Soru:
Bugünlerde, daha önceleri çekinilerek tartışılan ancak şimdilerde açıkça yayılan "embriyoların dondurulması ve bebeğin cinsiyetinin belirlenmesi" üzerine bilimsel araştırmalar bulunmaktadır. Bu konular Batı ülkelerinde revaçta olan bir meta haline gelmiş, ardından Müslümanların ülkelerine de geçmiştir. Bu meseleler sadece bilimsel araştırmalar olarak kalmamış, bazı Müslümanların da bu yöntemlere yönelmesiyle uygulama safhasına geçmiştir. Bu iki konudaki şerî hüküm nedir? Allah sizi hayırla mükâfatlandırsın.
Cevap:
Cevaba geçmeden önce şunu belirtmeliyiz ki; Allah Sübhânehu insanı yaratmış, ona bilmediğini öğretmiş; evrende, insanda ve hayatta, insanın hayat bilimlerinden yararlanmasına ve bu bilimleri insanların faydasına kullanmasına imkân tanıyan belirli özellikler, ölçüler ve yapılar var etmiştir. Allah Sübhânehu faydalı ilmi ve faydalı âlimleri övmüştür; çünkü onlar Allah'a iman etmeye, bu evrenin, insanın ve hayatın sırlarında gördüklerinden Yaratıcı'nın azametine, hikmetine ve kudretine delil getirmeye en muktedir olanlardır. Allah Sübhânehu şöyle buyurmuştur:
إِنَّمَا يَخْشَى اللَّهَ مِنْ عِبَادِهِ الْعُلَمَاءُ
"Kulları içinden ancak âlimler Allah’tan gereğince korkar." [Fâtır: 28]
Rasûlullah Sallallâhu Aleyhi ve Sellem de şöyle buyurmuştur:
إِنَّ الْعُلَمَاءَ هُمْ وَرَثَةُ الْأَنْبِيَاءِ إِنَّ الْأَنْبِيَاءَ لَمْ يُوَرِّثُوا دِينَارًا وَلَا دِرْهَمًا إِنَّمَا وَرَّثُوا الْعِلْمَ فَمَنْ أَخَذَهُ أَخَذَ بِحَظٍّ وَافِرٍ
"...Âlimler peygamberlerin varisleridir. Peygamberler ne dinar ne de dirhem miras bırakırlar; onlar ancak ilmi miras bırakırlar. Kim onu alırsa, büyük bir nasip almış olur." (İbn Mace, Ebu'd Derda Radıyallâhu Anhu yoluyla rivayet etmiştir).
Ancak şeytan, onun takipçileri ve şer ehli; ilmi, insana eziyet ve zarar vermek, insan hayatını bozmak ve onu doğru yoldan saptırmak için kullanmışlardır. Bu bilimler, kullanılması gereken amaçların dışındaki mecralara alet edilmiştir. Böylece klonlama, sperm, yumurta ve ardından embriyoların dondurulması, bunların ehli olmayanlara nakledilmesi, ölünün otopsi yapılarak organlarının satılması, hatta canlıların kaçırılıp öldürülerek organ ticaretinin yapılması, embriyolar üzerinde sözde bilimsel deneyler yapılması ve dondurulması, ceninin hayatıyla oynanması ve organlarının bazen tıp bazen de bilim bahanesiyle sökülüp alınması gibi durumlar ortaya çıkmıştır!
Allah Sübhânehu şöyle buyurmaktadır:
وَلَقَدْ كَرَّمْنَا بَنِي آَدَمَ
"Andolsun ki biz, Âdemoğullarını onurlandırdık." [İsrâ: 70]
Asıl olan, bilimin Allah'ın insana bahşettiği ve onu yaratılmışların çoğundan üstün kıldığı bu onurdan yola çıkarak; insanları mutlu etmek, bedensel ve zihinsel yaşamlarını iyileştirmek için kullanılmasıdır... Ancak o kötü âlimler, insanı hayvandan daha aşağı bir seviyeye indirgeyerek onu her türlü kötülük ve zarar için bir deney alanı haline getirme yoluna gitmişlerdir.
Bundan sonra deriz ki:
Sorudaki konularla ilgili şerî hüküm şöyledir:
Birincisi: Embriyoların Dondurulması
Eşler arasında, yumurtanın kocanın spermiyle doğal yoldan döllenmesini engelleyen bazı marazi durumlar bulunmaktadır. Rahim ağzı tıkanıklığı, spermlerin yumurtaya ulaşmadaki hareket zayıflığı veya uzmanlarca bilinen diğer sebepler gibi. Bazı bilim insanları, yumurtayı rahim dışında bir tüp içerisinde uygun koşullarda döllemeyi başarmışlardır. Bu süreçte kadına clomid gibi ilaçlar verilerek tek seferde birçok yumurta üretmesi sağlanır. Ardından uzman doktor, yumurtlama zamanında laparoskopi ile yumurtalıklardan bir grup yumurta çeker... Sonra her bir yumurtayı özel bir sıvı içindeki Petri Dish (Petri Kabı) içine koyar ve bu yumurtalar kocadan alınan spermlerle döllenir...
