Home About Articles Ask the Sheikh
Soru & Cevap

Soru Cevap: Mali Darbesi

April 29, 2012
2748

Soru:

22/3/2012 tarihinde Mali'de, alt rütbeli subaylar tarafından Cumhurbaşkanı Amadou (Ahmet) Toumani Touré'ye karşı askeri bir darbe yapıldığı ilan edildi. Darbecilerin "Demokrasinin Onarımı ve Devletin Yeniden Tesisi Ulusal Komitesi" adını verdikleri yapının sözcüsü Teğmen Amadou Konare, Mali televizyonundan yaptığı açıklamada: "Komite... sorumluluğu üstlenmeye ve Amadou (Ahmet) Toumani Touré'nin yetersiz rejimine son vermeye karar vermiştir" dedi. Oysa Cumhurbaşkanı Toumani Touré'nin ikinci görev süresi önümüzdeki ay doluyordu ve anayasaya göre üçüncü kez aday olma hakkı bulunmuyordu...

Peki, bu subayları önümüzdeki ay anayasal olarak görevden ayrılmasını beklemek yerine, darbe ile onu uzaklaştırmaya sevk eden şey nedir? Ayrıca bu yerel bir olay mıdır yoksa arkasında uluslararası bir taraf mı var? Eğer öyleyse, bu taraf kimdir? Allah size hayırlı mükafatlar versin.

Cevap:

Evet, mevcut Cumhurbaşkanı Ahmet Toumani Touré 2002 yılında seçilmiş, 2007 yılında yeniden seçilmiştir ve ikinci dönemi önümüzdeki ay, yani 29'unda yapılacak seçimlerle sona erecektir. 1992'de hazırlanan Mali Anayasası'na göre cumhurbaşkanı üçüncü bir dönem için aday olamaz. Ayrıca, devrilen cumhurbaşkanı, anayasayı ihlal etmekle suçlanmasına neden olacak şekilde üçüncü kez aday olma niyetini de beyan etmemişti. Bu durum, darbenin "yetersiz bir başkanı uzaklaştırmak" yönünde bir gerekçesinin olmadığını, çünkü zaten bir ay sonra görevinin biteceğini göstermektedir. Dolayısıyla tüm bu kaosu yaratmaya gerek yoktu!

Ancak bu mesele tüm yönleriyle incelendiğinde, bu subayların önümüzdeki ay yapılması planlanan yeni cumhurbaşkanlığı seçimlerini engellemek ve böylece yeni bir siyasi durum yaratmak amacıyla uluslararası bir güç tarafından darbe yapmaya itildikleri açıkça görülmektedir... Bunun nasıl olduğu ve bu uluslararası gücün kim olduğu ise şu hususların incelenmesiyle ortaya çıkacaktır:

1- Darbe lideri Yüzbaşı Amadou Haya Sanogo, 23/3/2012 tarihinde İspanyol haber ajansı EFE'ye verdiği mülakatta, kendisi ve arkadaşlarının gerçekleştirdiği darbe sürecini "gerekli bir adım" olarak nitelemiş ve "Cumhurbaşkanı Ahmet Toumani Touré'nin devrilmesinin ardından ülkedeki tüm güçler arasında yapılacak istişareler sonucunda kurulacak yeni bir hükümete iktidarı devretme niyetinde olduğunu" belirtmiştir. İktidarda kalma niyetinde olmadığını, on yıllık yolsuz düzene karşı Mali'de bir değişim gerçekleştirmek için harekete geçtiklerini iddia etmiştir. Devrilen başkanla diyalog imkânı kalmadığını, bu yüzden ordu yönetiminin silaha sarılmaya karar verdiğini ve her şeyin kötüden daha kötüye gittiğini savunmuştur. Darbe lideri yüzbaşının bu sözleri ikna edici değildir; zira seçimler bir ay sonra yapılacaktı. Eğer gelmesini istemediği liderlerin seçilmesini engellemek istemiyorsa, darbe yapması için hiçbir gerekçe yoktur. Ayrıca siyasi güçler arasında görünür bir çatışma da bulunmamaktaydı ve 1992'den beri seçim süreci normal bir şekilde işliyordu...

2- Bu darbeye ilk tepki sert bir şekilde Fransa'dan geldi. Fransa darbeyi şiddetle kınadı ve Dışişleri Bakanı Alain Juppé aracılığıyla Mali'de bir an önce seçimlerin düzenlenmesi çağrısında bulundu. Juppé, ülkesinin "Mali ile olan tüm işbirliğini askıya aldığını, ancak insani yardımları sürdüreceğini... ve terörle mücadele çalışmalarına devam edeceklerini" açıkladı (AFP 22/3/2012).

