Home About Articles Ask the Sheikh
Soru & Cevap

Soru-Cevap: Yunanistan Mali Krizi

July 24, 2015
2909

Soru:

Yunanistan mali krizi, Avrupa ve dünya gündeminde geniş bir yer tuttu; tartışmalar, analizler, sorular ve tahminlerle geniş boyutlara ulaştı. Ardından Yunanistan'ın Avrupa kurtarma planını kabul ettiği açıklandı. Sorumuz şudur: Bu krizin gerçekliği nedir ve nasıl ortaya çıktı? Etkili devletlerin bu krizdeki rolü nedir? Son olarak, bu plan Yunanistan'ın krizini çözecek mi? Sorunun uzunluğu için özür dilerim, Allah hayırlı karşılık versin.

Cevap:

Bu soruyu cevaplamak için, krizdeki en önemli yeni gelişmeleri gözden geçireceğiz. Özellikle 28.02.2015 tarihli analizimizde o dönemde konuyla ilgili yaşananları ele almıştık; buna rağmen, yeni gelişmelere odaklanarak geçmişin üzerinden de geçeceğiz:

Birincisi - Krizin Vakıası:

1- Yunanistan'daki ekonomik krizin kökenleri, 2001 yılında Avro Bölgesi'ne girdiği döneme dayanmaktadır. O dönemde ABD hükümeti, Amerikan kredi derecelendirme (rating) şirketleri aracılığıyla, Yunanistan'ın Avro Bölgesi'ne girişini kabul edilebilir kılmak için kredi notunu yükselterek iş birliği yapmıştır. Yunanistan da durumun farkındaydı; zira "mali durumunu Avro Bölgesi liderlerinden gizlemişti. Avro'ya katıldıktan sonra, Mart 2004'te iktidara gelen Konstantinos Karamanlis başkanlığındaki merkez hükümet, dehşet verici gerçeklerle karşılaştı: En önemlisi, bütçe açığının Avro'ya katılırken önceki hükümetin iddia ettiği gibi %1,5 değil, %8,3 olduğu, yani sanılandan beş buçuk kat daha fazla olduğuydu." (Idaat Misr el-Arabiya 22/07/2015). Böylece Amerika, Avro Bölgesi'ne patlamaya hazır mayınlar yerleştirmek istedi; öyle ki bu borçlar patladığında Avro Bölgesi krize girecek, Avro'nun değeri düşecek ve dolar karşısında rakip olamayacaktı. Nitekim öyle de oldu; çok geçmeden Yunanistan'ın devasa borç krizi ortaya çıktı.

2- 2008 yılından bu yana Yunanistan, borçlarını kapatmak için borçlanma yoluyla krizden çıkmaya çalışsa da bir sonuç alamadı. Birbirini izleyen hükümetler, yine borçlanma yoluyla ekonomiye para pompalamaya devam ettiler ancak ülke ekonomisini kurtarmayı başaramadılar. Biriken borçlarını, bileşik faizden kaynaklanan borç servislerini ve borçları üzerine ödedikleri sigorta ücretlerini ödemek için borçlanmaktadırlar. "Burada, Yunanistan'ı desteklemek amacıyla Avrupa Komisyonu, Avrupa Merkez Bankası ve Uluslararası Para Fonu'ndan (IMF) oluşan ve Troyka olarak adlandırılan yapıdaki diğer Avro Bölgesi ülkeleri devreye girdi. Mayıs 2010'da Avro Bölgesi liderleri ve Yunan hükümeti 110 milyar avroluk bir kurtarma kredisini onayladı. Ancak bu kurtarma, vergi tahsilatının iyileştirilmesi ve bütçe disiplini adına kamu harcamalarının kısıtlanması gibi ağır şartlarla geldi. İlk kurtarma kredisi durumu iyileştirmeye yetmediği için hükümet, Şubat 2012'de toplam borç miktarını 246 milyar avroya çıkaran ikinci bir kurtarma kredisini kabul etti. İlkinden daha ağır maddeler içeren yeni bir kemer sıkma planı üzerinde anlaşıldı; bu durum işleri daha da kötüleştirerek işsizlik oranlarının %25'in, gençler arasında ise %50'nin üzerine çıkmasına neden oldu." (Idaat Misr el-Arabiya 22/07/2015). Bu durum vergi gelirlerinin düşmesine, hükümet bütçesinin ciddi şekilde sarsılmasına ve Yunan hükümetinin vadesi gelen borçlarını ödeyemez hale gelmesine yol açtı. Yunanistan, IMF ve Avrupa Merkez Bankası'na olan borçlarını ödemek için mücadele etti ve müzakere yoluyla ödeme şartlarını değiştirmeye çalıştı ancak alacaklılar bunu reddetti. Böylece Yunanistan ekonomik olarak bocalamaya ve borç içinde boğulmaya devam etti... Hükümet yeni bir kemer sıkma paketi düşünmeye başladı! Ancak Yunan halkı önceki paketlerden çok çekmişti. Kasım 2014 seçimlerinde Çipras bu durumu kullandı; seçim kampanyasını kemer sıkma karşıtlığı üzerine kurdu, insanları Avrupa Birliği projelerini ve alacaklıların şartlarını reddetmeye teşvik etti ve kazanırsa kemer sıkma içermeyen şartlarla yeniden müzakere edeceğini vadetti... Ve seçimleri kazandı.

