Home About Articles Ask the Sheikh
Soru & Cevap

Soru-Cevap: ABD'nin Rusya ile Yapılan Füze Anlaşmasından Çekilmesi

February 13, 2019
3598

Soru-Cevap

Soru:

ABD Dışişleri Bakanı bu ayın başında, 1987 yılında Rusya ile imzalanan Orta ve Kısa Menzilli Füze Sınırlandırma Anlaşması’ndan (INF) ABD’nin çekilme sürecinin resmen başladığını duyurdu. ABD’nin bu çekilme kararının boyutları nelerdir? Rusya gerçekten anlaşmayı ihlal mi ediyordu yoksa bu sadece ABD'nin çekilmek için öne sürdüğü bir bahane miydi? Eğer Rusya anlaşmayı ihlal etmediyse, o zaman ABD’nin çekilme amaçları nelerdir ve neden çekildi? Allah hayırlı mükafatlar versin.

Cevap:

Cevabın netleşmesi için şu hususları gözden geçirelim:

Birincisi: Evet, (ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo Cuma günü yaptığı açıklamada, ABD'nin Rusya ile imzalanan Orta ve Kısa Menzilli Nükleer Kuvvetler Anlaşması'ndaki (INF) yükümlülüklerini askıya aldığını duyurdu. Pompeo, "ABD'nin anlaşmadan çekildiğine dair resmi bildirimi altı ay içinde Rusya'ya ileteceğiz" dedi. Ayrıca, "Ülkesinin Orta Menzilli Nükleer Kuvvetler Anlaşması kapsamındaki yükümlülüklerini yarın Cumartesi gününden itibaren askıya alacağını" teyit etti ve "Rusya anlaşmaya uyma sözü vermezse anlaşmanın sona ereceği" tehdidinde bulundu... Araby 21, 01.02.2019). ABD’nin Rusya’nın INF olarak adlandırılan anlaşmaya uyumu konusunda aylardır şüpheler uyandırmasının ardından bu açıklama beklenen bir adımdı. (Trump, "Rusya silah üretmeye devam ederken biz buna uymayacağız" demişti... BBC, 21.10.2018). Rusya ise Trump yönetiminin bu adımı karşısında şaşkınlığa uğradı. (Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Sergey Ryabkov, "Bu çok tehlikeli bir adım olur ve sert bir tepkiyle karşılanır" dedi. TASS haber ajansına yaptığı açıklamada, anlaşmanın silahlanma yarışı atmosferinde küresel güvenlik ve stratejik istikrarın korunması için önemli olduğunu ekledi. Ryabkov, ABD'nin şantaj yoluyla taviz alma girişimlerini kınadı... BBC, 21.10.2018). ABD’nin çekilme kararının resmen bildirilmesinin ardından Rusya da benzer bir adımla karşılık verdi. (Lavrov, Aşkabat'taki bir basın toplantısında şunları söyledi: "Başkan Vladimir Putin tutumumuzu belirledi; biz de tamamen aynı şekilde karşılık vereceğiz." Şunları ekledi: "Amerikalılar anlaşmadaki yükümlülüklerini askıya aldılar, biz de aynısını yaptık. Anlaşmada öngörülen altı aylık sürenin sonunda, Washington'un çekilme konusundaki resmi notası sonucunda, biz de kendi tarafımızdan anlaşmanın geçerliliğini sona erdireceğiz."... RT, 06.02.2019). Bu durum, ABD’nin altı aylık süre dolmadan bile fiili bir çekilme süreci yürüttüğünü, anlaşma gereği kaçındığı füze araştırma ve programlarına başlayacağını duyurmasıyla açıkça görülmektedir.

