Soru: ABD ajanı Haftar güçleri ile Avrupa ajanı Serrac’a bağlı güçler arasındaki kesintili çatışmaların devam etmesinin ardından, Haftar güçleri başkent Trablus'a yönelik saldırılarını yeniden başlattı. Haftar ve arkasındaki ABD, Trablus’un kontrolünün bugün mümkün olduğunu mu görüyor? Çatışmaların bu kadar şiddetli bir şekilde patlak vermesine neden olan yeni gelişme nedir? Ayrıca Türkiye’nin Trablus’taki Fayez el-Serrac hükümetine verdiği desteğin gerçekliği nedir? Rusya’nın Libya’ya müdahalesi gerçek mi yoksa bu bir abartıdan mı ibaret? Almanya'nın Libya kriziyle ilgili çağrıda bulunduğu Berlin Konferansı’ndan ne bekleniyor?
Cevap: Belirtilen sorulara açıklık getirmek için aşağıdaki hususları gözden geçiriyoruz:
Birincisi: ABD, ajanı Haftar’ı Libya’daki askeri çatışma sahasında güçlü bir unsur olarak dayatmayı başardıktan sonra, Libya iki nüfuz alanına bölünmüş hale geldi: Haftar’ın kontrolündeki bölgelerde ABD nüfuzu ve Libya’nın geri kalan bölgelerinde İngiltere ile Avrupa ajanlarının nüfuzu. ABD, özellikle Mısır üzerinden ajanı Haftar’a sağladığı askeri desteğin dozunu artırdıkça, Libya’daki nüfuzu da artış göstermeye başladı. Bu durum, Haftar’ın Libya’nın güneyine yönelik saldırısında net bir şekilde görüldü. Özellikle Haftar’ın 2019 Nisan ayı başlarında Trablus’a başlattığı saldırıyla birlikte Avrupa nüfuzu azalmaya başladı. Haftar ve arkasındaki ABD, Trablus’taki Avrupa ajanı Serrac hükümeti üzerindeki baskıyı yoğunlaştırmak ve bunu siyasi müzakerelerde aslan payını almak için bir yol olarak kullanmak istiyordu. Böylece Haftar’ın, Cezayir’in kendi iç meseleleriyle meşgul olmasından yararlanarak güneyi kontrol altına almasının ardından 2019 Nisan ayı başında Trablus’a başlattığı saldırı, Haftar’ın lehine bir güç dengesi oluşturdu. ABD, Trablus’taki meşru olarak tanınan hükümet kalıbından çıkmaya çalışarak Haftar ile resmi bir hükümet yetkilisiyle temas kurar gibi alenen iletişime geçti. (Amerikan Başkanı Haftar ile iletişime geçmek için inisiyatif aldı... Sky News Arabic 19/04/2019).
İkincisi: Avrupa, bunun karşısında Libya meselesini siyasi olarak harekete geçirmekten başka bir yol bulamadı. Bu doğrultuda Almanya Başbakanı Merkel, Libya krizini çözmek için Berlin’de uluslararası bir konferans düzenlenmesi çağrısında bulundu ve bir girişim başlattı. Her ne kadar bu konferans için kesin bir tarih belirlenmemiş olsa da (Almanya'nın başkenti Berlin'de yapılması beklenen konferans için kesin bir tarih yok... Deutsche Welle 07/12/2019), bazı doğrulanmamış medya haberlerine göre konferansın bu ayın sonlarında yapılabileceği belirtiliyor. Her halükarda bu, Avrupa’nın G7 toplantısından bu yana istediği ve planladığı bir şeyin uygulanmasıdır. (G7 ülkeleri, Libya'daki çatışma hakkında uluslararası bir konferans düzenlenmesi çağrısında bulundu. Grup, Pazartesi günü Fransa'nın Biarritz kentinde düzenlenen zirvenin sonunda, ilgili tüm tarafların ve bölgesel güçlerin konferansa katılması gerektiğini belirtti. Al-Quds Al-Arabi 26/08/2019). Avrupa ülkeleri, Berlin Konferansı’nı Libya’daki ajanlarını ve dolayısıyla kendi nüfuzlarını korumak için bir umut ışığı olarak görüyorlar. (Serrac, bugün Trablus'ta İtalya Dışişleri Bakanı Luigi Di Maio'yu kabul etti. Di Maio, İtalya'nın ülkedeki güvenlik ve istikrarı sağlama çabalarına verdiği desteği iletti. Di Maio, Libya krizine askeri bir çözüm olmadığını, ülkesinin siyasi sürece dönüş çabalarını desteklediğini vurguladı ve Berlin Konferansı’nın Libya meselesiyle ilgilenen tüm ülkeler arasında bir fikir birliği sağlamasını umduğunu belirtti. Independent Arabic 17/12/2019).