Fransa'yı Avrupa Birliği izledi. AB Dışişleri Yüksek Temsilcisi Catherine Ashton'ın sözcüsü Michael Mann yaptığı açıklamada: "Askerlerin iktidarı ele geçirmesini ve anayasanın askıya alınmasını kınıyoruz... Mümkün olan en kısa sürede anayasal düzen geri getirilmelidir" dedi (AFP 22/3/2012).

Aynı gün Fransa ve İngiltere, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nden darbeyi şiddetle kınayan ve anayasal düzene ile seçilmiş hükümete dönülmesi çağrısı yapan bir karar çıkartmak için acele ettiler... Konseyin dönem başkanlığını yürüten İngiltere'nin Büyükelçisi Mark Lyall Grant şunları söyledi: "Mali'de anayasal düzene ve demokratik yollarla seçilmiş hükümete derhal dönülmelidir... Güvenlik Konseyi'nin on beş üyesi Mali'deki darbeyi şiddetle kınamaktadır." Bu durum, darbenin Fransa ve Afrika'daki nüfuzlarını korumak için onunla ittifak yapan Avrupalıların çıkarına olmadığını, aksine onların nüfuzuna karşı yöneldiğini göstermektedir.

3- Amerikan tepkisi ve darbeyi kınaması ise Fransa ve Avrupa'dan sonra geldi ve oldukça "muğlak" idi! Amerika, Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Victoria Nuland aracılığıyla şunu duyurdu: "Mevcut durum belirsiz ve hızla gelişiyor... Şikayetlerin şiddetle değil, diyalog yoluyla çözülmesi gerektiğine inanıyoruz" (BBC 22/3/2012). Benzer şekilde BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon da yaptığı açıklamada "sükunet ve anlaşmazlıkların demokratik yollarla çözülmesi" çağrısında bulundu. Sözcülerinin açıklamaları, Amerika'nın darbeden rahatsız olmadığını göstermektedir. Amerikan siyasetine göre hareket eden Genel Sekreter Ban Ki-moon'un açıklaması da örtülü bir desteğe işaret etmektedir. Dışişleri Bakanlığı sözcüsünün "şikayetlerin diyalogla çözülmesi gerekliliği" ifadesi ve Ban Ki-moon'un benzer sözleri, Amerika'nın darbecilerle seçilmiş hükümeti eşit gördüğünü ve darbecilere, iddia ettikleri şikayetler nedeniyle isyan ve darbe yapma hakkı tanıdığını göstermektedir.

4- Amerika son zamanlarda, Mali kuvvetlerini terörle mücadele ve isyancı gruplara karşı taktikler konusunda eğitmek üzere anlaşmalar yaparak bu ülkede bir nüfuz alanı oluşturmaya başlamıştı. Subayları seçip eğitim için Amerika'ya gönderiyordu. Al-Asr sitesi 24/3/2012 tarihinde, isminin açıklanmasını istemeyen bir Amerikan diplomatına dayandırdığı haberinde şunları aktardı: "Darbe lideri Yüzbaşı Amadou (Ahmet) Haya Sanogo, ABD Büyükelçiliği tarafından Amerika Birleşik Devletleri'nde terörle mücadele eğitimi almak üzere seçilen seçkin subaylar arasındaydı." Ayrıca Sanogo'nun "özel görevlerle defalarca Amerika'ya seyahat ettiğini" de ekledi.

5- Fransa Mali ile siyasi, askeri ve ekonomik işbirliğini ve yardımlarını askıya alırken, Amerika Birleşik Devletleri yıllık 137 milyon doları bulan yardımlarını askıya aldığını açıklamadı. Aksine, ABD Dışişleri Sözcüsü Victoria Nuland, "ülkesinin Mali'ye yönelik Amerikan yardımlarını askıya alma yönünde bir karar vermediğini" teyit etti (Al-Jazeera 23/3/2012). Bu durum, Fransa'nın darbeden ne kadar rahatsız olduğunu ve onu onaylamadığını; Amerika'nın ise rahatsız olmadığını, aksine darbeyi zımnen onayladığını kanıtlamaktadır.