3- Çipras, halkı sokağa dökmesine, protesto ve gösterilere rağmen Avrupa Birliği ve alacaklıların şartlarından hiçbir şeyi değiştiremedi, borçları hafifletemedi. Çünkü o, sağ eliyle kan emen "kapitalist politikalarla" karşı karşıyaydı ve bunlara karşı sol eliyle kan emen "kapitalist ve sosyalist politikalar" karışımıyla mücadele ediyordu! Bu politikalar ne huzurlu bir yaşam ne de düzgün bir hayat sağlar; aksine bitmek bilmeyen bir çatışma yaratır... Böylece kriz derinleşti ve Yunan bankacılık sistemine olan güven sarsıldı, hatta yok oldu; mevduat çıkışları hızlandı: "Kathimerini gazetesi, Yunan bankalarının tahminlerine göre, hafta başından bu yana mevduat sahiplerinin iki milyar avrodan fazla para çektiğini yazdı..." (Al Jazeera 21/02/2015). "Yunanistan Merkez Bankası verilerine göre, özel bankalardaki mevduatlar Kasım 2014 ile Mart 2015 arasındaki dönemde yaklaşık 23 milyar avro azalarak toplam mevduatın %18'ine tekabül etti..." (Argaam sitesi 03/06/2015). "15-18 Haziran 2015 tarihleri arasında çekilen para miktarı yaklaşık üç milyar avroya (3,39 milyar dolar) ulaştı; bu, Nisan sonu itibarıyla Yunan bankalarındaki bireysel ve kurumsal toplam mevduatın yaklaşık %2,2'sini oluşturuyor." (Reuters 19/06/2015).

4- Yunanistan kriz içinde boğulurken ve durumu içler acısıyken, Avrupa Birliği ve özellikle Almanya, ağır kemer sıkma şartlarıyla sert saldırılarını sürdürdü. Almanya, mali kurtarma ve ekonomik yardım karşılığında Yunanistan'dan bir kemer sıkma programı uygulamasını talep etti. Bu, Yunanistan'ın harcamalarını kısmasını, sosyal refah harcamalarını tamamen durdurmasını, kamu istihdamını azaltmasını ve sıradan Yunan vatandaşının çekeceği acıya bakılmaksızın borç ödemesini öncelik haline getirmesini kapsıyordu. Almanya'nın dayattığı kemer sıkma önlemleri sosyal, ekonomik ve siyasi kaosa yol açtı. Böylece mevcut kriz, bankalardan para çekimlerinin yoğunlaşması ve ardından bankaların kapatılmasıyla daha da şiddetlendi... Müzakereler başladı ve Yunan hükümeti, Haziran 2015'te sona ermesi planlanan bu kurtarma anlaşmasının şartlarını iyileştirmek umuduyla dört aylık ek bir kurtarma süresi talep etti. Bu müzakereler, solcu Syriza partisinin 2014 sonunda seçimleri kazanması halinde vadettiği müzakerelerdi; Yunanistan'ın borçlarını yeniden pazarlık konusu yapacak ve alacaklıların kemer sıkma şartlarına boyun eğmeyecekti. Bu temelde seçimleri kazanmıştı... Yunan hükümetinin Haziran sonunda alacaklılarına 1,6 milyar avroluk borç ödemesi gerekiyordu ancak bu ödemeyi yapmak için Avrupa Birliği'nden kurtarma fonuna ihtiyacı vardı. Bu fonu almak için anlaşma maddelerinde değişiklik yapmak istedi. Bu yeniden müzakere süreci, anlaşma sağlanamayan birçok toplantıya yol açtı. Bu nedenle IMF sözcüsü Gerry Rice, 11 Haziran Perşembe günü müzakerecilerinin Yunanistan'ı kurtarma görüşmelerinden neden çekildiğini şu sözlerle açıkladı: "Top büyük ölçüde Yunanistan'ın sahasında; temel konuların çoğunda aramızda büyük görüş ayrılıkları var. Son zamanlarda bu farklılıkların giderilmesinde hiçbir ilerleme kaydedilmedi." IMF, Atina'yı taviz vermemekle suçladı. Bunu, 12 Haziran'da Hollanda Maliye Bakanı Jeroen Dijsselbloem takip ederek şöyle dedi: "...Yunanistan kendine yardım etmek istemiyorsa biz Yunanistan'a yardım edemeyiz... Ciddi tekliflerle gelmeleri gerekiyor."

