Home About Articles Ask the Sheikh
Soru & Cevap

Soru-Cevap: "Zâle" Fiilinin Başına "Lâ" Edatının Gelmesi

September 22, 2016
6585

(Hizb-ut Tahrir Emiri Şeyh Atâ bin Halil Ebû er-Raşta’nın Facebook Sayfası "Fıkhî" Takipçilerinin Sorularına Verdiği Cevaplar Serisi)

Tamer El-Hacc Muhammed’e

Soru:

Selamun Aleykum ve Rahmetullah. Sayfa yöneticisine bir not: "lâ zâle" (لا زال) kelimesini kullandınız; bu ifade muzari (şimdiki/geniş zaman) ile kullanılmaz. Mazi (geçmiş zaman) ile kullanıldığında ise anlamı "zail olmaması için dua" şeklindedir ve bu yaygın hatalardan biridir... Doğrusu mazi için "mâ zâle" (ما زال), muzari için ise "lâ yezâlu"dur (لا يزال)... Eleştirimi kabul etmenizi umuyorum... Çabalarınız ve gayretiniz mübarek olsun. Allah sizi ve liderimiz Şeyh’i korusun, onu aziz kılsın ve ona nusret versin.

Cevap:

Ve Aleykumselam ve Rahmetullahi ve Berakâtuh,

"lâ" (لا) edatının "zâle" (زال) fiilinin başına gelmesi hakkındaki notunuzu ve olumsuzluk bildiren 'nın, dua babından olmadığı sürece mazi fiilin başına gelmeyeceğine dair sözünüzü inceledim. Başlangıç olarak, bir gencin dil ile ilgilenmesi güzel bir şeydir, ancak konuyu her yönüyle ele almak daha iyidir. Notunuza cevap olarak şunları söylüyorum:

1- "zâle" (زال) fiili ve onun muzarisi olan "yezâlu" (يزال), diğer mazi fiillerden farklıdır. Şöyle ki; olumsuzluk bildiren 'nın mazi olan "zâle" fiilinin başına gelmesi, muzari olan "yezâlu" fiilinin başına gelmesiyle aynı anlamı verir. Yani konu, mazi bir fiilin başına olumsuzluk 'sının gelmesi değil de, sanki muzari bir fiilin başına gelmiş gibidir. Eğer "lâ zâle fulânun câlisen" derseniz, mazi anlamı muzariye döner ve sanki "lâ yezâlu fulânun câlisen" (falan kişi hâlâ oturuyor) demiş olursunuz. "zâle-yezâlu" fiilindeki bu özellik, diğer mazi fiillerde pek bulunmaz. Buna binaen, olumsuzluk bildiren , hem dua için hem de dua dışındaki durumlar için "zâle"nin başına normal bir şekilde gelir:

a- Dua için olanına örnek olarak arkadaşınıza; "lâ zilte bihayr" (hâlâ hayır üzere olasın/olasın diye dua) demeniz gibidir.

b- Dua dışındaki (haberî) kullanıma gelince, hadiste geçtiği üzere: Vefatı H. 301 olan Ebû Bekir el-Feryâbî "el-Kader" kitabında Nâfi'den, o da İbn Ömer'den rivayetle şunu nakletmiştir: Dedi ki: Ümmü Seleme şöyle dedi: "Ey Allah'ın Rasulü,

لَا زَالَ يُصِيبُكَ فِي كُلِّ عَامٍ وَجَعٌ مِنْ تِلْكِ الشَّاةِ الْمَسْمُومَةِ

'Yediğin o zehirli koyundan dolayı her yıl sana bir ağrı isabet etmeye devam ediyor.' Bunun üzerine Rasulullah ﷺ şöyle buyurdu:

مَا أَصَابَنِي شَيْءٌ مِنْهَا إِلَّا وَهُوَ مَكْتُوبٌ عَلَيَّ وَآدَمُ فِي طِينَتِهِ

'Başıma gelen her şey, henüz Âdem balçık halindeyken benim üzerime yazılmıştır.'" Burada "lâ zâle" ifadesinin dua amaçlı olmadığı açıktır.

2- Şunu da belirtmek gerekir ki; "lâ zâle"nin haberi, ister uzun ister kısa süreli olsun, durumun gereğine göre ismine bitişik olur. Ahmed el-Hâzimî, İbn Mâlik'in Elfiyesi Şerhi (İbn Mâlik, v. H. 672) kitabında şöyle der: ("zâle" ve benzerlerinin anlamı, kabiliyetine sahip olduğu andan itibaren sıfatın mevsufa (nitelenene) mülazım olduğunu/sürekli eşlik ettiğini gösterir. Nahivciler, bu dört fiilin (zâle, beraha, feti'e, infekka) hepsinin aynı anlamda olduğu, sıfatın mevsufa mülazım olduğunu gösterdiği konusunda ittifak etmişlerdir. Sıfat onun haberidir, mevsuf ise ismidir. Ancak her mülazemet (bağlılık) cümleye göredir; 'lâ zâle Zeydun âlimen' (Zeyd hâlâ âlimdir) dediğinde, ilimle vasıflanmanın aslı, ilmin kokusunu aldığı andan ölene kadar geçen süredir. 'lâ zâle Zeydun kâimen' (Zeyd hâlâ ayaktadır) ifadesinde ise bu durum bir vakit olur, başka bir vakit ayrılır... 'lâ zâle Zeydun sâimen' (Zeyd hâlâ oruçludur) oruç vaktindedir, akşam olduğunda vakit biter...) bitti.

