُبْسِ الْحَرِيرِ لِحِكَّةٍ كَانَتْ بِهِمَا

"Resulullah ﷺ, Zübeyr b. el-Avvâm ve Abdurrahman b. Avf’a, kendilerindeki bir kaşıntı sebebiyle ipek giymeleri için ruhsat verdi (veya ruhsat verildi)."

Erkekler için ipek giymek haramdır, fakat tedavi için buna izin verilmiştir...

  • Necis olanla tedavi olmanın haram olmadığına dair delil ise Buhari’nin Enes (ra)’dan rivayet ettiği şu hadistir:

أَنَّ نَاساً اجْتَوَوْا فِي الْمَدِينَةِ فَأَمَرَهُمْ النَّبِيُّ ﷺ أَنْ يَلْحَقُوا بِرَاعِيهِ يَعْنِي الْإِبِلَ فَيَشْرَبُوا مِنْ أَلْبَانِهَا وَأَبْوَالِهَا فَلَحِقُوا بِرَاعِيهِ فَشَرِبُوا مِنْ أَلْبَانِهَا وَأَبْوَالِهَا...

"Medine’de bazı insanlar hastalandılar (havası onlara yaramadı). Bunun üzerine Nebi ﷺ onlara çobanın yanına, yani develerin yanına gitmelerini, onların sütlerinden ve idrarlarından içmelerini emretti. Onlar da çobanın yanına gidip sütlerinden ve idrarlarından içtiler..."

Hadisteki ictevev kelimesinin anlamı; Medine’nin havası veya gıdası onlara yaramadı ve hastalandılar demektir. Resulullah ﷺ onlara tedavi için necis olan "idrarı" içmeye izin vermiştir...] Sonu.

İkincisi: 19/09/2013 tarihli soru cevabında şöyle geçmektedir:

[...Cevap şudur ki; şarabın ilaçta kullanılması, aynı şekilde içinde alkol bulunan ilacın kullanılması... kerahetle birlikte caizdir. Bunun delili ise şudur:

İbn Mace, Tarık b. Süveyd el-Hadrami yoluyla şunu rivayet etmiştir:

قُلْتُ يَا رَسُولُ اللَّهِ إِنَّ بِأَرْضِنَا أَعْنَاباً نَعْتَصِرُهَا فَنَشْرَبُ مِنْهَا قَالَ لَا فَرَاجَعْتُهُ قُلْتُ إِنَّا نَسْتَشْفِي بِهِ لِلْمَرِيضِ قَالَ إِنَّ ذَلِكَ لَيْسَ بِشِفَاءٍ وَلَكِنَّهُ دَاءٌ

"Dedim ki: 'Ey Allah’ın Resulü! Bizim topraklarımızda üzümler var, onları sıkıp (içki yapıp) içiyoruz.' O da 'Hayır' dedi. Tekrar sordum: 'Biz onunla hastayı tedavi ediyoruz.' O da: 'Şüphesiz o şifa değildir, aksine derttir (hastalıktır)' buyurdu."

Bu, necis veya haram olan "şarabın" ilaç olarak kullanılmasından bir nehiydir (yasaklamadır). Ancak Resulullah ﷺ necis olan "deve idrarı" ile tedavi olmaya izin vermiştir. Buhari, Enes (ra) yoluyla şunu rivayet etmiştir:

أَنَّ نَاساً مِنْ عُرَيْنَةَ اجْتَوَوْا الْمَدِينَةَ فَرَخَّصَ لَهُمْ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ أَنْ يَأْتُوا إِبِلَ الصَّدَقَةِ فَيَشْرَبُوا مِنْ أَلْبَانِهَا وَأَبْوَالِهَا...

"Ureyna kabilesinden bazı insanlar Medine’de hastalandılar. Resulullah ﷺ onlara zekât develerine gitmelerini ve onların sütlerinden ve idrarlarından içmelerini ruhsat verdi..."