Tüpte döllenme gerçekleştikten sonra, döllenmiş yumurta (bir veya daha fazla) eşin rahmine geri yerleştirilir. Eğer Allah Sübhânehu bu döllenmiş yumurtadan bir yaratılış takdir etmişse, o rahme tutunur ve gelişerek nutfe, ardından mudga aşamalarına geçer... Şayet Allah bu döllenmiş yumurtadan bir yaratılış takdir etmemişse, yumurta ölür ve yok olur.
Birçok durum başarısızlıkla sonuçlandığı için (başarısızlık oranı %90'a kadar çıkabilmektedir) ve karı-kocanın hamilelik konusundaki hassasiyeti nedeniyle işlem tekrarlanır. Bu durum kadın için yıpratıcı olur; zira yumurtalığı çok sayıda yumurta üretmeye teşvik etmek için kadına çeşitli ilaçlar ve tedaviler uygulanır. Dışarıda (tüpte) döllenme garanti olmadığı için birden fazla yumurta üretilmesi teşvik edilir; böylece biri döllenmezse diğeri döllenebilir. Döllenmiş olanı alıp rahme yerleştirirler; bazen de biri ölürse diğeri tutsun diye rahme birden fazla döllenmiş yumurta yerleştirilir...
Döllenmiş yumurtalar özel bir cihazla kadının rahmine yerleştirilir. Yaygın uygulama, birinin başarılı olması için rahme üç yumurta yerleştirilmesidir. Geriye kalan ve rahme yerleştirilmeyen döllenmiş yumurtalar, yerleştirilenler tutmazsa daha sonraki bir aşamada kullanılmak üzere saklanır. Yani, yerleştirilen yumurta başarısız olursa, kadını yeniden yıpratıcı tedavi süreçlerine sokmaya gerek kalmaz; bunun yerine fazla olan döllenmiş yumurtalardan alıp rahme yerleştirirler. Böylece her başarısızlıkta kadını yeniden ilaçlarla yormadan diğerini kullanırlar.
Ancak yerleştirilen ilk döllenmiş yumurtanın başarısızlığı hemen belli olmaz; saatler veya günler sonra fark edilebilir. Bu süre zarfında, uygun sıcaklıklarda ve şartlarda dondurulmazlarsa diğer fazla döllenmiş yumurtalar ölür. Bu nedenle, ilk işlemin başarısız olması durumunda nakle hazır olmaları için fazla yumurtalar sıvı azotla dondurulur.
İşte embriyo dondurma fikri böyle ortaya çıkmıştır; asıl amacı, ilk deneme başarısız olduğunda kadını yeniden ilaç ve tedavilerle yormadan embriyoyu anne rahmine geri yerleştirmektir.
Ancak daha sonra bu embriyolar, özellikle kafir Batı ülkelerinde ticari bir meta haline gelmiştir. Embriyolar yıllarca dondurulmuş halde tutulmakta, bazen anneye iade edilmeyip başka çiftlere, hatta kocası olmayan kadınlara satılmaktadır. Dondurulmuş embriyoları saklamak için bankalar oluşmuş, son zamanlarda haberlere yansıdığı üzere embriyolar birbirine karışmış ve ilk deneme başarısız olduğunda kadına başka birine ait "yabancı" döllenmiş yumurta yerleştirilmiştir... Böylece nesepler karışmış ve insan hayatı bozulmuştur...
Dediğimiz gibi, dondurma işlemi sadece döllenmiş yumurtalarla sınırlı kalmamış; yumurtaları ve spermleri de dondurup isteyenlere satmaya başlamışlar, bunları "üstün nitelikli kişilere ait" diyerek pazarlamışlardır...
Dondurulmuş embriyoların gerçeği özetle budur. Bu konunun araştırmalarında birçok ayrıntı olsa da genel gerçeklik açıkladığımız gibidir ve detaylar bundan sapmaz.