İkincisi: ABD’nin çekilme gerekçesi olarak Rusya’nın 9M729 füzesini üreterek anlaşmayı ihlal ettiğini ileri sürmesi gerçeği yansıtmamaktadır ve uzak bir ihtimaldir. Rusya, füzesinin menzilinin 480 kilometre olduğunu, yani anlaşmanın yasakladığı 500 kilometrelik sınırın altında olduğunu beyan etmektedir. Zira anlaşma, 500-1000 km arası kısa menzilli ve 1000-5500 km arası orta menzilli füzeleri yasaklıyordu. Rusya’nın kısa ve orta menzilli füzeleri doğrudan Amerikan topraklarını tehdit etmemektedir. Aksine, birçok düşmanla çevrili olan Sovyetler Birliği, özellikle Batı Avrupa’yı vuran çok sayıda bu tür füze üretiyordu. ABD, 1980’li yıllarda Batı Avrupa’ya Pershing ve Cruise füzeleri yerleştirdiğinde ve Sovyetler Birliği de buna SS-20 orta menzilli füzeleriyle karşılık verdiğinde, Avrupa, 80’li yıllarda ABD ile Sovyetler Birliği arasında nükleer bir savaşın en muhtemel sahası haline gelmişti. Bu durum Avrupa’da dehşete yol açmış ve Orta Menzilli Füze Anlaşması'na varılması için baskı yapılmasına neden olmuştu.

Üçüncüsü: ABD’nin o dönemdeki bu adımına bakıldığında, Amerikan siyasetinin tehlikeliliği anlaşılabilir. Bir yandan ABD, Batı Avrupa'yı güvenlik açısından kendisine daha fazla bağlamış ve Avrupa kıtasının kaderini Washington'un eline bırakmıştı. Diğer yandan ABD, Gorbaçov'un 80'lerin başından itibaren silahsızlanma konusundaki çaresiz adımlarını görüyordu. Müzakereler olgunlaşıp anlaşma imzalandığında, ABD bunu sadece kısa ve orta menzilli füzelerle sınırlandırdı. Bu durum, 1800 nükleer füzeyi imha eden Sovyetler Birliği için büyük bir kayıp olurken, ABD sadece 800 füzesini imha etmişti; yani Moskova'nın imha ettiğinin yarısından bile az. (Mayıs 1991 itibarıyla taraflar, anlaşma uyarınca 2600’den fazla füzenin imha edildiğini duyurdu, Rusya’nın payı yaklaşık 1800 füzeydi... Al Jazeera Net, 02.02.2019). Yani füzelerin imhasına yönelik anlaşma süreci 1991'de sona ermiş, geriye sadece benzer nükleer füzelerin üretilmemesi taahhüdü kalmıştı.

Dördüncüsü: Trump yönetiminin ve ondan önce kısmen Obama yönetiminin yürüttüğü Amerikan stratejisine bakıldığında, küresel gelişmelerin Washington’u genel politikasını gözden geçirmeye zorladığı görülebilir. Amerikan stratejisinin hedef aldığı temel meseleler şunlardır:

1- Amerikan Ekonomisi: ABD, uluslararası azametinin sütunlarından biri olan ekonomisinin küresel bir zayıflığa uğradığını gördü. Öte yandan Avrupa’nın ekonomik olarak güçlü olduğunu, çünkü ABD’nin güvenlik şemsiyesine güvendiği için güvenliğe yeterince harcama yapmadığını fark etti. Avrupa kadar önemli bir diğer husus ise Çin’in yükselişinin çok hızlı olmasıydı. Çin, sadece yirmi yılda birinci sınıf bir ekonomi inşa etti ve Asya Kalkınma Bankası gibi parasal kurumlar kurarak ABD’nin kurduğu Dünya Bankası gibi uluslararası kurumların konumunu tehdit etmeye başladı. Bu gerçekler ve uluslararası ekonomik dalgalanmalar, ABD’nin küresel hegemonyasının temel taşı olan ekonomisinin geleceği konusunda şüpheye düşmesine neden oldu. Bu yüzden askeri azametine odaklanmaya, yani rakip ülkeleri korkutmak için füze ve nükleer dişlerini göstermeye başladı. Trump dönemindeki ABD artık hedeflerini gizlemiyor; ABD Başkanı şöyle demiştir: (Ülkesinin, "diğerleri akıllanana kadar" nükleer kapasitesini artıracağını söyledi... Youm7, 06.11.2018).

