Soru-Cevap
Soru: Medya organları hala Davutoğlu'nun Erdoğan tarafından istifaya zorlanması konusunu aktarmaya devam ediyor. Kimileri bunun sebebinin Davutoğlu'nun başkanlık sistemi konusunda hevesli olmaması olduğunu, kimileri ise Avrupa'ya mülteci akını konusunda Avrupa Birliği ile yürüttüğü müzakerelerde ileri gitmesi olduğunu söylüyor... Davutoğlu'nun yaklaşık 14 yıl boyunca Erdoğan'ın yanında olduğu ve ona en yakın isimlerden biri olduğu düşünüldüğünde, nasıl bu kadar hızlı bir şekilde istifa etti, hatta görevden alındı? Bu konuyu açıklığa kavuşturmanızı rica ederim, teşekkürler.
Cevap: Bu istifanın veya görevden alınmanın koşulları ve olayların karineleri incelendiğinde, nedenleri ve sebepleri şu şekilde ortaya çıkmaktadır:
1- Takipçiler, Erdoğan'ın Başbakanlığı dönemi boyunca ve hatta Davutoğlu'nun Başbakanlığının ilk yılında, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile yol arkadaşı Ahmet Davutoğlu arasında büyük bir fark gözlemlemiyordu. Bu ikili, AK Parti liderliğindeki Türkiye siyasi sisteminin sembolleriydi; her ne kadar Erdoğan'ın kişiliği, ön planda olma tutkusu, sorumluluk alma ve liderlik ruhu açısından Davutoğlu'ndan çok daha baskın olsa da... Davutoğlu, 2003-2009 yılları arasındaki danışmanlığı, 2009-2014 yılları arasındaki Dışişleri Bakanlığı ve Haziran 2015'te Başbakan olması süresince Erdoğan ile herhangi bir anlaşmazlık göstermemişti. Ancak Erdoğan'ın kişiliği, mevcut anayasaya göre sembolik bir makamı kabul etmiyordu. Şartların, Cumhurbaşkanını yani kendisini devletin bir numaralı ismi yapacak yeni bir anayasa değişikliğine imkan tanımasını bekliyordu. Fakat AK Parti'nin 2014 seçimlerinde alışık olduğu salt çoğunluğu elde edememesi, onun arzuladığı başkanlık sistemine anayasayı değiştirmesine izin vermedi ve bu yüzden daha fazla oy alabilmek umuduyla erken seçim çağrısında bulundu...
2- 2014 seçimlerinden sonra Davutoğlu cephesinde Erdoğan'ı rahatsız eden iki husus ortaya çıktı:
Birincisi: Davutoğlu'nun, Erdoğan'ın istediği şekilde başkanlık sistemine karşı güçlü bir heves göstermemesi. Özellikle Davutoğlu'nun Haziran 2014 seçimlerinin ardından bir televizyon programında yaptığı şu yorum: "Başkanlık sistemine geçmek istedik ama halk bize bu yetkiyi vermedi. Şu an önümüzde yeni bir tablo var ve herkes bu tabloyu dikkate almalıdır." [11.06.2015 Milliyet]. Bu durum Erdoğan'ı rahatsız etti; çünkü bu yorum, Erdoğan'ın kendisinin halk tarafından seçildiğini ve halkın başta başkanlık sistemi olmak üzere görüşlerini desteklediğini vurguladığı bir dönemde, halkın bu konuda Erdoğan'ı desteklemediğini göstermiş oldu!