Buna dayanarak şerî hüküm şöyledir:
1- Eşlerin, doğal yolla hamile kalamadıkları marazi durumlarını tedavi etmek amacıyla rahim dışı döllenmeye (tüp bebek) başvurmaları caizdir; zira bu bir tedavidir ve Rasûlullah Sallallâhu Aleyhi ve Sellem tedavi olmayı emretmiştir. Ebu Davud, Usame bin Şerik'ten şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Rasûlullah Sallallâhu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:
تَدَاوَوْا فَإِنَّ اللَّهَ عَزَّ وَجَلَّ لَمْ يَضَعْ دَاءً إِلَّا وَضَعَ لَهُ دَاءً غَيْرَ دَاءٍ وَاحِدٍ الْهَرَمُ
'Tedavi olun; zira Allah Azze ve Celle, biri (ihtiyarlık/ölüm) hariç, her hastalık için mutlaka bir deva yaratmıştır.'"
Ancak iki şartla:
Birincisi: Tüpteki döllenme, sahih bir nikâh akdi ile evli olan erkek ve kadının sularından (sperm ve yumurta) olmalıdır. Ruveyfi bin Sabit el-Ensari'den rivayet edildiğine göre Rasûlullah Sallallâhu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:
لَا يَحِلُّ لِامْرِئٍ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ أَنْ يَسْقِيَ مَاءَهُ زَرْعَ غَيْرِهِ
"Allah’a ve ahiret gününe iman eden bir kimsenin, kendi suyu (spermi) ile başkasının ekinini sulaması helal değildir." (Ahmed rivayet etmiştir). Dolayısıyla herhangi bir kadının yumurtasının, kocası dışındaki birinin suyu ile döllenmesi caiz değildir.
İkincisi: Tüpte döllenme ve bunun kadının rahmine nakledilmesi işleminin kocanın sağlığında yapılması gerekir; Batı'da yapıldığı gibi ölümünden sonra değil! Batı'da döllenmiş dondurulmuş yumurtanın anne rahmine kocasının sağ olup olmadığına bakılmaksızın istenilen zamanda nakledilmesinde bir sakınca görmezler. İslam'da bu helal değildir. Çünkü bir kadının hamileliğin başlangıcından itibaren hayatta olan bir kocası olmadan hamile kalması haramdır ve cezayı gerektirir. Zira koca olmadan hamile kalmak zinanın delillerinden biridir. Kocası olmayan bir kadın hamile kalırsa günahkâr olur ve büyük bir haram işlemiş olur. Bu, Ömer ve Ali Radıyallâhu Anhuma’dan rivayet edilmiş ve sahabeden bu söze karşı çıkan olmamıştır. Sabit olmasaydı karşı çıkılacak bir mesele olduğu için bu konuda icma oluşmuştur.
Dolayısıyla koca olmadan hamile kalmak zinanın kanıtlarındandır. Cinsel ilişki sonucu olmuşsa had uygulanır; cinsel ilişki dışındaki bir yolla olmuşsa, yani kocasının ölümünden sonra tüpte döllenmiş yumurtanın rahmine yerleştirilmesiyle hamilelik gerçekleşmişse, şiddetli bir tazir cezası uygulanır.
Sonuç olarak, rahim dışı döllenme ve ardından anne rahmine nakil; kocadan karısına olmak ve kocanın sağlığında gerçekleşmek şartıyla caizdir. Yani "tüp bebek" denilen yöntem belirtilen şartlarla caizdir.
2- Fazla olan döllenmiş yumurta veya yumurtaların, ilk denemenin sonucunu beklemek üzere dondurulması; başarısız olursa dondurulmuş olanın alınıp tekrar yerleştirilmesi meselesine gelince:
Eğer bu dondurulmuş yumurtaların kesinlikle anneye ait olduğu ve başkasıyla karışmadığı garanti edilseydi, yukarıdaki iki şartla anneye tekrar yerleştirilmesi caiz olurdu.
Ancak dondurulmuş embriyoların karıştığına dair haberler, dondurma ve ilk deneme başarısız olduğunda anneye geri yerleştirme işlemini şu nedenlerle caiz olmaktan çıkarmaktadır:
1- İlgi genellikle tüpte döllenmesi başarılan ve rahme yerleştirilen ilk döllenmiş yumurtaya odaklanır; takip ve özen onun üzerindedir.
2- Dondurulan diğer fazla döllenmiş yumurtalar özenle takip edilmez ve ilki başarısız olana kadar onlara dönüp bakılmaz. Dediğimiz gibi, başarısızlık hemen anlaşılmaz; teyit edilmesi için belli bir süre gerekir ve bu süre zarfında fazla yumurtalar dondurulmuş haldedir.
3- Dondurulmuş embriyoların karıştığına dair haberler gelmiştir. Bu durum, dondurulmuş embriyolar yoluyla neseplerin karışması ihtimalini güçlü bir olasılık haline getirmektedir.
