Soru:
(Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Cuma günü, Etiyopya'nın Tigray bölgesinde ateşkes sağlanması konusunda bir anlaşmaya varamadı... France 24 / AFP 20.11.2021) Etiyopya ordusu yaklaşık bir yıl önce Tigray Kurtuluş Cephesi isyanını bastırmayı ve bölge üzerinde tam kontrol sağlamayı başarmıştı. Ancak Tigray Kurtuluş Cephesi güçlü bir şekilde geri dönerek bölgeyi kontrolü altına aldı ve başkent Addis Ababa'ya ulaşma tehdidinde bulunarak sınırlarını genişletmeye başladı. Peki, bu olaylar yerel ve iç milliyetçi bir çatışmanın sonucu mu, yoksa uluslararası bir çatışmadan mı besleniyor?
Cevap:
Cevabın netleşmesi için Etiyopya'daki çatışmanın uluslararası boyutlarını, yerel milliyetçi boyutlarını ve bunların olaylar üzerindeki etkisini incelemek gerekir:
Birincisi: Uluslararası Boyutlar:
1- Uluslararası açıdan bakıldığında Etiyopya, 1941 yılında İngilizlerin yardımıyla ülkeden kovulana kadar doğrudan İtalyan işgali altındaydı. 1941'de İmparator Haile Selassie'nin yeniden tahta çıkmasıyla Etiyopya İngiliz nüfuzu altına girdi. Amerika, solcu sosyalist söylemler aracılığıyla 1974'te solcu subayların darbesiyle İngiliz nüfuzunu kırmayı başarınca, Etiyopya Amerikan nüfuzu altına girdi. Darbeci subaylar arasındaki çatışmanın ardından, 1977'de yönetim Mengistu Haile Mariam liderliğinde istikrara kavuştu ve İngiliz nüfuzunun geri dönüş yollarının çoğu kapatıldı. Etiyopya'daki yönetim, yöneticiler değişse de bugüne kadar Amerika'ya bağlı kalmaya devam etti.
2- Etiyopya'daki Tigray bölgesi kapalı bir bölge olarak kabul edilir; kuzey ve batıdan Eritre ve Sudan ile, diğer taraflardan ise devlete bağlı diğer Etiyopya eyaletleri ile kuşatılmıştır. Bu nedenle, bu bölgedeki isyancılara yapılacak herhangi bir büyük askeri destek, ancak Etiyopya içindeki veya Sudan ya da Eritre'deki Amerikan ajanları aracılığıyla olabilir. Bu da demektir ki, Avrupalı devletler siyasi iradeye sahip olsalar bile, isyancı bölgeye kayda değer bir askeri destek sağlama gücünden yoksundurlar. Ayrıca, Addis Ababa'daki merkezi hükümete muhalif olan Tigray Kurtuluş Cephesi liderleri, Amerika ile doğrudan ilişki içindedir. Avrupalıların isyancı bölgeye verdiği bazı siyasi destekleri ve Etiyopya ordusunun 2020'de bölgeyi kontrol altına almasını eleştiren bazı Avrupalı açıklamaları istisna tutarsak, merkezi hükümet ile Tigray Kurtuluş Cephesi arasındaki çatışma, kayda değer bir Avrupa boyutundan yoksundur.
3- Etiyopya'nın son yıllarda bölgesel ve uluslararası arenada öne çıkmasına neden olan Hedasi Barajı (Rönesans Barajı) meselesi ise Mısır ve Sudan'ı ilgilendiren bir meseledir ve bu ülkelerin yöneticileri Amerika'nın ajanlarıdır. Sudan'ın görevden alınan Başbakanı Abdullah Hamdok'un İngiliz ve Avrupalıların ajanı olarak kabul edilmesi bu durumu değiştirmez; zira Sudan'daki gerçek güç merkezleri hâlâ Amerika'nın elindedir. Yani Sudan'daki yeni İngiliz ve Avrupa ajanları, Etiyopya'nın Tigray bölgesine İngilizler ve Avrupalılar lehine müdahale edemeyecek kadar acizdirler; onlar sadece Sudan yönetiminde bir pay sahibi olabilme umuduyla mücadele etmektedirler. Yahudi varlığına gelince; Mısır'ı meşgul edecek zayıf noktalar ve çatışmalar yaratmak amacıyla perde arkasından Etiyopya hükümetini Hedasi Barajı'nı inşa etmeye ve işletmeye teşvik etmektedir. Ancak bu konuda da Yahudi varlığı Amerikan politikasını aşacak kadar ileri gidemez. Yani Hedasi Barajı meselesi etrafındaki çatışma büyük oranda Amerika'nın elindedir ve Amerika bunu kendi çıkarlarına göre yönetmektedir.