İkincisi: Davutoğlu'nun Avrupa'ya mülteci akını konusunda Avrupa Birliği ile yürüttüğü müzakerelere dalması, bu süreçte etrafında oluşan hare ve gerek seyahatlerinde gerekse görüşmelerinde Avrupa'nın ona gösterdiği ilgi. Hatta medyadaki bazı siyasi analizler, Türkiye ile ABD arasındaki mesafenin açılmasına karşılık, Türkiye ile Avrupa arasında güçlü bir yakınlaşmaya işaret ediyordu! Tüm bunlar, müzakerelerin Davutoğlu ile AB arasında uyumlu bir şekilde seyretmesinden kaynaklanıyordu. Bu durum Erdoğan ve arkasındaki Amerika'da, Avrupa'nın Davutoğlu'nu etkileyebileceği endişesini doğurdu. Özellikle de Davutoğlu'nun siyasi deha açısından bir Erdoğan olmadığı, aksine siyasi bilinç noktasında daha saf bir yapıya sahip olduğu ve Avrupa'nın siyasi kurnazlığı tarafından kolayca manipüle edilebileceği veya en azından dostluğunun kazanılabileceği düşünüldü!... Böylece Avrupa, müzakereler yoluyla Davutoğlu'nu kandırmaya ve en azından dostluğunu kazanarak bunu başka amaçlar için kullanmaya çalıştı... Erdoğan ve arkasındaki Amerika ise, kendi anlayışlarına göre bir "dostluk" olsa bile Avrupa'nın Türkiye'ye bir giriş kapısı bulmasını istemiyorlardı!
3- İlk husus Erdoğan'ı rahatsız ediyordu ancak Davutoğlu'nu bu kadar aşağılayıcı bir şekilde görevden almasına neden olacak kadar büyük bir tehlike oluşturmuyordu, zira o Erdoğan'ın yakın çevresindendi... Seçim sonuçlarına dair o yorumu, AK Parti'nin başkanlık sistemini onaylatacak üçte iki çoğunluğa ulaşamaması nedeniyle yapılmıştı. Yorumu kasıtlı olsa bile, daha sonra aksine açıklamaları olmuştu ve bu durum sükunetle halledilebilirdi...
Ancak görünen o ki, meseleyi karara bağlamayı ve Davutoğlu'nu bu şekilde görevden almayı gerektiren asıl neden ikinci husustur ve bunun arkasında Amerika vardır. Bu, Avrupa ile yakınlaşan tüm siyasetçilere bir ders niteliğindedir... Davutoğlu aslında Avrupa ile tam bir uyum içinde hareket etmemiş, hatta onlarla tam bir yakınlık bile kurmamıştı; sadece Erdoğan gibi Avrupa'ya karşı sert açıklamalar kullanmadan, belli bir nezaketle müzakere yürütmüştü. Davutoğlu'nun sonu bu yüzden böyle oldu!
Görevden almanın arkasında bahsi geçen ikinci nedenin olduğuna dair kanıtlar şunlardır:
a- Erdoğan bu sürece dair adımlarını, 01.04.2016 tarihinde ABD dönüşü ve orada Obama ile yaptığı görüşmeden sonra başlattı... Dönüşünde bu prosedürlere girişti! Bu durum, Obama'nın 30.09.2015'te Putin ile görüşmesini ve ardından Putin'in Suriye'ye havadan müdahale kararını açıklamasını hatırlatmaktadır! Dolayısıyla Obama ile Erdoğan'ın görüşmesi ve ardından ikincisinin Davutoğlu'nu görevden alma sürecine başlaması, bu işte Amerika'nın rolüne işaret etmektedir. Bu, Avrupa'nın Türkiye'ye müdahale şüphesini tamamen kesmek ve Türkiye'deki nüfuzun tamamen Amerikan siyasetine kalmasını sağlamak içindir!
b- Erdoğan'ın Davutoğlu'nu görevden alma girişimleri, Avrupa Birliği ile yapılan müzakerelerin neredeyse sonuna gelindiği noktada zirveye ulaştı! Dar Al-Hayat sitesinin 22.05.2016 tarihli haberine göre, karar (Brüksel'den 4 Mayıs'ta gelen, Türkiye için çok önemli olan anlaşma hakkındaki "müjdeli" haberlerden hemen sonra alındı... Avrupa Komisyonu, Türkiye'nin yıllardır talep ettiği Türk vatandaşlarına Schengen bölgesine vizesiz giriş şartının kaldırılmasını onayladığını açıklamıştı... Ancak Erdoğan ve Davutoğlu bu durumu kutlamak yerine, Cumhurbaşkanı Başbakanı çağırdı ve sadece ikisinin katıldığı bir buçuk saatlik bir görüşme yapıldı. Görüşme sonunda Davutoğlu'nun Erdoğan'ın ekibinden ayrılma niyeti açıklandı ki bu, aralarındaki en az on yıllık köklü ilişkinin kopması anlamına geliyordu. Davutoğlu, AK Parti'nin ilk olağanüstü kongresinde oybirliğiyle genel başkan seçilmiş ve Erdoğan'ın yerine 62. Türkiye Hükümeti'nin başbakanı olmuştu. Seçildiği andan itibaren, Cumhurbaşkanı'nın onun işlerine müdahale sinyalleri görülmeye başlandı; zira ikincisi, ülkenin dış ve bölgesel politikasını çizmede AK Parti'nin iç kanalları aracılığıyla Erdoğan'dan talimatlar almaya başlamıştı...)