4- İlk deneme başarılı olduğunda fazla olan dondurulmuş embriyoların imha edilmesi gerekir. Ancak bu imha işleminin yapıldığı kesin değildir, hatta ticari embriyo ticareti haberleri göz önüne alındığında imha edilmediği zannı galip gelmektedir.
Şerî kurala göre "Harama götüren vesile haramdır" ve bu kuralda zann-ı galip (güçlü kanaat) yeterlidir. Dondurulmuş embriyoların ister hata yoluyla ister ticari amaçla kasıtlı olarak karıştırılması neseplerin karışmasına yol açar ki bu haramdır. İslam, neseplerin korunmasını ve muhafaza edilmesini farz kılmıştır. İbn Mace, İbn Abbas yoluyla Rasûlullah Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
مَنْ انْتَسَبَ إِلَى غَيْرِ أَبِيهِ، أَوْ تَوَلَّى غَيْرَ مَوَالِيهِ، فَعَلَيْهِ لَعْنَةُ اللَّهِ وَالْمَلَائِكَةِ وَالنَّاسِ أَجْمَعِينَ
"Kim babasından başkasına nispet edilirse veya efendisinden başkasını dost edinirse, Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların laneti onun üzerine olsun." Darimi ise Ebu Hureyre yoluyla Rasûlullah Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in mulaane (lanetleşme) ayeti indiğinde şöyle buyurduğunu işitmiştir:
أَيَّما امرأة أدخلت على قوم نسباً ليس منهم فليست من الله في شيء، ولم يدخلها الله جنته
"Hangi kadın bir kavme onlardan olmayan bir nesebi dahil ederse (onlardan olmayan bir çocuğu onlara nispet ederse), artık onun Allah katında hiçbir değeri yoktur ve Allah onu cennetine sokmayacaktır."
Buna göre, fazla embriyoların dondurulması vesilesi haramdır. İlk seferde rahme yerleştirilenlerin dışındaki fazla döllenmiş yumurtalar, ilk denemenin başarısız olma ihtimaline binaen dondurulmadan derhal imha edilmelidir. Eğer ilki başarısız olursa, kadın ilk seferdeki gibi yeni bir döllenmiş yumurta oluşturulması için yeniden tedavi görür. Kadının yorulması, neseplerin karışmasına ve dolayısıyla harama yol açan embriyo dondurma işlemi için bir gerekçe değildir.
Şöyle bir itiraz gelebilir: Şerî kural dondurulmuş embriyoların karışması konusunda zann-ı galibi gerektirir; oysa burada sadece bir zan vardır, zann-ı galip yoktur. Özellikle tedavi merkezi güvenilir ise, dondurma işlemini güvenli bir şekilde yapıyorsa ve ilk deneme başarılı olduğunda fazlaları imha ediyorsa, o halde kadını tekrar yorulmaktan kurtaran fazla embriyo dondurma işlemine neden haram diyoruz?
Cevap şudur: Kural için zann-ı galip gerektiği doğrudur ve tedavi merkezi güvenilir olduğunda bu zann-ı galip (karışma konusunda) oluşmayabilir. Evet, embriyoların karışmayacağı konusunda tam bir mutmainlik (güven) oluşursa, ilk deneme başarılı olduğunda kalanların imha edilmesi şartıyla caiz olabilir. Ancak bu konu son derece hassastır ve haberlere yansıyanlar şu iki aşamada güveni sarsmaktadır:
Birincisi: İlk denemenin başarısını ve hamileliğin oluştuğunu teyit etmek için geçen süre. Bu sürede fazla olan dondurulmuş embriyolar özen ve ilgi altında değildir; çünkü tüm takip ilk denemenin başarısı üzerinedir.
İkincisi: İlk veya ikinci deneme başarılı olduğunda, fazla dondurulmuş embriyoların imha edilmesi gerekir. Ancak bu imha işlemi takip ve ilgi altında gerçekleşmez; kadın hamile kaldığında ne kendisi ne de kocası fazla embriyoların akıbetini takip etmez, "imha edildi" denilmesiyle yetinirler...
Dondurulmuş embriyo ticaretinin haberlerde dolaştığı bir ortamda güven nasıl sağlanabilir?!
Bununla birlikte, bahsedilen kural gereği haramlık için zann-ı galip oluşmasa bile bu durum bir "şüpheli" (ribe) durumudur. Tirmizi, Hasan bin Ali Radıyallâhu Anhuma'dan sahih bir senetle şunu rivayet etmiştir: "Rasûlullah Sallallâhu Aleyhi ve Sellem'den şunu ezberledim:
دَعْ مَا يَرِيبُكَ إِلَى مَا لَا يَرِيبُكَ
'Sana şüphe vereni bırak, şüphe vermeyene bak.'"
