Home About Articles Ask the Sheikh
Soru & Cevap

Soru Cevap: Haraci Arazide Vakıf

December 23, 2019
3657

Hizb-ut Tahrir Emiri Celil Âlim Ata bin Halil Ebu’r Raşte’nin Facebook Sayfası Takipçilerinin "Fıkhi" Sorularına Verdiği Cevaplar Serisi

Soru Cevap

Yusuf Ebu İslam’a

Soru:

Allah seni mübarek kılsın ve ilminden bizi faydalandırsın. Ancak Şeyhim, eğer lütfederseniz iki sorum olacak: Birincisi; vakıf işleminde, vakfeden kişinin vakfettiği şeyin bizzat mülkiyetine (rakabe) sahip olmasının şart olduğunun delili nedir? İkincisi; öşri veya haraci olması bakımından arazideki tasarruflarda, vakıf dışında başka hüküm farkları var mıdır? Allah bizim ve partimiz için ömrünü bereketli kılsın, sana afiyet versin ve senin ellerinle fethi nasip etsin.

Cevap:

Ve aleykümselam ve rahmetullahi ve berakatüh,

Birincisi: Haraci arazide vakıf meselesi fakihler arasında ihtilaflı bir konudur:

1- Bazı fakihler, haraci arazi üzerinde inşa edilen binaların veya yapılan ekimlerin vakfedilmesini caiz görürler. Eğer kişi sahip olduğu haraci arazi üzerine bir okul inşa ederse, bunu öğrenciler için vakfetmesi caizdir... Veya oraya zeytin ağaçları dikerse, bu vakfın kalıcı olması şartıyla ürünlerini fakir ve muhtaçlar için vakfetmesi caizdir.

Kuveyt Fıkıh Ansiklopedisi’nde şöyle geçmektedir:

"İbn-i Abidin, el-Hassaf’tan şunu nakletmiştir: (Çarşı dükkanlarının vakfedilmesi; eğer arazi, sultanın kendilerini oradan çıkarmadığı bir kiralama ile onu inşa edenlerin elindeyse caizdir. Zira biz bu dükkanların, bina sahiplerinin elinde olduğunu, onlara miras kaldığını ve aralarında taksim edildiğini gördük; sultan onlara müdahale etmez ve onları oradan çıkarmaz. Sultanın onlardan alacağı sadece bir gelirdir (galle). Bu mülkiyet nesilden nesle devredilmiş, asırlar geçmiş ve onların ellerinde kalmıştır; onu alıp satarlar, kiralarlar, vasiyetleri geçerli olur, binasını yıkıp yeniden yaparlar veya yerine başkasını inşa ederler. İşte bu yüzden vakfedilmesi de caizdir). İbn-i Abidin dedi ki: 'el-Feth' sahibi de bunu onaylamış ve gerekçe olarak 'ebedilik' vasfının devamını göstermiştir.

Eğer araziye dikilen bir ağaç/fidan ise, onun vakfedilme hükmü binanın hükmü gibidir. Ancak arazide yapılan işlem sadece toprak veya gübre takviyesi ise, onun vakfedilmesi sahih olmaz." (Bitti)

2- Bazı fakihler ise, geçici olsa bile menfaat vakfını caiz görürler. Eğer bir kimse bir evi bir yıllığına kiralarsa, bu evi kira sözleşmesindeki süre boyunca muhtaçlar için vakfetmesi caizdir... Veya hasat sonuna kadar bir ekini kiralarsa, kira sözleşmesine göre o ürün süresince onu muhtaçlara vakfedebilir. Yani bu görüş, menfaat vakfını caiz görür ve bunun sadece kalıcı olması değil, geçici olması da mümkündür:

Kuveyt Fıkıh Ansiklopedisi’nde şöyle geçmektedir: "Hanefî, Şafiî ve Hanbelî fakihlerin cumhuru, menfaat vakfının caiz olmadığı görüşündedirler. Zira onlar, vakfedilen şeyin, aslı baki kalmak şartıyla kendisinden yararlanılan bir ayn (rakabe) olmasını şart koşarlar ve vakfın ebedi olmasını şart koşarlar (1)... Malikiler ise menfaat vakfının caiz olduğu görüşüne varmışlardır. Bir evi belirli bir süreliğine kiralayan kimsenin, o süre zarfında evin menfaatini vakfetmesi caizdir ve bu vakıf sürenin bitmesiyle sona erer. Çünkü onlara göre vakfın ebedi olması şart değildir (2)...