Ardından Ahmet Davutoğlu, 4 Mayıs Çarşamba günü Erdoğan ile yaptığı bir buçuk saatten fazla süren görüşmenin ardından 5 Mayıs 2016'da düzenlediği basın toplantısında (bu ayın sonlarında AK Parti'nin yapacağı olağanüstü kongrede görevinden ayrılacağını açıkladı ve kararının "kişisel bir seçim değil, bir zorunluluk" olduğunu ekledi. Şunları söyledi: "İktidar partisinin birliği için genel başkan değişikliğinin daha uygun olduğuna karar verdim. 22 Mayıs'taki kongrede aday olmayı düşünmüyorum." [skynewsarabia 05.05.2016])
4- Erdoğan görevden alma kararı için şu adımlarla zemin hazırladı:
a- 29.04.2016 Cuma günü, Davutoğlu'nun AK Parti Genel Başkanı sıfatıyla il teşkilat sorumlularını atama yetkisi elinden alındı. Reuters 02.05.2016'da şunu belirtti: (Cuma günü AK Parti Merkez Karar ve Yönetim Kurulu toplantısında atılan bu adım, Türkiye'de icracı yetkilere sahip bir başkanlık isteyen Erdoğan ile parlamenter sistemin değişmesi durumunda marjinalleşecek olan Davutoğlu arasındaki gerginliğin şimdiye kadarki en güçlü kanıtlarından biridir...)
b- 1 Mayıs'ta, yani Davutoğlu'nun ayrılmasından sadece dört gün önce ve partinin MKYK toplantısından sadece iki gün sonra, internette kaynağı ve aidiyeti bilinmeyen "Pelikan Dosyası" (pelikan dosyası) adlı bir blog ortaya çıktı. Bu blog, Davutoğlu kararını açıklayana kadar Türkiye'deki siyasi ve medya çevrelerinde konuşulmaya devam etti.
Bu blog herhangi bir isim taşımıyordu ve girişinde okuyuculardan kendisini "hayatlarını Reis'e feda edenlerin" bir "çığlığı" olarak görmelerini istemesi dışında kaynağına dair bir ipucu vermiyordu... Blogdaki temel fikir, "Hoca" olarak hitap ettikleri Başbakan Davutoğlu'nun Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın çizgisinden çıkmaya, ona "ihanet etmeye" ve darbe yapmaya karar verdiğini kanıtlamaya çalışmaktı. Bunu halka açık veya perde arkasında ya da telefonda gerçekleşen çeşitli olay ve konuşmaları anlatarak delillendirmeye çalışıyordu... Blogda Erdoğan'ın, "Batı'nın ona yönelik darbe girişimlerine" karşı başkanlık sistemini destekleme ve savunma konusunda Davutoğlu'ndan söz aldığı belirtiliyordu. "Pelikan Dosyası" blogu, Davutoğlu'nun verdiği sözü tutmadığını ileri sürüyor ve Davutoğlu'nun birçok "ihlali"nden bahsediyordu... Blogda kanıtlanmış "belgeler" yer almasa da hızla yayıldı, Davutoğlu etrafında gürültü kopmasına ve imajının zedelenmesine neden oldu... Blogda yer alan ifadeler derinlemesine incelendiğinde, arkasındakilerin Erdoğan'a yakın çevrelerden uzak olmadığı anlaşılmaktadır.
c- Erdoğan'a yakın isimler bu yönde açıklamalar yapmaya devam etmektedir; örneğin Erdoğan'a yakınlığıyla bilinen Meclis Başkanı İsmail Kahraman geçenlerde "İki şoförün kullandığı bir arabanın kaza yapmaması imkansızdır" [http://www.france24.com/ar/20160505] diyerek bu durumu teyit etti. Halbuki Davutoğlu'nun sadece şoförün yanında oturduğunu kuşkusuz onlar da biliyorlardı!