Medine’de hastalanmaları üzerine Resulullah ﷺ onlara, necis olmasına rağmen deve idrarı ile tedavi olmalarına izin vermiştir. Aynı şekilde Resulullah ﷺ haram olan "ipek giymek" ile tedaviye de izin vermiştir. Tirmizi ve Ahmed rivayet etmiştir (lafız Tirmizi’nindir), Enes’ten:

أَنَّ عَبْدَ الرَّحْمَنِ بْنَ عَوْفٍ وَالزُّبَيْرَ بْنَ الْعَوَّامِ شَكَيَا الْقَمْلَ إِلَى النَّبِيُّ ﷺ فِي غَزَاةٍ لَهُمَا، فَرَخَّصَ لَهُمَا فِي قُمُصِ الْحَرِيرِ. قَالَ: وَرَأَيْتُهُ عَلَيْهِمَا

"Abdurrahman b. Avf ve Zübeyr b. el-Avvâm, katıldıkları bir gazvede Nebi ﷺ’e biteden şikâyet ettiler. O da her ikisine ipek gömlek giymeleri için ruhsat verdi. (Enes) dedi ki: 'Onu üzerlerinde gördüm'."

Bu iki hadis, İbn Mace hadisindeki nehyin kesin olmadığını gösteren bir karinedir. Yani necis ve haram ile tedavi olmak mekruhtur.)

Üçüncüsü: 18/11/2013 tarihli aşılanma ve hükmü hakkındaki soru cevabı; orada şöyle geçmektedir:

[Aşı bir ilaçtır, tedavi olmak ise farz değil menduptur. Bunun delili ise:

1- Buhari, Ebu Hureyre yoluyla rivayet etmiştir: Resulullah ﷺ şöyle buyurdu:

مَا أَنْزَلَ اللَّهُ دَاءً إِلَّا أَنْزَلَ لَهُ شِفَاءً

"Allah hiçbir dert (hastalık) indirmemiştir ki, onun için bir şifa da indirmiş olmasın." (Buhari)

Müslim de Cabir b. Abdullah’tan rivayet etmiştir, Nebi ﷺ şöyle buyurdu:

لِكُلِّ دَاءٍ دَوَاءٌ، فَإِذَا أُصِيبَ دَوَاءُ الدَّاءِ بَرَأَ بِإِذْنِ اللهِ عَزَّ وَجَلَّ

"Her derdin bir devası vardır. Hastalığın devasına isabet edildiğinde Allah Azze ve Celle’nin izniyle iyileşir." (Müslim)

Ahmed de Müsned’inde Abdullah b. Mesud’dan şunu rivayet etmiştir:

مَا أَنْزَلَ اللَّهُ دَاءً، إِلَّا قَدْ أَنْزَلَ لَهُ شِفَاءً، عَلِمَهُ مَنْ عَلِمَهُ، وَجَهِلَهُ مَنْ جَهِلَهُ

"Allah hiçbir dert indirmemiştir ki, onun için bir şifa da indirmiş olmasın. Onu bilen bildi, bilmeyen de bilmedi." (Ahmed)

Bu hadislerde her dert için bir şifa olduğuna dair bir irşat (yönlendirme) vardır. Bu, Allah’ın izniyle şifaya vesile olacak olan tedavi arayışına bir teşviktir. Bu bir irşattır, vücup (zorunluluk) değildir.

2- Ahmed, Enes’ten şunu rivayet etmiştir: Resulullah ﷺ şöyle buyurdu:

إِنَّ اللَّهَ حَيْثُ خَلَقَ الدَّاءَ، خَلَقَ الدَّوَاءَ، فَتَدَاوَوْا

"Şüphesiz Allah, derdi yarattığı yerde devayı da yaratmıştır. Öyleyse tedavi olun." (Ahmed)

Ebu Davud, Üsame b. Şerik’ten rivayet etmiştir: "Nebi ﷺ ve ashabının yanına geldim, sanki başlarının üzerinde kuş varmış gibi (sessizce oturuyorlardı). Selam verip oturdum. O sırada şuradan buradan bedeviler gelip dediler ki: 'Ey Allah’ın Resulü, tedavi olalım mı?' O da şöyle buyurdu:

تَدَاوَوْا فَإِنَّ اللَّهَ عَزَّ وَجَلَّ لَمْ يَضَعْ دَاءً إِلَّا وَضَعَ لَهُ دَاءً، غَيْرَ دَاءٍ وَاحِدٍ الْهَرَمُ

'Tedavi olun! Çünkü Allah Azze ve Celle, yaşlılık (ölüm) hariç, koyduğu her dert için mutlaka bir deva da koymuştur'."

İlk hadiste tedavi olma emri vardır, bu hadiste ise bedevilerin sorusuna tedavi olma cevabı verilmiş ve insanlara tedavi olmaları hitap edilmiştir; çünkü Allah her dert için bir şifa yaratmıştır. Her iki hadiste de hitap emir kipiyle gelmiştir. Emir, mutlak talebi ifade eder ve ancak kesinlik bildiren bir karine olduğunda vücup (farz) ifade eder. Bu iki hadiste vücubiyete delalet eden herhangi bir karine yoktur. Üstelik tedaviyi terk etmenin caiz olduğuna delalet eden hadislerin varlığı, bu iki hadisin vücup ifade etmediğini teyit eder. Müslim, İmran b. Husayn’dan rivayet etmiştir ki Nebi ﷺ şöyle buyurdu:

يَدْخُلُ الْجَنَّةَ مِنْ أُمَّتِي سَبْعُونَ أَلْفاً بِغَيْرِ حِسَابٍ

"Ümmetimden yetmiş bin kişi hesapsız cennete girecektir." Dediler ki: "Onlar kimlerdir ey Allah’ın Resulü?" Buyurdu ki: "Onlar dağlatmayan (kayy yaptırmayan), rukye yaptırmayan ve Rablerine tevekkül edenlerdir." Dağlatmak ve rukye yapmak tedavinin bir türüdür. Buhari de İbn Abbas’tan rivayet etmiştir: "...Bu siyah kadın Nebi ﷺ’e gelip şöyle dedi: 'Beni sara tutuyor ve üstüm başım açılıyor, benim için Allah’a dua et.' Buyurdu ki:

إِنْ شِئْتِ صَبَرْتِ وَلَكِ الجَنَّةُ، وَإِنْ شِئْتِ دَعَوْتُ اللَّهَ أَنْ يُعَافِيَكِ

'Eğer istersen sabredersin ve senin için cennet vardır; istersen sana afiyet vermesi için Allah’a dua ederim.' Kadın: 'Sabredeceğim, ancak üstüm başım açılıyor; açılmaması için Allah’a dua et' dedi. O da ona dua etti..." Bu iki hadis, tedaviyi terk etmenin caiz olduğuna delalet eder.

Tüm bunlar, "tedavi olun" emrinin vücup için olmadığını gösterir. Dolayısıyla buradaki emir ya mübahlık ya da mendupluk içindir. Resulullah ﷺ’in tedaviye olan güçlü teşviki nedeniyle, hadislerde geçen tedavi olma emri mendupluk ifade eder.

Buna göre aşılanmanın hükmü menduptur; çünkü aşı bir ilaçtır ve tedavi olmak menduptur. Ancak belirli bir aşı türünün, maddelerinin bozuk olması veya başka bir sebeple zararlı olduğu kanıtlanırsa... bu durumda bu maddelerle aşılanmak, Resulullah ﷺ’in şu hadisindeki zarar kaidesine göre haram olur:

لَا ضَرَرَ وَلَا ضِرَارَ

"Zarar vermek de yoktur, zarara zararla karşılık vermek de yoktur." Ancak bunlar nadir durumlardır...

