Home About Articles Ask the Sheikh
Soru & Cevap

Soru-Cevap: Türk Lirasının Değer Kaybı

August 23, 2018
7318

Soru:

Türk lirası, yılbaşından bu yana %21’den fazla değer kaybettikten sonra 10.08.2018 tarihinde sadece bir gün içinde %14 oranında değer kaybetti... Bu düşüş, Amerika’nın Türkiye’den ithal edilen çelik ve alüminyuma gümrük vergisi uygulamasıyla daha da derinleşti... Ayrıca 2016 yılından bu yana Türkiye’de tutuklu bulunan Amerikalı rahibin serbest bırakılması talebi gündeme getirildi... Tüm bunların nedenleri nelerdir? Bu kriz nereye doğru evriliyor? Allah hayırlı mükafatlar versin.

Cevap: Cevabın netleşmesi için şu hususların dikkatle incelenmesi gerekir:

Birincisi: Lira krizi ve belirli dönemlerdeki sürekli değer kaybı:

1- Lira ile çalışma, Hilafetin ve onun altın ile gümüşe dayalı nakit sisteminin ortadan kaldırılmasından sonra, 1927 yılında yaklaşık bir dolara karşılık olacak şekilde başladı... Ardından liranın değer kaybetme hikayesi 1933 yılında bir doların iki liraya yükselmesiyle başladı... Sonrasında düşüş serüveni hızlanarak 2001 yılında bir dolar 1 milyon 650 bin liraya ulaştı. Türk ekonomisindeki açık, IMF’nin baskılarıyla zirveye ulaştı ve İngiliz yanlısı Ecevit hükümeti sarsılmaya başladı... 2002 seçimleri yapıldı; Erdoğan ve partisi Amerikan desteğiyle bu seçimleri kazanarak hükümeti kurdu. Hükümeti paradan altı sıfır atılması kararı aldı, Parlamento bunu onayladı ve 01.01.2005 tarihinden itibaren uygulanmaya başlandı; böylece bir dolar 1,79 lira oldu. Ancak bu durum uzun sürmedi; 2013 yılından itibaren lira yeniden düşmeye başladı. 2014 yılının başına kadar geçen dokuz ay içinde değerinin %30’unu kaybederek büyük bir düşüş kaydetti ve bugüne kadar da durmadı. Erdoğan hükümeti bu düşüşü sınırlamaya ve istikrarı korumaya çalıştıysa da başarılı olamadı. Lira, yılbaşından itibaren dikkat çekici bir şekilde düşmeye başladı ve 2018 yılının ortasına kadar, yani altı ay içinde yılbaşındaki değerinin yaklaşık %21’ini kaybetti...

2- Bundan sonra, bu yılın 26 Temmuz’unda kriz çarpıcı bir şekilde yüzeye çıktı. Trump ve yardımcısı Mike Pence, Brunson derhal serbest bırakılmazsa Türkiye’ye yaptırım uygulamakla tehdit etti... Ardından Temmuz ayı sonunda lira dolar karşısında daha fazla değer kaybederek 4,91 seviyesine ulaştı. Bu düşüş, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın faiz oranını artırmayarak %17,75 seviyesinde sabit tutma kararından önce 4,76 seviyesindeydi. (Türkiye Merkez Bankası, enflasyonun son 14 yılın en yüksek seviyesine çıkmasının ardından faiz artırımı beklentilerinin aksine Salı günü faiz oranlarını değiştirmedi... Banka, haftalık repo faizini %17,75’te tuttu... Kararın ardından, yılbaşından bu yana değerinin yaklaşık %20’sini kaybeden lira, karar öncesindeki 4,7605 seviyesinden %4,91’e geriledi... Kaynak: Sky News Arabic - Salı, 24 Temmuz 2018)

