Soru-Cevap
Soru: Hamas, 1 Mayıs 2017 Pazartesi günü Doha'da, "ortak ulusal uzlaşı formülü" olarak 1967 sınırlarında bir Filistin devletini kabul ettiğini duyurdu, "İsrail'in yok edilmesi" ibaresini kaldırdı ve Müslüman Kardeşler'den bağımsızlığını ilan etti... Sorum iki kısımdan oluşuyor:
Birincisi: Hamas'ın bu yeni belgesi, yeni Amerikan yönetiminin taşıdığı barışçıl müzakere çözümleriyle mi bağlantılıdır?
Yoksa Hamas'ın hedeflerindeki bu "darbe", Amerikan siyasetinden ayrı bir çizgide Avrupa'nın etkisiyle mi gerçekleşti?
Cevap: "Hamas Hareketi’nin Siyasi İlkeler ve Genel Politikalar Belgesi" olarak adlandırılan yeni belgenin ilan edilmesinin nedenlerini, boyutlarını ve bunun Amerika ve Avrupa ile ilişkisini anlamak için şu hususları gözden geçirelim:
Birincisi: Örgütün (FKÖ) Tavizlerinin Sonuçları ve Hamas'ın Onu Takip Etmesi:
1- "Filistin'in sözde temsilcisi" olan Kurtuluş Örgütü, 1967'de işgal edilen topraklarda bir devletçik kurma bahanesiyle Filistin topraklarının %80'inden (1948 işgali) vazgeçti. Ancak Yahudiler buna karşılık Filistinlilere Filistin'in geri kalanını (1967 işgali) tanımak yerine, sadece Kurtuluş Örgütü'nü tanıdılar! Dahası, Yahudi varlığı ve genel olarak Batı, uğursuz Oslo Anlaşmaları uyarınca Kurtuluş Örgütü'nden doğan "Filistin Yönetimi"ni hızla ve başarıyla Yahudi varlığı için bir güvenlik hizmetçisine ve barış getirme bahanesiyle bir ihanet tavizleri zincirine dönüştürdü... Amerika ve Avrupa, Yahudi varlığının güvenlik bahaneleriyle en küçük tavizleri bile vermeyi reddetmesinin sözde barışı gerçekleştirmenin önündeki ana engel olduğunu biliyor. Zira Kurtuluş Örgütü devasa tavizler vermiştir ve silahsız, egemenlikten yoksun, sadece adı devlet olan bir "Filistin devleti" adı altındaki herhangi bir çözüm ilanı karşılığında daha fazla taviz vermeye hazırdır. Buna rağmen Yahudi varlığı daha fazlasını istiyor; çünkü o da herkes de biliyor ki, bir kez zillete boyun eğene aşağılanmak kolay gelir...
2- Hamas, Yahudi varlığına verilen tavizlere ve 1967 sınırındaki devletçik karşılığındaki geri adımlara karşı sert açıklamalarına devam ediyordu. Bu durum, Oslo Anlaşması'nın imzalanmasından sonraki müzakerelerde Filistin Yönetimi'ni zayıf bir konuma düşürüyordu. Bu yüzden Hamas'ı, işgal gölgesinde yönetime getirerek Örgüt'ün (FKÖ) peşinden sürüklemek, ardından işgalle muhatap olmasını sağlamak ve 1967 devletçiği üzerinden müzakereleri kabul ettirmek için sinsi bir plan yapıldı. Bu durum doğal olarak Yahudi varlığının tanınmasına yol açar! Örgüt, Filistin halkını dize getirmek ve Yahudi varlığını kabule zorlamak için başta Amerika olmak üzere Batı'nın projelerine iliklerine kadar battığı için, Hamas hareketini işgal gölgesinde iktidara getirme komplosunda Batı ile iş birliği yaptı... Örgüt, perde arkasından veya açıkça buna katkıda bulundu; çünkü işgal altındaki yönetimin Hamas'ı, Fetih ve Örgüt'ün ulaştığı noktaya getireceğini biliyordu... Böylece Hamas 2006 yasama seçimlerini kazandı. Diğer gruplar, onu işgal altında yönetime hapsetmek için ulusal birlik hükümeti kurmayı reddettiler. Aynı zamanda Katar, Hamas ile temaslarını yoğunlaştırıyor ve desteğini ilan ediyordu. Ardından Hamas'ın Gazze Şeridi'nin tamamını ele geçirmesi geldi... Hamas'ın Gazze Şeridi yönetimine dalması ve orada tek başına kalmasıyla tuzak tamamlanmış