Özetle:
Kadının yumurtasının kocasının spermiyle rahim dışında bir "tüp" içinde döllenmesi, doğal yollarla hamileliğin mümkün olmadığı durumlarda tedavi amacıyla caizdir.
Döllenmiş yumurta alınıp rahme yerleştirildikten sonra, tüpte kalan diğer döllenmiş yumurtalar imha edilir.
Eğer Allah'ın izniyle ilk deneme başarılı olursa eşler Allah'a hamd etsinler. Başarısız olursa, ilk denemeden fazla kalan yumurtaları dondurma yoluna gitmeksizin işlemi ve tüpte döllenmeyi yeniden yapsınlar.
Tüm bunlar, yumurta ve spermin sahih bir şerî nikâh akdi ile evli eşlerden olması ve kocanın sağlığında (yumurtanın rahim dışında döllenmesi ve rahme naklinin kocanın hayatında olması) şartıyla caizdir.
İkincisi: Bebeğin Cinsiyetinin Belirlenmesi
Eski zamanlardan beri bazı insanlar istedikleri cinsiyetteki bebeği seçmeye ve istemediklerini ellerindeki imkânlarla yok etmeye çalışmışlardır.
- Cahiliye döneminde, savaşlarda yardımcı olmaları ve nesebi korumaları için erkek çocuk istiyorlardı; bu yüzden kız çocuklarını diri diri toprağa gömerek öldürüyorlardı:
وَإِذَا الْمَوْءُودَةُ سُئِلَتْ * بِأَيِّ ذَنْبٍ قُتِلَتْ
"Diri diri toprağa gömülen kıza sorulduğu zaman: Hangi günahtan dolayı öldürüldü diye?" [Tekvîr: 8-9]
Hamile kadının karnındakini görüntüleyen araçlar ortaya çıktığında, cenin istenmeyen cinsiyetteyse onu anne karnındayken düşürmek için kürtaj yöntemini kullandılar.
Daha sonra, özellikle anne karnındaki ceninin çevresel koşullarını izleyen gelişmiş teknikler ortaya çıktığında; asidik ortamın dişi sperme, bazik (alkali) ortamın ise erkek sperme daha uygun olduğunu keşfettiler. Böylece cinsel ilişkiden önce rahimdeki bazik ortamı aktive etmek için vajinada alkali yıkama yaparak erkek cinsiyetini teşvik etmeye veya asidik yıkama yaparak dişi cinsiyetini teşvik etmeye çalıştılar.
Ardından kadının vücudunda bazik veya asidik ortam oluşmasına yardımcı olan diyet programlarını araştırmaya başladılar. Gıdanın ceninin cinsiyetini iki yönden etkilediğini gördüler:
Birincisi: Rahim ağzı ve vajinadaki asit-baz dengesini değiştirir. Potasyum ve sodyum ortamı bazik hale getirir, bu da erkek bebek ihtimalini artırır. Magnezyum ve kalsiyum ise ortamı asidik yapar, bu da kız bebek ihtimalini artırır.
İkincisi: Yumurta duvarında, yumurtanın erkek veya dişi spermi kabul etme kapasitesini artıracak bir değişiklik yapar.
Böylece erkek bebek isteyen çiftlere, özellikle kadına; tuzlu diyet, aşırı tuzlu etler, süt ve türevlerinden kaçınma, bol baharat, meyve ve potasyum içeren ilaçlar gibi vücutta alkali oluşumunu sağlayan gıdalar tavsiye ettiler.
Kız bebek için ise; süt ve türevleri, az tuz, etten (özellikle tuzlu olandan) kaçınma, meyveden, baharattan kaçınma ve kalsiyum içeren ilaçlar gibi vücutta asidik oluşumu sağlayan gıdalar tavsiye ettiler.
- Başka bir yöntem daha fark ettiler: Kadın, erkek sperminden önce yumurtlarsa (yani sperm geldiğinde yumurta hazırsa) erkek bebek ihtimalinin; erkek spermi yumurtadan önce gelirse kız bebek ihtimalinin daha yüksek olduğunu gördüler... Örneğin, cinsel ilişki yumurtlamadan hemen sonra gerçekleşirse ibre erkeğe döner, aksi durumda ise dişiye. Böylece yumurtanın mevcut olduğu günlerde cinsel ilişkiyle erkek bebek, daha önce yapılırsa dişi bebek şansı artar. Bu durumda istenmeyen cinsiyetin oluşabileceği günlerde "azil" (geri çekilme) yöntemiyle korunulur...
Böylece azil yöntemi, bebeğin cinsiyetini belirlemede bir araç haline gelmiştir. Bu durum kadının yumurtlama zamanının izlenmesini gerektirir.