Üçüncüsü: ABD’nin, özellikle ABD’nin Libya Özel Temsilcisi’nin Berlin Konferansı öncesinde öne sürdüğü şartlarla, Avrupa’nın “Berlin Konferansı” yolunu tıkamaya çalıştığı açıkça görülmektedir. (BM Libya Temsilcisi Gassan Selame, Berlin Konferansı hazırlıkları sırasında üç şart öne sürdüğünü belirterek, "Krizi çözme hareket alanım, Güvenlik Konseyi'ndeki bölünme nedeniyle son derece zorlaştı" dedi... Al-Wasat Portalı 13/11/2019). BM Temsilcisi’nin bu oyalaması, ABD’nin Berlin Konferansı’na yönelik isteksizliğini ifşa etmektedir ve konferans tarihinin belirlenmesindeki zorluğun nedeni de budur! Ancak ABD bununla da yetinmeyip Rusya ve Türkiye’yi Libya sahasına dahil etti. Böylece Libya ile ilgili bölgesel ve uluslararası kartları karıştırarak Avrupa’nın çabalarını boşa çıkardı ve konferans öncesinde süreci etkilemeye çalıştı. Rusya ve Türkiye’nin sahaya girmesiyle Avrupa, çözümde ABD ile birlikte temel bir aktör olmaktan çıkacak, Rusya ve Türkiye onunla rekabet edecek veya önüne geçecektir, böylece Avrupa’nın rolü zayıflayacaktır. Dolayısıyla beklenen odur ki, konferans toplansa bile sonuçlar Avrupa’nın umduğu gibi olmayacaktır! Avrupa, her yolu deneyerek ABD’nin tutumunu etkilemeye ve konferansa katılımını sağlamaya çalışıyor; hatta Avrupalı yetkililer, ABD adına açıklamalar yaparak onu utandırmaya çalışıyor ve ABD’nin konferansla çok ilgilendiğini iddia ediyorlar! (Almanya Dışişleri Bakanı Maas, İtalyan mevkidaşı Luigi Di Maio ile düzenlediği basın toplantısında, ABD’nin Berlin Konferansı ile yakından ilgilendiğini ve konferansın başarısı için etkisini kullanacağını açıkladı... Ain Libya, 10/11/2019). Yani açıklamayı yapan ABD değil! ABD’nin gözü ise Libya’daki sahadadır. 17/09/2019 tarihinde Berlin’deki hazırlık toplantısının ardından, ABD’nin Libya Büyükelçisi Richard Norland, Berlin Konferansı’na davetli olmamasına rağmen Cezayir’e giderek Cezayir Dışişleri Bakanı Bukadum ile görüştü (Al-Quds Al-Arabi, 02/11/2019). Bu durum, ABD’nin gözünün Cezayir’in üzerinde olduğunu ve onun Libya’da Haftar’a karşı müdahale etmesinden çekindiğini göstermektedir.
