Home About Articles Ask the Sheikh
Soru & Cevap

Soru Cevap: İran’ın Bölgedeki Rolü

June 01, 2015
4257

** (Hizb-ut Tahrir Emiri Alim Atâ b. Halil Ebû’r Raşte’nin** Facebook Sayfası Takipçilerinin Sorularına Verdiği Cevaplar Serisi)

Soru Cevap: İran’ın Bölgedeki Rolü

Mais Bader'e

Soru:

Selamun Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuh. Değerli Şeyhim, Allah sizi korusun ve gözetsin. Soru şudur: Amerika Birleşik Devletleri, İran’ın çeşitli askeri imkanlarının nispeten bu kadar hızlı bir şekilde artmasına neden izin verdi? Öyle ki İran; Irak, Suriye, Körfez ve genel olarak tüm sıcak bölgedeki olayların gidişatını etkileyen roller oynayan bölgedeki en önemli ülkelerden biri haline geldi. Amerikalıların bu "başıboş" rolü dizginleme politikası nedir? Allah hayrınızı artırsın...

Cevap:

1- İran’ın bölgede "başıboş" bir rol oynadığını söylemek yersiz bir iddiadır. Zira İran, bölgedeki tüm meselelerde Amerika ile birlikte hareket etmektedir... İran, Amerika’nın bölge siyasetinde merkezi bir devlettir; Amerika; Irak, Suriye, Yemen, Afganistan, Lübnan ve diğer yerlerde İran’a dayanmaktadır... İran’ın faaliyetlerine derinlemesine bakan kimse bunu açıkça görür. Nitekim birçok İranlı lider, İran’ın Amerika ile iş birliğinin Afganistan ve Irak’ın işgal edilmesini sağladığını açıkça ifade etmiştir... Diğer meselelerde de durum böyledir.

2- 14 Şevval 1434 H. / 21 Ağustos 2013 M. tarihinde "Amerikan Politikası Açısından İran'ın Gerçekliği?" başlığıyla bir soru cevap yayınlamıştık. Orada İran’ın Amerika ile olan ilişkisinin mahiyetini ve bölgedeki meselelerde Amerika ile olan iş birliğini detaylıca açıklamıştık. Orada geçenleri öğrenmek için o cevaba başvurabilirsin. Oradan şu kısımları aktarıyorum:

(– İran’ın bölgede gerçekleştirdiği tüm siyasi eylemler, Amerikan projeleriyle uyum ve ahenk içindedir:

  • Lübnan’da kendi mezhebi takipçilerinden oluşan bir parti kurdu ve onu silahlandırdı. Öyle ki bu yapı, orada Lübnan ordusundan ayrı özel bir ordu haline geldi. Amerikan politikasını takip eden laik Lübnan rejimi de bu partiyi ve silahlarını tanıdı. Oysa Lübnan rejimi diğer hiçbir partinin silah taşımasına izin vermemiş veya diğer partilerin silahlarını tanımamıştır. İran’ın Lübnan’daki partisi, tıpkı İran’ın yaptığı gibi Amerika’ya bağlı Suriye rejimine destek verdi. Amerika, Lübnan rejiminin; Hizbullah’ın Suriye’deki laik Beşar Esed rejimine destek vermek için müdahale etmesine izin vermesine engel olmadı. Bilakis, Lübnan ordusunun müdahalesi olmaksızın bu partinin Suriye’ye müdahale etmesine yönelik zımni bir Amerikan onayı vardır.