İkincisi: Yerel Milliyetçi Boyutlar:
1- Etiyopya fikri ve diğer yönlerden geri kalmış bir ülke olarak kabul edilir. 1974'ten 1991'e kadar solcu subayların yönetimine rağmen, sosyalizm tantanalarına rağmen Etiyopya'da herhangi bir ideoloji yayılmamıştır. Amerika'nın ajanı olan bu sosyalistlerin durumu, Mısır'daki Abdunnasır'ın durumu gibiydi. Resmi tahminler Hristiyanları çoğunlukta gösterse de resmi olmayan istatistikler Etiyopya'daki Müslüman oranını yaklaşık %60 olarak tahmin etmektedir (Al Jazeera Araştırma Merkezi, 15.04.2015). Etiyopya'ya Hristiyan bir kimlik kazandırmaya yönelik uluslararası eğilimler nedeniyle, İslam'ın bu ülkedeki etkisi son derece azdır ve yüzeyin altında kalmaktadır. Yani ülke, halkları arasındaki birliği güçlendirecek herhangi bir fikirden yoksundur.
2- Etkin bir fikirden yoksun olduğu için kabile asabiyeti ve milliyetçi bakış açısı; devlet, partiler, oluşumlar ve ittifaklar dahil olmak üzere siyasi hayatın tüm alanlarına hakim olmaya devam etmektedir. Bu nedenle, kabile asabiyeti ve milliyetçi bakış, Etiyopya'daki siyasi etki için en geniş kapıdır; kabile çatışmaları, milliyetçi savaşlar ve eyaletler arasındaki sınır anlaşmazlıkları buradan girmektedir. Milliyetçi bakış açısına göre, başkent Addis Ababa'yı barındıran Oromia eyaleti, Etiyopya nüfusunun yaklaşık %40'ını oluşturan en büyük etnik grup olan "Oromoların" vatanıdır. Onu %20 ile Amhara eyaleti ve milliyeti, ardından %6 ile Ogaden bölgesindeki Somali milliyeti ve onu da %5 ile Tigray bölgesi ve aynı adı taşıyan milliyet takip etmektedir. Bunlara onlarca küçük milliyet daha eklenmektedir.
3- Sınır çatışmalarına ek olarak, yöneticinin şahsı ülkedeki milliyetçi hegemonyanın başı olarak görülür. Örneğin, İngiliz ajanı İmparator Haile Selassie ve Amerikan ajanı Mengistu Haile Mariam Amhara milliyetindendi. Uzun yönetimleri boyunca Amhara kültürü ülkeye dayatılmış ve Addis Ababa'nın kendisi Oromia'da yer almasına rağmen Amharca devletin resmi dili yapılmıştır. Müslüman çoğunluğa sahip Oromo milliyeti, Etiyopya'nın modern tarihi boyunca dışlanmışlıktan şikayetçidir. Milliyetçi anlaşmazlıklar ve Etiyopya'ya yönelik Hristiyan bakış açısı nedeniyle Tigray milliyeti, Etiyopya'da bir azınlık olmasına rağmen 1991'den Meles Zenawi'nin 2012'deki ölümüne kadar iktidarı kontrol etmiştir. Zenawi'nin yardımcısı Desalegn'in (başka bir küçük milliyetten olmasına rağmen) Başbakan olmasıyla Tigray kontrolü devam etmiştir; zira ordudaki ve güvenlik birimlerindeki kilit noktalar Tigrayların elinde kalmıştır. Addis Ababa çevresinde 2015'te başlayan ve 2018'de Desalegn'in istifasına kadar süren geniş çaplı Oromo protestolarının ardından, modern Etiyopya'nın Oromo milliyetinden ilk Başbakanı olarak Abiy Ahmed göreve getirilmiştir.
4- Başbakan Abiy Ahmed, Tigrayları devletin kilit noktalarından çıkarmaya başladı; Haziran 2018'de her ikisi de Tigray olan Genelkurmay Başkanı'nı ve Ulusal Güvenlik ve İstihbarat Servisi Müdürü'nü görevden aldı. Tigray Kurtuluş Cephesi bunu, özellikle Tigrayların 1991'den beri bu hayati pozisyonları elinde tutması nedeniyle milliyetçi bir hedef alma olarak gördü. Ancak garip olan şu ki, Başbakan Abiy Ahmed tarih boyunca dışlanan kendi milliyeti "Oromolar" için çalışmıyordu; aksine Amhara milliyeti ile müttefik oldu. Belki de Müslüman bir babadan ve Hristiyan bir Amhara anneden doğmuş bir Oromo olması ve bir Hristiyan Amhara ile evli olması, kendisinde Amharalara meyil eden bir milliyetçi gerçeklik oluşturmuştu. Bu nedenle Oromo milliyeti bu eğilimi kısa sürede hissetti ve ona karşı Tigray Kurtuluş Cephesi ile ittifak kurdu.