(1) Mugni’l Muhtâc 2/377, Şerhu Münteha’l İradât 2/492, el-Bedâi 6/220, Haşiyet-u İbn-i Abidin 3/359... (2) eş-Şerhu’l Kebir ve Haşiyet-u Dusuki 4/76, eş-Şerhu’s Sağir 2/298 Halebi baskısı." (Bitti)

İkincisi: Tercih edilen (raci) görüşe göre vakıf, ancak mülkiyetin aslı (rakabe) kalıcı olarak vakfeden kişiye ait olduğunda caizdir. Bu meselede konuya dair sahih delillere dayanarak tercih ettiğimiz görüş budur. Açıklaması şöyledir:

1- Mukaddimetü’d Düstur (Anayasa Mukaddimesi) 2. Bölüm 133. Maddenin şerhinde şu ifadeler yer almaktadır:

"Öşri ve haraci arazilerin takas edilmesi ve sahibinden miras kalması haktır; çünkü bu araziler sahibinin gerçek mülküdür ve mülkiyetin tüm hükümleri bunlara uygulanır. Bu durum öşri araziler için açık bir husustur. Haraci araziler ise mülkiyet bakımından tıpkı öşri araziler gibidir. Aralarında sadece iki noktada fark vardır: Birincisi, sahip olunan şeyin özü (ayni) bakımından; ikincisi ise araziden alınması gereken yükümlülük bakımındandır.

Sahip olunan şeyin özü bakımından fark: Öşri arazi sahibi, arazinin hem mülkiyetinin aslına (rakabe) hem de menfaatine sahiptir. Haraci arazi sahibi ise sadece menfaatine sahiptir, mülkiyetin aslına (rakabe) sahip değildir. Bunun sonucu olarak; öşri arazi sahibi arazisini vakfetmek istediğinde, dilediği zaman bunu yapabilir; çünkü arazinin aynına yani rakabesine sahiptir. Haraci arazi sahibi ise arazisini vakfetmek istediğinde buna güç yetiremez. Çünkü vakıf için, vakfedenin vakfettiği şeyin aynına/aslına (rakabe) sahip olması şarttır. Haraci arazi sahibi ise arazinin aynına sahip değildir, sadece menfaatine sahiptir; çünkü arazinin rakabesi Beytülmal’e aittir.

Araziden alınması gereken yükümlülük bakımından fark: Öşri arazide öşür (onda bir) veya yarım öşür (yirmide bir) ödenmesi gerekir. Yani çıkan ürün nisaba ulaştığında zekat verilmesi vaciptir. Haraci arazide ise harac ödenmesi gerekir, yani devletin o arazi için yıllık olarak belirlediği miktar ödenir..." (Bitti). Görüldüğü gibi haraci arazide vakıf caiz değildir; çünkü vakıf için arazinin rakabe mülkiyeti şarttır. Haraci arazinin rakabesi ise Beytülmal’e aittir; sahibi ona değil, sadece kullanım hakkına (menfaatine) maliktir.

2- Bu konuda daha önce 13/02/2019 tarihinde bir soru cevap yayınlamıştık, muhtemelen sorunuzda ona işaret ediyorsunuz. Orada şöyle denilmişti: "...Örneğin, vakfın sıhhati için vakfedilenin aynının (rakabe) mülkiyeti şarttır. Dolayısıyla öşri arazi sahibi, arazisini vakfetmek istediğinde dilediği vakit bunu yapabilir; zira onun aynına yani rakabesine sahiptir. Haraci arazi sahibi ise vakfetmek istediğinde bunu yapamaz; çünkü vakfedenin vakfettiği şeyin aynına sahip olması şarttır. Haraci arazi sahibi arazinin aynına değil, sadece menfaatine sahiptir; çünkü arazinin rakabesi Beytülmal’e aittir." (Bitti).

3- Vakfın sahih olması için rakabe mülkiyetinin (menfaatin aslının) şart olduğuna dair delillerden bazıları şunlardır:

  • Buhari, Sahih’inde İbn Ömer (ra)’dan şöyle rivayet etmiştir: Ömer b. Hattab, Hayber’de bir araziye sahip olmuştu. Bu konuda ne yapacağını sormak için Nebi (sav)’e gelerek şöyle dedi: "Ey Allah’ın Resulü! Hayber’de öyle bir araziye sahip oldum ki, şimdiye kadar ondan daha değerli bir mala sahip olmamıştım. Bu konuda bana ne emredersiniz?" Allah Resulü şöyle buyurdu:

إِنْ شِئْتَ حَبَسْتَ أَصْلَهَا وَتَصَدَّقْتَ بِهَا

"İstersen aslını tut (vakfet), mahsulünü ise sadaka olarak ver." (Buhari)

Bunun üzerine Ömer onu sadaka olarak verdi (vakfetti); aslı satılmaz, hibe edilmez ve miras bırakılmaz. Onu fakirlere, yakın akrabaya, köle azat etmeye, Allah yolunda cihada, yolculara ve misafirlere tasadduk etti. Onu yöneten kişinin ondan örfe uygun şekilde yemesinde ve bir mal biriktirme amacı gütmeden bir arkadaşına yedirmesinde bir sakınca yoktur. (Buhari)

  • Yine Buhari Sahih’inde İbn Ömer (ra)’dan şöyle rivayet etmiştir: Ömer, Resulullah (sav) zamanında kendisine ait olan bir malı tasadduk etti. Bu mal "Semğ" denilen bir hurmalıktı. Ömer dedi ki: "Ey Allah’ın Resulü! Değerli bir mal elde ettim ve onu tasadduk etmek istiyorum." Bunun üzerine Nebi (sav) şöyle buyurdu:

تَصَدَّقْ بِأَصْلِهِ لَا يُبَاعُ وَلَا يُوهَبُ وَلَا يُورَثُ وَلَكِنْ يُنْفَقُ ثَمَرُهُ

"Onun aslını sadaka olarak ver (vakfet); satılmaz, hibe edilmez ve miras bırakılmaz, fakat mahsulü infak edilir." (Buhari)

  • Müslim de Sahih’inde İbn Ömer’den şöyle rivayet etmiştir: Ömer Hayber’de bir arazi edindi ve bu konuda ne yapacağını danışmak için Nebi (sav)’e gelerek dedi ki: "Ey Allah’ın Resulü! Hayber’de öyle bir araziye sahip oldum ki, katımda ondan daha değerli bir malım olmadı. Bu konuda bana ne emredersiniz?" Resulullah şöyle buyurdu:

إِنْ شِئْتَ حَبَسْتَ أَصْلَهَا وَتَصَدَّقْتَ بِهَا

"İstersen aslını tut (vakfet) ve mahsulünü sadaka olarak dağıt." (Müslim)

Ömer de onu; aslı satılmaz, satın alınmaz, miras bırakılmaz ve hibe edilmez şartıyla tasadduk etti. Ömer onu fakirlere, yakınlara, kölelere, Allah yoluna, yolcuya ve misafire tasadduk etti...

Böylece Allah Resulü (sav)’in hadisleri, vakfın mahiyetini açıklamada gayet nettir: Vakıf, vakfedilenin aynını (rakabe) hapsetmek (tutmak) ve menfaatini Allah yoluna tahsis etmektir. Bir şeyin hapsedilmesi/tutulması ise, o şeyin hapseden (vakfeden) kişiye ait bir rakabe mülkiyeti olmasını gerektirir. Bir şeye sahip olmayan onu hapsedemez. Bir şeyi hapsetmek ancak malikine aittir; zira bu, o şeyin özü (rakabe) üzerinde bir tasarruftur. Eğer o şeyin özü kendisine ait değilse, onu nasıl hapsederek tasarrufta bulunabilir? Ömer b. Hattab (ra), yukarıdaki hadislerde görüldüğü üzere Nebi (sav)’in hapsini emrettiği şeyin rakabe mülkiyetine sahipti. Hadiste geçtiği üzere: "Hayber’de bir araziye sahip oldu (isâbe etti)... katımda ondan daha değerli bir malım olmadı", yani o araziye malik oldu ve arazi onun oldu; yani rakabesine sahip oldu. Sonra bu malda nasıl tasarruf edeceğini sormak üzere Nebi (sav)’e geldi. Dolayısıyla vakfın meşruiyetine delalet eden hadisten açıkça anlaşılıyor ki, bir şeyi vakfedenin onun rakabesine malik olması şarttır. Resulullah (sav) yukarıdaki hadislerde şöyle buyurmaktadır:

"İstersen aslını tut (habeste aslehâ)...", "Aslını tasadduk et (tesaddek bi aslihî)...", "İstersen aslını tut (habeste aslehâ)...". Haraci arazinin rakabesi ise Müslümanların Beytülmal’i için hapsedilmiştir (tutulmuştur). Yani onun rakabesi sahibine ait değildir; sahibi sadece menfaatine maliktir. Madem sahibi, Beytülmal için hapsedilmiş olduğu için onun rakabesine malik değildir, o halde onun rakabesini nasıl hapsedebilir (vakfedebilir)?

4- Şer’i delillerin tatbiki açısından tercih ettiğimiz ve benimsediğimiz görüş budur: Yani haraci arazilerin vakfedilmesi caiz değildir; ancak satılması, hibe edilmesi, kendisinin veya bedelinin tasadduk edilmesi ve vakıf hariç diğer tüm şer’an caiz olan tasarruflar yapılabilir. Belirttiğimiz üzere vakıf için rakabe mülkiyeti şarttır ve haraci arazide bu mülkiyet Beytülmal’e aittir.

Üçüncüsü: "Arazideki tasarruflarda vakıf dışında öşri ve haraci olması bakımından başka farklar var mıdır?" sorunuza gelince; cevabımız şudur ki, haraci ve öşri arazilerin tasarrufunda yukarıda zikredilen iki husus dışında başka bir fark tespit etmiş değiliz. Yani öşri araziden zekat (öşür), haraci araziden ise harac alınması farkı ve öşri arazide vakfın caiz olup haraci arazide caiz olmaması farkı.

Katımızda raci (üstün) ve mutabanna (benimsenen) olan görüş budur. Allah en iyi bilendir, hüküm sahibi O'dur.

Kardeşiniz Ata bin Halil Ebu’r Raşte

21 Rebiülahir 1441 H. 18/12/2019 M.

Emir'in (Allah onu korusun) Facebook sayfasındaki cevap linki

Emir'in (Allah onu korusun) web sayfasındaki cevap linki

Makaleyi Paylaş

Bu makaleyi ağınızla paylaşın