Gördüğünüz gibi, dil ehli "lâ zâle" ifadesini hem dua hem de haber (normal anlatım) için normal bir şekilde kullanmaktadır.

2- Diğer Mazi Fiiller:

a- 'nın bu fiillerin başına gelmesinde dua anlamı baskındır. Mesela düşmana beddua ederek "lâ nasarahullah" (Allah ona yardım etmesin) dersiniz.

b- ile olumsuzluk için kullanımları nadirdir; çünkü mazi (geçmiş) gerçekleşmiştir ve onu olumsuzlamanın bir anlamı yoktur. Bu noktada "zâle"den farklıdırlar. Çünkü 'nın "zâle"ye girmesi onu muzariye çevirir ve "lem yezel" (hâlâ/devam ediyor) anlamı katar. Diğer mazi fiiller ise başlarına gelse bile mazi kalmaya devam ederler, bu yüzden ile olumsuzluk olarak kullanılmaları nadirdir. Ancak belirli durumlarda olumsuzluk için gelirler, bunlardan bazıları:

  • Tekrarlandığında olumsuzluk için olur, şu ayetteki gibi:

فَلَا صَدَّقَ وَلَا صَلَّى

"O, ne tasdik etti ne de namaz kıldı." (Kıyâme [75]: 31)

  • Başında "fa" (ف) olup lafzen tekrarlanmadığında, olumsuzluk ile teşvik (tahdid) arasında gidip gelir ve tercihe dair bir karine aranır; şu ayetteki gibi:

فَلَا اقْتَحَمَ الْعَقَبَةَ

"Fakat o, sarp yokuşu aşamadı." (Beled [90]: 11) Bu ifade şu şekillerde anlaşılabilir:

  • Ahfeş'in (v. H. 215) "Meâni'l Kur'an" eserinde geçtiği üzere olumsuzluk için: (Allah Subhânehu "fela’ktahame’l-akabete" yani "lem yektahim" (aşmadı/yüklenmedi) buyurmuştur)... Zemahşerî'nin (v. H. 538) "el-Keşşâf" tefsirinde de geçtiği üzere; o bunu olumsuzluk olarak kabul etmiş ve manen tekrarlanmış saymıştır: (...Eğer dersen ki: Maziye giren "lâ" tekrarlanmadığı sürece nadiren kullanılır, o halde en fasih kelamda neden tekrarlanmadı? Derim ki: O, mana bakımından tekrarlanmıştır. Çünkü "fela’ktahame’l-akabete"nin manası; "ne bir köle azat etti ne de bir yoksulu doyurdu" demektir. Görmez misin ki akabeyi (yokuşu) aşmayı böyle tefsir etmiştir...)... İbn Hişâm'ın (v. H. 761) "Muğni’l Lebîb" eserinde de geçtiği üzere şöyle der: (Allah Subhânehu ve Teâlâ'nın "fela’ktahame’l-akabete" kavline gelince; buradaki "lâ", mana bakımından tekrarlanmıştır. Çünkü mana, "ne bir köle azat etti ne de bir yoksulu doyurdu" şeklindedir; zira bu, akabenin tefsiridir. Bunu Zemahşerî söylemiştir)...

  • Teşvik (Tahdid) için:

  • Kisâî'nin (v. H. 189) "Meâni'l Kur'an" kitabında, Kıyamet Suresi bölümü sayfa 248'de şöyle geçer:

(...Ve Allah Teâlâ'nın "fela’ktahame’l-akabete" kavli... manası "efelâ’ktahame’l-akabete" yani "keşke aşsaydı/aşmalı değil miydi" demektir, istifham elifi hazfedilmiştir.) bitti.

  • Ebû Muhammed Sehl et-Tüsterî'nin (v. H. 283) tefsirinde şöyle geçer: (Allah Teâlâ'nın "fela’ktahame’l-akabete" kavli hakkında: Yani "keşke Sırat'ı ve ondan önceki akabeyi geçseydi..." dedi.) Taberî ve İbn Kesîr tefsirlerinde de aynı anlamda yani "hellâ" (keşke/yapmalıydı) olarak geçmektedir. Kurtubî ise tefsirinde hem "lem" (olumsuzluk) hem de "hellâ" (teşvik) olmak üzere her iki anlamı da zikretmiştir.

Özetle:

1- "lâ" (لا), hem dua hem de haber amaçlı olarak "zâle-yezâlu" (زال-يزال) fiillerinin başına normal bir şekilde gelir.

2- Mazi (geçmiş) zaten gerçekleşmiş olduğu için onu olumsuzlamanın bir anlamı olmayacağından, "lâ" diğer mazi fiillerin başına nadiren girer.

3- Ancak tekrarlandığında veya başına "fa" geldiğinde olduğu gibi belirli özel durumlarda mazi fiillerin başına gelir.

4- Dolayısıyla sayfa yöneticisinin "Çatışma Türkiye'de lâ zâle (hâlâ) devam ediyor" şeklindeki ifadesi doğrudur.

Bu konu hakkındaki bilgim budur. Her ilim sahibinin üzerinde daha iyi bir bilen vardır.

Kardeşiniz Atâ bin Halil Ebû er-Raşta

19 Zilhicce 1437 H. 21/09/2016 M.

Emir'in sayfalarındaki cevap linkleri:

Facebook Google Plus Twitter Emir’in Web Sitesi

Makaleyi Paylaş

Bu makaleyi ağınızla paylaşın