Üçüncüsü: Bu uluslararası ve yerel boyutlara yakından baktığımızda, Etiyopya'daki milliyetçi ve etnik çatışmaların yerel olayların asıl kaynağı olduğunu, nüfuz sahibi büyük devletlerin ise bu durumu kendi siyasi çıkarları doğrultusunda sömürüp yönlendirdiğini görüyoruz. Modern tarih boyunca Etiyopya'daki çatışmalar hep böyle olmuştur. Yıllar öncesine dönersek, Tigray milliyetinin öne çıkışının 1975'te Tigray Kurtuluş Cephesi'nin kurulmasıyla başladığını görürüz. Yaklaşık 15 yıl sonra, 1991'de Tigray Kurtuluş Cephesi lideri Meles Zenawi Etiyopya'da tüm gücü ele geçirdi. Ardından, eğer Addis Ababa'daki durum Tigrayların aleyhine dönerse onların Etiyopya'dan ayrılma hakkını güvence altına almak için anayasal değişiklikler yapmaya başladı. 1995 Etiyopya Anayasası'nın 39. maddesi bu şekilde ortaya çıktı; bu maddeye göre Etiyopya halklarından herhangi biri kendi kaderini tayin etme ve kayıtsız şartsız ayrılma hakkına sahipti. Ancak Tigraylar, devlete hakim oldukları sürece bu maddeye ihtiyaç duymadılar. Bu hakimiyet, Abiy Ahmed'in Addis Ababa'da iktidarı ele geçirmesiyle sona erdi. Abiy Ahmed hükümeti, Ağustos 2020'de yapılması planlanan parlamento seçimlerini koronavirüs salgınını bahane ederek ertelediğinde, Tigray Kurtuluş Cephesi bu ertelemeyi reddetti ve Tigray'da tek taraflı seçimler yaptı. Böylece Tigray bölgesi, kendini devletten ayırma yoluna koyan bir isyancı konumuna geldi. Tigray Kurtuluş Cephesi'nin ayrılıkçı eğilimleri, bölgedeki merkezi Etiyopya ordusu kamplarını ele geçirmesi ve merkezi hükümetin tek taraflı seçimleri reddetmesi nedeniyle 04.11.2020'de isyancı bölge ile merkezi hükümet arasında savaş patlak verdi. Etiyopya ordusu kısa sürede Eritre ordusunun da yardımıyla tüm bölgeyi ve başkent Mekelle'yi kontrol altına almayı başardı; Tigray Kurtuluş Cephesi ise dağlara çekildi.
Dördüncüsü: Ancak Addis Ababa'daki merkezi hükümet aylar sonra beklenmedik bir şekilde geri çekilmeye başladı. Başlangıçta Addis Ababa, Eritre ordusunun Tigray'daki varlığını kabul etmezken, daha sonra Eritre'nin çekileceği ilan edildi (Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed Cuma günü yaptığı açıklamada, Eritre kuvvetlerinin ülkenin kuzeyindeki Tigray bölgesinden çekileceğini söyledi. France 24, 26.03.2021). Ardından Etiyopya ordusunun kendisinin de bölgeden çekildiği duyuruldu (El-Masry Al-Youm, 30.06.2021 kaynağına göre: "Etiyopya Dışişleri Bakanı hükümetin Tigray'dan çekildiğini açıklayarak bunun siyasi bir karar olduğunu vurguladı ve ekledi: 'Tigray'da olanlardan artık biz sorumlu değiliz'"). Yine aynı kaynağa göre Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed şunları söyledi: "Tigray'dan çıkışımız, Tigray halkına meseleler üzerinde derinlemesine düşünme fırsatı vermemizi sağlıyor. Tigray bölgesine yaklaşık 100 milyar Birr harcadık, bu da o bölge için yıllık bütçemizin 13 katından fazlasına denk geliyor. Ancak bundan sonra, faydası olmayan bu harcamayı sürdürmek istemiyoruz." Etiyopya ordusunun bu çekilmesi, Başbakan Abiy Ahmed'in partisinin 10.07.2021 parlamento seçimlerinde kazandığı ezici zaferden sonra gerçekleşti; oysa bu zafer ordunun Tigray harekatına verilen büyük bir halk desteği olarak görülmüştü. Addis Ababa hükümeti, Tigray Kurtuluş Cephesi'ne karşı kazanılan mutlak zaferden sonra ordunun çekilmesini meşrulaştırmak için Sudan ordusuyla yaşanan bazı sınır çatışmalarından (Fashaga üçgeni) sonra önceliğin Hedasi Barajı'nı korumak olduğunu bahane etmeye başladı (Al-Quds Al-Arabi, 02.07.2021).