3- Daha sonra Trump’ın bir Twitter mesajıyla yaptırım kararı açıklandı ve ardından Türk lirasının dolar karşısındaki değer kaybı hızlandı... Washington ile krizi kontrol altına almak amacıyla Ankara, rahip Brunson krizini görüşmek üzere 7 Ağustos’ta Dışişleri Bakan Yardımcısı başkanlığında bir heyeti Amerikalı mevkidaşıyla müzakere etmek üzere gönderdi. Ancak iki taraf arasındaki müzakereler bir sonuç vermedi. Türk heyeti 9 Ağustos’ta ülkesine dönmeye başlar başlamaz, Trump 10 Ağustos Cuma günü sosyal medya hesabı Twitter üzerinden yaptığı bir paylaşımla ateşe körükle gitti; Türkiye’den ithal edilen alüminyum vergisini %20’ye, çelik vergisini ise %50’ye çıkardı. Bu durum lirayı tekrar düşüşe itti ve Asya-Pasifik piyasalarındaki erken işlemlerde dolar karşısında 7,24 ile yeni bir rekor seviyeye geriledi. Türk para birimi yılbaşından bu yana değerinin yaklaşık %40’ını kaybetti; sadece Ağustos’un ikinci haftasında lira, dolar karşısında değerinin %20’sine eşdeğer bir kayıp yaşadı. (Trump şunları ekledi: "Çelik ve alüminyum vergilerinin iki katına çıkarılması emrini yeni verdim..." 10/08/2018 https://arabi21.com)

4- Görünen o ki, Amerika ile Türkiye arasındaki mali kriz rahip Brunson meselesinin bir sonucu ve Amerikan Başkanı’nın Kongre ara seçimlerinden sadece birkaç ay önce kendi seçmen tabanındaki köktenci Hristiyan kesimi memnun etme arzusuymuş gibi yansıtılmaktadır. Oysa gerçek şu ki, rahip Brunson meselesi Türk lirasının çöküşünün asıl nedenlerini örtbas etmek için kullanılmıştır; bu asıl neden, aşağıda açıklayacağımız üzere ABD’nin Avrupa’yı vurmak için körüklediği siyasi bir krizdir... Zira krizin belirtileri Türklerin Amerikalılarla yaşadığı anlaşmazlıktan önce de mevcuttu. Türk hükümeti, seçim sonuçlarını etkileyebilecek herhangi bir krizin kötüleşmesini önlemek amacıyla seçim tarihini Kasım 2019’dan bu yılın Haziran ayına çekmişti... Erdoğan bizzat bunu itiraf ederek şöyle demiştir: "Seçim tarihini öne çekerek yıkıcı bir ekonomik depremin etkilerine hazırlanacağız, aksi takdirde bu dönemi kayıp vermeden atlatmamız mümkün olmazdı." (Türk haber sayfası, 20/04/2018). Yani liranın değerindeki bozulma, rahip meselesinden ve vergi artışından önce de vardı... Özellikle de Brunson’ın 2016’dan beri hapiste olduğu düşünüldüğünde, Amerika’nın Brunson için tam da bu zamanda Türkiye’ye yaptırım uygulamaya kalkışmasının bir anlamı yoktur; hele ki Amerika’nın dine ve insan haklarına verdiği önemin ne kadar zayıf olduğu bilinirken...

5- Türk para biriminin hızlı düşüşünün arkasındaki asıl nedenlere gelince, bu bir dizi sebebe dayanmaktadır ki bunların en belirginleri şunlardır:

a- Özellikle özel sektörün son on yılda yaptığı büyük borçlanma... Türk Hazinesi Eylül 2017’de Türkiye’nin toplam dış borcunun 438 milyar dolara ulaştığını duyurdu... Ayrıca 2018 yılı içinde yaklaşık 43 milyar dolar tutarındaki borç servisi için yaklaşık 11 milyar dolar ödeme planlandığını açıkladı: Türk Hazinesi 31/10/2017 tarihinde yayınladığı bildiride şunu ifade etti: ("2018 yılındaki borç servisi için yaklaşık 43,1 milyar dolarlık miktarın bir parçası olarak 10,92 milyar dolar ödemeyi planlamaktadır... Enflasyon oranları son zamanlarda %10’un üzerine çıkmıştır..." Anadolu Ajansı, 31/10/2017). Böylece tehlike çanları şiddetle çalmaya başladı, ta ki Türk Hazine Müsteşarlığı son olarak şunu açıklayana kadar: ("31/03/2018 tarihi itibarıyla Türkiye’nin ilk çeyrek toplam dış borcu 466,1 milyar dolardır..." Anadolu Ajansı, 29/06/2018). Burada, bu borçların önemli bir kısmının aslında hükümet projelerine ait olduğuna, ancak özel sektörün bu projeleri üstlenip finanse ettiğine işaret etmek gerekir... Çünkü Cumhurbaşkanı Erdoğan hükümeti son on yılda, projeleri dışarıdan borçlanarak yürüten özel sektöre devrederek hükümetin borçlarını hafifletmeye çalıştı... Bu nedenle bugün bu borçların bir kısmını özel sektör yüklenmektedir; bu, hükümetin her zaman düşük dış borçla övünebilmesini sağlayan siyasi bir hiledir!

b- İhracat ve ithalat arasındaki ticari açık, Türkiye Gümrük ve Ticaret Bakanlığı’nın 02/01/2018 tarihindeki verilerine göre 2017 yılında bir önceki yıla oranla %37,5 artarak 77,06 milyar dolara ulaştı. Bu açık dövizle ödenmektedir. 2017 yılında Türkiye’nin ihracat değeri 157,1 milyar dolar iken ithalatı 234 milyar 156 milyon dolardı (TRT, 02/01/2018). Buna ek olarak, Türkiye’deki resmi enflasyon oranı "Türkiye İstatistik Kurumu tarafından 03/08/2018 tarihinde ülkedeki enflasyon oranı hakkında yapılan açıklamada %15,85 olarak belirlenmiştir" (Anadolu Ajansı, 03/08/2018). Bu oran, Erdoğan partisinin iktidara geldiği 2003 yılından bu yana ilk kez bu kadar yükselmiştir. Bilindiği üzere Merkez Bankası’nın hedefi, Avrupa standartlarına ulaşmak için enflasyon oranını %5 yapmaktı... Ancak bu oranı tutturamadı ve %8 seviyesinde kaldı, ardından geçen yıl %10’a yükseldi ve bugün bu rakama, yani yaklaşık %16’ya ulaştı.

c- Derecelendirme kuruluşlarının Türkiye’nin ekonomik notunu düşürmesi, Türk lirası üzerinde baskı oluşturarak liraya ve Türkiye ekonomisine olan güveni zayıflatmıştır... Derecelendirme kuruluşu Moody’s, 14/04/2018 tarihinde Türk parasının zayıflığı ve artan borçlanma konusunda uyarıda bulunarak şöyle demiştir: "Türk lirasındaki kronik zayıflığın, ülkenin kredi notu üzerinde olumsuz etkisi vardır ve ekonomi için sorun teşkil etmektedir." Ayrıca "Türkiye’nin döviz rezervlerinin düşüklüğüne" işaret etmiştir (Reuters, 14/04/2018). Bu kuruluş 13/03/2018 tarihinde Türkiye’nin notunu (Ba1)’den (Ba2)’ye düşürmüştür. Erdoğan buna kızarak şöyle demiştir: "Kredi derecelendirme kuruluşları Türkiye’yi çıkmaza sokma çabası içindeler ve finans piyasaları bunu ciddiye almamalıdır" (Türk Press, 13/03/2018). Ardından kredi derecelendirme kuruluşu Standard & Poor's, 02/05/2018 tarihinde beklenmedik bir adım atarak Türkiye’nin notunu düşürdü... Bu kuruluş, Türkiye’nin notunu (BB)’den (BB-)’ye düşürme kararını açıkladı ve şöyle dedi: ("Not indirimi, enflasyon görünümündeki bozulma ile Türk lirasının döviz kurundaki uzun vadeli düşüş ve oynaklığa ilişkin endişelerimizden kaynaklanmaktadır..." Reuters, 02/05/2018). Onları kredi derecelendirme kuruluşu Fitch takip etti... Bildirisinde şöyle dedi: ("Türkiye’nin kredi notu, artan enflasyon, cari açık ve ekonomi politikasındaki belirsizlik nedeniyle 'BB+'dan 'BB'ye düşürülmüştür" Türk Press, 14/07/2018). Bilindiği üzere bu kredi derecelendirme kuruluşları, bir ülkenin ekonomik sorunlarını gizleyerek veya Türkiye’de uzun yıllar yaptıkları gibi üzerini örtmeyerek, ya da şimdi Türkiye’ye yaptıkları gibi siyasi amaçlara hizmet etmek için sorunları ifşa edip büyüterek ekonomik durum üzerinde etkili bir rol oynamaktadırlar. Böylece alacaklıların Türkiye’ye borç verme konusunda endişeye kapılmalarına ve borçlarını talep etmelerine neden olurlar... Bu da borçları ödemek için piyasadan döviz toplama talebini artırır ve dolayısıyla liranın değerini düşürür.