5- Yunan hükümeti, Avrupa Birliği'nin şartları yerine birçok alternatif paket önerdi ancak Avrupa Birliği bunları her seferinde reddetti. Buna karşılık, Avrupa Birliği'nin sunduğu paket; kurtarma fonları ve Yunan bankaları için nakit karşılığında emekli maaşlarında ve kamu çalışanlarında sert kesintiler ile hükümet bütçesinde kısıtlamalardan oluşuyordu. Yunan hükümeti borçların silinmesini ve kemer sıkmanın daha uzun yıllara yayılmasını isterken, Almanya bu pakete şiddetle öncülük ediyor ve Avrupa Birliği'nin talep ettiği ağır kemer sıkma taleplerini genel olarak reddediyordu... Avrupa Birliği müzakerecileri şartlarını değiştirmeyi reddedip Yunanistan'ın 27 Haziran'da vadesi gelen borçlarını ödemek için kullanacağı fonları bloke edince, Yunan hükümeti Birliğin önerdiği şartları 5 Temmuz 2015'te halkın oyuna sunacağını (referandum) duyurdu... Yunan hükümeti, bu referandumla Avrupa Birliği'ne şantaj yaparak müzakerecilerin yumuşamasını umuyordu.

6- Referandum arifesinde Yunanistan Başbakanı, seçmenleri bu şartları reddetmeye ve "Hayır" oyu vermeye çağırdı. Avrupa Birliği'nde kalmak isteyenleri "Hayır" oyu vermeye teşvik etmek için Başbakan Çipras, televizyondan yaptığı konuşmada Yunanistan'ın Avro Bölgesi üyeliğinin tehlikede olmadığını söyledi... 5 Temmuz'da Yunan vatandaşlarının büyük çoğunluğu kurtarma planı şartlarını reddetti; %61 "Hayır" derken %39 "Evet" dedi. Referanduma katılım oranı ise %62,5 oldu... Oylama "Hayır" çıksa da Birliğin, özellikle de Almanya'nın aynı şartlardan geri adım atmasını sağlamadı. Bu nedenle Yunanistan, 7 Temmuz'daki Avro Bölgesi zirvesine yeni öneriler sunmayı kabul etti. Buna rağmen Alman Maliye Bakanlığı, Yunanistan'ın borçlarının silinmesine yönelik herhangi bir öneriyi incelemeyi reddetti!