Beşincisi: Dikkatle incelendiğinde, zaten zayıf olan Etiyopya ordusunun 2020 sonunda isyancı bölgeyi Amerika'nın desteği olmadan o kadar kolay işgal edemeyeceği görülür. Bu Amerikan desteğinin kanıtı, Etiyopya ordusuyla birlikte bölgedeki çatışmalara Eritre ordusunun da katılmasıdır; zira Eritre Devlet Başkanı Isaias Afwerki eski bir Amerikan ajanıdır. Yine dikkatle bakıldığında, Addis Ababa hükümetinin savaşlara katıldığını kabul etmediği Eritre ordusunun Tigray'dan çıkmasına Amerika'nın izin verdiği görülür. Ardından Etiyopya Dışişleri Bakanı ve Başbakanı'nın açıklamalarının tamamı, Etiyopya ordusunun bölgeden gönüllü olarak çekildiğine ve alanı yeniden Tigray Kurtuluş Cephesi'ne bıraktığına işaret etmektedir. Bu da ancak Amerika'nın talebiyle olabilir.
Altıncısı: Etiyopya'da olup bitenler üzerinde düşünüldüğünde, Amerika'nın Etiyopya ve tüm Afrika Boynuzu'na yönelik planlarının değiştiği ortaya çıkmaktadır. Bunu açıklamak gerekirse:
1- Amerika, Abiy Ahmed hükümetini desteklediğinde ve Suudi Arabistan ile İbn Selman üzerinden ona destek verdiğinde, başlangıçta onun Etiyopya'da istikrarı sağlayabileceğini varsayıyordu. Ancak daha sonra onun bunu başaramayacağı anlaşıldı. Oromo Kurtuluş Ordusu'nun Addis Ababa hükümetini devirmek için Tigray Kurtuluş Cephesi ile ittifak kurması, Abiy Ahmed'in mensup olduğu milliyeti bile yanına çekmede başarısız olduğunun açık bir işaretidir. Diğer yandan, Etiyopya ordusunun 2020 sonunda Tigray'a yönelik operasyonuna destek veren ve ajan Eritre Başkanı'nın ordusunun savaşa katılımıyla Tigray Kurtuluş Cephesi'nin yenilgisini garanti altına alan önceki Trump yönetimi, olaylara sadece Yahudi varlığının gözüyle bakıyordu. Yahudi varlığı, Abiy Ahmed'in Hedasi Barajı planlarındaki özverisini Mısır için büyük ve stratejik bir tehdit olarak görüyordu. Bu yüzden Trump yönetimi, seçim nedenleriyle ve Yahudi varlığıyla uyum içinde, 2020 sonunda Abiy Ahmed'in Tigray bölgesi üzerinde yeniden kontrol sağlama planlarını desteklemişti.
2- Trump'ın ardından Biden yönetimi gelince, Amerika'nın Etiyopya ve Afrika Boynuzu planları değişti ve Amerikan politikası Etiyopya'yı parçalanmaya doğru götürmeye başladı. Bu durum, Biden yönetiminin Eritre ordusunun ve ardından Etiyopya ordusunun Tigray'dan çıkmasına izin vermesini, yani bölgeyi Etiyopya'dan ayrılma yoluna koymasını açıklamaktadır. Amerikalı yetkililerin Etiyopya'daki olaylarla ilgili açıklamaları takip edildiğinde, Amerika'nın tüm dikkatinin Etiyopya'nın parçalanması üzerinde olduğu görülür. Tigray Kurtuluş Cephesi ve onunla ittifak kuran diğer gruplar bunu açıkça dile getirmese de Amerikalıların sık sık "Etiyopya'nın toprak bütünlüğü"nden bahsettiğini görürsünüz! Amerika'nın Etiyopya'yı parçalama eğilimini şu hususlar teyit etmektedir:
a- Uygulamada yaşananlar Amerikan planlamasıyla olmaktadır. 9 grup, merkezi hükümete karşı Tigray Cephesi ile ittifak kurmuştur; bunlardan biri başkentin kendisini tehdit eden Oromo Kurtuluş Ordusu'dur. Bu grupların ittifakı Amerika'nın başkenti Washington'da gerçekleşmiştir. (Etiyopya hükümetine muhalif dokuz gruptan oluşan bir ittifak, 05.11.2021 Cuma günü yaptığı açıklamada, gerek güç kullanarak gerekse müzakereler yoluyla Başbakan Abiy Ahmed hükümetini devirmeyi ve bir geçiş hükümeti kurmayı hedeflediklerini belirtti... Afrikalı ve Batılı liderlerin ateşkes çağrılarına rağmen grup liderleri ittifakı Washington'da duyurdu. Deutsche Welle, 05.11.2021). Washington'dan yapılan bu duyuru, Amerika'nın bu ayrılıkçı güçleri himaye ettiğini ve Abiy Ahmed hükümetini zayıflatmaya çalıştığını açıkça göstermektedir.