Dördüncüsü: ABD’nin, Avrupa’nın ve dolayısıyla Serrac’ın konumunu zayıflatmak için Rusya ve Türkiye’yi Libya sahasına sokarak kartları nasıl karıştırdığına gelince:
A- ABD, Rusya’ya müdahale etmesi ve ajanı Haftar’ı desteklemesi için yeşil ışık yaktı. Böylece Rus güvenlik şirketi Wagner Libya’da boy gösterdi. Bu şirket, Irak’ta öne çıkan suçlu Amerikan şirketi Blackwater’ın Rus muadili gibidir. Görünen o ki ABD, Haftar’ı desteklemesi için Wagner şirketini Libya’ya sokması konusunda Rusya’ya telkinde bulunmuştur. Bu şirket, uçaklara yönelik sinyal bozucu sistemler gibi gelişmiş Rus askeri teçhizatıyla donatılmış olup, Haftar’ın Libya’daki rakiplerine karşı askeri üstünlük sağlamasında önemli bir unsurdur. Başkan Putin’e oldukça yakın olan bu şirket, dış askeri sözleşmeler yoluyla para kazanmaya çalışmaktadır. Rusya Devlet Başkanı Putin, Amerikan taleplerine yanıt verdiğini itiraf ederek şöyle demiştir: (“Rusya'nın hem Haftar hem de Serrac hükümeti ile temasları var”... Russia Today, 19/12/2019). Aynı zamanda ABD de Haftar’ı desteklemektedir. (O dönemde Beyaz Saray, Trump'ın Mareşal Haftar'ın terörle mücadeledeki ve Libya'nın petrol kaynaklarının güvenliğini sağlamadaki önemli rolünü tanıdığını açıklamıştı... Deutsche Welle 24/11/2019). ABD, Libya’yı kendisi ile Rusya arasında bir çatışma alanıymış gibi göstermek istiyor. Alman Deutsche Welle 24/11/2019 tarihinde Amerikan hükümet ajanslarından yapılan bir açıklamayı aktardı: (“Rusya'nın çatışmayı Libya halkının iradesine karşı kullanma girişimlerine karşı Libya'nın egemenliğine ve toprak bütünlüğüne destek verilmektedir”).
B- Türkiye’ye gelince, Libya krizindeki rolü çarpıcı bir şekilde öne çıktı. (Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Libya Başbakanı Fayez el-Serrac arasında 27/11/2019 tarihinde Ankara ile Trablus arasında güvenlik ve askeri işbirliği ile deniz yetki alanlarının belirlenmesine ilişkin iki mutabakat zaptı imzalandı. Erdoğan gazetecilere yaptığı açıklamada: "Mısır'ın Libya'da ne işi var? Abu Dabi yönetiminin Libya'da ne işi var?" dedi. Rusya'nın rolüyle ilgili olarak ise Erdoğan, "Wagner denilen grup üzerinden Libya'da Haftar lehine resmen paralı askerlik yapıyorlar ve onları kimin finanse ettiği belli" dedi. "Durum bu, tüm bunlara karşı sessiz kalmamız doğru olmaz. Bugüne kadar elimizden geleni yaptık ve yapmaya devam edeceğiz" dedi... Al Jazeera Net, 20/12/2019). Daha sonra Türk parlamentosu Erdoğan’ın projesini onayladı. (Türk parlamentosu, Trablus'taki uluslararası alanda tanınan Serrac hükümetine destek için asker gönderilmesine ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresini 184'e karşı 325 oyla kabul etti. Bu tezkere Ankara'ya, Trablus'ta Halife Haftar güçlerine karşı savaşan hükümet güçlerine danışman ve eğitmen olarak muharip olmayan birlikler gönderme izni veriyor... BBC Arabic 02/01/2020).