Belki de sünnetin işaret ettiği husus budur. Rasûlullah Sallallâhu Aleyhi ve Sellem, Buhari'de geçen bir hadiste şöyle buyurmuştur:
وَأَمَّا الْوَلَدُ فَإِذَا سَبَقَ مَاءُ الرَّجُلِ مَاءَ الْمَرْأَةِ نَزَعَ الْوَلَدَ وَإِذَا سَبَقَ مَاءُ الْمَرْأَةِ مَاءَ الرَّجُلِ نَزعت الْوَلَدَ
"Çocuğa gelince; eğer erkeğin suyu kadının suyundan önce gelirse çocuk babaya çeker, kadının suyu erkeğin suyundan önce gelirse çocuk anneye çeker." Müslim'de Sevban yoluyla rivayet edilen uzun hadiste bir Yahudi âlimi çocuğun durumunu sorduğunda Efendimiz Sallallâhu Aleyhi ve Sellem şöyle cevap vermiştir:
فإذا اجتمعا، فَعَلَا مَنِيُّ الرَّجُلِ مَنِيَّ الْمَرْأَةِ أَذْكَرَا بِإِذْنِ اللَّهِ وَإِذَا عَلَا مَنِيُّ الْمَرْأَةِ مَنِيَّ الرَّجُلِ آنَثَا بِإِذْنِ اللَّهِ
"İkisi (erkeğin suyu ile kadının suyu) birleştiğinde erkeğin menisi kadının menisine üstün gelirse Allah'ın izniyle erkek olur, kadının menisi erkeğin menisine üstün gelirse Allah'ın izniyle kız olur." Doğal olarak erkeğin suyunun kadının suyuna üstün gelmesi/üzerine çıkması (alâ), kadının suyunun halihazırda orada mevcut olmasını gerektirir ki bu durumda Allah'ın izniyle erkek olma ihtimali artar. Tersi durumda ise kız olma ihtimali artar.
- Sonra daha teknik bir bilimsel yönteme ulaştılar; buna seçilmiş dölleme dediler. Bu yöntem, bir deney tüpünde dişi X kromozomunu erkek Y kromozomundan laboratuvar ortamında çeşitli yollarla ayırmayı gerektirir; bu teknik tıbbi bir müdahaledir...
Bilim insanları sperm kromozomlarının XY (Y erkek, X dişi) olduğunu, yumurta kromozomlarının ise XX (her ikisi de dişi) olduğunu buldular. Sperndeki Y kromozomu yumurtayı döllerse sonuç XY (erkek), X kromozomu döllerse XX (dişi) olmaktadır. Böylece spermi ayrıştırıp istedikleri kromozomla tüpte dölleme yapmaktadırlar.
Bir başka benzer yöntem ise döllenmiş yumurtaları (embriyoları) incelemektir. XX taşıyan embriyo dişi, XY taşıyan erkektir. İstenen cinsiyetteki embriyo seçilip rahme yerleştirilir.
Beşeriyetin eski zamanlardan günümüze bebeğin cinsiyetini seçme çabalarının özeti budur. Gerçeklik budur (menatın tahkiki), şerî hüküm ise şöyledir:
a- İstenmeyen bir bebeği öldürmek haramdır; zira bu kasten cana kıymaktır. Ahiretteki cezası ebedi cehennemdir:
وَمَنْ يَقْتُلْ مُؤْمِنًا مُتَعَمِّدًا فَجَزَاؤُهُ جَهَنَّمُ خَالِدًا فِيهَا وَغَضِبَ اللَّهُ عَلَيْهِ وَلَعَنَهُ وَأَعَدَّ لَهُ عَذَابًا عَظِيمًا
"Kim bir mümini kasten öldürürse cezası, içinde ebedî kalacağı cehennemdir. Allah ona gazap etmiş, onu lanetlemiş ve onun için büyük bir azap hazırlamıştır." [Nisâ: 93] Dünyadaki cezası ise kısas veya diyettir.
b- Cenin anne karnındayken cinsiyeti istenmediği için (örneğin kız olduğu için) onu öldürmek/aldırmak da haramdır ve cezayı gerektirir... Buhari ve Müslim'de Ebu Hureyre’den rivayet edildiğine göre: "Hüzeyl kabilesinden iki kadın kavga etti. Biri diğerine taş atıp onu ve karnındaki cenini öldürdü. Rasûlullah Sallallâhu Aleyhi ve Sellem ceninin diyeti olarak bir köle veya bir cariye (gurre) verilmesine hükmetti..."
c- Azil yapmak (geçici olarak ilişkiye girmemek veya geri çekilme yöntemi), belirli gıdalarla beslenmek veya vajinal yıkama yapmak caizdir ve bir sakıncası yoktur.