2- Avrupa’nın ABD Karşıtı Eğilimleri: Fransa Cumhurbaşkanı Macron, Rusya, Çin ve hatta ABD tehditlerine karşı durmak için bir "Avrupa Ordusu" kurulması çağrısında bulundu. Trump ise, Avrupa’nın kendisini koruyan, güvenliğini sağlayan ve korunması için harcama yapan ABD’yi nasıl bir tehdit olarak görebildiğine şaşırdı. Ayrıca Avrupa; iklim anlaşması, Irak savaşı, Arap, İslam ve Afrika bölgelerindeki nüfuz mücadeleleri gibi pek çok konuda ABD'ye muhalefet etmekte ve Çin ile geniş çaplı iş birliği yapmaktadır. Tüm bunlardan dolayı ABD, Rus tehdidinin Avrupa'yı yeniden "aklı başına getirmesini" istiyor. Anlaşmadan çekilerek Rusya’yı füze üretimine zorlayacak, böylece Rusya’ya en yakın olan Avrupa üzerinde nükleer tehdit yeniden hissedilecektir. Oysa bu anlaşma, Avrupa topraklarındaki nükleer rekabeti durduruyordu. Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas’ın şu sözleri bunu ifade etmektedir: (Reuters tarafından aktarılan bir bildiride, "30 yılı aşkın bir süredir bu anlaşma Avrupa güvenliğinin temel direğiydi" demiştir... Sputnik Rusya, 21.10.2018). Daha önce Heiko Maas, Alman Haber Ajansı’na şunları söylemişti: (Ülkesinin Avrupa’da yeni orta menzilli nükleer füzelerin konuşlandırılmasına yönelik her türlü harekete şiddetle karşı çıkacağını belirtti... Çarşamba günü yayınlanan mülakatında "Avrupa hiçbir koşulda yeniden silahlanma tartışmalarının alanı haline gelmemelidir" dedi... Al-Wefaq Online, 28.12.2018). Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron da daha önce şunları söylemişti: (ABD'nin orta ve kısa menzilli füze sınırlandırma anlaşmasından çekilmesi Avrupa güvenliğini tehlikeye atacaktır. Macron, "Europe 1" radyosuna yaptığı açıklamada, "Başkan Trump'ın silahsızlanma konusundaki bu önemli anlaşmadan çekileceğini duyurduğunu gördüğümde, asıl kurban kim olacak?" dedi... Youm7, 06.11.2018).

3- Rusya Siyaseti ve ABD’nin Baskısı: Trump yönetiminin başa gelmesinden sonra ABD'nin Rusya üzerindeki baskısının (yaptırımlar, NATO askeri yapısının Rusya sınırlarına yaklaştırılması, Makedonya gibi yeni üyelerin alınması, Rusya’nın Suriye’ye batırılması, bu bataklıktan çıkışına yardımın geciktirilmesi, doğu sınırına -Güney Kore- füze savunma sistemlerinin kurulması gibi) artmadığı bir ay neredeyse geçmiyor. Son olarak Japonya'nın Kuril Adaları taleplerinin canlandırılması ve Rusya-Japonya ilişkilerinin gerilmesi de bu baskılara eklendi. ABD'yi Rusya'ya karşı cesaretlendiren şey, Rusya'nın Suriye'de ABD'ye verdiği destektir. ABD, Rusya'nın uluslararası hizmetlerini Çin çevresine taşımak istiyor. Rusya ise bu siyaseti açıkça anlıyor; Dışişleri Bakanı Lavrov açıkça şunları söyledi: (ABD'nin Rusya'yı kendi çıkarlarına hizmet edecek ve Çin'e karşı koyacak bir araç haline getiremeyeceğini vurguladı. Lavrov: "Avrupa'ya disiplin dayatmak ve Transatlantik bağlarını güçlendirmek için bizi şeytanlaştırıyorlar. Örneğin, şimdi Rusya'yı kendi çıkarları için Çin'e karşı nasıl kullanacaklarını ciddi şekilde tartışıyorlar... Bizi ABD çıkarlarının bir aracı yapmak istiyorlar" dedi... RT, 24.12.2018). Rusya, Suriye’de ABD çıkarlarına hizmet etmek üzere batırıldıktan sonra, şimdi Çin’e karşı sürüklenmek üzere büyük baskılara maruz kalıyor. Bu, yeni Amerikan siyasetinin Rusya yönündeki ana hattıdır. ABD’nin füze anlaşmasından çekilmesi, bir yandan Rusya üzerindeki baskıyı artırırken, diğer yandan Çin ile ilişkilerini germeyi amaçlıyor. Rusya üzerindeki baskının artması, ekonomisinin kaldıramayacağı yeni bir silahlanma yarışına itilmesiyle olacaktır. Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Sergey Ryabkov şöyle demiştir: (ABD bizi buna sürüklemeye çalışırken biz ABD ile bir silahlanma yarışına girmek istemiyoruz... RT Arapça, 07.02.2019). Çin ile ilişkilerin gerilmesi ise; ABD'nin Rusya'yı stratejik silahlarda yarışa zorlamasının, sınır komşusu olan Çin'de büyük bir endişe yaratacak olmasıdır. Zira Çin'in tüm toprakları, 1991'de Rusya'da sona eren bu füzelerin menziline girecek ve bu durum Çin ile Rusya arasında gerilime neden olacaktır.

4- Çin’in Büyük Yükselişi ve ABD’nin Buna Karşı Hamlesi: Obama’nın ikinci döneminden itibaren uygulanan yeni Amerikan stratejisi Çin’i önceliklerin başına yerleştirmiştir. Trump bu önceliği daha da artırarak, Çin’in yükselişini durdurmak için bir ticaret savaşı yürütmektedir. Özellikle Çin’in devasa ekonomik gücü, nükleer silahlardan yoksun olmayan güçlü bir ordu kurmasına ve Amerikan hegemonyası için daha fazla risk oluşturmasına imkan tanıyor. Çin’in ilan ettiği askeri bütçe (228 milyar dolar), kendisinden sonra gelen dört ülkenin (Rusya, İngiltere, Fransa ve Almanya) toplam askeri bütçesinden daha büyüktür. ABD, ekonomisi daha fazla askeri harcama yapmaya müsait olan Çin’in bazı askeri programlarını gizlediğini düşünmektedir. Diğer yandan, iki ekonominin güç bakımından birbirine yakın olması nedeniyle Çin ile ekonomik savaşta yorulan ABD, çabalarını Çin’e karşı kesin üstünlüğe sahip olduğu askeri alana kaydırmak istiyor. Bu nedenle ABD, Çin’i Güney Kore, Japonya ve diğer çevre ülkelerde konuşlandırabileceği kısa ve orta menzilli nükleer silahlarla kuşatmasını engelleyen kısıtlamalardan (Rusya ile olan füze anlaşması) kurtulmak istiyor. Başka bir deyişle, Çin'in ekonomik gücünü bir silahlanma yarışı üzerinden tüketmek istiyor. ABD'nin Çin çevresindeki olası adımlarına karşılık Çin'in daha fazla füze üretmeye yönelmesi ve bu süreçte ABD'nin sadece kendi ekonomik gücünü değil, Japonya ve Güney Kore gibi ülkelerin imkanlarını da kullanması, Çin ekonomisinin mevcut konumundan gerilemesine neden olacaktır.

Beşincisi: Özetle, ABD’nin Rusya ile olan füze anlaşmasından çekilmesinin uzun vadeli hedefleri şu şekilde netleşmektedir:

1- Amerikan ekonomisinin gerilemesi ve Çin ile Avrupa rekabeti karşısında bir hegemonya aracı olarak etkisinin zayıflamasıyla birlikte ABD; Avrupa, Rusya ve Çin karşısında uluslararası hegemonyasını pekiştirmek için rakipsiz olan stratejik askeri yeteneklerini daha fazla ön plana çıkarmaya karar vermiştir.