Beşincisi: ABD’nin Türkiye’yi Libya’ya itmedeki amaçları, Erdoğan’ın iddia ettiği gibi Serrac’ı desteklemek değildir. Bilakis, olup bitenler derinlemesine incelendiğinde amaçların yerel, bölgesel ve uluslararası olduğu görülmektedir. Tercih edilen görüşe göre bu amaçlar şöyledir:
1- Yerel olarak: Serrac hükümeti çatısı altındaki askeri grupların birçoğu "ılımlı İslami" olarak kabul edilmektedir ve Türkiye’nin bu müdahaleden önce onlarla temasları vardır. Türkiye için, Suriye’de kendisine bağlı grupları bölgeleri mücrim Esed’e teslim etmeye ittiği gibi, bu grupları da felakete sürüklemek kolaydır. Böylece Türkiye, Libya’da sadakatleri toplama ve Serrac hükümetini Haftar karşısında zayıflatma savaşını yürütmektedir. Serrac, Erdoğan’ın ABD yörüngesinde yürüdüğünü ve kendisini desteklemek için değil, bilakis Suriye’deki gruplara yaptığı gibi onları hassas bölgelerden çekerek güçlerini zayıflatıp Haftar’ın lehine durumu çevirmek amacıyla kendisini aldatmak için müdahale ettiğini mutlaka fark etmelidir. Ancak Serrac, Avrupa’nın düzenlemesiyle, Türkiye ile yakınlaşarak ABD’yi zor durumda bırakmak istiyor. Böylece Erdoğan Türkiyesi’ni, uluslararası alanda tanınan ve herhangi bir ülkeden yardım isteme hakkı olan bir hükümet olması hasebiyle kendi hükümetini desteklemeye mecbur bırakıyor. Ardından Avrupa, Türkiye’nin ve arkasındaki ABD’nin, dolayısıyla Mısır’ın müdahalesine karşı uluslararası bir gürültü koparıyor... Serrac ve arkasındaki Avrupa, bu sıkıştırma ve gürültünün ABD’nin Haftar ve Mısır üzerinden Serrac üzerindeki baskısını hafifleteceğini umuyor...
2- Bölgesel olarak: Türkiye’nin askeri desteği bahaneleri altında Mısır, mevcut koşulları nedeniyle Cezayir’in Serrac hükümetine destek vermesinin zor olduğu bir zamanda Haftar’a verdiği desteği güçlü bir şekilde artırabilir. Hatta Mısır, Libya’da savaşmak için doğrudan asker gönderebilir. Türkiye’ye gelince, Serrac hükümetine desteği, tıpkı Suriye’de kendisine bağlı gruplara verdiği destek gibi sembolik olacak ve pek bir önem taşımayacaktır. Zira Türkiye zaten Libya’dan uzaktır. Kaldı ki amaçları, bazı Libyalı güçleri Türkiye’nin desteği tuzağına düşürmek amacıyla yapılan kurusıkı gürültü ve destek söylemlerinden ibarettir ki sonunda bunun Suriye’de olduğu gibi bir serap olduğunu göreceklerdir.
3- Uluslararası olarak: Türkiye’nin müdahalesi, Libya sahasını kendisi ile Rusya arasında bir çekişme alanı haline getiriyor ki şu an olan da budur. Erdoğan açıklamalarıyla Libya’daki Rus askeri varlığına saldırıyor, Rusya ise Türkiye’nin müdahalesinden duyduğu memnuniyetsizliği dile getiriyor. Ardından bu açıklamaları, Türkiye ve Rusya arasında Libya konusunda yapılan anlaşmalara dair diğer açıklamalar takip ediyor! Bu durum, Türkiye’nin Suriye olayları konusunda Rusya ile girdiği komplolara tıpatıp benzemektedir...
4- Erdoğan’ın, Serrac ile yaptığı anlaşmanın gaz ve petrol arama faaliyetlerinde kullanılacağı iddiasıyla insanları aldatmaya çalışmasına gelince (Enerji Bakanı Fatih Dönmez, "Deniz yetki alanlarının sınırlandırılması anlaşması onaylanıp BM nezdinde tescil edildikten sonra Türkiye bölgede petrol ve doğal gaz arama ve üretim ruhsatları verilmesi çalışmalarına başlayacak" dedi ve "Süreci 2020'nin ilk aylarında başlatacağımızı düşünüyorum" dedi... Reuters 18/12/2018), görünen o ki Erdoğan, sanki müdahalesinin arkasında gaz ve petrol araması varmış gibi bu anlaşmayı imzalayarak bir aldatma fırsatı bulmuştur. Oysa Ekim 2018’den bu yana Antalya açıklarında 100 km derinlikte Akdeniz’de gaz arama adımları, havanda su dövmek gibiydi ve ciddi değildi. Enerji Bakanı’nın itirafıyla, Türkiye bu amaçla gemiler göndermesine rağmen petrol ve gaz aramaya başlamamıştır. Şimdi ise petrol ve gaz arayacağı ve Libya’ya Türk çıkarlarını gerçekleştirmek için müdahale ettiği vehmini insanlara vermeye çalışırken, aslında Libya’da ABD hesabına bu aldatıcı rolü oynamaktadır.