Azil konusunda Buhari'nin Ebu Said el-Hudri'den rivayeti şöyledir: "...Azil yapmak istedik ve Rasûlullah Sallallâhu Aleyhi ve Sellem aramızdayken sormadan yapmayalım dedik. Ona sorduğumuzda: 'Bunu yapmamanız size bir zarar vermez; zira kıyamet gününe kadar yaratılacak olan her can mutlaka yaratılacaktır' buyurdu." Müslim de benzerini rivayet etmiştir.
Beslenme ve yıkama ise yeme, içme ve yıkanma ile ilgili genel delillere dayanarak caizdir.
d- Spermi erkek ve dişi olarak ayrıştırıp dölleme yapmak veya erkek ve dişi embriyoları ayırıp isteneni rahme yerleştirmek işlemleri ise caiz değildir. Çünkü bunlar bir "tedavi" değildir. Hamile kalamayan bir kadının hamile kalması için bir tedavi yöntemi değildir; yani eşlerin doğal yolla çocuk sahibi olamaması durumunu iyileştirmek için değil, sadece cinsiyet seçimi içindir. Dolayısıyla bu işlemler "çocuk sahibi olamama hastalığına" bir deva değildir.
Bu işlemler ancak avretin açılmasıyla (yumurtaların alınması ve yerleştirilmesi süreci) mümkün olabilir ve avretin açılması haramdır. Bu haram ancak "tedavi" (zaruret/ihtiyaç) durumunda mübahtır. Bu işlemler bir tedavi olmadığına göre, yapılması haramdır ve caiz değildir.
Sonuç olarak, akideyle ilgili çok önemli bir hakikati hatırlatmak gerekir; bir kişinin Müslümanlığı buna bağlıdır: Bu işlemlerin ve prosedürlerin hiçbiri, insanın "yaratmaya" kadir olduğu anlamına gelmez. İnsan sadece Allah'ın erkeklik ve dişilik özelliklerine, döllenme şekline koyduğu özellikleri ve sıfatları gözlemler, tahlil eder ve deneyler yapar... Belirli gıdalar kullanır, belirli ortamlar hazırlar... Ancak bunların hiçbiri bir "yaratma" sonucu değildir; yaratılış için tek güç Yaratıcı olan Allah'ın kudretidir. Allah canlı bir yaratılış takdir etmişse olur, ölü takdir etmişse ölü olur, hiçbir şey takdir etmemişse ne kadar deney yapılırsa yapılsın hiçbir şey olmaz.
Allah'ın yaratılmasını takdir ettiği olur, takdir etmediği olmaz.
Allah'ın tek yaratıcı olduğu, erkeği ve dişiyi sadece O'nun yarattığı hakikati katî delillerle sabittir:
ذَلِكُمُ اللَّهُ رَبُّكُمْ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ خَالِقُ كُلِّ شَيْءٍ فَاعْبُدُوهُ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ وَكِيلٌ
"İşte Rabbiniz Allah budur. O’ndan başka hiçbir ilah yoktur. O, her şeyin yaratıcısıdır. Öyleyse O’na kulluk edin. O, her şeye vekildir." [An’âm: 102]
إِنَّ رَبَّكَ هُوَ الْخَلَّاقُ الْعَلِيمُ
"Şüphesiz senin Rabbin, hakkıyla yaratan ve her şeyi bilendir." [Hicr: 86]
أَفَمَنْ يَخْلُقُ كَمَنْ لَا يَخْلُقُ أَفَلَا تَذَكَّرُونَ
"Yaratan, hiç yaratmayan gibi midir? Hiç düşünmüyor musunuz?" [Nahl: 17]
هَذَا خَلْقُ اللَّهِ فَأَرُونِي مَاذَا خَلَقَ الَّذِينَ مِنْ دُونِهِ بَلِ الظَّالِمُونَ فِي ضَلَالٍ مُبِينٍ
"İşte bu Allah’ın yaratışıdır. Haydi gösterin bana, O’ndan başkaları ne yaratmış? Hayır, o zalimler apaçık bir sapıklık içindedirler." [Lokmân: 11]
يَا أَيُّهَا النَّاسُ ضُرِبَ مَثَلٌ فَاسْتَمِعُوا لَهُ إِنَّ الَّذِينَ تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ لَنْ يَخْلُقُوا ذُبَابًا وَلَوِ اجْتَمَعُوا لَهُ وَإِنْ يَسْلُبْهُمُ الذُّبَابُ شَيْئًا لَا يَسْتَنْقِذُوهُ مِنْهُ ضَعُفَ الطَّالِبُ وَالْمَطْلُوبُ
"Ey insanlar! Size bir misal verildi, şimdi onu dinleyin: Allah’tan başka yardıma çağırdıklarınız, hepsi bunun için toplansalar bile bir sinek dahi yaratamazlar. Sinek onlardan bir şey kapsa, onu bile geri alamazlar. İsteyen de aciz, istenen de!" [Hacc: 73]
يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنْ كُنْتُمْ فِي رَيْبٍ مِنَ الْبَعْثِ فَإِنَّا خَلَقْنَاكُمْ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ مِنْ نُطْفَةٍ ثُمَّ مِنْ عَلَقَةٍ ثُمَّ مِنْ مُضْغَةٍ مُخَلَّقَةٍ وَغَيْرِ مُخَلَّقَةٍ لِنُبَيِّنَ لَكُمْ وَنُقِرُّ فِي الْأَرْحَامِ مَا نَشَاءُ إِلَى أَجَلٍ مُسَمًّى...
