(Hizb-ut Tahrir Emiri Âlim Ata bin Halil Ebu el-Raşta’nın Facebook Sayfası Takipçilerinin Sorularına Verdiği Cevaplar Serisi)
Ahla Arch’a
Soru:
Esselamu Aleykum... Allah yardımcınız olsun ve sizi muvaffak kılsın.
Sizi çok korkutan bir soru sormak istiyorum: Günahtan tövbe eden kişi, eğer tövbe eder de sonra tekrar günahına dönerse, eski günahı yeniden mi yazılır? Çünkü nasuh tövbenin, bir daha asla o günaha dönmemek olduğu rivayet edilmiştir. Allah'ın "Allah'a nasuh bir tövbe ile tövbe edin" kavli hakkında şöyle denilmiştir: "O, kulun günahtan tövbe etmesi ve sonra ona bir daha asla dönmemesidir."
Sorunun ikinci kısmı ise:
Bir gün küfre düşüp sonra İslam’a dönen kişinin tüm sevapları gider de sadece günahları mı kalır? Çünkü Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’den şöyle rivayet edilmiştir: Bir adam dedi ki: "Allah filancayı asla bağışlamaz!" Bunun üzerine Allah bir peygambere şöyle vahyetti: "Bu bir hatadır, amele yeniden başlasın (فليستقبل العمل)." Dediler ki; "amelini karşılaması/başlaması" (يستقبل العمل) demek, amelinin boşa çıktığı ve onu yeniden yapması gerektiği anlamındadır. Zira sizden biri namazında abdesti bozulursa "namazına yönelsin" (فليستقبل) yani namazını karşılasın ve yeniden kılsın şeklinde rivayet edilmiştir... Bu konu beni çok korkutuyor. İşlediğim bir küfürden tövbe edersem tüm sevaplarım silinir ve ömrüm boyunca işlediğim günahlarım mı kalır? Arkadaşım Hizb-ut Tahrir’e saldırıp kötü sözler sarf ettiğinde ona; "Vallahi bu sözünden dolayı kıyamet günü hesaba çekileceksin" dediğimi hatırlıyorum.
Allah sizi korusun ve gözetsin.
Cevap:
Ve Aleykumüsselam ve Rahmetullahi ve Berakatuh
1- Günahtan nasuh tövbe, şu dört hususta samimiyetle olan tövbedir: O günahı terk etmek, onu işlediğine pişman olmak, bir daha dönmemeye azmetmek ve eğer bir kul hakkı ile ilgiliyse o hakkı iade etmek veya helallik almaktır. Tüm bunlarda Allah Sübhânehu ve Teâlâ’ya karşı sadık olmaktır; zira Allah gizliyi de açığı da en iyi bilendir...
Allah Sübhânehu ve Teâlâ, müminlerin günahlarını örtmek için onlara nasuh tövbeyi emrederek şöyle buyurmuştur:
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا تُوبُوا إِلَى اللَّهِ تَوْبَةً نَصُوحًا عَسَى رَبُّكُمْ أَنْ يُكَفِّرَ عَنْكُمْ سَيِّئَاتِكُمْ وَيُدْخِلَكُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ
"Ey iman edenler! Samimi bir tövbe (nasuh tövbe) ile Allah’a dönün. Umulur ki Rabbiniz sizin kötülüklerinizi örter ve sizi altından ırmaklar akan cennetlere koyar." (Tahrim Suresi 8)
Zikredilen şartlarla sadakat ve ihlasla tövbe edenin günahı Allah’ın izniyle silinir. İbn Mace, Ebu Ubeyde bin Abdullah’tan, o da babasından Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
التَّائِبُ مِنَ الذَّنْبِ كَمَنْ لَا ذَنْبَ لَهُ
"Günahtan tövbe eden, hiç günah işlememiş gibidir."
Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’den rivayet edilen nasuh tövbenin, kişinin günaha bir daha asla dönmemesi olduğu, yani eğer dönerse tövbesinin olmayacağı yönündeki rivayet ise zayıftır:
Ahmed Müsned’inde rivayet eder ki: Bize el-Haceri, Ebu’l Ahvas’tan, o da Abdullah’tan haber verdi; dedi ki: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Günahtan tövbe; ondan tövbe etmek ve sonra ona bir daha dönmemektir." Bu hadisin merfu isnadı zayıftır, doğrusu mevkuf olmasıdır. Bu nedenle nasuh tövbe, günaha bir daha dönmemeye sadakat ve ihlasla azmetmektir. Eğer dönerse, tövbesini sadakatle, azimle ve istiğfarla yenilemelidir... Günahta ısrar edip "benim için tövbe yoktur" dememeli, aksine yeniden tövbe edip bağışlanma dilemelidir. Tekrar ediyorum; sadakat ve ihlasla olmalıdır. Allah gözlerin haince bakışını ve sinelerin gizlediğini bilir... Allah Teâlâ kerim ayetinde şöyle buyurmuştur:
وَالَّذِينَ إِذَا فَعَلُوا فَاحِشَةً أَوْ ظَلَمُوا أَنْفُسَهُمْ ذَكَرُوا اللَّهَ فَاسْتَغْفَرُوا لِذُنُوبِهِمْ وَمَنْ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ إِلَّا اللَّهُ وَلَمْ يُصِرُّوا عَلَى مَا فَعَلُوا وَهُمْ يَعْلَمُونَ
"Onlar bir hayâsızlık yaptıklarında ya da kendilerine zulmettiklerinde Allah’ı zikredip günahları için bağışlanma dilerler. Günahları Allah’tan başka kim bağışlayabilir? Onlar, yaptıklarında bile bile ısrar etmezler." (Âl-i İmrân Suresi 135)
Bu ayette işaret edilen istiğfarın sıfatı hakkında hasen bir hadis varit olmuştur. Ahmed rivayet eder: Bize Veki, o Mis'ar ve Süfyan'dan... Ali Radiyallahu Anh'dan dedi ki... Ebu Bekir Radiyallahu Anh bana anlattı ve Ebu Bekir doğru söyledi ki, o Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle buyururken işitmiş:
مَا مِنْ رَجُلٍ يُذْنِبُ ذَنْبًا فَيَتَوَضَّأُ فَيُحْسِنُ الْوُضُوءَ ثُمَّ يُصَلِّي رَكْعَتَيْنِ فَيَسْتَغْفِرُ اللَّهَ عَزَّ وَجَلَّ إِلَّا غَفَرَ لَهُ
"Bir günah işleyip de ardından güzelce abdest alan, sonra (iki rekat) namaz kılıp Allah Azze ve Celle’den bağışlanma dilerse, Allah onu mutlaka bağışlar."
Bu hadisi Tirmizi, İbn Mace ve Nesai de rivayet etmiş, İbn Hibban ise sahih kabul etmiştir. Tirmizi, İbn Mace ve Nesai rivayetinde "mutlaka bağışlar" dedikten sonra şu ayeti okuduğu belirtilir: "Onlar bir hayâsızlık yaptıklarında ya da kendilerine zulmettiklerinde..."
Böylece, günahtan tövbe edip sonra ona dönen kişi, tövbesini yenilemeli, Allah Sübhânehu’dan sadakat ve ihlasla bağışlanma dilemeli ve tövbesinin kabulünü ummalıdır. Günahın tekrarlanması tövbe kapısını kapatmaz; yeter ki tövbe belirttiğimiz gibi olsun: "Dört hususta sadakatle olmalıdır: O günahı terk etmek, pişman olmak, bir daha dönmemeye azmetmek ve eğer bir kul hakkı ise onu iade etmek ya da helallik almak, tüm bunlarda Allah Sübhânehu’ya karşı sadık olmak..."
2- Kafir olup da Müslüman olanın geçmiş günahları kalır mı? Müslüman olup sonra küfre düşen, sonra tekrar İslam’a dönmek isteyenin tövbesi kabul edilir mi yoksa artık İslam’a dönemez mi? Cevap şöyledir:
a- Ahmed sahih bir hadiste İbn Şimase’den, Amr bin el-As’ın şöyle dediğini rivayet eder: "Allah Azze ve Celle kalbime İslam (sevgisini) koyduğunda Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e biat etmek için geldim. Elini bana uzattı. Dedim ki: ‘Ey Allah'ın Resulü! Geçmiş günahlarım bağışlanmadıkça sana biat etmem.’ Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana şöyle buyurdu:
يَا عَمْرُو أَمَا عَلِمْتَ أَنَّ الْهِجْرَةَ تَجُبُّ مَا قَبْلَهَا مِنَ الذُّنُوبِ، يَا عَمْرُو أَمَا عَلِمْتَ أَنَّ الْإِسْلَامَ يَجُبُّ مَا كَانَ قَبْلَهُ مِنَ الذُّنُوبِ
"Ey Amr! Bilmez misin ki hicret, kendisinden önceki günahları silip süpürür? Ey Amr! Bilmez misin ki İslam, kendisinden önceki günahları silip süpürür?"
Beyhaki de Sünen-i Kübra'da Habib bin Ebi Evs'ten rivayet eder; o Amr bin el-As Radiyallahu Anh'ın Müslüman olma kıssasındaki hadisi zikrederek şöyle dediğini aktarır: "Sonra öne çıktım ve dedim ki: 'Ey Allah'ın Resulü! Geçmiş günahlarımın bağışlanması şartıyla sana biat ediyorum.' Gelecekteki günahlarımdan bahsetmedim. Buyurdu ki: 'Ey Amr! Biat et. Çünkü İslam kendisinden öncekileri siler, hicret de kendisinden öncekileri siler.' Bunun üzerine ona biat ettim..."