  • Amerika Irak’ı işgal ettiğinde beklemediği bir direnişle karşılaştı. Bunun üzerine, kendi mezhebinden olanları etkilemesi, işgale karşı harekete geçmelerini engellemesi, hatta onları direnişin karşısına dikmesi ve hem işgale hem de orada kurulan rejime meşruiyet kazandırması için İran’ı Irak’a soktu. Özellikle de 2005 yılından sonra Amerika, İran yanlısı partiler koalisyonunun İbrahim Caferi ve ardından Maliki başkanlığında iktidara gelmesine izin verdiğinde bu durum iyice belirginleşti. Bu hükümetler bizzat Amerika tarafından kurulmuş ve ona göbekten bağlıdır. İran’ın desteklediği Maliki hükümeti, Irak işgalinin resmi olarak sona ermesinden sonra Amerikan nüfuzunu korumak amacıyla Amerika ile güvenlik ve stratejik anlaşmalar imzalamıştır. Bu da İran’ın rolünden Amerika’nın memnun olduğunu göstermektedir. İranlı yetkililer de Irak’ın işgalinde ve Irak’taki Amerikan nüfuzunun istikrarının sağlanmasında Amerika ile iş birliği yaptıklarını itiraf etmişlerdir. İran, işgalden hemen sonra Irak’ta büyükelçilik açmıştır. Caferi seçilir seçilmez, dönemin İran Dışişleri Bakanı Kemal Harrazi, işgalin en yoğun olduğu 2005 yılında Bağdat’ı ziyaret etmiştir. Her iki taraf da Irak’taki işgale karşı yürütülen direniş eylemlerini "terörizm" adı altında kınamıştır. Caferi’nin İran ziyareti ve aralarında güvenliğin tesisi, sınır geçişlerinin kontrolü, Basra’nın İran elektrik şebekesine bağlanması ve Basra ile Abadan arasında bir petrol boru hattı inşası gibi istihbarat alanında iş birliği anlaşması da dahil birçok anlaşmanın imzalanması bunun kanıtıdır...

  • İran’ın Suriye rejimi ile ilişkisi ise, geçtiğimiz yüzyılın seksenli yıllarının başındaki ilk intifadanın patlak vermesinden bu yana eskidir. O dönemde Suriye halkının Müslümanlarını bastırması için Suriye rejimini desteklemişti. Bu destek, Amerikan uşağı Esed ailesi liderliğindeki rejimi Amerikan projesi dahilinde korumak içindi. İran, bu rejimin savaştığı Saddam rejimiyle benzer, İslam ile alakası olmayan, bilakis İslam ve ehliyle savaşan laik, Baasçı ve milliyetçi bir rejim olduğunu biliyordu. Onun Amerika’ya bağlı olduğunun farkındaydı. Dolayısıyla Müslümanların haklarını savunmak yerine tam tersini yaparak onlarla savaştı ve cani bir küfür rejimine yardım etti ve hala da etmektedir. İran rejimi, Suriye yönetimi ile askeri, ekonomik ve siyasi alanları kapsayan sıkı ilişkilerini sürdürmektedir. İran, Esed rejimini desteklemek için çok sayıda silah nakletmiş, Suriye’deki enerji rezervlerinin eksikliği nedeniyle ona indirimli fiyatlarla petrol ve gaz sağlamıştır. Siyasi ilişkiler özellikle Suriye intifadasında, Esed rejimi çökmenin eşiğine geldiğinde İran’ın müdahalesiyle bariz bir şekilde görülmüştür. Devrim Muhafızları’ndan güçler, İran’ın Lübnan’daki partisi ve Maliki’ye bağlı milislerin müdahalesi olmasaydı, Beşar ve rejimi çökerdi. Kusayr ve Humus katliamları, bugün ise Guta’daki kimyasal katliamlar ve diğerleri bu müdahalenin şahididir.

  • Afganistan’da ise İran, Amerika’ya hizmet etmek amacıyla Amerikan işgalini, onun hazırladığı anayasayı ve Karzai başkanlığında kurduğu hükümeti desteklemiştir. Amerika Taliban’ı yenilgiye uğratmakta başarısız olduğunda İran ülkenin kuzeyinin güvenliğini sağlamıştır. Eski İran Cumhurbaşkanı Rafsancani; "Eğer bizim kuvvetlerimiz Taliban’a karşı savaşta yardım etmeseydi, Amerikalılar Afgan bataklığında boğulurdu" demiştir. (Şarku’l Avsat Gazetesi, 09.02.2002). Eski İran Cumhurbaşkanı Hatemi’nin Hukuk ve Parlamento İşlerinden Sorumlu Yardımcısı Muhammed Ali Abtahi, 13 Ocak 2004 akşamı Ebu Dabi’de düzenlenen "Körfez ve Geleceğin Zorlukları" konferansında şunları söylemiştir: "İran’ın iş birliği olmasaydı Kabil ve Bağdat bu kadar kolay düşmezdi. Ama biz ödül olarak 'şer ekseni' içerisine dahil edildik!" (Islam Online, 13.01.2004). Ahmedinejad da BM toplantılarına katılmak üzere New York’a yaptığı ziyaret sırasında, 26 Eylül 2008 tarihinde New York Times gazetesine verdiği mülakatta benzer şeyleri tekrarlayarak şöyle demiştir: "İran, Afganistan konusunda Amerika Birleşik Devletleri’ne yardım eli uzatmıştır ve bu yardımların sonucu Amerikan Başkanı’nın bize karşı askeri bir saldırı başlatacağına dair doğrudan tehditleri olmuştur. Ayrıca ülkemiz, Irak’ta sükunet ve istikrarın yeniden tesis edilmesinde de Amerika’ya yardımlarda bulunmuştur.") Alıntı bitti.