Altıncısı: Trablus savaşının sonucuna gelince, son aylarda Haftar’ın lehine olan bazı faktörler öne çıktı:
1- ABD’nin Rusya ve Türkiye’yi Libya sahasına sokarak oluşturduğu Avrupa’nın şaşkın manzarası ve yukarıda açıkladığımız gibi Mısır’ın rolünün artan etkinliği karşısında Haftar, Trablus’taki askeri operasyonları tırmandırma konusunda cesaretlendi. (Sözde Libya Ulusal Ordusu Genel Komutanı Halife Haftar, 12 Aralık Perşembe akşamı belirleyici savaşın ve Trablus'a ilerleyişin başladığını duyurdu ve birliklerine çatışma kurallarına uymaları çağrısında bulundu. Haftar, askeri üniformasıyla yaptığı televizyon konuşmasında Trablus'taki tüm askeri birimler için "sıfır saati"ni ilan ederek, "Bugün belirleyici savaşı ve başkentin kalbine ilerleyişi ilan ediyoruz..." dedi. Deutsche Welle, 12/12/2019). Askeri operasyonların tırmanışı hala devam etmektedir...
2- Özellikle Wagner şirketinin Haftar’ın yanında müdahale etmesi; zira ABD, Rusya’ya müdahale etmesi ve ajanı Haftar’ı desteklemesi için yeşil ışık yakmıştır. Bu şirket, uçaklara yönelik sinyal bozucu sistemler gibi gelişmiş Rus askeri teçhizatıyla donatılmış olup, Haftar’ın Libya’daki rakiplerine karşı askeri üstünlük sağlamasında önemli bir unsurdur... Rusya Devlet Başkanı Putin, Amerikan taleplerine yanıt verdiğini itiraf ederek şöyle demiştir: (“Rusya'nın hem Haftar hem de Serrac hükümeti ile temasları var”... Russia Today, 19/12/2019).
3- Türkiye’nin Libya sahasına müdahalesi; Serrac hükümeti çatısı altındaki askeri grupların birçoğu "ılımlı İslami" olarak kabul edilmektedir ve Türkiye’nin bu müdahaleden önce onlarla temasları vardır. Türkiye için, Suriye’de kendisine bağlı grupları bölgeleri mücrim Esed’e teslim etmeye ittiği gibi, bu grupları da felakete sürüklemek kolaydır. Böylece Türkiye, Libya’da sadakatleri toplama ve Serrac hükümetini Haftar karşısında zayıflatma savaşını yürütmektedir... Bu bir yönüyle böyleyken, diğer yönüyle Türkiye’nin Serrac’ı desteklemek için Libya’ya müdahale ettiğini açıklaması, Mısır’ın müdahalesinin gizli kalmak yerine alenen duyurulması için bir zemin hazırlamaktadır!
4- Türkiye ve Rusya arasındaki aldatmaca; Türkiye, müdahalesinin Serrac’ı desteklemek için olduğunu gösteriyor ve Erdoğan, Haftar’ı desteklediği için Rusya’ya saldırıyor ("Wagner denilen grup üzerinden Libya'da Haftar lehine resmen paralı askerlik yapıyorlar ve onları kimin finanse ettiği belli. Durum bu, tüm bunlara karşı sessiz kalmamız doğru olmaz. Bugüne kadar elimizden geleni yaptık ve yapmaya devam edeceğiz"... Al Jazeera Net, 20/12/2019). İki gün sonra ise Putin ile buluşacağını açıklıyor! ("Kendisinin ve Başkan Putin'in Libya'daki gelişmeleri tartışmak üzere heyetler oluşturduğunu ve iki ülke yetkililerinin yakında bir araya geleceğini" söyledi... NTV Televizyonu, 18/12/2018). Yani tıpkı, Suriye halkını gece gündüz bombalarken Rusya ile görüşüp işbirliği yapması ve o sırada münafıkça grupları ve Suriye halkını desteklemek için Suriye’ye girdiğini göstermesi gibi! Sanki iki taraf, gözlerden gizli olduğunu sandıkları ancak deşifre olmuş bir oyun oynuyorlar! Nitekim Al Jazeera Net 20/12/2019 tarihinde İtalyan Il Sussidiario sitesinden şu haberi aktardı: ("Libya sahası bir Türk-Rus oyununa tanıklık ediyor ve Karadeniz'de iki taraf arasında bir anlaşma şekillenmeye başladı. Zira Suriye barış deneyimini Libya'da tekrarlamaya hazırlar"). Türkiye ve Rusya arasındaki aldatmacanın ortaya çıkması Haftar’ın işini kolaylaştırıyor ve onu hareketlendiriyor...