Amr bin el-As kafirdi ve Müslüman oldu. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona; "Bilmez misin ki İslam, kendisinden önceki günahları silip süpürür?" buyurdu. Yani İslam’dan önceki günahları Allah Sübhânehu’nun izniyle silinmiştir.
b- Kafir olup Müslüman olan, sonra tekrar küfre düşüp ardından yeniden Müslüman olan kimseden Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bunu kabul etmiştir:
Nesai Sünen'inde İbn Abbas’tan rivayet eder: "Ensar'dan bir adam Müslüman oldu, sonra dinden dönüp müşriklere katıldı. Sonra pişman oldu ve kavmine; ‘Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e benim için bir tövbe var mı diye sorun’ diye haber gönderdi. Kavmi Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e gelip dediler ki: ‘Filanca pişman oldu ve kendisine bir tövbe yolu olup olmadığını sormamızı istedi.’ Bunun üzerine şu ayet indi:
كَيْفَ يَهْدِي اللَّهُ قَوْمًا كَفَرُوا بَعْدَ إِيمَانِهِمْ
"İman ettikten sonra inkâr eden bir topluluğu Allah nasıl hidayete erdirir?" (Âl-i İmrân 86) ayetinden başlayarak şu kısma kadar:
غَفُورٌ رَحِيمٌ
"...(Allah) çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir." (Âl-i İmrân 89)
Bunun üzerine ona haber gönderildi ve o da Müslüman oldu." Hakim de Müstedrek’te İbn Abbas’tan benzer bir lafızla rivayet etmiş ve "Bu hadisin isnadı sahihtir ancak Buhari ve Müslim onu tahric etmemiştir" demiştir.
c- Şu ayetlere gelince:
إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا بَعْدَ إِيمَانِهِمْ ثُمَّ ازْدَادُوا كُفْرًا لَنْ تُقْبَلَ تَوْبَتُهُمْ وَأُولَئِكَ هُمُ الضَّالُّونَ
"İman ettikten sonra inkâr eden, sonra da inkârda ileri gidenlerin tövbeleri asla kabul edilmeyecektir. İşte onlar sapıkların ta kendileridir." (Âl-i İmrân 90)
Ve:
إِنَّ الَّذِينَ آمَنُوا ثُمَّ كَفَرُوا ثُمَّ آمَنُوا ثُمَّ كَفَرُوا ثُمَّ ازْدَادُوا كُفْرًا لَمْ يَكُنِ اللَّهُ لِيَغْفِرَ لَهُمْ وَلَا لِيَهْدِيَهُمْ سَبِيلًا
"İman edip sonra inkâr eden, sonra tekrar iman edip yine inkâr eden, sonra da inkârda ileri gidenleri Allah ne bağışlayacak ne de doğru yola eriştirecektir." (Nisâ 137)
Bu ayetler, küfre sapan ve küfürde ısrar edenler (ثُمَّ ازْدَادُوا كُفْرًا) hakkındadır. Bu kişiler, küfür üzere kaldıkları sürece, yani küfürlerini artırdıkları ve küfürde ısrar ettikleri sürece tövbeleri kabul edilmez. Zira tövbenin ilk şartı günahı terk etmektir... Kurtubi tefsirinde (Âl-i İmrân 90) ayeti hakkında şöyle der: "Kutrub dedi ki: Bu ayet Mekke halkından bir grup hakkında inmiştir. Onlar; 'Muhammed’in ölümünü bekleyelim, eğer dönecek olursak kavmimize döneriz' dediler. Bunun üzerine Allah Teâlâ bu ayeti indirdi. Yani küfür üzere kaldıkları sürece tövbeleri kabul edilmeyecektir. Allah Teâlâ bunu 'kabul edilmeyen tövbe' olarak isimlendirdi, çünkü o topluluktan sahih bir azim (kararlılık) çıkmamıştır. Oysa Allah Azze ve Celle, azim sahih olduğunda bütün tövbeleri kabul eder."
Nisâ 137 ayetinin tefsirinde ise şöyle denilmiştir: "(Sonra küfürlerini artırdılar) ifadesinin manası; küfür üzere ısrar ettiler demektir."
3- Allah'ın filancayı bağışlamayacağına yemin eden kişi hakkında zikrettiğiniz hususa gelince; durum şöyledir:
a- Müslim rivayet eder: Bize Cündeb’den haber verildi ki; Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Bir adam dedi ki: ‘Vallahi Allah filancayı bağışlamaz.’ Bunun üzerine Allah Teâlâ buyurdu ki: Kimmiş o Benim adıma, filancayı bağışlamayacağım diye yemin eden (يتألى)? Şüphesiz Ben filancayı bağışladım, senin amelini ise boşa çıkardım." "يتألى" (yetaalla) kelimesi yemin etmek demektir. Taberani’nin Mu'cem-ül Kebir rivayetinde ise; "Bu bir hata (خطِيئة) konumundadır, amele yeniden başlasın (فلْيستقبل العمَل)" ifadesi geçer.
Bu hadislerde adam, Allah'ın filancayı bağışlamayacağına yemin etmiştir. Bu caiz değildir; bir kimse Allah’ın bağışlamayacağına dair nasıl yemin edebilir? Göklerde ve yerde Allah'tan başka hiç kimse gaybı bilemez. Allah Sübhânehu, bağışlamayacağına dair Allah adına yemin ettiği için onun amelini boşa çıkarmakla cezalandırmıştır. Allah, amelin boşa çıkma sebebini hadiste açıkça belirtmiştir.
Senin durumuna gelince; sen sorunda belirttiğin gibi şöyle demişsin: "Vallahi bu sözünden dolayı kıyamet günü hesaba çekileceksin." Kanaatimce bu ifade, o hadisteki ifade ile aynı değildir. Çünkü sen onun hesaba çekileceğine yemin etmişsin ve her insan kıyamet günü hayır ya da şer işlediği her şeyden hesaba çekilecektir:
فَأَمَّا مَنْ أُوتِيَ كِتَابَهُ بِيَمِينِهِ فَيَقُولُ هَاؤُمُ اقْرَءُوا كِتَابِيَهْ * إِنِّي ظَنَنْتُ أَنِّي مُلَاقٍ حِسَابِيَهْ * فَهُوَ فِي عِيشَةٍ رَاضِيَةٍ * فِي جَنَّةٍ عَالِيَةٍ... وَأَمَّا مَنْ أُوتِيَ كِتَابَهُ بِشِمَالِهِ فَيَقُولُ يَا لَيْتَنِي لَمْ أُوتَ كِتَابِيَهْ * وَلَمْ أَدْرِ مَا حِسَابِيَهْ
"Kitabı sağından verilen; ‘Alın kitabımı okuyun’ der. ‘Zira ben hesabımla karşılaşacağımı sezmiştim.’ Artık o hoşnut bir hayat içindedir. Yüksek bir cennettedir... Kitabı solundan verilen ise; ‘Keşke kitabım bana verilmeseydi, hesabımın ne olduğunu bilmeseydim’ der." (Hakka Suresi 19-26)
Allah Teâlâ şöyle buyurur: "De ki: ‘Ey Rabbimiz! Hesap gününden önce bizim payımızı acele ver!’" Yine şöyle buyurur: "Kimin kitabı sağından verilirse, o kolay bir hesapla hesaba çekilecek... Kimin de kitabı sırtının arkasından verilirse, o helak olmayı çağıracak ve alevli ateşe girecektir." (İnşikak Suresi 7-12)
Görüldüğü üzere bu ayetler, insanların fiillerinden dolayı hesaba çekileceklerine delalet eder. Dolayısıyla birinin ameli sebebiyle hesaba çekileceğine dair yemin etmen durumunda, tercih ettiğim görüşe göre amelin boşa çıkması hükmü buna uygulanmaz. Çünkü bu, o adamın Allah'ın filancayı bağışlamayacağına dair ettiği yeminden farklıdır; zira o adamın yemini yanlıştır, çünkü Allah’ın onu bağışlayacağını mı yoksa cezalandıracağını mı bilemez. Bu meselede tercihim budur; Allah en iyi bilendir ve en hikmetli hükmü verendir.
Sonuç olarak; amelini Allah için halis kıl, bir daha asla dönmemeye azmederek O’na sadakatle tövbe et ve işlediğin her günahtan dolayı pişman ol. Eğer üzerinde bir hak varsa ondan kurtul. Ali Radiyallahu Anh'ın Ebu Bekir Sıddık Radiyallahu Anh'dan, onun da Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’den rivayet ettiği hadiste olduğu gibi: "Bir günah işleyip de ardından güzelce abdest alan, sonra namaz kılıp Allah Azze ve Celle’den bağışlanma dileyen hiçbir kul yoktur ki, Allah onu bağışlamasın." Allah Sübhânehu’dan bizi ve seni bağışlamasını, hepimizi en doğru yola iletmesini dilerim. Allah salihlerin dostudur.
Kardeşiniz Ata bin Halil Ebu el-Raşta