oldu. Yahudi varlığı, Gazze sakinleri olan iki milyon kişinin hizmet meselelerinde Hamas'ı "terörist" bir grup olarak gördüğü için muhatap almayı reddediyordu. Mısır ise özellikle Sisi'nin başa geçmesinden sonra kuşatmayı şiddetlendirdi. Böylece Gazze Şeridi ve Hamas yönetimi, Sisi rejimi ile Yahudi varlığının oluşturduğu bir kıskacın arasında kaldı. Ramallah'taki yönetim ise Gazze Şeridi konusunda Yahudi varlığıyla muhatap olan taraf olarak bu kuşatmayı tamamlıyordu. Sonuç olarak Hamas, yönetimi altındaki insanların temel yaşam ihtiyaçlarını karşılayamaz hale geldi... Bu gerçeklikle Hamas, Katar'ın tavsiyeleri doğrultusunda işgal altındaki Gazze'yi yöneterek kendisini iki acı seçenek arasında bıraktı: Ya çöküş ve Abbas yönetiminin Gazze'ye dönüşü -ki Hamas bunu reddediyor- ya da destekçilerin, özellikle de Katar'ın tavsiyelerine uyarak Yahudi varlığına karşı tutumları yumuşatmak, onunla bir tür ilişki kurmak ve 1967 devletçiği dahil olmak üzere çözüm projelerinde açıkça yürümek! Bilinçli olan herkes biliyordu ki, işgal gölgesinde yönetimi devralmak, işgalciyle muhatap olmaya, Yahudi varlığıyla müzakereleri kabule ve desteğe, direnişin hedeflerini 1967 sınırlarında bir Filistin devleti kurmaya indirgemeye ve bunun gerektirdiği tüm tavizlere yol açacaktır... Elbette bu, cahilliğin mazeret sayılmayacağı bir husustur.
3- Hamas liderlerinden gelen tüm açıklamalar, belgenin amacının uluslararası toplum nezdinde kabulünü artırmak, Gazze Şeridi'ndeki yönetimini korumak ve Filistin davasının çözüm denkleminde bir unsur olmayı kabul etmek olduğunu doğrulamaktadır. Yani Hamas'ın Filistin'in müzakerelerle tasfiye edilmesinin önünde bir engel olduğu yönündeki tüm söylentileri ortadan kaldırmak hedeflenmiştir. Bu açıklamalardan bazıları şunlardır:
a- Halid Meşal şöyle demiştir: (Siyasi belge değişimlere ayak uydurmakta, Hamas hareketinin uygulamalarını, düşüncesini ve vizyonunu yansıtmaktadır. Siyasi belgeyi hazırlama kararı 4 yıl önce alınmış, taslak süreci ise iki yıl önce başlamıştır...) (Noon Post, 01/05/2017). Meşal ayrıca: "Hamas yeni bir yaklaşım seçti; bu, sabitelerden ve haklardan ödün vermeden gelişim ve esnekliktir" demiştir... (Al Arabiya Net, 01/05/2017). Basın toplantısında ise şunu eklemiştir: (Hamas'ın siyasi düşünce ve performansındaki gelişimi yansıtan siyasi bir belge üzerinde anlaştık... Savaş peşinde değiliz, kurtuluş ve işgalden kurtulma peşindeyiz... Nihai taslak kabul edildikten sonra, notlarını almak için uluslararası hukukçulardan oluşan bir seçkinler grubuyla 9 saat boyunca bir araya geldik. Hamas bu belgeyle direnişte olduğu gibi fikri ve siyasi olarak da gelişen ve yenilenen bir hareket olduğunu gösteriyor...) (Ma'an Haber Ajansı, 02/05/2017).
b- Bu belgenin hareket için içeride ve dışarıdaki önemi hakkındaki bir soruya cevaben Berhum şöyle demiştir: (Bu belge, harekette esneklik, gelişim, aydın fikir ve değişimlere ayak uydurma arayışında olan bu yeni nesil için çok şey ifade ediyor. Toplumla ilişkilerde yeni ufuklar açıyor, düşmanla çatışmanın özelliklerini ve doğasını belirliyor, başkalarıyla ilişki kurma yöntemlerini ve dünyaya açılmayı yeniden şekillendiriyor. Berhum sözlerine şöyle devam etti: Hamas'ı dinleyin, onu rakiplerinden ve düşmanlarından duymayın; onunla ilişki kurma yollarını saptırmayın...) (Noon Post, 02/05/2017).
