Home About Articles Ask the Sheikh
Soru & Cevap

Soru Cevap: Zekât ve Babayla Oğulun Borçları

July 16, 2017
5105

(Hizb-ut Tahrir Emiri Şeyh Atâ b. Halil Ebû’r Raşte’nin, Facebook Sayfası Takipçilerinin "Fıkhî" Sorularına Verdiği Cevaplar Serisi)

Soru Cevap

Zekât ve Babayla Oğulun Borçları

Abu Khaled'e

Soru:

Selamun Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuhu değerli Şeyhimiz, size en içten selamlarımı sunuyorum...

Zekât ve borçlar hakkında bir sorum var, umarım cevaplamak için vaktiniz olur:

Babamın çok borcu var; şu an bizim örfümüzde babanın veya oğlun malı veya borcu arasında bir ayrım yapmamak adet haline geldi. Bu, onun borçlarının otomatik olarak benim borcum olduğu ve her ikimizin de bunları ödemek için çalıştığı anlamına geliyor. Ancak İslam hukukundaki gerçek durum nedir? Özellikle malın zekâtı açısından? Borç sadece babama mı aittir ve bu yüzden ona mı zekât düşmez, yoksa o ve ben aynı durumda mıyız?

Allah sizi mübarek kılsın, sizi korusun. Almanya’daki pek çok gençten size en içten selamlarımızı iletiyorum.

As Salaam Alaikum Wa Rahmatullah Wa Barakatuhu our honourable Sheikh, and warm greetings to you. I have a question regarding Zakat and debts, I hope you have the time to answer my questions.

My father has a lot of debt. Now it is customary with us that we do not distinguish between the money or debts of the father and the son. That means his debts are also mine automatically and we both work to settle them. But what does it look like in Islamic law? Especially from the perspective of Zakat? Is only my father debtor and is freed from the zakat or are we both?

Barkallahu feekum، my Allah bless you and many greetings from the Shabab in Germany

Cevap:

Ve Aleykumselam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu

1- Şer’i açıdan babanın malı oğlun malından ayrıdır, babanın borcu da oğlun borcundan ayrıdır. Şeriat, babaya kendi malı üzerinde tasarruf yetkisi vermiş, oğla da kendi malı üzerinde tasarruf yetkisi vermiştir. Şeriat, oğlun malından bağımsız olarak babanın malına bazı haklar ve görevler yüklemiş; aynı şekilde babanın malından bağımsız olarak da oğlun malına haklar ve görevler yüklemiştir. Çünkü her birinin bağımsız bir zimmeti (mali sorumluluğu) vardır... Örneğin Şeriat, babanın malı nisaba ulaştığında ve üzerinden bir yıl (havl) geçtiğinde, oğlunun malına bakılmaksızın malının zekâtını vermesini farz kılmıştır. Aynı durum oğul için de geçerlidir... Yine örneğin, babasının malından bağımsız olarak, oğlun sarf ettiği bir emek karşılığında mal edinmesine izin vermiştir... Dolayısıyla İslam’da her birey, Şer’i hükümlere göre kendine has bir zimmete sahiptir...

2- Oğlun malının babanın malından, babanın malının da oğlun malından ayrı olduğunun delillerinden bazıları şunlardır:

a- Oğul, babanın tüm malına mirasçı olmaz, aksine başkaları da ona ortak olur. Aynı şekilde baba da oğlun tüm malına mirasçı olmaz, başkaları da ona ortak olur. Allahu Teâlâ şöyle buyurmuştur:

يُوصِيكُمُ اللهُ فِي أَوْلَادِكُمْ لِلذَّكَرِ مِثْلُ حَظِّ الْأُنْثَيَيْنِ

"Allah size, çocuklarınız hakkında, erkeğe kadının payının iki katı (miras vermenizi) emreder." (Nisâ [4]: 11)

Ardından şöyle buyurmuştur:

وَلِأَبَوَيْهِ لِكُلِّ وَاحِدٍ مِنْهُمَا السُّدُسُ مِمَّا تَرَكَ

"Eğer ölenin çocuğu varsa, ana-babasından her biri için bıraktığı mirastan altıda bir hisse vardır." (Nisâ [4]: 11)

Allah Azze ve Celle, oğlun malından babayla birlikte başkalarını da mirasçı kılmıştır. Dolayısıyla malın, oğul hayattayken babaya ait olması, sonra da bir kısmının babadan başkasına geçmesi imkânsızdır. Allah Azze ve Celle miras ayetinde şöyle buyurmuştur:

وَلِأَبَوَيْهِ لِكُلِّ وَاحِدٍ مِنْهُمَا السُّدُسُ

"Ana-babasından her biri için altıda bir hisse vardır." (Nisâ [4]: 11)

Böylece evladın ölümüyle annesi için onun malında bir pay belirlemiştir. Bir evladın ölümüyle, babasına ait olan bir malın bir kısmına annesinin hak kazanması (evladın mülkiyeti olmadan) imkânsızdır!

b- Miras dağıtılmadan önce, baba veya oğul vasiyette bulunabilir ve bu vasiyet, diğeri razı olsa da olmasa da yerine getirilir. Bundan önce de miras dağıtılmadan önce borçlar ödenir. Bu da ölünün terekesinin kendi malı olduğunu, babasının veya oğlunun malı olmadığını gösterir. Allah Azze ve Celle şöyle buyurmuştur:

مِنْ بَعْدِ وَصِيَّةٍ يُوصِي بِهَا أَوْ دَيْنٍ

"(Bu paylaştırma) ölenin yapacağı vasiyetten veya borcundan sonradır." (Nisâ [4]: 11)

Kişinin üzerindeki borcun kendisinin değil de babasının malından ödenmesinin vacip olması veya babasına ait bir mal üzerinde vasiyette bulunabilmesi imkânsızdır...

c- Ahmed'in Müsned'inde Abdullah b. Amr'dan rivayet ettiği kurban hadisi: Bir adam Resulullah ﷺ'e gelerek: "Ey Allah'ın Resulü, bana bir şeyler öğret... Seni hak ile gönderene yemin ederim ki, bunun üzerine asla bir şey eklemem" dedi ve dönüp gitti. Bunun üzerine Resulullah ﷺ: "Bu adamcağız kurtuluşa erdi, bu adamcağız kurtuluşa erdi" buyurdu. Sonra "Onu bana geri getirin" dedi. Adam gelince ona: "Kurban bayramı gününü (kutlamakla) emrolundum, Allah onu bu ümmet için bir bayram kıldı" buyurdu. Adam: "Peki ya yanımda oğlumun (bana sütünden faydalanmam için verdiği) emanet devesinden (menîha) başka bir şey bulamazsam, onu kurban edeyim mi?" diye sordu. Resulullah ﷺ: "Hayır, fakat saçından alırsın, tırnaklarını kesersin, bıyığını kısaltırsın ve etek tıraşı olursun. İşte bu, Allah katında senin kurbanının tamamlanmasıdır" buyurdu. Ebû Dâvûd da benzerini rivayet etmiştir. Şerhu Meâni'l-Âsâr'da da benzeri yer alır. Dârekutnî ise Sünen'inde şu lafızla rivayet etmiştir: Adam dedi ki: "Eğer babamın menîhasından veya babamın ve ailemin koyunundan veya onların menîhasından başka bir şey bulamazsam onu keseyim mi?" Resulullah ﷺ: "Hayır, fakat tırnaklarını kes, bıyığını kısalt, etek tıraşı ol. İşte bu, Allah katında senin kurbanının tamamlanmasıdır" buyurdu.

Babanın oğlunun emanet hayvanını veya oğlun babasının emanet hayvanını kurban etmesi caiz olmadığına göre, bu durum babanın malının oğlun malından ayrı olduğu anlamına gelir.

d- Şemseddin Ebû Abdullah Muhammed b. Muhammed b. Abdurrahman el-Mağribî (Hattâb er-Ruaynî el-Mâlikî, ö. 954 h.) tarafından yazılan Mevâhibü'l-Celîl fî Şerhi Muhtasari Halîl (2/505) adlı eserde şöyle geçmektedir:

"(Dokuzuncu Mesele) Kişinin üzerinde borç varsa, bunun ödenmesi ihtilafsız hacdan önce gelir. Babasının borcu ise böyle değildir; zira hac (babasının borcundan) önce gelir. İster haccın fevren (hemen) ister terahiyle (zaman içinde) farz olduğunu söyleyelim, borç ister vadeli ister peşin olsun fark etmez. Et-Tırâz'da şöyle denilmiştir: 'Eğer üzerinde borç varsa ve elinde malı varsa, borç o mal üzerinde hacdan daha hak sahibidir.' Mâlik bunu el-Muvvâziyye'de söylemiştir. Ona şöyle denildi: 'Eğer babasının borcu varsa, babasının borcunu mu ödesin yoksa hacca mı gitsin?' Mâlik: 'Aksine hacca gitsin' dedi. Bu durum gayet açıktır; zira hac onun üzerinde bir borçtur (fevren veya terahiyle). Babasının borcu ise peşin veya vadeli olarak onun üzerinde bir borç değildir. Kendisine vacip olanı yapması, vacip olmayanı yapmasından daha önceliklidir.)" Bitti.