7- Uzun tartışmalardan sonra 13/07/2015 tarihinde Avro Grubu ve Yunanistan arasında bir anlaşmaya varıldı. Buna göre, yarı-müflis durumdaki ülkenin Avro Bölgesi içinde kalması karşılığında üç yıl süreli 86 milyar avro değerindeki "kurtarma programı" üzerine görüşmeler yapılması kararlaştırıldı. Yunan hükümetinin imzalamak zorunda kaldığı bu anlaşma; vergilerin artırılmasını, emeklilik sisteminin reforme edilmesini (emeklilerin geçiminin zorlaştırılmasını), harcamaları kısmak için bir mekanizma kurulmasını, sivil prosedür yasasının kabul edilmesini, Yunan bankalarına likidite sağlanmasına ilişkin bir yasa çıkarılmasını, mevcut hükümetin daha önce karşı çıktığı kamu mallarının özelleştirilmesini ve bu konuda Avrupa Komisyonu, Avrupa Merkez Bankası ve IMF'den oluşan üçlü alacaklı güce (Troyka) teslim edilecek bir fon kurulmasını öngörüyor. Bu üç gücün temsilcileri, Yunanistan ekonomisini denetlemek üzere Atina'ya dönecek; onlara hükümet kararlarına itiraz etme, bazı yasa tasarılarına ve referandumlara müdahale etme yetkisi verilecek. Anlaşma uyarınca Yunanistan'da katma değer vergisi birçok mal ve hizmette %13'ten %23'e çıkarılacak. Yunanistan, 320 milyar avroya ulaşan borçlarının yeniden yapılandırılması konusunda anlaşabildi ancak borcun hiçbir kısmını sildirmeyi başaramadı. Ülkeyi ekonomik durgunluktan kurtarmak için yeni yatırımlar getireceği iddiasıyla 35 milyar avroluk bir orta vadeli kredi paketi aldı... Böylece Avro Bölgesi liderleri, Yunanistan Başbakanı Çipras'ı kemer sıkmayı bitirme vaatlerinden vazgeçmeye zorladıkları gibi, Yunanistan'ın egemenliğinin büyük bir kısmından bu üç alacaklı gücün dış denetimi lehine feragat etmesine de mecbur bıraktılar. Buna dayanarak, Avrupa Birliği Acil Fonu 20/07/2015 tarihinde, Avrupa kurtarma planı çerçevesinde Yunanistan'a IMF ve Avrupa Merkez Bankası'na olan acil borçlarını ödemesi için 7,16 milyar avroluk acil bir kredi verdi. Yunanistan Maliye Bakanlığı yaptığı açıklamada: "Bu krediden 4,2 milyar avroyu (3,5 milyar avro ana para ve 700 milyon avro faiz) Avrupa Merkez Bankası'na, ayrıca 2,05 milyar avroyu 30/06/2015'ten beri birikmiş borçlar için IMF'ye ödeyecek ve Yunanistan Merkez Bankası'na olan 500 milyon avroluk borcunu kapatacaktır" (Asharq Al-Awsat 20/07/2015). Yani Birlik fonundan alınan kredi ekonomiyi kurtarmak için değil, birikmiş devasa borcun ve bileşik faizin bir parçası olan acil borçları ödemek için alınmıştır. Böylece Yunanistan borç bataklığında boğulmaya devam edecektir.

Bunun üzerine Yunan bankaları, sermaye kontrolü ve para çekme kısıtlamaları altında kapılarını açtı; bu kısıtlamalar, hükümetin bankaları üç hafta kapalı tutmasının ardından en az bir ay daha hafifletilerek yürürlükte kalacak... Ancak bu durum ekonomiyi canlandırmayacak, aksine tüketicilerin bankalardan para çekememesi ve borçlanamaması nedeniyle birçok şirkete zarar verecektir; zira miktarlar hala oldukça sınırlıdır. Yunan parlamentosu 16/07/2015 tarihinde anlaşmayı 64'e karşı 229 gibi büyük bir çoğunlukla onayladı. Onay, ne pahasına olursa olsun Avro Bölgesi'nde kalmayı savunan muhalefet partilerinden geldi; zira Başbakan Çipras'ın liderliğindeki iktidar partisi Syriza'nın oyları tek başına yeterli değildi. Kendi partisinden aralarında eski maliye bakanı ve parlamento başkan yardımcısının da bulunduğu 38 milletvekili ret veya çekimser oy kullandı. Çipras'ın anlaşmayı kabul etmesi partisinde çatlağa neden oldu; çünkü kendi isteğiyle kemer sıkma politikasına "Hayır" diyen halkın %61'ini hayal kırıklığına uğrattı! İşte demokrasi budur; yöneticiler onu halkın sırtına binerek kendi çıkarlarını gerçekleştirmek için bir binek olarak kullanırlar! Yunan parlamentosunun onayladığı bu anlaşma, halkın 5 Temmuz'daki referandumda "Hayır" dediği kurtarma planından daha ağır, hatta önceki planlardan çok daha şiddetli kemer sıkma önlemleri içeriyor... Eski Yunan Maliye Bakanı Yanis Varufakis bunu 18/07/2015 tarihinde BBC'ye şöyle ifade etti: "Yunanistan'a dayatılan reform programı, ekonomi yönetiminde gelmiş geçmiş en büyük felaket olarak tarihe geçecek... Bu programı kim uygulamaya çalışırsa çalışsın başarısız olacaktır... Yeni kurtarma programını desteklemediğini itiraf eden Çipras'ın onaylamaktan başka çaresi yoktu... İdam ile teslimiyet arasında bırakıldık ve Çipras teslimiyetin en üst strateji olduğuna karar verdi"!