4- Belgenin maddeleri de bunu açıkça söylemektedir:
Yeni belgenin sekizinci maddesi şöyle der: (Hamas hareketi İslam'ı hayatın tüm yönlerini kapsayan, her zaman ve mekana uygun, orta yolcu ve mutedil ruhuyla anlar; onun barış ve hoşgörü dini olduğuna, onun gölgesinde diğer din ve inanç mensuplarının güven ve huzur içinde yaşadığına inanır. Ayrıca Filistin'in tarih boyunca bir arada yaşama, hoşgörü ve medeni yaratıcılık modeli olduğuna ve öyle kalacağına inanır.) Burada dinler arası bir arada yaşama ve hoşgörüden kasıt Yahudilerle olandır. Yani geçmişin sayfasını kapatıp yeni bir bir arada yaşama ve hoşgörü sayfası açmaktır. Bu, büyük bir gevşekliğe işarettir. Ayrıca belgenin ilan edilme amacının, hareketin Avrupa ve Amerika'ya, Filistin denkleminde kendisini kabul etmelerini ve tanımalarını sağlayacak şekilde sunulması olduğuna işaret eder...
Belgenin 34. maddesi şöyle der: (Filistinli kadının bugünü, geleceği ve siyasi sistemi inşa etmedeki merkezi rolü...) Bu metin İslam'ın kadının konumunu yüceltmesi bağlamında değil, Batı'nın "kadın hakları" dediği kavramlara yaklaşmak için konulmuştur. Oysa bu, İslam medeniyetine saldırmak için bir araçtır, gerçek kadın hakları talebi değildir. Batı, kendisinden Irak, Suriye ve Filistin'de Müslüman kadınları öldürmemesini talep etmiyor; hatta kadının hayatını korumayı bir hak olarak bile görmüyor. Sadece İslam medeniyetini vurmak için istediği şekildeki kadın özgürlüğü fikrini dayatıyor.
5- Belgenin bu açıklamaları ve metinleriyle hedef net bir şekilde ortaya çıkmaktadır: Belge, hareketi Batı'nın şüpheyle baktığı ideolojik kabuklardan -ki bunlar sadece kabuktur!- kurtarıyor ve ona hiçbir İslami ideolojik boyut taşımayan pragmatik bir bakış açısı aşılıyor. Böylece barışçıl çözümlere engel teşkil etmeyeceği bir konuma yerleşmek istiyor; yani müzakere çözümlerinin yolunu açmak ve bunları "ortak ulusal uzlaşı formülü" olarak desteklemek istiyor! Hatta Hamas'ın belgesi, Filistin Yönetimi ile Yahudi varlığı arasında müzakerelerin başlama ihtimaliyle eş zamanlıdır. 1 Mayıs 2017'deki ilan, Abbas'ın 2 Mayıs 2017'deki Washington ziyaretiyle açıkça eş zamanlıdır... İslam ve Yahudi varlığının tanınmaması hakkındaki dilsel safsataların ise hiçbir değeri yoktur; zira 1967 sınırlarında bir Filistin devletini kabul etmekle Yahudi varlığını tanımamak nasıl bağdaştırılabilir? Hamas hareketinin 1967 sınırlarında bir devleti kabul ettiğini açıklaması ve bunu ortak ulusal uzlaşı formülü olarak adlandırması, devamı gelecek olan tavizlerin başlangıcından başka bir şey değildir. Bu sahne, Filistin Kurtuluş Örgütü'nün Yahudi varlığı için bir güvenlik hizmetçisine dönüşene kadar attığı adımları