"Ey insanlar! Öldükten sonra dirilme konusunda şüphede iseniz, şunu bilin ki biz sizi topraktan, sonra nutfeden, sonra alakadan, sonra yapısı belli belirsiz bir çiğnem et parçasından (mudgadan) yarattık ki size (kudretimizi) gösterelim. Dilediğimizi rahimlerde belli bir süreye kadar durdururuz..." [Hacc: 5]
وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنْسَانَ مِنْ سُلَالَةٍ مِنْ طِينٍ * ثُمَّ جَعَلْنَاهُ نُطْفَةٍ فِي قَرَارٍ مَكِينٍ * ثُمَّ خَلَقْنَا النُّطْفَةَ عَلَقَةً فَخَلَقْنَا الْعَلَقَةَ مُضْغَةً فَخَلَقْنَا الْمُضْغَةَ عِظَامًا فَكَسَوْنَا الْعِظَامَ لَحْمًا ثُمَّ أَنْشَأْنَاهُ خَلْقًا آَخَرَ فَتَبَارَكَ اللَّهُ أَحْسَنُ الْخَالِقِينَ
"Andolsun biz insanı çamurdan süzülmüş bir hülasadan yarattık. Sonra onu sağlam bir karargahta (rahimde) nutfe yaptık. Sonra nutfeyi alaka yaptık. Peşinden alakayı mudga yaptık. Mudgayı kemiklere dönüştürdük. Kemiklere et giydirdik. Sonra onu bambaşka bir yaratılışla inşa ettik. Yaratanların en güzeli olan Allah ne yücedir." [Mü’minûn: 12-14]
لِلَّهِ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ يَخْلُقُ مَا يَشَاءُ يَهَبُ لِمَنْ يَشَاءُ إِنَاثًا وَيَهَبُ لِمَنْ يَشَاءُ الذُّكُورَ * أَوْ يُزَوِّجُهُمْ ذُكْرَانًا وَإِنَاثًا وَيَجْعَلُ مَنْ يَشَاءُ عَقِيمًا إِنَّهُ عَلِيمٌ قَدِيرٌ
"Göklerin ve yerin mülkü Allah’ındır. O dilediğini yaratır. Dilediğine kız çocuklar bağışlar, dilediğine de erkek çocuklar bahşeder. Yahut onları hem erkek hem kız olarak çift verir. Dilediğini de kısır bırakır. Şüphesiz O, hakkıyla bilendir, her şeye kadirdir." [Şûrâ: 49-50]
يَا أَيُّهَا الْإِنْسَانُ مَا غَرَّكَ بِرَبِّكَ الْكَرِيمِ * الَّذِي خَلَقَكَ فَسَوَّاكَ فَعَدَلَكَ * فِي أَيِّ صُورَةٍ مَا شَاءَ رَكَّبَكَ
"Ey insan! Seni yaratan, şekillendirip ölçülü yapan, dilediği bir biçimde seni oluşturan cömert Rabbine karşı seni ne aldattı?" [İnfitâr: 6-8]
هُوَ الَّذِي يُصَوِّرُكُمْ فِي الْأَرْحَامِ كَيْفَ يَشَاءُ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ
"Rahimlerde sizi dilediği gibi şekillendiren O’dur. O’ndan başka ilah yoktur. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir." [Âl-i İmrân: 6]
Müslüman'ın sapmaması ve dalalete düşmemesi için bu hakikati çok iyi idrak etmesi gerekir.
Allah bu evrende bilimleri var etmiş, insana bilmediğini öğretmiş, ona akıl, düşünme ve tefekkür özelliği vermiştir ki inananların imanı artsın, inkâr edenler ise dünyada rezil rüsvan, ahirette ise elim bir azaba mahkûm olsunlar.
Son duamız; âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamdolsun.