Soru-Cevap
Trump’ın Nükleer Anlaşmadan Çekilmesi
Soru:
Amerika'nın bir kurumsal devlet olduğunu ve uluslararası siyasetteki genel hatlarının sadece başkan tarafından değil, yönetim kurumları tarafından belirlendiğini biliyoruz. Peki, Amerika'nın İran ile nükleer anlaşma yapıp bunu bir zafer olarak görmesini, şimdi ise Trump'ın gelip bu anlaşmadan çekilmesini ve çekilmeyi bir zafer saymasını nasıl açıklayabiliriz? Bu konuyu açıklığa kavuşturmanızı rica eder, teşekkürlerimizi sunarız.
Cevap:
Evet, Amerika'da uluslararası siyasetin genel hatları sadece başkan tarafından değil, kurumlar tarafından yönetilir; her ne kadar kararın sunumunda başkanın üslubu öne çıksa da. Ancak soruda zikredilmeyen husus, bu genel hatların üzerine inşa edildiği esastır ki cevabın can alıcı noktası burasıdır. Bu kurumsal devletin temel esası "Amerika'nın çıkarları"dır. Eğer belirli bir konjonktürde bir anlaşmanın imzalanması gerekiyorsa, kurumlar ve başkan bunu onaylar. Eğer Amerika’nın çıkarları bu anlaşmanın iptal edilmesini gerektiriyorsa, yine kurumlar ve başkan iptali onaylar. Bunun açıklaması şöyledir:
1- İran, Amerika'nın bir alternatifi bulana kadar uşağı tağut Beşar rejimini korumak için önemliydi. Amerika, Suriye'deki halk hareketlerinin İslam ve İslam nizamı sloganları yükseltmesinden, tağutu devirip Suriye'de İslam nizamını kurmasından ve böylece bölgedeki Amerikan nüfuzunun silinmesinden korkuyordu. Özellikle 2015 yılında halk hareketlerinin yükselişe geçtiği ve yer yer ilerleme kaydettiği bir dönemde... Bu nedenle Amerika, İran'ın rolünü ön plana çıkarmak ve ona verilen görevleri yerine getirebilmesini sağlamak için üzerindeki yaptırımları kaldırmak istedi. Amerika'nın çıkarı, engelleri kaldırmak için bu anlaşmanın imzalanmasını gerektiriyordu. Bu anlaşma her bakımdan İran için aşağılayıcı ve utanç vericiydi... Bunun en büyük delili, o dönemki Amerikan Başkanı'nın açıklamalarıdır. 14 Temmuz 2015'te anlaşmanın imzalanmasının ardından Başkan Obama televizyonda yaptığı konuşmada şunları söylemişti: ("Bu anlaşma İran'ın nükleer silah elde etme yolunu tamamen kesmektedir... Anlaşma, İran'da kurulu olan santrifüjlerin üçte ikisinin kaldırılmasını ve uluslararası denetim altında tutulmasını, zenginleştirilmiş uranyumun %98'inden kurtulmasını, anlaşmanın ihlali durumunda yaptırımların hızla geri dönmesini ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'na gerekli görülen her yerde ve her zaman tesislere kalıcı erişim izni verilmesini öngörmektedir." BBC, 14.07.2015). BM Güvenlik Konseyi'nin anlaşmayı 20 Temmuz 2015'te onaylamasının ardından, 22 Temmuz 2015 tarihli soru-cevabımızda Amerika'nın İran ile nükleer anlaşmadaki amacını şöyle açıklamıştık: (...Tüm bunlar gösteriyor ki Amerika, bu anlaşmayla yaptırımları kaldırarak İran'ın işini kolaylaştırmayı ve onunla açık ilişkiler kurmayı amaçlamaktadır. Böylece İran, Amerika'nın işini kolaylaştıracak, yükünü hafifletecek ve bölge devletleri ile halklarına yönelik oyunlarını perdeleyecek bir rol oynamaya devam edebilecektir. Nitekim İran, Irak, Suriye ve Yemen'de olduğu gibi Amerikan siyasetini fiilen uygulamaktadır. Ancak bu uygulama, eskiden olduğu gibi görüşü engelleyen kapalı bir perdenin arkasından değil, şeffaf bir perdenin arkasından veya perdesiz bir şekilde yapılacaktır!) Nitekim öyle de oldu; İran, direniş ve sahte "karşı duruş" isimleri altında ve iğrenç bir mezhepçi kışkırtma ile Suriye, Irak ve Yemen'de Amerika hesabına kirli ve canice bir rol oynadı.
Böylece o dönemde Amerika'nın çıkarı, İran'ın ekonomik durumunu rahatlatmak ve yaptırımların kalkmış olmasının verdiği huzurla bölgedeki Amerikan planlarını aktif bir şekilde uygulamasını sağlamak için bu anlaşmayı yapmaktı. Özellikle Suriye'deki durum, tağut Beşar rejiminin zayıflığı nedeniyle Amerikan nüfuzundan çıkmak üzereyken, İran'ın onu savunma konusunda daha aktif olması isteniyordu. Beşar'ın 2015'teki durumu oldukça kırılgandı ve yok olmaya yakındı. Bu yüzden Amerika, 14 Temmuz 2015'te İran'ın Suriye'deki rolünü canlandırmak için nükleer anlaşmayı yaptı. Bununla da yetinmeyip, Obama ile Putin'in 30 Eylül 2015'teki görüşmesinin ardından Rusya'yı askeri olarak devreye soktu ve Amerikan uşağı bir alternatif bulunana kadar Beşar rejiminin düşmesini engellemek için Rusya'ya müdahale izni verdi.
2- Ancak şu an Amerika'nın bakışı değişti; Beşar'ın durumu güçlendi. Bu durum, Trump yönetimi nezdinde farklı bir bakış açısı oluşturdu. Özellikle Amerika'nın Irak ve Suriye'de doğrudan veya dolaylı olarak özgürlük arayan halklara karşı elde ettiği sonuçlar, İran'a doğrudan ana bir rol verme ihtiyacını ortadan kaldırdı. Bu değişim Obama döneminin sonunda, Türkiye ve Suudi Arabistan rejimlerine doğrudan roller verilmeye başlandığında zaten başlamıştı. Bu iki rejimin Suriye devrimine yönelik komploları, Rusya, İran ve partisinin (Hizbullah) silahlarından daha etkili ve tehlikeliydi. Türk ve Suudi rejimleri, dolambaçlı yollarla rejimin zaferler kazanmasını sağladı; bu da İran'ın tek başına yürüttüğü öncü rolün geriye çekilmesine neden oldu. Böylece Amerika, İran'ın rolünü tek başına öncü değil, tamamlayıcı bir rol haline getirmeye karar verdi. Bu durum Astana anlaşmalarında net bir şekilde görülmüş, "gerginliği azaltma" adı altında Suriye devrimi durdurulmuştur. İşte Amerika'nın nükleer anlaşmadan çekildiğini açıklamasının nedenlerinden biri de budur; Amerika'nın çıkarı, İran'ın bölgedeki rolünü kısıtlayacak yeni şartlara zemin hazırlamak için anlaşmadan çekilmeyi gerektirmiştir. Bu durum, Trump'ın nükleer anlaşmanın İran'a olan faydasını abartmasını gerektirdi; böylece anlaşmanın İran'ın nükleer silah elde etmesine yardım ettiğini iddia ederek çekilme kararını meşrulaştırmaya çalıştı. Nitekim Trump, 8 Mayıs 2018'de anlaşmadan çekildiğini açıkladığı televizyon konuşmasında şunları iddia etti: ("Anlaşmanın devam etmesi yakında Orta Doğu'da bir nükleer silahlanma yarışına yol açacaktır", "İran nükleer silah sahibi olmaktan daha tehlikeli bir şey yapmamıştır", "Anlaşmanın Amerika'yı ve müttefiklerini koruması gerekiyordu ancak İran'ın uranyum zenginleştirmeye devam etmesine imkan tanıdı". Ardından şunları ekledi: "Hazır olduğunda İran ile yeni bir anlaşma müzakere etmeye hazır ve muktedirdir", "Bölge ve dünya liderleriyle yaptığım istişareler sonucunda, bu anlaşma yoluyla İran'ın nükleer bomba elde etmesini engelleyemeyeceğimiz sonucuna vardım. Nükleer anlaşmadan çekildiğimi ilan ediyorum... Anlaşma, İran'ın bölgedeki istikrarı bozucu faaliyetlerini engellemek için hiçbir şey yapmıyor. Birkaç dakika içinde İran'a yeniden yaptırım uygulanması için bir muhtıra imzalayacağım". Sonra imzaladı ve ekledi: "İran nükleer anlaşması kötü müzakere edildi, kusurlarla dolu ve bu konuda bir şeyler yapmalıyız. Mevcut şartlar kabul edilemez. Anlaşmadan çıkarak kalıcı, sürdürülebilir ve kapsamlı bir çözüm arayacağız. Bu anlaşma felakettir, terörist İran rejimine milyonlarca dolar verdi." Sputnik ve Al Jazeera, 08.05.2018). Burada Trump'ın, nükleer anlaşmadan çekilmeyi meşrulaştırmak için İran'ın yeteneklerini abartarak bilerek yanlış ve mübalağalı konuştuğu açıkça görülmektedir. Gerçek sebebi, yani Amerika'nın çıkarının artık İran'ın rolünü küçültmeyi ve bölgedeki etkisini hafifletmeyi, ancak Amerikan taleplerini yerine getirmeye hazır halde tutmayı gerektirdiğini ise dile getirmemiştir. Bu durum Amerikan siyasetinde tekrarlanan bir durumdur; çıkarlarına göre siyaset değiştirirler. Benzer bir durum Rusya ile de yaşandı; 30 Eylül 2015'teki Obama-Putin görüşmesinden sonra Rusya'ya, İran ile birlikte Beşar'ın rolünü koruma göreviyle Suriye'ye girme izni verilmişti. Ancak Rusya, Amerika'dan bağımsız hareket ediyormuş gibi görünmeye çalışınca, Amerika'nın çıkarı Rusya'yı "terbiye etmeyi" ve ona haddini bildirmeyi gerektirdi; bunun sonucunda o askeri darbeler (saldırılar) geldi! 14 Nisan 2018 tarihli soru-cevabımızda belirttiğimiz gibi: (...Amerikan saldırısı, Suriye'nin kimyasal silahlarını vurmaktan ziyade Rusya'yı terbiye etme niteliğindedir. Nitekim bu sabah yaklaşık on bölge vuruldu, ancak askeri uzmanların yorumlarına göre bu bölgelerin çok azı kimyasal tesis veya araştırma merkeziydi, çoğu askeri bölgelerdi). Dolayısıyla Amerikan siyasetinin çıkarlara göre değişmesi bilinen bir durumdur.
3- Ayrıca Amerika'nın çıkarının gerektirdiği başka bir husus daha vardır: Amerika, Yahudi varlığının Filistin ve Kudüs'teki işgaline ve saldırganlığına yönelik dikkatleri başka yöne çekmek istemektedir. Amerika uzun süredir büyükelçiliğini Kudüs'e taşımaya hazırlanıyordu ancak "iki devletli çözüm" ve Kudüs'ün taksimi beklentisiyle bunu erteliyordu. Şimdi ise Amerika, "Yüzyılın Anlaşması" dediği yeni düzenlemeler ve çözümlerle iki devletli çözüm dışında başka bir siyasi yola başvurmayı öngörüyor. Bu da büyükelçiliğin Kudüs'e taşınması kararının uygulanmasını gerektiriyor. Amerika bu durumun hassasiyetini azaltmak için İran'a odaklandı ve onun rolünü abarttı. 21 Mayıs 2017'de 55 İslam ülkesinin lider ve temsilcilerine hitap eden Trump, Yahudi varlığı ile Suudi rejimi ve diğer rejimler arasındaki barış anlaşmalarını meşrulaştırmaya ve Filistin davası için henüz ilan edilmemiş bir çözümü uygulamaya çalıştı. Suudi rejimi de bu çözümü pazarlıyor ve Filistin yönetimini buna ikna etmeye çalışıyor. Yani Trump, İsra ve Mirac toprağı Filistin'i gasp eden Yahudi varlığı yerine düşmanlığı İran üzerinde yoğunlaştırmaya çalıştı. Suudi Arabistan da Trump'ın arkasından giderek söylediklerini destekledi ve pazarladı... Bu yüzden Amerika'nın çıkarı, nükleer anlaşma konusunu sanki İran için bir zillet anlaşması değil de bir güç anlaşmasıymış gibi köpürtmeyi gerektirdi. Oysa anlaşmanın içeriğine bakıldığında, Trump veya başkasının İran için bundan daha aşağılayıcı bir anlaşma bulması zordur...
Amerika'nın bölgede Yahudi varlığı yerine İran'ı düşman olarak odak noktasına koyduğu görülmektedir. Örneğin İran'daki son gösterilerde Amerika yine bu konuya odaklanmış ve dalgayı sahiplenmiştir. Oysa İran'ın bölgedeki rolü, ince elenip sık dokunmuş bir Amerikan siyasetidir. Amerika'nın İran'daki protesto dalgasına binmesinin amacı rejimi değiştirmek değil, 11 Ocak 2018 tarihli soru-cevabımızda açıkladığımız başka hedeflerdir: (...Peki, neden Amerika bu dalgaya bindi ve aradığını onda buldu? Bunun iki önemli sebebi vardır: Birincisi: Dikkatleri Filistin'den ve Trump'ın Kudüs beyanından uzaklaştırmak, bölgeyi İran konusuyla meşgul etmektir. Böylece İran bölgedeki "birinci düşman" haline gelecek, odak noktası oraya kayacak ve Filistin'i gasp eden Yahudi varlığı üzerindeki baskı hafifleyecek veya yok olacaktır... İkincisi: Bölgedeki Amerikan uşaklarının, "Amerika İran'a karşı duruyor ve bizi ondan koruyor" bahanesiyle Amerika'ya bağlı kalmalarına meşruiyet sağlamaktır. Trump'ın Kudüs'ün Yahudi varlığının başkenti olduğu yönündeki beyanı, Amerikan uşaklarının yüzüne inmiş bir tokat gibidir... Kudüs Müslümanların kalplerinde ve akıllarındadır. Bu uşakların Trump'ın beyanına karşı sessiz kalıp Amerika'ya sadık kalmaya devam etmeleri onlar için büyük bir skandaldır... İşte Trump'ın İran'a karşı yükselen açıklamaları, bu uşakların Trump'ın Kudüs kararına rağmen Amerika'ya uşaklık etmeye devam etmelerini meşrulaştırmak için sarıldıkları bir can simidi oldu... "Trump baş düşman İran'a karşı duruyor!" diyorlar ki bu özrü kabahatinden büyüktür.
قَاتَلَهُمُ اللَّهُ أَنَّى يُؤْفَكُونَ
"Allah onları kahretsin! Nasıl da (haktan) çevriliyorlar!" (Münâfikûn [63]: 4).
4- Nükleer anlaşmanın terazisindeki asıl ağırlık Amerika idi. Avrupa, anlaşmanın Amerikan tarzı formülasyonunu kabul etti ve sadece imzacılardan biri olmakla yetindi. Nükleer anlaşma müzakereleri sırasında Avrupa'nın durumunu 22 Temmuz 2015 tarihli soru-cevabımızda şöyle açıklamıştık: (...Böylece Avrupalılar, Amerikan-İran nükleer anlaşmasını engelleyemeyeceklerini veya Amerikan nüfuzunu sarsamayacaklarını anlayınca, mali kriz içinde oldukları için yatırım ve projeler yoluyla kazanç elde etmek üzere İran'a yönelmekten başka seçenekleri kalmadı. Bu yolla uzun vadede İran içinde Amerikan nüfuzunun yanında Avrupa nüfuzunu da kısmen geri kazanmaya çalışacaklar...) Nitekim Avrupa bu anlaşmayı kullanarak İran'a ticari olarak açıldı; Avrupa ile İran arasındaki ticaret hacmi arttı, oysa Amerika ile olan ticari ilişkiler yaptırımlar döneminde nispeten düşüktü. İşte bu durum, Trump'ın anlaşmayı iptal ederek özellikle ticari açıdan Avrupa'ya bir darbe vurmak istemesinin üçüncü sebebidir... Trump, 7 Mayıs 2018'de attığı bir tweet ile İran nükleer anlaşmasına ilişkin kararını 12 Mayıs'tan 8 Mayıs'a çektiğini duyurdu. Bu öne çekmenin, Avrupalıların onu anlaşmadan çekilmekten vazgeçirme çabaları nedeniyle olduğu görülmektedir. "Al-Araby Al-Jadeed" sitesinin "Axios"tan aktardığına göre, ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, 4 Mayıs 2018 Cuma günü Fransız, İngiliz ve Alman mevkidaşlarına Trump'ın çekilme niyetini ve son aylarda Amerikalı müzakerecilerle hazırlanan uzlaşıları reddettiğini bildirmişti. Amerika, Avrupalılarla iş birliği yapmayı kabul etmedi ve onları önemsemedi; bu da onun başka hesapları olduğunu ve Avrupalılarla iş birliği yapmak değil, onları bu konudan uzaklaştırmak istediğini gösterir.
5- Avrupa, anlaşmanın iptalinin kendisine siyasi zararın öncüsü olarak ciddi bir ticari zarar vereceğini anladı. Bu yüzden Trump'ı vazgeçirmek için her türlü çabayı gösterdiler. Macron Amerika'ya gidip Trump'ı ikna etmeye çalıştı ama başarısız oldu. Onu Merkel izledi; Amerika'ya tavizler sundular ama kabul görmedi. Avrupa'nın pozisyonu zayıf düştü. Ardından İngiltere harekete geçerek Macron ve Merkel ile görüştü, anlaşmaya bağlı olduklarını ilan ettiler. İngiltere Dışişleri Bakanı Johnson Amerika'yı ziyaret ederek anlaşmanın varlığının dünyayı daha güvenli kıldığını savundu. Trump, Avrupa'nın hamlelerini boşa çıkarmak için karar tarihini 12 Mayıs'tan 8 Mayıs'a çekti. Amerikan kurumları, yukarıda zikredilen üç sebepten dolayı anlaşmanın iptalinde Amerika için çıkar gördüğü için Avrupalılara hiç önem vermedi.
6- Tepkilere gelince, durum şöyledir:
A- Avrupa üzgün, pişman ve endişeli! Almanya Şansölyesi Merkel şöyle dedi: ("Başkan Trump'ın anlaşmadan çekilme kararı ağır bir karardır, pişmanlık ve endişe vericidir", "Biz bu anlaşmaya bağlı kalacağız ve İran'ın ona uymasını sağlamak için gereken her şeyi yapacağız. Almanya bu kararı İngiltere ve Fransa ile iş birliği içinde almıştır", "Çözüm yolu ortak diyalog olmalıdır", "Avrupa, dış ve güvenlik politikasında daha fazla sorumluluk almalıdır". Merkel ayrıca Tahran'ın sorumluluklarını yerine getirmesi için her şeyi yapacaklarını, nitekim Tahran'ın şimdiye kadar anlaşmaya uyduğunu ve bu anlaşmanın sorgulanmaması, aksine onun üzerinden daha geniş bir anlaşma müzakere edilmesi gerektiğini belirtti. DPA, Reuters, 09.05.2018). Bu açıklamalar Avrupa'nın Amerika karşısındaki başarısızlığından dolayı hayal kırıklığını ve çekilmenin sonuçlarından duyduğu endişeyi yansıtmaktadır. Avrupalılar Trump'ı durdurmak için en üst düzeyde hareket etmiş, hatta İran ile yeniden müzakere teklif ederek Trump'a yaklaşmaya çalışmışlardır; ancak Trump onlara kulak asmamış, aksine kararını öne çekerek onları şaşırtmıştır. Böylece Avrupalılar Amerika karşısında zayıflık sergilemişlerdir.
Ardından Mayıs 2018'in ikinci haftasında Avrupa'dan gelen çelişkili açıklamalar, onların şaşkınlığını ve sarsıntısını yansıtmıştır. Bir yandan bazı açıklamalar meydan okuma içeriyordu; AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini: "Bu geceki yeni yaptırım ilanı beni özellikle endişelendiriyor", "Avrupa Birliği anlaşmayı korumaya kararlıdır. Uluslararası toplumun geri kalanıyla iş birliği içinde bu nükleer anlaşmayı muhafaza edeceğiz" dedi (Reuters, 08.05.2018). Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian: "Anlaşma ölmedi. İngiltere, Fransa, Almanya ve İran dışişleri bakanları önümüzdeki Pazartesi (14.05.2018) durumu görüşmek üzere toplanacaklar... İran'ın balistik füze programı ve diğer konular tartışılmalıdır ancak aynı zamanda nükleer anlaşma korunmalıdır. Atom Enerjisi Ajansı İran'ın anlaşmaya uyduğunu teyit ediyor" dedi (Al Jazeera, 09.05.2018). İngiltere, Fransa ve Almanya ortak bir bildiriyle: "Anlaşmanın uygulanmasını sağlama konusunda kararlıyız ve tüm taraflarla bu yönde çalışacağız; buna İran halkına yönelik ekonomik faydaların devam etmesi de dahildir" dediler (Al Jazeera, 09.05.2018). Johnson parlamentosunda: "Washington'un kararı bizim pozisyonumuzu değiştirmez. Çekilme niyetimiz yok", "ABD'yi, ortak güvenliğimizin çıkarına olan bu anlaşmanın uygulanmasını engelleyecek her türlü eylemden kaçınmaya çağırıyorum" dedi (The Guardian, 09.05.2018). Bu duruşlar Avrupa'nın direneceğini ve sabit kalacağını gösteriyor gibiydi.
Diğer yandan ise bazı açıklamalar geri adımı, yumuşamayı ve şirketleri için duyulan korkuyu yansıtıyordu. Merkel'in partisinden dış politika sözcüsü Norbert Röttgen: "Amerika olmadan nükleer anlaşmaya bağlı kalmak zor olacak, zira İran ile iş yapmaya devam eden Avrupa şirketleri ağır Amerikan yaptırımlarına maruz kalabilir ve bunun bedeli telafi edilemez", "Bu nedenle etkilenen şirketler muhtemelen yatırımlarından hızla vazgeçecek veya ülkeden tamamen çekilecektir" uyarısında bulundu (Der Spiegel, 09.05.2018). Le Drian 9 Mayıs 2018'de RTL kanalında: "İran, Avrupalıların korumaya çalışacağı ekonomik faydalar karşılığında nükleer faaliyetlerine kısıtlama getirmeyi kabul etmişti... Yetkililer, İran'da faaliyet gösteren Fransız şirketleriyle görüşerek onları Amerikan önlemlerinden mümkün olduğunca nasıl koruyabileceğimizi tartışacak" dedi. Böylece Avrupalılar ekonomik kazanımlarının geleceği konusunda endişelerini dile getirdiler.
B- İran'ın pozisyonuna gelince; nispeten bir sakinlik ve Avrupa'ya tam güvenmeme durumu hakimdir. İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, Trump'ın kararını "psikolojik savaş ve ekonomik baskı" olarak nitelendirdi: "Trump'ın psikolojik savaşta ve İran halkı üzerindeki ekonomik baskıda zafer kazanmasına izin vermeyeceğiz", "İran'ın diğer tarafların garantisiyle anlaşmanın tüm ayrıcalıklarını elde edeceğinden emin olması şartıyla, Amerika olmadan da anlaşmaya bağlı kalacağız. Bu kararı uygulamadan önce birkaç hafta bekleyeceğiz, dostlarımızla, müttefiklerimizle ve müzakere ettiğimiz diğer taraflarla görüşeceğiz. Her şey çıkarlarımızın korunmasına bağlı; eğer korunursa anlaşmaya devam ederiz, yoksa önümüzde net bir yol olur" (İran Devlet Televizyonu, 09.05.2018). İran Meclis Başkanı Ali Laricani: "Avrupa daha önce Amerikan baskılarına boyun eğmiş ve 2012-2015 arasındaki yaptırımlar sırasında birçok şirketi İran'dan çekilmişti... Anlaşmayı koruma konusundaki açıklamalarına pek güvenemeyiz ama İran'ın barışçıl bir siyasi çözüm için her yolu denediğini dünyaya göstermek adına birkaç hafta denemeye değer" dedi (Deutsche Welle, 09.05.2018). İran, Avrupalıların duruşuna ve kararlılığına güvenmemekte, çıkarları için endişelenmektedir; yaptırımlar uygulanırsa zarar görecektir.
C- Rusya ise Trump'a karşı pozisyonunu Avrupa ile birleştirmeyip ayrı bir tutum sergiledi. Dışişleri Bakanı Lavrov: "Rusya, Trump'ın kararından dolayı derin bir hayal kırıklığı yaşıyor... Tam verimliliğini kanıtlamış olan bu anlaşmanın iptali için hiçbir gerekçe yoktur ve olamaz... Moskova, nükleer anlaşmanın diğer taraflarıyla iş birliğini sürdürmeye ve İran ile ilişkilerini geliştirmeye hazırdır" dedi (Al Jazeera, 09.05.2018). Diğer taraflarla (yani Avrupalılarla) iş birliğinden çekinerek bahsediyor ve onlarla doğrudan temas kurmuyor, zira Avrupalılar Rusya olmadan İran ile müzakere etme kararı aldılar. Rusya zor bir durumda; zira ne Amerika ile bu konuda beraber yürüyebiliyor (çünkü bu İran ile olan çıkarlarına aykırı), ne de Amerika'nın onu dışlamak için kullandığı Avrupa ile beraber yürüyebiliyor.
D- Çin'in pozisyonuna gelince; Orta Doğu Özel Temsilcisi Jong Xiao Sheng, "Anlaşmanın tüm taraflarının ona bağlı kalması, anlaşmazlıkları çözmek için diyalog ve müzakereyi kullanması gerektiğini ve ülkesinin imzacı ülkeler arasındaki iş birliğini güçlendirmeye hazır olduğunu" söyledi (Xinhua, 09.05.2018). Bu, suya sabuna dokunmayan genel bir açıklamadır. Çin, bu açıklamayla çekilmeye karşı olan Avrupa ülkelerinin safında yer almamış, aksine Amerikan ve Avrupa pozisyonlarını eşitlemiştir. Çin'in Amerika karşısındaki zayıf uluslararası duruşu nedeniyle ona bel bağlanamaz; o sadece Amerika ile olan ticari ilişkilerini düşünmektedir.
Özetle: Trump anlaşmadan çekildiğini, anlaşma İran için bir zafer veya İran'ın çıkarına olduğu için ilan etmedi. Aksine nükleer anlaşmanın gerçeği, Obama döneminde olduğu gibi İran için bir zillet ve nükleer projesinde utanç verici bir tavizdi. Ancak Trump, yukarıda zikredilen üç faktör nedeniyle Amerika'nın çıkarı bunu gerektirdiği için çekilmeyi ilan etmiştir:
A- İran'ın rolüne olan ihtiyaç, özellikle 2015 yılındaki gibi artık mevcut değildir...
B- Özellikle Suudi Arabistan ve benzerlerinin önünde, Yahudi varlığına olan düşmanlığın yerini alması için Amerika'nın İran'a olan düşmanlığını köpürtmek...
C- Özellikle ticari açıdan Avrupa'yı terbiye etmek; zira Avrupa anlaşmayı İran'a ticari olarak açılmak ve Amerika ile olan ticari bağımlılığını hafifletmek için kullanmıştı...
Amerika ve Batı, kendilerinden önceki kâfirler ve müşrikler gibi ne bir ahde vefa gösterirler ne de bir sözleşmeyi korurlar. Aksine her seferinde hiç sakınmadan ahitleri ve sözleşmeleri bozarlar. Onlar nerede, sözleşmeye ve ahde vefayı emreden İslam’ın değerleri ve hükümleri nerede? Allahu Teâlâ şöyle buyurmuştur:
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا أَوْفُوا بِالْعُقُودِ
"Ey iman edenler! Akitleri yerine getirin." (Mâide [5]: 1)
Kâfirlerin yeryüzünde fesadı artırdığı, kullara zulmettiği, ekini ve nesli yok ettiği günümüzde, insanlık İslam Devleti'ne, sözleşmelere vefa gösteren, ahitleri koruyan, insanlar arasında adaleti ve güvenliği yayan "Râşidî Hilafet"e ne kadar da muhtaçtır... Ey Müslümanlar! Onu ikame etmeye koşun; zira onda izzet, liderlik ve şan vardır. Halifeyi, ümmetin her türlü kötülük, zayıflık ve zillete karşı kalkanı olarak vasfeden Resulullah ﷺ ne kadar da doğru söylemiştir:
إِنَّمَا الْإِمَامُ جُنَّةٌ يُقَاتَلُ مِنْ وَرَائِهِ وَيُتَّقَى بِهِ
"İmam (Halife) ancak kendisiyle savaşılan ve kendisiyle korunan bir kalkandır." (Müslim, Ebu Hureyre’den rivayetle).
27 Şaban 1439 H. 13.05.2018 M.