İkincisi: Burada şunu sormak gerekir: Madem lira krizi eskiden beri vardı... Öyleyse neden bu dönemde rahip krizi ve vergi artışlarıyla baskı yapıldı? Neden liranın bu denli hızlı düşüşü, sanki lirayı vurmak için Türkiye ile Amerika arasında bir gerginlikmiş gibi ön plana çıkarıldı? Bu, savaş ilanı gibi tehlikeli bir durumdur; en azından ilişkilerin kesilmesini veya NATO’dan çekilmeyi vb. gerektirir, ancak bunların hiçbiri olmadı! O halde meselenin gerçeği nedir? Gerçeğin netleşmesi için şu hususları zikredelim:

1- Trump yönetimi, küresel para birimleri ve özellikle de Euro karşısında her zaman "güçlü dolar" söylemini benimsedi. Euro bölgesindeki düşük faiz oranlarından yararlandılar ve sermayeyi yüksek faiz elde etmek için Avrupa’dan Amerika’ya göç etmeye teşvik etmek amacıyla faizleri yükselttiler... Amerika, para transferinin Euro’yu dolar karşısında düşüreceğini bekliyordu ancak sonuç istedikleri gibi olmadı. Aksine, Euro’nun dolar karşısındaki yükselişi devam etti. Bunun sebebi, Avrupa Merkez Bankası’nın para politikasını sıkılaştırmak ve "parasal genişleme" olarak adlandırılan tahvil alımlarını azaltmak veya durdurmak için etkili planlar başlatmasıydı; bu da sermayenin yatırımlardan daha iyi getiri elde etmek amacıyla Amerika’dan Avrupa ve Asya’ya yönelmesine yol açtı... Trump bunda başarısız olunca, ticaret dengesini kendi lehine çevirip doları güçlendirmek için ithalatı azaltma ve ihracatı artırma yoluna gitti. Bazı ithal mallara gümrük vergisi getirmeye başladı. (Bu nedenle ABD Ticaret Bakanı Wilbur Ross, 31 Mayıs 2018 Perşembe günü yaptığı açıklamada, ülkesinin Cuma gününden itibaren Avrupa Birliği, Çin, Meksika ve Kanada’dan ithal edilen çelik ve alüminyuma yüksek gümrük vergileri uygulayacağını duyurdu... 31/05/2018 www.dw.com)