3- Tüm bunlara, nükleer müzakerelerin ulaştığı sonuç ve Amerika’nın bu dosyayı kapatmadaki kararlılığı da şahitlik etmektedir. Amerika, bölgede kendisi için çizdiği rolü ortak çıkarlar bahanesiyle, eskisi gibi bir perde arkasında bile kalmadan açıkça icra edebilmesi için İran ile olan aleni ilişkilerini geliştirmek istemektedir. Amerikan Başkanı, Beyaz Saray önünde yaptığı ve İran ile varılan son nükleer anlaşmaya ayırdığı konuşmasında, anlaşmayı "temel hedeflerimizi karşılayan iyi bir anlaşma" olarak nitelendirmiş ve "İran halkına gelince; ortak çıkarlar doğrultusunda çalışmaya hazırız" demiştir (Radio Sawa, 02.04.2015)... Amerikan Başkanı’nın açıklamalarında "ortak çıkar" adı altında İran ile çalışmak istediği açıkça görülmektedir! Şeytan-ı Ekber (Büyük Şeytan) ile bölgedeki Amerikan projelerini gerçekleştirmekten başka ne gibi bir ortak çıkar olabilir?!

4- Sonrasında Yemen olaylarında Amerika, İran ve Husiler arasında gerçekleşen ve gerçekleşmekte olan uyumlu planlar! Husilerin İran ile olan ilişkisine gelince, bu ispata gerek duyulmayacak kadar ayan beyan ortadadır... Amerika’nın Husilere desteğine gelince, basiret sahibi herkes bunu fark eder. Zira Amerika, Yemen’de bilinen o küstahlığıyla, yani silahlı güç ve zorbalıkla hareket etmektedir. Husiler Sana’yı ve diğer yerleri işgal edip "halk devrimi ve halk komiteleri" bahanesiyle tutuklamalar ve cinayetler işlerken, Amerika Husilerin bu hareketlerini siyasi ve güvenlik açısından destekliyordu: Siyasi olarak; Amerika Husileri El-Kaide gibi terörist olarak görmüyor, bilakis onları siyasi bir hareket olarak görüyor. Nitekim Amerikan Büyükelçisi Matthew Tueller 18 Eylül 2014’teki basın toplantısında şöyle demiştir: "Biz siyasi sürece katılan gruplar arasında ayrım yapıyoruz. Husi hareketi ulusal diyalog konferansına katıldı ve bunun sonucunda birçok olumlu netice elde edildi. Onların siyasi duruşları ve meşru hırsları var... Dolayısıyla biz Husi’yi ve hareketini, siyasi grup ve partilerin yaptığı pratikleri yapmaları konusunda destekliyoruz" (Marib Press). Güvenlik açısından ise; Husiler Sana’ya girdiğinde ordu ve polis onlara direndi ve 9 Eylül 2014’te Husilerden yedi kişi öldürüldü. Dengeler Hadi lehine dönecekken Amerika aceleyle BM temsilcisi (aslında Amerikan temsilcisi) Bin Ömer’i gönderdi. Bin Ömer, Hadi’ye baskı yaparak meseleyi müzakere çağrısıyla sulandırdı. Müzakere ortamında Husilerin hareketlerini tırmandırmalarına yeşil ışık yakıldı ve bu süreçte Bin Ömer şahsında Amerikan baskılarıyla Hadi köşeye sıkıştırıldı.