ve kademeli tavizlerini hatırlatmaktadır... Görünen o ki, Hamas'ın 2006 seçimlerinden sonraki ve ardından Gazze'deki yönetimini ele geçirmesinden sonraki "otoritesi", özellikle Meşal'in 25 Haziran 2009'da Şam'da 1967 sınırlarında bir devlet istediğini açıkladığı konuşmasından bu yana, bu kademeli adımlardan pek uzak değildir. Biz o zaman, 26 Haziran 2009'da "Hamas Yönetimi, Fetih Yönetimi'nin İzinden Karış Karış, Arşın Arşın Gidiyor!!" başlığıyla bir bülten yayınlamıştık ve orada şöyle demiştik: (Geçen yüzyılın altmışlı yıllarının ortalarında Fetih hareketi kurulduğunda, Filistin'i nehirden denize kurtarmak için direnişi benimsediğini ilan etmişti, sonra nehri de denizi de ve ikisinin arasındakileri de kaybederek noktayı koydu! Fetih yönetimi Filistin'in büyük çoğunluğunda Yahudi varlığını tanıdı ve Amerikan himayesinde Filistin'den geri kalanlar üzerinde bir devlet için onunla müzakere etmeye başladı... Buna rağmen Fetih yönetimi bugüne kadar, uzun yıllar süren müzakerelerden sonra hiçbir şey elde edemedi... Ardından Fetih'in kurulmasından yaklaşık yirmi yıl sonra Hamas kuruldu ve Fetih'in yürüdüğü yola en başından başladı; Filistin'i nehirden denize kurtarmak için direnişi benimsediğini ilan etti, Fetih hareketini Yahudi devletini tanıdığı, sadece 1967 sınırlarında bir devlet talep ettiği ve Amerika'nın kucağına atıldığı için eleştirmeye başladı... Sonra Hamas yönetiminin sonu da, Filistin'in büyük çoğunluğundaki Yahudi devletinin yanında, 1967 sınırlarında bir devlet talep etmek oldu! Ve bu hedefi gerçekleştirmek için Amerika'ya müzakere eli uzattı!... Hamas lideri Halid Meşal, 25 Haziran 2009'da Şam'da yaptığı büyük konuşmasında açıkça "Hamas'ın 1967 sınırlarında bir devlet istediğini ve bu amaçla Amerika ile müzakere için elini uzattığını" söylemiştir!) Böylece kademeli taviz adımlarının başlamasının üzerinden yaklaşık sekiz yıl geçti, yani Meşal'in mevcut Hamas belgesinde belirttiği sürenin iki katı. Meşal belgede şöyle demişti: (Siyasi belge değişimlere ayak uydurmakta, Hamas hareketinin uygulamalarını, düşüncesini ve vizyonunu yansıtmaktadır. Siyasi belgeyi hazırlama kararı 4 yıl önce alınmış, taslak süreci ise iki yıl önce başlamıştır...) (Noon Post, 01/05/2017).
Yani taviz daha önceden başlamıştı, ancak fark şu ki Meşal o zaman bir kısmını söylemişti, şimdi ise diğer kısımları ekledi. Eskiden 1967 sınırlarında demişti ama tüzüğünde Yahudi devletinin yok edilmesini ve Hamas'ın Müslüman Kardeşler ile olan bağını korumuştu... Şimdi ise kademeli tavizle uyumlu olarak bu ikisinden de vazgeçti! Bir diğer fark ise eskiden bunun bir konuşma olmasıydı, şimdi ise onaylanmış bir siyasi belge olmasıdır!