5- Beklendiği gibi AK Parti kongresi 22.05.2016 Pazar günü hızlı bir şekilde toplandı ve Binali Yıldırım genel başkan seçildi. Bunun üzerine Davutoğlu Başbakanlık görevinden istifasını sundu ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, kendisine sadık yeni genel başkanı yeni hükümeti kurmakla görevlendirdi... Yine hızlı bir şekilde 23.05.2016 Salı günü hükümet kuruldu ve (Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Çarşamba günü, muhalefetin başkanlık makamına daha fazla yetki verilmesi durumunda kaos çıkacağı uyarılarına rağmen, yürütme üzerindeki kontrolünü sıkılaştırma kararlılığını teyit eden bir hamleyle yeni hükümetin ilk toplantısına başkanlık etti. Görevi devralır almaz Başbakan, Amerikan ve Fransız modellerine benzer bir başkanlık sistemini benimsemek için hızlıca "elinden geleni yapacağı" sözünü verdi. Al Arabiya: 25.05.2016). Türk Press sitesinde 24.05.2016 tarihinde şu bilgiler yer aldı: (AK Parti lideri Binali Yıldırım, yeni hükümet listesini açıkladıktan kısa süre sonra Çankaya Köşkü'nde görevi selefi Ahmet Davutoğlu'ndan resmen devraldı. Davutoğlu, görevini yaklaşık 30 dakika süren kapalı görüşmeyle Binali Yıldırım'a devrettikten sonra özel aracıyla köşkten ayrıldı. Binali Yıldırım, listeyi Cumhurbaşkanı Erdoğan'a sunup onayını aldıktan sonra AK Parti genel merkezine giderek Başbakan sıfatıyla ilk parti toplantısını gerçekleştirdi...)
AK Parti olağanüstü kongresinde, partinin fiili liderinin Erdoğan olduğu açıkça görüldü... Binali Yıldırım Erdoğan'a daha sadık bir isim ve Erdoğan'ın önceliklerini derhal yerine getirecektir, bu yüzden AK Parti genel başkanlığına seçilmiştir. Binali Yıldırım kongre konuşmasında da uyum ve başkanlık sistemi vurgusu yapmış, partinin liderinin Erdoğan olduğunu söylemiş ve AK Parti'nin yolunun Erdoğan'ın yolu olduğunu teyit etmiştir.
6- Böylece, Davutoğlu'nun görevden alınmasındaki baskın nedenin, yukarıda açıkladığımız gibi Avrupa Birliği ile mülteci akını üzerine yürütülen uzun müzakere sürecine dalması ve bu süreçte etrafında oluşan hare ile Avrupa'nın ona gösterdiği ilgi olduğu açıkça görülmektedir... İlgili tarafların (Amerika, Avrupa, Erdoğan) açıklamaları da bunu doğrulamaktadır:
a- Amerika'ya gelince; "ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mark Toner, Perşembe günü yaptığı açıklamada, ABD'nin Türkiye Başbakanı Ahmet Davutoğlu'nun istifasını Türkiye'nin iç meselesi olarak gördüğünü belirtti" (Sputnik Rusya 05.05.2016). Yani bunu rıza ile karşıladılar...
b- Avrupa'nın açıklamaları ise oldukça sertti. İngiliz gazeteleri yaşananları "Saray Darbesi" olarak nitelendirdi ve Başbakan Davutoğlu'nu savundu. Al Jazeera Net 06.05.2016'da şunu aktardı: (Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Başbakan Ahmet Davutoğlu arasında iktidar partisi içindeki yetkiler konusundaki anlaşmazlık bugün İngiliz gazetelerinin manşetlerine damga vurdu. Financial Times, Türkiye'deki güç savaşının, Davutoğlu'nun bizzat Almanya Başbakanı Angela Merkel ile müzakere ettiği mülteci akınını durdurmaya yönelik kilit anlaşmayı tehdit eder hale geldiğini yazdı. Gazete, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, Başbakanının imzaladığı anlaşmaya yönelik soğuk tepkisine ve Avrupa Birliği'ne karşı artan düşmanlığına işaret etti. Gazete, AB yetkililerinin Türk vatandaşlarına vize muafiyeti anlaşmasının Davutoğlu ile Erdoğan arasındaki çatlağı derinleştiren "bardağı taşıran son damla" olduğuna inandıklarını ve nihai kopuşun Avrupa Komisyonu'nun anlaşmaya devam etme tavsiyesinden sadece birkaç saat sonra geldiğini belirtti... Makalede Erdoğan'ı otoriter bir lider, "Yeni İslamcı" ve Davutoğlu'nun düşmanı olarak tanımladı ve onun Avrupa Birliği'ne karşı daha az olumlu bir bakış açısına sahip olduğunu söyledi...)