5- Son olaylar da bu desteği doğrulamaktadır. Bu meseleyle ilgili 27 Mart 2015 tarihli soru cevaptan bazı kısımları aktarıyorum: (...Amerika, Husilerin Yemen’e güç kullanarak hakim olabilmeleri için İran aracılığıyla onlara her türlü silah ve mühimmatı sağlamıştır. Çünkü Amerika, siyasi çevrelerin çoğunun İngiliz uşağı olduğunun farkındadır... Husiler de kendilerine Yemen’de hakimiyet sağlayacak bir güçleri olduğunu sanarak Cumhurbaşkanını kuşattılar ve ondan istediklerini yasalarla almaya çalıştılar. O ise önce kabul ediyor sonra uygulamayı erteliyordu. Sonunda ona ev hapsi dayattılar ama o kaçmayı başardı ve Aden’e gitti. Peşinden gittiler ama o yine kaçtı... Amerika, uşağı olan Husilerin çıkmaza girdiğini fark etti; ülkede yayıldılar ama ne tam hakimiyet sağlayabiliyorlar ne de doğdukları yerdeki eski güçlerine geri dönebiliyorlar. Bunun üzerine Amerika, onları kurtarmak için bir taşla iki kuş vuracağı sınırlı bir askeri operasyon görmeyi uygun buldu. Böylece insanların zihninde saldırgan olarak yer etmiş Husileri, saldırıya uğramış mazlumlar gibi gösterecek ve tek başına elde edemediği sonuçları alışageldiği üzere "orta yol" çözümüyle elde etmek için baskıcı bir müzakere ortamı oluşturacaktı... Yaşananların takibiyle bu durum netleşmiştir: Suudi Arabistan askeri harekattan önce Amerika ile istişare etmiştir. Askeri rolde aktif olanlar Amerika’nın uşaklarıdır, özellikle de Suudi Kralı Selman ve Mısır Cumhurbaşkanı Sisi. Diğer Körfez ülkeleri, Ürdün ve Fas ise İngiltere’nin adetine göre, Amerika’ya ayak uydurarak tabloda yer almak, planlanan müzakerelerde pay sahibi olmak ve nüfuz pastasından pay kapmak için siyasi bir role daha yakındırlar... Baskıcı askeri eylemler bazen müzakere kapısını açmada başarılı olsa da bazen başarısız olur, işler yeniden karışır ve kısa süre öncesine kadar mutlu olan Yemen, bu ateşle bedbaht olur... Oysa bir zamanlar bu temiz topraklara uşaklar ve sömürgeci kafirler ayak basmazdı.) Alıntı bitti.

Yaşananlar ve sonuçları üzerinde düşünüldüğünde, olayların akışını kontrol edenin Amerika olduğu açıkça görülür. Suudi Arabistan’ın saldırıları, bedelini Müslümanların ödediği silahlara odaklanmış, kurbanların çoğu sivil olmuş, Husilerden ise çok az kişi ölmüştür... İran ise müdahale etmemiş, Husilerin kafasına inen "Kararlılık Fırtınası" çığlıklarına rağmen uzaktan izlemekle yetinmiştir!

Bu durum, hareketlerin orkestra şefinin, Husileri helak etmek için değil kurtarmak için tempoyu ayarladığını, onlara dışlanmayacakları önemli bir pay vermek istediğini gösterir... Suudi Arabistan da bunun farkındadır ve fırtınasını bu tempoya göre yürütmektedir... Aynı şekilde İran da bunun farkındadır ve askeri müdahalede bulunmadan bu tempoya göre izlemektedir...! Hatta İran, Yemen’e yardım taşıyan gemilerinin Yemen limanlarına ulaşmadan önce aranmasını kabul etmiştir; çünkü Amerika böyle istemiş, İran da boyun eğmiştir...! Tıpkı Suudi Arabistan’ın Amerikan talimatları doğrultusunda hareket etmesi gibi, İran da öyledir. Her ikisi de açıkladığımız bu sıcak eylemlerin amacının farkındadır. Şimdi ise soğuk çözümlerden önceki "sıcak sakinleşmeye" doğru ilerliyorlar!

6- Özetle; İran Amerikan siyasetinden "kopuk" değildir, bilakis ondan dışarı çıkmaz. Tüm bunlar, Şeytan-ı Ekber ile ortak çıkar bahanesiyle yapılmaktadır!

Kardeşiniz Atâ b. Halil Ebû’r Raşte

Emir’in Facebook sayfasındaki cevap linki: https://web.facebook.com/AmeerhtAtabinKhalil/photos/a.122855544578192.1073741828.122848424578904/371621443034933/?type=3

Emir’in web sitesindeki cevap linki: http://archive.hizb-ut-tahrir.info/arabic/index.php/HTAmeer/QAsingle/3607/

Emir’in Google Plus sayfasındaki cevap linki: https://plus.google.com/b/100431756357007517653/100431756357007517653/posts/166yadSKKj1

Makaleyi Paylaş

Bu makaleyi ağınızla paylaşın