İkincisi: Hamas'ın Belgesi ve Amerikan Çözüm Projeleri ile İlişkisi:
1- Arap bölgesindeki patlamalar, özellikle Suriye'deki durum ve Amerika ile Kuzey Kore arasındaki gerilim göz önüne alındığında, Filistin davası mevcut Amerikan yönetimi için artık acil ve öncelikli bir mesele değildir. Bu nedenle Amerika bu konuda acele etmiyor... Filistin meselesi için çözüm ufuklarını araştırıyor, Araplar -özellikle Filistinliler- ile Yahudi varlığı arasında müzakerelerin açılma imkanını inceliyor ve ne olacağına bakıyor. Bunu teyit eden husus, BBC'nin 11 Mart 2017'de aktardığıdır: (Reuters haber ajansı, Filistin Devlet Başkanı sözcüsü Nabil Ebu Rudeyne'ye dayandırarak, Trump'ın Abbas'a müzakerelere nasıl dönüleceğini görüşmek istediğini söylediğini ve "gerçek bir barışa götürecek barış sürecine olan bağlılığını" vurguladığını belirtti.) Ayrıca Beyaz Saray'da Abbas ile düzenlediği ortak basın toplantısında şöyle dedi: ("Gereken her şeyi yapacağım... İki taraf arasında bir arabulucu, yönlendirici veya hakem olarak çalışmak isterim ve bunu başaracağız...") (Russia Today, 04/05/2017). Yani Amerika şu an Filistin'de çözüm için belirli planlar sunmuyor, ta ki Suriye ve Kuzey Kore konularında savaş veya sakinleşme açısından bir mesafe kat edene kadar. Trump'ın zihninde müzakerelere nasıl dönüleceği veya istediği barış sürecinin türü netleşmiş değil; aksine o, Filistin'deki çatışmanın taraflarıyla bir keşif, araştırma ve sohbet aşamasında... Ayrıca bu tarafların, istedikleri veya daha doğrusu Yahudi varlığının istediği çözümler üzerinde anlaşmaları için doğrudan görüşmelerde bir araya gelmelerini istiyor! Bu nedenle doğrudan müzakereler talep ediyor (ABD'nin BM Temsilcisi Nikki Haley, geçen Salı günü ilk kez Filistin Temsilcisi Riyad Mansur ile bir araya geldi. Daha sonra Twitter hesabından yaptığı paylaşımda, Filistinlilerin sonuç almak için BM'ye başvurmak yerine İsraillilerle "doğrudan müzakerelerde" bir araya gelmeleri gerektiğini söyledi...) (BBC, 11/03/2017).
2- Mevcut Amerikan yönetimi, Yahudi varlığını önceki yönetimlerden daha sert bir şekilde destekliyor. Bunun nedeni Amerika'nın Ortadoğu'nun her yönden statükoyu reddeden devrimlerin kasıp kavurduğu çalkantılı bir bölge haline geldiğini görmesidir. Amerika bugün İslam dünyasındaki mevcut rejimler aracılığıyla devrimlere karşı koyabiliyorsa da, bu rejimlerin giderek artan zayıflığı, hatta bazılarının çöküşe yakın olması nedeniyle yakın gelecekte bunu yapamayabilir. Bunun bir sonucu olarak, Yahudi varlığının Amerikan stratejisindeki önemi, Arap rejimlerinin zayıflamasından sonra Amerikan çıkarlarına hizmet etmede tekrar önceliğe sahip olmaktadır. Tüm bunlardan dolayı, Trump yönetiminin iki devletli çözümden vazgeçme ve tek devletli çözümü benimseme ihtimali veya Amerikan büyükelçiliğinin Kudüs'e taşınması gibi sunduğu şeyler -Amerika bunlarda manevra yapsa bile- Müslümanların devrimleri karşısında Amerika'nın kendi çıkarları için hissettiği tehlikenin bir ifadesidir. Bu nedenle bölgedeki ajanlarının sarsılmasından sonra çıkarlarını koruyabilecek olanın Yahudi varlığı olduğunu düşünerek onun desteğine odaklanıyor...
3- Yahudi varlığına duyulan bu ilgi ve destekten dolayı Başkan Trump, Filistinlilerden kışkırtmaları durdurmalarını istedi. 3 Mayıs Çarşamba günü Abbas ile yaptığı ilk görüşmede Trump, Filistinli liderleri (İsraillilere yönelik şiddete kışkırtmaya karşı tek sesle konuşmaya) çağırdı. (Reuters Arapça, 04/05/2017). Buna ek olarak Trump'ın, iki devletli çözümü istiyorlarsa Filistinlilere dayattığı ağır şartlar da var. Al-Monitor sitesi 02/05/2017'de şunu aktardı: (Filistinli müzakerecileri en çok endişelendiren şey, Amerikan temsilcisi Jason Greenblatt'ın Mart ayında Filistinli ve Arap liderlerle görüştüğünde sunduğu barış görüşmelerinin yeniden başlaması için Amerikan şartlarıdır. Dokuz maddelik plan, ABD'nin iki devletli çözümü kabul etmesi için koyduğu şartları içeriyor; bunlar arasında Filistin güvenliğinin (İsrail) ile koordineli olarak reforme edilmesi, Gazze'ye gönderilen açık çeklerin durdurulması ve Filistinlilerin teröre pratik yollarla karşı olduklarını göstermeleri gerekliliği yer alıyor.).
Üçüncüsü: Avrupa'nın Belge ile İlişkisi ve Amerika'dan Ayrı Bir Çizgide mi?
Avrupa ülkeleri, şu anda Amerika'dan ayrı bir şekilde proje yürütemeyecek kadar zayıftır. İngiliz yanlısı Katar aktif bir rol oynamış olsa da bu, Avrupa'nın Amerika'dan bağımsız olarak Filistin davasına bir çözüm bulabileceği anlamına gelmez... Her halükarda, Yahudi varlığını tanımak ve onunla müzakere etmek tüm Batı'nın talebidir; Avrupa ve Amerika bu konuda hemfikirdir... Ayrıca İngiltere, özellikle Avrupa Birliği'nden ayrılma sürecinin başlamasından sonra, Filistin davasını çözmek ve engel çıkarmamak için Amerika ile yan yana yürümeye her zamankinden daha hazırdır. Trump yönetimi de İngiltere'nin bazı çıkarlarını tanıyor ve ona ganimetten bir şeyler vermeye hazır; özellikle de her iki tarafın (Amerikan ve Avrupa) bölgedeki muazzam İslami tehlikeler karşısında durdukları ve tüm bölgenin Batı kontrolünden çıkmak üzere olabileceğini gördükleri bir dönemde.
Dördüncüsü: Her zaman söylediğimizi tekrar ediyoruz:
Fetih ve Hamas'ın Filistin'de iki devleti tanıması, Yahudi varlığını İslam'da meşru kılmayacaktır. Fetih ve Hamas, İslam ve Müslümanlar değildir; onlar yoldan sapan kervanın küçük bir parçasıdır. Filistin ise İslam ümmetine ait, mübarek bir İslam toprağıdır. Allah Subhânehu'nun İsrâ ve Mirâç mucizesiyle Mescid-i Aksa'yı Mescid-i Haram'a bağladığından beri ümmetin aklında ve kalbindedir:
سُبْحَانَ الَّذِي أَسْرَى بِعَبْدِهِ لَيْلًا مِنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ إِلَى الْمَسْجِدِ الْأَقْصَى الَّذِي بَارَكْنَا ححولَهُ لِنُرِيَهُ مِنْ آَيَاتِنَا إِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ الْبَصِيرُ
"Ayetlerimizden bir kısmını ona göstermek için kulunu bir gece Mescid-i Haram'dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa'ya götüren Allah noksan sıfatlardan münezzehtir. O, gerçekten her şeyi işitendir, görendir." (İsrâ [17]: 1)
Bu Filistin'in çözümü, iki devletli çözüm için Amerika'ya müzakere eli uzatarak veya Yahudi varlığıyla müzakere ederek olmayacaktır. 1967'de işgal edilen yerlerden gerçekten çekilse bile, 1948'de işgal edilen Filistin'in her bir karışı ile 1967'de işgal edilen Filistin'in her bir karışı İslam nazarında birdir. Mübarek topraklar, İslami Hilafet asırları boyunca İslam ordusunun şehitlerinin kanıyla yoğrulmuştur; öyle ki Filistin'de bir şehit kanının dökülmediği veya bir mücahidin atının tozunun konmadığı bir karış toprak kalmamıştır.
Filistin, İsrâ hadisesinden beri Müslümanların boynunda bir emanettir ve hiçbir hür Müslüman bu emanete ihanet edemez. Azîz ve Kavî olan Allah şöyle buyurur:
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آَمَنُوا لَا تَخُونُوا اللَّهَ وَالرَّسُولَ وَتَخُونُوا أَمَانَاتِكُمْ وَأَنْتُمْ تَعْلَمُونَ
"Ey iman edenler! Allah'a ve Peygamber'e hainlik etmeyin; (sonra) bile bile kendi emanetlerinize hainlik etmiş olursunuz." (Enfâl [8]: 27)
15 Şaban 1438h 12/05/2017