c- Erdoğan ise Avrupa'ya saldırarak onu ikiyüzlülükle suçladı. Ankara'da yaptığı konuşmada şunları söyledi: ("Avrupa Birliği karşımıza geçip bize 'terör örgütüne karşı mücadelenizi yumuşatın' diyor" -Türkiye'nin PKK terör örgütüne karşı savaşına atıfta bulunarak. Devamında Avrupa Birliği'ne hitaben "Siz bu ülkeyi ne zamandan beri yönetiyorsunuz, size bu hakkı kim verdi?" diye sordu. Al Jazeera Net 12.05.2016). Avrupa Birliği'ne yönelik son dönemdeki en sert eleştirilerinden birinde Erdoğan, bu bloku ikiyüzlülükle suçlayarak şunları dedi: ("Kendileri 'terörle mücadele' ederken haklı olduklarını sanıyorlar ama mesele bize gelince bunu lüks ve kabul edilemez bir davranış olarak görüyorlar. Açıkça söyleyeyim, bunun adı ikiyüzlülüktür." Al Jazeera Net 12.05.2016). Al Jazeera'de 25.05.2016 tarihinde şu ifade yer aldı: (Erdoğan, Avrupalıları Türk vatandaşlarına vize muafiyeti için ikide bir yeni kriterler getirmemeye çağırdı... Erdoğan, Latin Amerika ülkelerinden vize muafiyeti için bu tür ağır şartlar istenmediğini belirterek, "Ama Türkiye aday ülke, neden bu şartları istiyorlar?" dedi.)
7- Sonuç olarak, Davutoğlu'nun görevden alınmasının temel sebebinin, başkanlık sistemine hevesli olmamasından ziyade (bu durum Erdoğan'ı rahatsız etse de), yukarıda açıkladığımız gibi Avrupa Birliği ile yürüttüğü bu uzun müzakere hattına dalması olduğu ağırlık kazanmaktadır... Başbakan Davutoğlu'nu devirerek Erdoğan, Türkiye'nin yönelimini Amerika'ya doğru kesinleştirmiş ve İngiliz ile Avrupa'nın Türkiye üzerindeki hayallerini bir süreliğine kapatmıştır... Bu nedenle Tayyip Erdoğan, Davutoğlu'nun görevden alınması ve yeni bir parti başkanı atanması kararlarının alındığı AK Parti Olağanüstü Kongresi'ni (modern Türkiye tarihindeki en önemli siyasi dönüm noktalarından biri olarak değerlendirdi. Bu, kongreyi takip edecek olan parti ve devlet liderliğindeki büyük ve köklü değişimlerin bir göstergesidir. Bu durum, yüzde kırktan fazlası değişen yeni parti yönetim listelerine doğrudan ve net bir şekilde yansıdı. Hükümet ve devletin birçok kademesinde değişimin devam etmesi bekleniyor. Türk Press 24.05.2016). Erdoğan'ın kongredeki mesajının (ayakta dinlenmiş olması da bunu teyit etmektedir; bu AK Parti kongrelerinde yeni bir olgudur. Bu, herkesin partinin kurucusu ve devletin zirvesinin liderliğini kabul ettiğinin bir ifadesidir... Türk Press 24.05.2016).
Davutoğlu'nun parti ve hükümet başkanlığından alınma sebebi olarak tercih ettiğim görüş budur. Allah en iyisini ve en hikmetlisini bilendir.
23 Şaban 1437 H. 30.05.2016 M.