3- "Sen ve malın babana aitsiniz" hadisi de bu şekilde anlaşılır:

  • Müşkilü'l-Âsâr’da şöyle geçer: Câbir b. Abdullah’tan rivayet edildiğine göre bir adam Resulullah ﷺ’e gelerek: "Benim malım ve ailem var, babamın da malı ve ailesi var. Babam benim malımı kendi malına katmak (almak) istüyor" dedi. Resulullah ﷺ: "Sen ve malın babana aitsiniz" buyurdu... İbn Ebî İmrân’a bu hadis sorulduğunda şöyle demiştir: Resulullah ﷺ’in bu hadisteki "Sen ve malın babana aitsiniz" sözü, Ebû Bekir (r.a.)’ın Peygamber ﷺ’e söylediği: "Ey Allah’ın Resulü, ben ve malım ancak seniniz" sözü gibidir. Bu sözü, Resulullah ﷺ: "Hiçbir mal bana Ebû Bekir’in malının fayda verdiği kadar fayda vermedi" buyurduğunda söylemiştir. Yani Ebû Hureyre’den rivayet edilen; Resulullah ﷺ’in: "Hiçbir mal bana asla Ebû Bekir’in malının fayda verdiği kadar fayda vermedi" sözü kastedilmektedir. Ebû Bekir (r.a.) bunun üzerine: "Ben ve malım ancak seniniz ey Allah’ın Resulü" demiştir. Ebû Bekir (r.a.)’ın bu sözüyle kastı şudur: "Eşya sahiplerinin eşyaları üzerindeki tasarrufları nasıl geçerli ise, senin de benim ve malım üzerindeki sözlerin ve fiillerin öylece geçerlidir." Resulullah ﷺ’in bu hadisteki soruyu soran kişiye verdiği cevap da bu anlamdadır, Allah en iyisini bilir.

  • Aynı şekilde İbn Hibbân Sahih'inde şöyle rivayet etmiştir: (Aişe r.a.'dan rivayet edildiğine göre bir adam Resulullah ﷺ’e gelerek babasıyla olan bir borç davasını şikâyet etti. Nebi ﷺ: "Sen ve malın babana aitsiniz" buyurdu.) Ebû Hâtim dedi ki: Bunun anlamı; Resulullah ﷺ o kişiyi, yabancılara davrandığı gibi babasına davranmaktan men etmiş; malı babasına ulaşana kadar ona hem sözle hem de fiille iyilikle ve yumuşaklıkla davranmasını emretmiştir. Yoksa oğlun malına, oğlun gönül rızası olmadan babanın hayattayken malik olması demek değildir. İbn Raslân ise şöyle demiştir: Buradaki "lam" harfi mülkiyet için değil mübahlık (istifade) içindir. Zira oğlun malı kendisinindir, zekâtı ona aittir ve ondan başkasına miras kalır.

4- Buna göre; malın nisaba ulaşır ve üzerinden bir yıl geçerse malının zekâtını verirsin. Babannın da malı nisaba ulaşır ve üzerinden bir yıl geçerse, eğer borcu yoksa zekâtını verir. Eğer borcu varsa, borç ödendikten sonra kalan miktar nisabın üzerindeyse kalan kısmın zekâtını verir. Çünkü bizim katımızda tercih edilen görüş; borcun, nisabı bitirmesi veya nisabın altına düşürmesi durumunda zekâta engel olduğudur. İslam Devletinde Mali Yapı (el-Emvâl fî Devlet-il Hilâfe) kitabımızda borcun zekâtı bahsinde (sayfa 165) şöyle denmektedir:

"Kimin nisaba ulaşan ve üzerinden bir yıl geçen bir malı olur da, bu malı tamamen kapsayan veya borç ödendikten sonra kalan kısmı nisabın altına düşüren bir borcu bulunursa, o kişiye zekât düşmez. Örneğin bin dinarı olup da bin dinar borcu olması veya kırk altın dinarı olup da otuz altın dinar borcu olması gibi. Bu iki durumda da zekât gerekmez; zira o kişi nisaba malik değildir. Nâfi'den, o da İbn Ömer'den rivayetle Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Bir kimsenin bin dirhemi olur da aynı zamanda bin dirhem de borcu bulunursa, ona zekât düşmez» (İbn Kudâme, el-Muğnî).