2- Ancak tüm bu politikalar Trump’a doları Euro karşısında güçlendirme imkanı sağlamadı... Görünüşe göre Trump, Türk lirasının düşüşünü daha fazla baskı yaparak ön plana çıkarmakta bir fırsat buldu. Böylece, Avrupa ile Türkiye arasındaki yoğun mali ilişkiler nedeniyle Avrupa finans piyasalarında bir panik havası yaratarak orayı vurmayı amaçladı. Zira Türkiye’deki yatırımların çoğu Avrupa menşelidir; bu yatırımlar 2017 yılında %42 oranında artmıştır. Türkiye’nin en büyük ticaret hacmi Avrupa iledir ve 2017 yılında 160 milyar dolara ulaşmış olup Avrupa lehine sonuçlanmıştır. Türk Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci’nin açıkladığı üzere, iki taraf 1995 yılında imzalanan Gümrük Birliği anlaşmasını güncellemeye başladı; hedef bir buçuk yıl içinde ticaret hacmini 200 milyar dolara, beş yıl içinde ise 500 milyar dolara çıkarmaktır (Şarku’l Avsat, 29/09/2017). Öte yandan Türkiye ile Amerika arasındaki ticaret hacmi 18,7 milyar dolar civarındadır; Trump dönemindeki 11 ayda Amerika’nın Türkiye’ye ihracatı %7,2 artmıştır (Anadolu Ajansı, 21/01/2018). Dolayısıyla Türkiye ekonomisindeki ve Türk lirasındaki herhangi bir sarsıntı, Avrupa ekonomisinde güçlü bir panik yaratacaktır... Trump’ın beklediği gibi bu mali panik, Euro için neredeyse öldürücü bir darbe teşkil edecektir...

3- Avrupa piyasası Türk lirasının düşüşünden gerçekten etkilenmiştir:

a- Avrupa Merkez Bankası, Euro bölgesi bankalarının Türkiye’ye olan risk maruziyeti konusunda, özellikle Fransız BNP Paribas, İspanyol BBVA ve İtalyan UniCredit bankaları hakkında artan bir endişe duymaktadır. Bu üç bankanın Türkiye’de büyük operasyonları bulunmaktadır ve bu bankaların hisseleri yaklaşık %3 oranında düşmüştür. Avrupa, oradaki yatırımları, Türkiye’den olan alacakları ve taraflar arasındaki ticaret hacmi nedeniyle Türkiye’de olup bitenlerden etkilenir hale gelmiştir.

b- (Uluslararası Ödemeler Bankası’nın son verilerine göre, Avrupa bankalarının Türkiye’den alacakları 224 milyar dolara (yaklaşık 200 milyar Euro) ulaşmaktadır ve bunun büyük bir kısmı İspanyol bankalarına aittir. Bu bankalar Türkiye’deki bir krize maruz kalmaktan korkmaktadırlar. Bazı Avrupa bankalarının hisseleri, Türkiye’deki borçları nedeniyle liranın çöküşüyle birlikte %10 ile %20 arasında değer kaybetmeye başlamıştır.) Sky News, 31/05/2018.

c- Türk borçlarının endişe verici başka bir yönü daha vardır, o da borç servisinin yapılamama ihtimalidir... Türk yatırımcıların İspanyol bankalarına 82,3 milyar dolar, Fransız bankalarına 38,4 milyar dolar, İtalyan bankalarına ise yerel ve yabancı para cinsinden 17 milyar dolar borcu bulunmaktadır. Avrupa’daki alarmlar buradan kaynaklanmaktadır; İspanyol bankası BBVA, İtalyan UniCredit ve Fransız BNP Paribas hisse değerlerini kaybetmiştir: https://www.ft.com/content/51311230-9be7-11e8-9702-5946bae86e6d

Ayrıca liranın değerindeki düşüş, Türkiye’nin borçlarını ödeyememe ihtimalini de gündeme getirmekte, bu da Avrupa’nın geniş çapta etkilenmesine yol açmaktadır...