İkincisi - Etkili Devletlerin Rolü:

1- Almanya: Almanya müzakerelerde başrolü oynadı, pozisyonları sertleştirdi ve planın uygulanması konusunda ısrar etti. Yunanistan'ın şartlara uymaması durumunda Avro'da kalamayacağını, Avro'dan çıktıktan sonra ona tolerans gösterilmeyeceğini ve borçlarının tahsil edileceğini açıkça gösterdi. Özellikle de Yunanistan'ın borçlarının çoğunun Alman bankalarına olması ve Almanya'nın, Avrupa Birliği'ndeki diğer ülkelerin gelecekte borç silme talebiyle gelerek bir emsal oluşturmasını istememesi nedeniyle bu tavrı takındı. Bu yüzden müzakerelerde Yunanistan'ı Avro Bölgesi'nden çıkaracağına dair haberler sızdırdı. Örneğin AFP, anlaşmadan iki gün önce (11/07/2015), bir Avrupa kaynağına dayanarak "Almanya'nın, yardım planı için önerilerini iyileştirememesi durumunda Yunanistan'ın beş yıl süreyle Avro Bölgesi'nden geçici olarak çıkması için bir plan hazırladığını" aktardı. Doğrudan müzakereci, bu tür konularda siyasi tecrübesi olan Alman Maliye Bakanı Wolfgang Schaeuble idi... Eski Yunan Maliye Bakanı Yanis Varufakis şöyle dedi: "Alman Maliye Bakanı Wolfgang Schaeuble, Yunanistan'ın Avro'dan çıkışını sadece net bir müzakere imkanı olarak görmüyor, aynı zamanda tüm Avro Bölgesi'ni kendi diktelerine boyun eğdirmeye çalışıyor... Fransızları korkutmak ve onları katı bir disiplinin hakim olduğu bir Avro Bölgesi modeline boyun eğmeye zorlamak için Yunanistan'ı Avro Bölgesi'nden atmak istiyor." (BBC 11/07/2015). Bilindiği üzere Varufakis, Avro Bölgesi maliye bakanlarına karşı takındığı sert tutumlarla tanınıyordu; bu nedenle istifasının, Başbakan Çipras tarafından, çatıştığı ve artık müzakerelerde onu görmek istemeyen (başta Alman Maliye Bakanı olmak üzere) bakanlarla uzlaşmacı bir adım olarak istendiği muhtemeldir. Bu adım, Çipras'ın taviz vermeye hazır olduğunun, Yunanistan'ı Avro Bölgesi'nde tutmaya kararlı olduğunun ve çıkışın sonuçlarından korktuğunun bir işaretiydi. Eğer çıksaydı, Yunanistan'ın sorunlarını çözemeyecek ve her iki meseleden de sorumlu tutulacaktı; hem çıkıştan hem de ekonomik sorunların çözülememesinden sorumlu tutularak hükümeti ve partisi düşecekti... Böylece Almanya'nın şartlara uyulmazsa Yunanistan'ın çıkmasını umursamadığı yönündeki sertliği, Yunanistan'ın daha önce "kırmızı çizgi" olarak gördüğü ve reddettiği şartları kabul etmesini sağladı. Öte yandan, İngiltere 2017 yılında Avrupa Birliği'nde kalıp kalmama konusunda bir referandum yapmayı planlıyor ve bunu Avrupalılara karşı bir şantaj aracı olarak kullanıyor. Çıkışının Birliği etkileyeceği korkusunu yayarak, halkın kalma yönünde oy vermesi için Almanya'nın İngiltere'yi ekonomik olarak desteklemesini ima ediyor... Almanya, Yunanistan'a karşı sert tutumuyla İngiltere'ye şu mesajı veriyor: Şartlara uymayan hiçbir Birliğe üye devlete ekonomik konularda taviz vermeyecek ve referandum sonuçlarından korkmuyor... Ayrıca Almanya'nın bu sert tutumunun arkasında; Avro Bölgesi ve Avrupa Birliği üzerindeki liderliğini ispat etmek, Fransa ile rekabet edip onu geride bırakarak Avrupa'ya liderlik etmek gibi başka amaçları da olduğu görülmektedir.