6- Bahsettiğimiz tüm bu hususlar, Amerika'nın bu İslam beldesine sızmak, üzerinde nüfuz kurmak ve orayı hâlâ kontrolü altında tutan eski sömürgeci Fransa'nın yerini almak için bu darbenin arkasında olduğunu göstermektedir. Amerika, Mali'deki bir sonraki seçim sürecini engellemek istedi; çünkü siyasi çevreler Fransa'ya bağlıydı. Bu darbe yoluyla Amerika, Fransız siyasetine göre oyun kuran Fransa yanlısı oyuncuların masasini ters yüz etmiştir. Böylece Mali, "askeriye" üzerinden Amerika'ya bağlanmış oldu. Fransa'nın inşa ettiği eski siyasi elitin bu yeni durumla başa çıkması oldukça zordur; en fazla yapabilecekleri, Amerikan nüfuzu altındaki yeni yönetimde etkisiz bir ortaklık kurmak olacaktır.

7- Mali, halkı yüzlerce yıl önce Müslüman olmuş bir İslam beldesidir ve günümüzde nüfusunun %90'ından fazlası Müslüman'dır. 19. yüzyılın sonlarında Fransız müstemlekeciler tarafından işgal edilmiş ve 1904'te ilhak edildiği duyurulmuştur. 1960 yılında ise onlara kağıt üzerinde bir bağımsızlık verilmiştir. Mali altın, fosfat, kaolin, boksit, demir, uranyum ve daha pek çok maden bakımından zengin bir ülkedir. Son zamanlarda "Avrupalı, özellikle Fransız" eski sömürgecilik ile "Amerikan" yeni sömürgecilik arasındaki uluslararası rekabet burada iyice kızışmıştır...

İşte böylece İslam beldeleri, Müslümanlar dağınık olduğu ve İslam dışı hükümlerle yönetildikleri için her hırslı gücün yağıması haline gelmiştir. Müslümanlar, kendilerini parçalanmışlıktan sonra birleştirecek, zilletten sonra izzete kavuşturacak olan Hilafet Devleti'ni yeniden kurmak için çalışacaklarına; sayıları elliyi aşan devletçiklere bölünmüş, yöneticileri halkın işlerini gütmek yerine sömürgeci kafirlerin çıkarlarını gerçekleştiren bir halde yönetilmektedirler... Bu durum nedeniyle Müslümanlar, izzetlerinin kaynağını kaybettikten sonra zelil duruma düşmüşler ve milletler, tıpkı açların yemek çanağına üşüştüğü gibi onların üzerine üşüşmeye başlamışlardır. Oysa onlar daha önce, davet ve cihat ile dünyaya hak mesajını taşıyan hayır elçileriydi... Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şu sözüyle doğruyu söylemiştir:

يُوشِكُ الْأُمَمُ أَنْ تَدَاعَى عَلَيْكُمْ كَمَا تَدَاعَى الْأَكَلَةُ إِلَى قَصْعَتِهَا

"Yemek yiyenlerin birbirlerini sofralarına davet ettikleri gibi, milletlerin de sizin üzerinize üşüşmeleri yakındır." Birisi sordu: "O gün sayımız az olduğu için mi?" Buyurdu ki: "Hayır, aksine o gün sayınız çoktur. Fakat sizler selin üzerindeki çerçöp gibisiniz. Allah, düşmanlarınızın kalbinden size karşı olan korkuyu çekip alacak ve sizin kalbinize 'vehn' atacaktır." Birisi sordu: "Ey Allah'ın Resulü, vehn nedir?" Buyurdu ki: "Dünya sevgisi ve ölüm korkusudur." (Ebu Davud, Sevban'dan rivayet etmiştir.)

Öyleyse dünya sevgisini ve Allah yolunda ölüm korkusunu üzerimizden atalım ve Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in, bu zorba diktatörlükten (mülkan cebriyye) sonra Râşidî Hilafet'in geri döneceğine dair müjdesini gerçekleştirmek için var gücümüzle çalışalım. Buyurduğu gibi:

...ثُمَّ تَكُونُ مُلْكًا جَبْرِيَّةً، فَتَكُونُ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ تَكُونَ، ثُمَّ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ أَنْ يَرْفَعَهَا، ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةً عَلَى مِنْهَاجِ نُبُوَّةٍ

"...Sonra zorba bir diktatörlük (Mülkan Cebriye) olacaktır. O da Allah’ın dilediği kadar devam edecektir. Sonra Allah dilediğinde onu ortadan kaldıracaktır. Sonra (yeniden) Nübüvvet metodu üzere Hilafet olacaktır." Sonra sustu. (Ahmed rivayet etmiştir.)

Makaleyi Paylaş

Bu makaleyi ağınızla paylaşın