b- Amerikan Foreign Affairs dergisi Etiyopya'daki savaş hakkında uzun bir makale yayınlayarak şunları söyledi: ("Çatışmalar ve savaşlar durdurulabilse bile, ülkenin birleşik bir kimliğinin olmaması ve kimin nasıl yöneteceği konusundaki derin anlaşmazlıklar, Etiyopya'nın parçalanmaktan kurtulmasını zorlaştırıyor. Makale, Etiyopya devleti için geniş çapta kabul gören ve ikna edici bir vizyon olmadan Abiy Ahmed'in, parçalayıcı güçlerin birleştirici güçler aleyhine yükselmesini engelleyemeyeceğini de ekledi." Al Jazeera Net, 06.11.2021).
Yedincisi: Özetle; Addis Ababa'daki Abiy Ahmed'in merkezi hükümetini zayıflatmaya çalışan, Tigraylı isyancılara ve diğer eyalet isyancılarına ardı ardına gelen zaferlerin yolunu açan Amerika'dır. Tüm bunlar, Biden yönetiminin Etiyopya'yı parçalayıp küçük devletçiklere bölmek için benimsediği plan doğrultusunda ilerlemektedir. Bu bölünme kısa vadede gerçekleşmeyebilir ancak olayların akışına göre şu anki Amerikan planı budur. Bu, Sudan'ın güneyinin ayrılmasıyla sonuçlanan aynı Amerikan planıdır. Bütün bunlar, Amerikan siyasi zihniyetindeki yüksek suç derecesine işaret etmektedir. Amerika ve diğer sömürgeci uluslararası güçler, politikalarını uygulamak ve çıkarlarını gerçekleştirmek uğruna kan dökülmesine aldırış etmezler; bedeli genellikle zayıf bırakılmış halklar öder. Etiyopya'da da genellikle ilk bedel ödeyenler Müslümanlar olmuştur; özellikle de Addis Ababa'yı barındıran ve Etiyopya'nın en dışlanmış halklarından biri olan Oromo halkıdır. Çeşitli Etiyopya güçleri, sömürgeci kafir devlet olan efendileriyle, Etiyopya yönetiminde Müslümanlara pay verilmemesi, Etiyopya'nın Hristiyan yüzünün korunması ve bu ülkedeki büyük Müslüman nüfusa rağmen İslam'ın siyasi arenaya çıkmasının engellenmesi konusunda hemfikirdirler.
Afrika, Ruanda katliamlarında ve diğerlerinde olduğu gibi Batı'nın caniliğinin bir modeli olmuştur ve genellikle bu savaşların ilk kurbanları Müslümanlardır. Bu vahşi uluslararası güçlerin karşısında ancak, insanlar arasında hidayeti yayan, kokuşmuş asabiyetlerin ve milliyetçiliklerin yerine hidayeti ikame eden, bu büyük devletlerin suçlarını ifşa eden ve onları ibretlik kılan İslam Devleti, yani Hilafet durabilecektir. O zaman dünya, Aziz ve Güçlü olan Allah'ın şu sözüyle yankılanacaktır:
وَقُلْ جَاءَ الْحَقُّ وَزَهَقَ الْبَاطِلُ إِنَّ الْبَاطِلَ كَانَ زَهُوقاً
"De ki: Hak geldi, batıl yok oldu. Şüphesiz batıl, yok olmaya mahkûmdur." (İsrâ [17]: 81)
16 Rebiülahir 1443 H. 21.11.2021 M.