Bu dört faktör Haftar’ın konumunu desteklemekte, onu Trablus’taki çatışmayı tırmandırmaya teşvik etmekte ve bu konuda onu cesaretlendirmektedir... Tabii ki bu faktörler ABD’nin yönetimi ve düzenlemesi altındadır. Bu Haftar cephesinden böyleyken, Serrac cephesinden ise hiç şüphesiz Avrupa, özellikle de İngiltere, Fransa ve İtalya onu desteklemektedir. Buna ek olarak savaşçı grupların, özellikle de Misrata savaşçılarının direnci söz konusudur. Ancak yukarıda açıkladığımız gibi müdahalelerin devam etmesi, Trablus üzerindeki askeri baskının artması ve Serrac kampı içinden Türkiye’ye sadakat kazanılması, Libya’daki Avrupa nüfuzunun sarsıldığı anlamına gelmektedir. Libya’daki İngiltere ve Avrupa yanlısı geniş siyasi kitlenin, özellikle ABD’nin Rusya ve Türkiye’yi sahaya sokarak kartları karıştırmasından sonra bu nüfuzu kurtarması zordur. Yani olaylardan ve verilerden anlaşıldığı kadarıyla, Avrupa nüfuzunun Libya’daki eski hakimiyetine dönmesi zordur... Bununla birlikte, krizin yakın gelecekte askeri olarak sonuçlandırılması kolay değildir. Bu nedenle, taraflardan birinin askeri olarak kesin sonuç alması zorlaştığında, siyasi kazanımların askeri üstünlüğe göre —ki şu an Haftar yani Amerikan tarafının lehinedir— belirlenmesini dikkate alarak, kapitalistler olarak kendi yöntemleriyle bir orta yol çözümüne başvurmaları beklenmektedir...
Yedincisi: Sonuç olarak, Müslüman beldelerinin, kafir sömürgecilerin çıkarlarına hizmet etmek ve kafirlerin kendilerini o eğri büğrü, kırık koltuklarında tutmaları için bizden olan yöneticilerin eliyle birer savaş alanı haline gelmesi acı vericidir! Bu yöneticiler akıbetin müttakiler için, İslam ve ehli için olduğunu bilmiyorlar mı? Sonra pişman olacaklar ama artık iş işten geçmiş olacak.
فَتَرَى الَّذِينَ فِي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ يُسَارِعُونَ فِيهِمْ يَقُولُونَ نَخْشَى أَنْ تُصِيبَنَا دَائِرَةٌ فَعَسَى اللَّهُ أَنْ يَأْتِيَ بِالْفَتْحِ أَوْ أَمْرٍ مِنْ عِنْدِهِ فَيُصْبِحُوا عَلَى مَا أَسَرُّوا فِي أَنْفُسِهِمْ نَادِمِينَ
"Kalplerinde hastalık bulunanların: 'Başımıza bir felaketin gelmesinden korkuyoruz' diyerek onların arasına koşuştuklarını görürsün. Umulur ki Allah, bir fetih veya Katından bir emir getirir de onlar, içlerinde gizledikleri şeyden dolayı pişman olurlar." (Maide 52)
11 Cemaziye’l Evvel 1441 H. 06/01/2020 M.