Hilafet Devleti’nde ise, bulaşıcı hastalıklar ve benzeri durumlarda gerekli olan hastalıklara karşı aşılanma yapılacaktır. İlaç her türlü şaibeden uzak ve saf olacaktır. Şifayı veren Allah Subhanehu ve Teâlâ'dır:

وَإِذَا مَرِضْتُ فَهُوَ يَشْفِينِ

"Hastalandığım zaman O bana şifa verir." (Şuarâ [26]: 80)

Şer’an bilinen odur ki, sağlık hizmetleri Halife üzerine vacip olan riayet (yönetim/hizmet) işlerindendir; zira Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur:

الإِمَامُ رَاعٍ وَهُوَ وَمَسْؤُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ

"İmam (devlet başkanı) bir çobandır ve tebaasından sorumludur." (Buhari) Bu, devletin üzerine vacip olan riayet kapsamında sağlık ve tedaviden sorumlu olduğuna dair genel bir nasstır.

Sağlık ve tedavi konusunda özel deliller de mevcuttur:

Müslim, Cabir yoluyla rivayet etmiştir:

بَعَثَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ إِلَى أُبَيِّ بْنِ كَعْبٍ طَبِيباً فَقَطَعَ مِنْهُ عِرْقاً ثُمَّ كَوَاهُ عَلَيْهِ

"Resulullah ﷺ, Übeyy b. Ka’b’a bir doktor gönderdi, o da onun bir damarını kesip orayı dağladı."

Hâkim Müstedrek’te Zeyd b. Eslem’den, o da babasından rivayet etti: "Ömer b. el-Hattab zamanında şiddetli bir hastalığa yakalandım. Ömer benim için bir doktor çağırdı, doktor beni öyle bir perhize soktu ki şiddetli açlıktan (susuzluktan) hurma çekirdeği emiyordum."

Resulullah ﷺ bir yönetici sıfatıyla Übeyy’e bir doktor göndermiştir. İkinci Râşid Halife Ömer (ra) da Eslem’i tedavi etmesi için bir doktor çağırmıştır. Bu ikisi, sağlık ve tedavinin, devletin tebaasından ihtiyacı olanlara ücretsiz sağlaması gereken temel ihtiyaçlardan olduğuna delildir.] Alıntılanan cevaplar burada bitti.

Özetle:

1- Aşılanmanın hükmü menduptur, yani farz değil menduptur.

2- Eğer içinde zararlı bileşenler varsa haramdır.

3- Eğer bir zararı yoksa ancak necis veya haram maddeler içeriyorsa, kerahetle birlikte caizdir; yani haram değil mekruhtur.

4- Buna göre hasta bir Müslüman, başlangıçta mübah olan ilacı arar, eğer bulamazsa mekruh olan ilacı kullanması caiz olur.

5- Dolayısıyla sorunun cevabı yukarıdaki açıklamalar ışığında şu şekildedir:

Haram veya necis maddeler içeren aşılarla aşılanmak kerahetle birlikte caizdir; çünkü aşılanma tedavi konusuna girer. Haram ve necisle tedavi ise yukarıda açıklandığı üzere kerahetle caizdir... Ancak içinde bir zarar olduğu ortaya çıkarsa o zaman caiz olmaz.

Şu ana kadar bu ilacın (aşının) zararı ve eziyeti hakkında kesin bir kanaate ulaşmış değilim. Bu nedenle konuyu, yukarıda zikredilenler ışığında doğruluğuna güvendikleri şekilde hareket etmeleri için gençlere (erkek ve kadın davet taşıyıcılarına) bırakıyorum. Allah Subhanehu ve Teâlâ’dan bizi ve tüm Müslümanları her türlü hastalıktan korumasını niyaz ederiz. Şüphesiz O, işitendir ve dualara icabet edendir.

Vesselamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuh.

Kardeşiniz Atâ İbn Halil Ebû Er-Raşta

09 Cemaziye’l-Âhir 1442 H. 22/01/2021 M.

Emir'in (Allah onu korusun) Facebook sayfasındaki cevap linki Emir'in (Allah onu korusun) Web sayfasındaki cevap linki

Makaleyi Paylaş

Bu makaleyi ağınızla paylaşın