(Hizb ut-Tahrir Emiri Alim Ata bin Halil Ebu el-Raşta’nın Facebook Sayfası Takipçilerinin Sorularına Verdiği Cevaplar Serisi)
Muhamad Abdallah’a
Soru:
Selamun Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuh,
Şeyhimiz ve Emirimiz Ata bin Halil Ebu el-Raşta, bir sorum var: Murabaha akdinin hükmü nedir? Bu akit caiz mi, fasit mi yoksa batıl mıdır? Bazı kardeşlerimiz bir murabaha akdi üzerinde anlaştılar ve bir süre sonra bunun sahih olmadığını öğrendiler. Sermayeyi koyan taraf, sermayesini ve sermayesinin yarısı kadar (kâr) aldı; şimdi ise akdin caiz olmadığını öğrendikten sonra geri kalan kârları talep ediyor.
Soru şudur: Helallik ve haramlık açısından bu akdin mahiyeti nedir? Aldığı para helal midir yoksa haram mıdır? Kardeşler, amellerde aslolanın şer’i hükme bağlanmak olduğunu bildikleri halde; bu kişi sermayesini ve fazlasını aldıktan sonra geri kalan kârları talep etme hakkına sahip midir?
Bizi bilgilendirin, Allah sizi hayırla mükâfatlandırsın. Ebu Süheyl – Berlin.
Cevap:
Ve Aleykumselam ve Rahmetullahi ve Berakatuh,
Sorunuzda belirttiğiniz üzere; mal sahibinin parasını başkasına ticaret yapması veya işletmesi için vermesi ve ona "garantili bir kâr" verilmesi şeklindeki uygulama İslam’da caiz değildir. Caiz olan şudur: Mal sahibi malını ticaret yapması için başkasına verir ve kâr olması durumunda tarafların alacağı kâr oranı üzerinde anlaşırlar. Eğer kâr yoksa, her iki taraf için de bir şey yoktur. Eğer zarar varsa, bu zararı mal sahibi üstlenir; çünkü emek veren ve ticaret yapan diğer taraf emeğini kaybetmiştir. Yani mal sahibi için garantili bir kâr belirlenemez, aksine yukarıda belirttiğimiz gibi olur.
İslam’da buna mudarabe denir.
Mudarabe, bir beden ve mal ortaklığı olduğu için bir şirket (ortaklık) türüdür. Şirket ise Şeriatın caizliğine dair nass getirdiği muamelelerdendir. Ebu Hureyre’den rivayet edildiğine göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:
إِنَّ اللَّهَ يَقُولُ: أَنَا ثَالِثُ الشَّرِيكَيْنِ، مَا لم يَخُنْ أَحَدُهُمَا صَاحِبَهُ، فَإِذَا خَانَهُ خَرَجْتُ مِنْ بَيْنِهِمَا
"Allah şöyle buyurur: 'İki ortaktan biri arkadaşına ihanet etmediği sürece, Ben o iki ortağın üçüncüsüyüm. Eğer biri arkadaşına ihanet ederse, Ben aralarından çıkarım.'" (Ebu Davud)
Sahabe Radıyallahu Anhum, mudarabenin caiz olduğu konusunda icma etmişlerdir. İbn Ebî Şeybe’nin el-Musannef’inde geçtiği üzere Ömer Radıyallahu Anh, bir yetimin malını mudarabe olarak (işletilmesi için) vermiştir. Mudarabede kâr, akdi yapan tarafların şart koştuğu (anlaştığı) şekildedir. Zarar ise malın üzerinedir. Abdurrezzak es-San’ani el-Musannef’inde Ali Radıyallahu Anh’tan mudarabe hakkında şunu rivayet etmiştir:
الْوَضِيعَةُ عَلَى الْمَالِ، وَالرِّبْحُ عَلَى مَا اصْطَلَحُوا عَلَيْهِ
"Zarar malın üzerinedir, kâr ise üzerinde anlaştıkları şekildedir." (Buradaki el-vadi'ah kelimesi zarar anlamına gelir.)
Bilgi olarak ifade edelim ki; murabaha terimi Şeriatta iş akitlerinde değil, alım-satım (bey’) konularında geçer. Mal sahibi ile mudarib (işletmeci) arasındaki iş akitlerinde murabaha terimini kullananlar, onu şer’i yerinin dışında kullanmaktadırlar. Çünkü murabaha sözlükte kâr elde etmek anlamına gelir; "malı murabaha ile sattım" veya "onu murabaha ile aldım" denir.
Istılahta ise murabaha: Satıcının malını, kendisine olan maliyeti ve bilinen bir kâr miktarı üzerinden satışa sunmasıdır. Bu, emanet satışlarındandır; çünkü satıcının malın maliyeti hakkındaki verdiği haberin doğruluğuna (emanetine) dayanır.
Bu şer’en caizdir; çünkü satıcının satın aldığı fiyat üzerine bir kâr ekleyerek satmasıdır. Eğer satıcı, "Bu malı satın aldığım fiyat üzerine şu kadar kârla sana satıyorum" derse, alıcı da bu fiyatı bilir ve kabul ederse, bu bilinen bir satış olduğu için caizdir.
Kardeşiniz Ata bin Halil Ebu el-Raşta
Emir’in Facebook sayfasındaki cevap linki: Facebook
Emir’in web sitesindeki cevap linki: Emir
Emir’in Google Plus sayfasındaki cevap linki: Google Plus