2- Fransa: Fransa, Avrupa Birliği ve Avro Bölgesi'nde önemli bir rol oynamaktadır... Ancak etkisi Almanya'nın altındadır ve bu yüzden Almanya ısrar ederse sonunda onun görüşünü kabul eder. Yunanistan krizinde bu açıkça görüldü; Fransa, Yunanistan'ı Avro Bölgesi'nde tutmaya çalışıyordu. Fransa Cumhurbaşkanlığı 08/07/2015 tarihinde yaptığı açıklamada "Hollande'ın, Elysee Sarayı'nda Slovenya Başbakanı ile görüşmesi sırasında Yunanistan'ın Avro Bölgesi'nde tutulması hedefinin önemini vurguladığını" belirtti (AFP 08/07/2015). Fransa Başbakanı Manuel Valls ise: "Fransa, gerçekleşmesi halinde jeopolitik yansımaları olacak ve dünya ekonomisine zarar verecek olan Yunanistan'ın Avro Bölgesi'nden çıkışını önlemek için elinden gelen her şeyi yapacaktır" dedi (Sky News 09/07/2015). Ancak nihai kararlarda, Yunanistan'ın tüm şartlara uyması veya çıkarılması konusundaki sert tutumunda Almanya'ya karşı çıkmadı ve Yunanistan boyun eğip kabul etti... Her halükarda Fransızlar, kurucu üyelerden oldukları için Avro Bölgesi ve Avrupa Birliği'nde otoritenin güçlendirilmesinden yanadırlar; buralarda liderliği ele geçirerek uluslararası konumlarını güçlendirmek istemektedirler. Öyle ki Fransa Cumhurbaşkanı Francois Hollande, bu kriz aşıldıktan ve Avro Bölgesi'nin üyeleri üzerindeki hegemonyası başarıyla kurulduktan sonra "belirli bir bütçesi ve demokratik üstünlüğünü garanti altına alacak bir parlamentosu olan bir Avro Bölgesi hükümeti kurulması" çağrısında bulundu. Bununla, mevcut durumdaki Alman ağırlığına yaklaşmayı ummaktadır.

