Home About Articles Ask the Sheikh
Soru & Cevap

Soru-Cevap: Ağaçlarındaki Meyvelerin Satışı

April 20, 2013
3159

Soru:

İslam Şahsiyeti kitabı, 2. Cilt, "Meyvelerin ağaçlarındayken satışı" başlığı altında (s. 302) şöyle geçmektedir: "... Müslim, İbn Ömer’den Nebi (sav)’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: 'Kim aşılandıktan sonra bir hurma ağacı satın alırsa, meyvesi onu satanındır; ancak alıcı (meyveyi de almayı) şart koşarsa o müstesna.' Yine Ahmed, Ubâde b. Samit’ten rivayet etmiştir ki: 'Nebi (sav), hurmanın meyvesinin, onu aşılayana ait olduğuna, ancak alıcının şart koşması durumunun müstesna olduğuna hükmetti.' Hadisin mantukundan (sözünden) anlaşılan; bir kimse aşılanmış meyvesi olan bir hurma ağacını satarsa, meyve satışa dâhil olmaz, aksine satıcının mülkiyetinde kalmaya devam eder. Mefhumundan anlaşılan ise; eğer (meyve) aşılanmamış ise satışa dâhil olur ve alıcının olur. Burada kastedilen mefhum, mefhumu’l muhalefettir ki bu da burada şart mefhumudur." (Alıntı bitti).

Usul alimleri bu hadisi şart mefhumu bahsinde değil, sıfat mefhumu bahsinde zikretmişlerdir.

Öyleyse neden bunun sıfat mefhumu değil de şart mefhumu olduğu söylenmiştir? Lütfen bunu açıklar mısınız?

Cevap:

Usul meselelerinde vacip olan, incelenen meseleyi tüm yönleriyle kuşatmaktır! Örneğin, soruyu soran kişinin incelemesini odakladığı hadis: "Kim aşılandıktan sonra bir hurma ağacı satın alırsa, meyvesi onu satanındır; ancak alıcı şart koşarsa o müstesna" hadisi ve diğer hadis olan: "Nebi (sav), hurmanın meyvesinin, onu aşılayana ait olduğuna, ancak alıcının şart koşması durumunun müstesna olduğuna hükmetti" hadisidir. Siz bu hadislerin bir kısmını alıp incelemeyi ona odakladınız! Hadisin ilk kısmını alıp onunla yetindiniz! Ve bunu, ihtilafın "من ابتاع نخلاً..." şart mefhumu ile "بعد أن تؤبر..." sıfat mefhumu arasında olduğu varsayımı üzerinden incelediniz. Doğal olarak burada geçerli olan sıfat mefhumudur; çünkü hüküm "aşılanma" (töbir) işlemine bağlanmıştır. Aşılanmadan önceki satışın hükmü, aşılanmadan sonraki satışın hükmünden farklıdır.

Şartın ("مَنْ ابتاع..." yani "مَن لم يبتع...") mefhumu’l muhalefetine gelince; buna dair bir hüküm terettüp etmez. Çünkü bir satış yoksa bir hüküm de yoktur; zira ortada "hurma kime aittir?" diye soracağımız bir olay gerçekleşmemiştir. Buna binaen, eğer hadis sadece "من ابتاع نخلاً بعد أن تؤبَّر فثمرتها للذي باعها" ve diğer hadis de "أن النبي صلى الله عليه وسلم قضى أن تمر النخل لمن أبَّرها" şeklinde olsaydı, "mefhum sıfat mefhumudur" şeklindeki sözünüz doğru olurdu. Fakat siz hadisin sonundaki önemli, hatta en önemli kısmı, yani şartlı istisnayı, yani "إلا أن يشترط المبتاع" şeklindeki şartla sınırlandırmayı ihmal ettiniz. Eğer bunu inceleseydiniz ve üzerinde düşünseydiniz, bu kısmın sıfat mefhumunu devre dışı bıraktığını ve geçerli olanın, şartla sınırlandırmadan alınan şart mefhumu olduğunu görürdünüz.

Bunun sebebi şudur: Aşılanma (töbir) olup olmaması, şartlı istisna ile birlikte devre dışı kalmıştır. Çünkü artık itibar edilen şey "şart koşma" olmuştur. Eğer alıcı, hurma ağacının meyvesiyle birlikte kendisine ait olmasını şart koşarsa, bu şart, satış ağacın aşılanmasından önce de olsa sonra da olsa infaz edilir (uygulanır). Eğer aşılanmadan önce ağacı satın alırsa meyve onundur. Eğer aşılanmadan sonra satın alır ve meyvenin de kendisine ait olmasını şart koşarsa, yine onundur. Dolayısıyla asıl dayanak, şartlı istisnadan doğan "şart"tır. Eğer alıcı şart koşarsa, satış aşılanmadan önce de olsa sonra da olsa ağaç meyvesiyle birlikte onundur; yani sıfat mefhumu ile amel edilmez.

Görünen o ki, bu karışıklık size şu iki yönden gelmiştir:

Birincisi: Hadiste "من ابتاع" kalıbı dışında bir şart olmadığını sandınız ve incelemeyi "من ابتاع" ifadesindeki şart mefhumu ile "بعد أن تؤبر" ifadesindeki sıfat mefhumu üzerine odakladınız. Sıfat mefhumunun hüccet teşkil ettiğini gördünüz ancak "إلا أن يشترط المبتاع" cümlesini bıraktınız ve onu araştırmaya dâhil etmediniz. Böylece bu cümle araştırmanızda boş/gereksiz bir söz (lağv) gibi kaldı! Nitekim İslam Şahsiyeti kitabında belirtildiği gibi: "Eğer böyle olsaydı şartla sınırlandırma faydasız bir lağv olurdu."

İkincisi: Siz şartı, şart edatları (ادوات) dışında, bizzat "şart" lafzı ve türevleriyle yapılan açık beyanlarda görmüyorsunuz. Bu doğru değildir. Şart lafzı ve türevleri bazen edatın yerine geçer ve bir mefhumu olur. Eğer oğlunuza "Sana ödül vereceğim, بشرط أن تفوز في الامتحان (sınavda başarılı olman şartıyla)" derseniz, bunun bir mefhumu vardır; yani "Çocuk sınavda başarılı olmazsa ödül yok" demektir. Zira "بشرط أن تفوز في الامتحان" sözü, "sınavda başarılı olursan" anlamındadır... ve benzerleri böyledir.

Buna binaen, hadisteki şart mefhumu burada "من باع" edatından alınmaz; zira bu, şart mefhumu açısından hükme etki etmez. Bilakis hükme etki eden "إلا أن يشترط المبتاع" ifadesidir. Şart ile yapılan bu istisna, edat kullanmanın yerini tutar. Yani "Eğer alıcı şart koşarsa onun için şöyledir, şart koşmazsa bunun tersidir..." anlamındadır.

Özetle: Şart ile yapılan istisnanın bir mefhumu vardır. Bu, ister birinci hadiste olduğu gibi bir şart edatından sonra gelsin (Yani: Kim satın alırsa, alıcı şart koşarsa onun için şu vardır, şart koşmazsa onun için şundan başkası vardır anlamında), ister ikinci hadiste olduğu gibi şart edatı olmaksızın gelsin (Yani: Rasulullah (sav), alıcı şart koşarsa şöyle, alıcı şart koşmazsa şöyle değil şeklinde hükmetti anlamında); bu şartlı istisnanın zikredilmesi, şart mefhumunu geçerli kılar.

Usul alimlerinin ifadelerine dair zikrettiklerinize gelince; bunlar doğrudur çünkü onlar hadisin son kısmını zikretmemişlerdir. Aksine bir ifade koyup onu incelemişlerdir ki o da şudur: "من باع نخلاً مؤبرا فثمرتها للبائع" (Kim aşılanmış bir hurma ağacı satarsa meyvesi satıcınındır). Burada hüküm "aşılanma" üzerine odaklanmıştır, dolayısıyla geçerli olan mefhum sıfat mefhumudur. Usul kitaplarında bu tür kısaltılmış cümleler mevcuttur; onlar bir ifadeyi, hadisin anlamını veya bir kısmını koyarlar ve kaideyi ona uygularlar. Tıpkı "في الغنم السائمة زكاة" (Otlayan koyunlarda zekât vardır) sözleri gibi. Hadis tam olarak böyle değildir; aksine Ebu Davud’un hayvanların zekâtına dair rivayet ettiği uzun bir hadis şöyledir:

وَفِي سَائِمَةِ الْغَنَمِ إِذَا كَانَتْ أَرْبَعِينَ فَفِيهَا شَاةٌ

"Kırk tane olduğunda otlayan koyunlarda bir koyun (zekât) vardır." (Ebu Davud uzun bir hadisten rivayet etmiştir).

Burada "إذَا كَانَتْ أَرْبَعِينَ" (kırk tane olduğunda) şartı açıkça görülmektedir. Fakat usul alimleri, araştırmaları sıfat mefhumu üzerine olduğu için şartı bırakmışlar ve sadece "سائمة الغنم" (otlayan koyunlar) kısmı ile yetinerek bunu "في الغنم السائمة زكاة" şeklinde formüle etmişlerdir. Bunu sıfat mefhumuna örnek vermişlerdir; yani eğer koyunlar otlamıyorsa (besi ise) zekât yoktur. Oysa bilinmektedir ki burada şart mefhumu da geçerlidir; çünkü koyunlar kırk tane olmazsa, otlayan koyun olsalar bile onlarda zekât yoktur. Eğer birisi:

وَفِي سَائِمَةِ الْغَنَمِ إِذَا كَانَتْ أَرْبَعِينَ فَفِيهَا شَاةٌ

hadisini zikredip de "burada sadece sıfat mefhumu geçerlidir" deseydi, sözü dakik (tam doğru) olmazdı. Bilakis "aynı şekilde şart mefhumu da geçerlidir" demesi doğru olurdu. Fakat hadisi kısaltıp "في الغنم السائمة زكاة" der ve "geçerli olan sıfat mefhumudur" derse, sözü bu kısaltılmış metin için doğru olur, ancak hadisin tamamı için değil.

Makaleyi Paylaş

Bu makaleyi ağınızla paylaşın