2- Avrupa’nın pek çok uluslararası meselede ABD’ye siyasi olarak kafa tutması ve bağımsızlık arayışlarının artmasıyla birlikte ABD; Avrupa’yı yeniden ABD'nin nükleer şemsiyesine sığınmaya zorlamak, askeri harcamaları artırmalarını sağlamak ve Amerikan liderliği altında kalmalarını garanti etmek için tıpkı Sovyet döneminde olduğu gibi Rus tehdidini Avrupa’nın ensesinde hissettirmeye karar vermiştir.

3- Rusya üzerindeki baskıyı artırmak ve onu gücünün yetmeyeceği yeni bir silahlanma yarışı ile tehdit ederek Çin ile arasını açacak tutumlara zorlamak. Yeni stratejik duruma göre Rusya iki acı seçenekle karşı karşıyadır: Ya stratejik kapasitesinin sınırlılığını ortaya çıkaracak kaybedilmiş bir silahlanma yarışına girecek ve Fransa-İngiltere seviyesine gerileyecek; ya da ABD'nin baskılarına boyun eğip Amerikan hedefleri doğrultusunda Çin'e karşı hareket ederek göstermelik bir "büyük devlet" onurunu koruyacaktır.

4- Çin tarafında ise; ABD'nin çekilme amacı belki de bir numaralı önceliktir. ABD, Çin'in askeri kapasitesini kontrol altına almak istiyor ve bu kapasitenin, tıpkı Çin ekonomisi gibi kendisini hazırlıksız yakalamasını istemiyor. Bu kapasiteyi ya kendi gözetimi altındaki anlaşmalarla sınırlamak ya da Çin'i Uzak Doğu'da ABD'nin üstün olduğu stratejik bir silahlanma yarışına zorlayarak Çin ekonomisinin direncini kırmak ve geriletmek istemektedir.

Altıncısı: Son olarak, kalpte bir yara bırakan husus şudur ki; Müslümanlar bu uluslararası çatışma sahasının çok uzağındalar; ne devenin başında ne de kervanın sonundalar! Bilakis İslam beldelerindeki Hukkâm'ud-Dirâr (Mescid-i Dırar gibi zarar veren yöneticiler), İslam devinin ortaya çıkmasını engellemek için başta ABD olmak üzere genel olarak Batı'ya en fazla boyun eğenler haline gelmişlerdir. Ancak İslam ümmetinin İslam'a doğru artan canlılığı, laik yöneticilerin metodlarını reddetmesi ve onlara karşı hareketliliği, bu ceberut dönemin ömrünün fazla kalmadığını teyit etmektedir. Allah’ın izniyle, sadık çalışanların elleriyle bunun yerini Râşidî Hilâfet Devleti alacak ve Rasulullah ﷺ'in müjdesi gerçekleşecektir:

ثُمَّ تَكُونُ مُلْكاً جَبْرِيَّةً فَتَكُونُ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ تَكُونَ ثُمَّ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ أَنْ يَرْفَعَهَا ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةً عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ ثُمَّ سَكَتَ

"Sonra ceberut bir saltanat olacaktır. Allah dilediği kadar devam edecektir. Sonra onu kaldırmayı dilediğinde kaldıracaktır. Sonra yeniden Nübüvvet metodu üzere Hilâfet olacaktır. Sonra sustu." (Ahmed bin Hanbel)

İşte o zaman dünya yeniden Hilâfet'in nuruyla aydınlanacak, sömürgeci kafirler şerleriyle birlikte kendi yurtlarına çekilecek ve İslam ümmeti dünyayı şerden ve şer ehlinden uzaklaştırarak yeniden liderlik makamına dönecektir.

وَيَوْمَئِذٍ يَفْرَحُ الْمُؤْمِنُونَ * بِنَصْرِ اللَّهِ يَنْصُرُ مَنْ يَشَاءُ وَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ

"O gün müminler Allah'ın yardımıyla sevineceklerdir. O, dilediğine yardım eder. O, Mutlak Güç Sahibidir, Çok Merhametlidir." (Rûm Suresi, 4-5)

7 Cemâziye'l-Âhir 1440 H. 12.02.2019 M.

Makaleyi Paylaş

Bu makaleyi ağınızla paylaşın