Ancak borçtan arta kalan mal nisaba ulaşıyorsa, onun zekâtını vermesi farzdır. Ebû Ubeyd'in Sâib b. Yezid'den rivayet ettiğine göre: Osman b. Affân'ın şöyle dediğini duydum: «Bu ay sizin zekât ayınızdır. Kimin üzerinde borç varsa onu ödesin, ta ki mallarınızın zekâtını (net bir şekilde) çıkarasınız.» İbn Kudâme el-Muğnî'de bunu şu lafızla zikreder: «Kimin borcu varsa borcunu ödesin, kalan malının da zekâtını versin.» Bunu sahabe topluluğu önünde söylemiş ve kimse ona itiraz etmemiştir, bu da onların bu konuda icma ettiklerini gösterir." (İslam Devletinde Mali Yapı kitabından alıntı sonu).

Buna göre, soruyu soran kişinin babasının nisaba ulaşmış ve üzerinden bir yıl geçmiş bir malı varsa ve borcu da bulunuyorsa, elindeki maldan borcunu düşer. Eğer borç tüm malı tüketiyorsa veya geriye nisabın altında bir miktar kalıyorsa babaya zekât düşmez... Eğer malından borç düşüldükten sonra nisabı aşan bir miktar kalıyorsa, o zaman kalan miktarın zekâtını verir...

Borçlu babanın çocuklarına gelince; sorudan anlaşıldığı üzere borç onların zimmetine değil, babalarının zimmetine aittir... Çocukların yaptığı şey, babalarına borcunu ödemesinde yardımcı olmaktır ki bu, anne babaya iyilik (birr-ul valideyn) kapsamındadır. İslam bunu şiddetle teşvik etmiştir:

وَبِالْوَالِدَيْنِ إِحْسَانًا

"Ana-babaya iyilik edin." (Bakara [2]: 83)

Buhârî'nin Abdullah b. Mesud (r.a.)'dan rivayet ettiğine göre: "Resulullah ﷺ'e: 'Ey Allah'ın Resulü, hangi amel daha faziletlidir?' diye sordum. «Vaktinde kılınan namaz» buyurdu. 'Sonra hangisi?' dedim. «Anne babaya iyilik etmek» buyurdu. 'Sonra hangisi?' dedim. «Allah yolunda cihat etmek» buyurdu."

Dolayısıyla çocukların babalarına yardım etmesi birr-ul valideyn (anne babaya iyilik) babındandır. Ancak çocuklar, kendi borçlarını ödedikten sonra kendi mallarının zekâtından sorumludurlar. Eğer malları nisaba ulaşır ve üzerinden bir yıl geçerse, mallarının zekâtını vermeleri gerekir... Şayet babalarının borcunu, zekât yılı dolmadan (havl dolmadan) kendi mallarından öderlerse, babalarının borcunu ödedikleri o miktar için zekât vermezler; zira o para zekât vacip olmadan önce ellerinden çıkmıştır. Geriye, borç ödemesinden sonra ellerinde kalan miktar nisaba ulaşıyorsa ve üzerinden bir yıl geçerse, o kalan miktarın zekâtını vermeleri gerekir.

Kardeşiniz Atâ b. Halil Ebû’r Raşte

22 Şevval 1438 H. 16/07/2017 M.

Emir’in Facebook sayfasındaki cevabın linki: https://web.facebook.com/AmeerhtAtabinKhalil/photos/a.122855544578192.1073741828.122848424578904/658722957658112/?type=3&theater

Emir’in Google Plus sayfasındaki cevabın linki: https://plus.google.com/u/0/b/100431756357007517653/100431756357007517653/posts/JC6Q9jhRjYA

Emir’in Twitter sayfasındaki cevabın linki: https://twitter.com/ataabualrashtah/status/886640652192276480

Emir’in Web sayfasındaki cevabın linki: http://archive.hizb-ut-tahrir.info/arabic/index.php/HTAmeer/QAsingle/3817/

Makaleyi Paylaş

Bu makaleyi ağınızla paylaşın