3- Amerika: Amerika meseleyle yakından ve ilgiyle ilgileniyordu. Obama, Fransa Cumhurbaşkanı Hollande ile telefonda görüştü; Fransa Cumhurbaşkanlığı 29/06/2015'te yapılan görüşmede "müzakerelerin yeniden başlatılmasına öncelik vermek, krizin bir an önce çözülmesi ve Yunanistan'ın mali istikrarının sağlanması için ortak çaba gösterilmesi konusunda anlaştıklarını" duyurdu (AFP 29/06/2015). Bundan bir gün önce Obama, aynı amaçla Almanya Başbakanı Merkel'i aradı. Yani Amerikan Başkanı, Avrupalıları Yunanistan'ı kurtarma anlaşması konusunda müzakereleri sürdürmeye, sorunlarını çözmeye ve onu Avro Bölgesi'nden çıkarmamaya teşvik ediyordu. Beyaz Saray Sözcüsü Josh Earnest: "Yunanistan'daki referandum bitti ancak görüşümüz aynı kalıyor; Yunanistan'ın Avro Bölgesi'nde kalmasını sağlayacak bir çözüm bulmak hem Avrupa hem de Yunanistan'ın çıkarınadır" dedi (AFP 07/07/2015). Amerika, Yunanistan'ın borçlarının bir kısmının silinmesi için Avrupalılara, özellikle Almanya ve Fransa'ya baskı yapmak istedi. Maliye Bakanı Jacob Lew'i 16/07/2015 tarihinde Berlin'e göndererek Alman mevkidaşı Wolfgang Schaeuble ile görüştürdü ve Avrupa sahnesindeki temel aktörlerin aldığı önlemleri yakından inceledi. Ardından Paris'e geçerek Fransız mevkidaşı Michel Sapin ile görüştü. Bu tur başlamadan önce: "Amacın, dünya ekonomisinin durumunu ve Yunanistan'ın Avro Bölgesi içindeki gelişim yollarını Yunan ortaklarla tartışmaya odaklanmak olduğunu" açıklamıştı. Alman Bakan ise Amerikan önerilerini reddettiğini Alman Deutschlandfunk radyosuna şu sözlerle ifade etti: "Borçların silinmesi, Avro Bölgesi parasal birliği üyeliğiyle bağdaşmaz. Yunanistan'a gönüllü olarak çıkmasını öneriyorum, bu onun için en iyi yoldur." Almanya, bakanı aracılığıyla Amerikalılara meydan okuyarak borçların silinemeyeceğini kesin bir dille belirtti... Bu, bir Alman bakanın Amerikan politikasına bu denli açık meydan okuduğu nadir anlardan biriydi! Obama, Avrupalılara Yunanistan'ın Avro Bölgesi'nde kalması için yardım etmelerini önermişti. Amerika bu yönde baskı yapıyor; Yunanistan'ın Avro Bölgesi'nde kalmasını ve onu kullanmak için desteklenmesini istiyor. Çünkü Yunanistan'ın ekonomik durumunun kapitalist sistem altında düzelemeyeceğini, bu yüzden Avrupa'nın sırtında bir yük ve bu bölgeyi ve Avrupa Birliği'ni tehdit eden bir yıkım unsuru olarak kalacağını biliyor. Amerika, dolar karşısında güçlenen ve küresel bir işlem alanı bulan Avro'yu vurmak ve çökertmek istiyor; zira Avro, bu ülkelerin tek bir siyasi sistemi olmamasına rağmen Almanya ve Fransa'nın kararlılığıyla dolarla rekabet eder hale gelmiştir... Ayrıca Amerika, Avrupa Birliği'nin kendine rakip siyasi ve ekonomik bir güç olmasını istemiyor; bu yüzden Yunanistan gibi zayıf noktaların Birlik bünyesinde kalmasını istiyor ki Birlik zayıf kalsın veya çöksün, böylece Avrupa Amerikan şemsiyesi altından çıkamasın. Daha önce belirttiğimiz gibi Amerika, Yunanistan krizdeyken Amerikan kredi derecelendirme şirketleri aracılığıyla Yunanistan'ın notunu yükselterek mali gerçeklerini gizlemesine ve Avro'ya girmesine yardımcı olmuştur; böylece borçları patlak verdiğinde Avro, dolarla rekabet edemez hale gelecekti... Sonuç olarak Avro, Yunanistan ve benzerlerinin borç krizi nedeniyle dolarla rekabet edemez durumdadır... Avrupa Birliği, özellikle de Almanya, Amerika'nın çıkarının Avrupa Birliği'ni ve özellikle de parasal birliği olan "Avro'yu" zayıflatmak, doların liderliğini sürdürmek olduğunu anlamalıdır...

Üçüncüsü - Kurtarma Planı ve Yunanistan Krizinin Çözümü:

1- Yunanistan'ın borçları 320 milyar avroya ulaşmıştır, oysa hükümet bütçesi sadece 91 milyar avro, ekonomisi ise 240 milyar avroyu geçmemektedir. Yani Yunanistan'ın borçları tüm ekonomisinden fazladır. IMF, bu borçları "ödenemez borçlar" olarak nitelendirdi. Anlaşmaya varılmadan önce 11/07/2015 tarihinde Avrupa liderlerine sunduğu belgede: "Yunanistan'ın borcu, ancak Avrupa'nın şimdiye kadar niyetlendiğinden çok daha ileri giden borç hafifletme önlemleriyle sürdürülebilir hale gelebilir" denildi. Belgede ayrıca: "Yunan borcunun kesinlikle sürdürülemez olduğu ve şu an %175 civarında olan borç oranının önümüzdeki iki yıl içinde gayrisafi yurt içi hasılanın %200'üne yaklaşacağı" vurgulandı (AFP 15/07/2015). Daha önce İtalya Başbakanlığı ve Avrupa Komisyonu Başkanlığı yapmış olan Romano Prodi, 15/07/2015 tarihinde Alman Deutschlandradio Kultur'a verdiği demeçte, krizin derinleşmesinde Almanya'nın da sorumluluğu olduğunu belirterek şöyle dedi: "Alman hükümeti esnek değildi; Yunan hükümeti binlerce hata yaptı, bu açık, ancak üzerinde zorlayıcı bir yönetim uygulanıyor ve karar alma yetkisi çalınıyor, bunun gelecekte vahim sonuçları olacaktır..." Prodi, "Almanya ile diğer birçok ülke arasında derin bir uçurum olduğundan" bahsederek: "Kötü olanı engelledik ama sorunu çözmedik" dedi ve ekledi: "Daha fazla siyasi entegrasyon sağlanamazsa Avrupa, iki büyük güç olan ABD ve Çin'in sömürgesi olma tehdidiyle karşı karşıyadır." Bu nedenle Avro Bölgesi ve hatta tüm Avrupa Birliği'nin ayakları sağlam bir zeminde değil, çok uzak olmayan bir gelecekte çökmeye mahkum kırılgan bir yapı üzerindedir...

2- Sonuç olarak, Yunanistan krizi kurtarma planıyla çözülmemiştir; kriz devam etmektedir ve tekrar nüksedecektir. Üç yıl sonra borçlar birikmiş olacak ve üzerine binen faizlerin bir kısmını bile ödeyemeyecektir. Şu an 320 milyar avro borcu var, önümüzdeki üç yıl içinde 86 milyar avro daha borçlanacak, faizler katlanacak ve tahvillerinin sigorta bedelleri artacaktır. Bu süre sonunda mesele tekrar gündeme gelecektir. Alman Başbakanı Merkel: "Yunanistan'ın borç yükünü hafifletme planını ancak gerekli ekonomik reformlar uygulandıktan sonra değerlendirmeye hazır olduğunu; faiz oranlarının düşürülmesini ve vadelerin uzatılmasını tartışmaya kararlı olduğunu, ancak ortak para birimini kullanmaya devam ederken borçların %30 veya %40'ını silmeyeceklerini" ifade etti (BBC 19/07/2015). Dolayısıyla borçlar kalıcıdır ve dişe dokunur hiçbir kısmı silinmeyecektir; sadece faiz oranlarının düşürülmesi söz konusudur... Faiz oranları düşürülse bile bu Yunanistan'ı kurtarmaz; vadelerin uzatılması da kurtarmaz. Sorun devam edecek ve borç, oranı ne kadar düşük olursa olsun faiz sebebiyle hızla katlanacaktır. Kaldı ki Yunanistan'ın bu borçları ödeyecek kaynakları yoktur; zaten aciz ve müflis durumdadır ve onu kalkındıracak bir fikre sahip değildir. Yunanistan'a benzer durumdaki diğer ülkeleri de buna eklerseniz, Avro Bölgesi ve Avrupa Birliği'nin varlıklarını tehdit eden ciddi zayıf noktalardan muzdarip olmaya devam edeceğini söyleyebiliriz.

İşte bu yüzden, tüm dünyanın sorunları için insanı kalkındıran, sorunlarını kökten çözen, servetin sahipleri arasında adil dağılımını garanti eden, zengin bir azınlığın elinde birikmesini engelleyen, faiz ve sigortayı yasaklayan, ihtiyaç nedeniyle borçlanan insanların köleleştirilmesini önleyen İslam’dan başka bir çözüm kalmamıştır. İslam, borç sebebiyle insanların aşağılanmasını ve alacaklıların insafına bırakılmasını da yasaklar. İnsanlar başka hiçbir nizam altında huzur bulamaz ve onurlarına kavuşamazlar. El-Latîf ve El-Habîr olan Allah doğruyu söylemiştir:

فَمَنِ اتَّبَعَ هُدَايَ فَلَا يَضِلُّ وَلَا يَشْقَى ۞ وَمَنْ أَعْرَضَ عَنْ ذِكْرِي فَإِنَّ لَهُ مَعِيشَةً ضَنْكًا

"Her kim Benim hidayetime uyarsa, o ne sapar ne de bedbaht olur. Kim de Benim zikrimden yüz çevirirse, şüphesiz onun için dar bir geçim vardır." (Tâhâ [20]: 123-124)

Makaleyi Paylaş

Bu makaleyi ağınızla paylaşın