d- Bazı raporlar, 220 milyar dolardan fazla borcu olan büyük Türk şirketlerinin liranın düşüşünden sonra alacaklılara karşı korunmak için hükümete başvurduğunu belirtmiştir. Bu şirketler arasında, milyarder Ferit Şahenk tarafından yönetilen ve bankalardan milyarlarca dolarlık döviz borcunun yeniden yapılandırılmasını talep eden Doğuş Grubu da bulunmaktadır. Bazı tahminlere göre, yeniden yapılandırılması istenen toplam borç miktarı yaklaşık 20 milyar dolardır...

e- Almanya Sanayi ve Ticaret Odaları Birliği, Türkiye içindeki yaklaşık 6 bin 500 Alman şirketinin Türkiye ekonomisindeki belirsizlik ortamından etkilendiğini açıkladı ve Alman şirketlerinin Türkiye pazarına yeni yatırımlar yapmaktan vazgeçmeye başladığını belirtti. 13/08/2018 www.lebanon24.com

**Üçüncüsü: Görüldüğü üzere, Amerika’nın aldığı önlemler sonucu lira krizine ve bu hızlı düşüşe ışık tutulması, Avrupa ekonomisinde şiddetli bir sarsıntı yaratmak ve dolayısıyla Euro’yu vurup dolar karşısında düşürmek içindi... Amerika’nın lira üzerindeki baskı önlemleri Türkiye’deki insanların yaşamını etkileyecek olsa da Trump bunu zerre kadar önemsememektedir... Kişinin, kanına işlemiş kovboy zihniyetiyle dolarla rekabet eden her para birimini vurmaya çalışan Trump’ın küstahlığını anlaması mümkün olsa da, şaşırtıcı olan Erdoğan’ın bunu fark edememesi, Trump’ın yaptıklarına şaşırması ve Trump’ın bir rahip uğruna müttefikine bunu nasıl yapabildiğini merak etmesidir! Karadeniz kıyısındaki Ünye şehrinde düzenlenen bir mitingde şöyle demiştir: ("Bir papaz için tehditler savurarak Türkiye’yi dize getirmeye çalışmak yanlıştır." ve eklemiştir: "Buradan yine Amerika’daki o birilerine sesleniyorum: Yazıklar olsun. Siz, NATO’daki stratejik ortağınızı bir papaza değişiyorsunuz." Kaynak: Al-Anba sitesi, 12 Ağustos 2018 Pazar). Ardından Trump’a hitaben, hüzünlü bir yakarışla Türkiye’nin Amerika’ya çok hizmet ettiğini ve onun uğrunda savaştığını söylemektedir! 11/08/2018 tarihinde Amerikan New York Times gazetesinde yayınlanan "Amerika ile Krizi Nasıl Görüyor" başlıklı makalesinde Erdoğan şöyle demektedir: (... Türkiye ve Amerika 60 yıldır NATO’da stratejik ortak ve müttefiktir, Soğuk Savaş döneminde ve sonrasında ortak zorluklara göğüs germişlerdir... Türkiye yıllar boyunca her zaman Amerika’nın yardımına koşmuştur... Kuvvetlerimiz onlarla birlikte Kore’de savaşmıştır... Küba füze krizinin en karanlık anlarında, Amerika’nın Jüpiter füzelerini topraklarımıza yerleştirmesine izin vererek krizin yatışmasına katkıda bulunduk. Türkiye, Amerika 11 Eylül terör saldırılarını gerçekleştirenlere karşılık vermek için arkadaşlarını ve müttefiklerini beklerken, NATO misyonunun başarılı olması için Afganistan’a asker göndermiştir.") İşte Erdoğan, İslam ve Müslümanların düşmanı Amerika’ya olan sadakatini böyle göstermekte, o ise onu nankörlükle ödüllendirmektedir!

Dördüncüsü: Amerika ile Türkiye arasındaki bu krizin ve Türk lirasının kaderine gelince, beklentimiz şöyledir:

1- Amerikan baskısının Türk lirası üzerindeki amacı liranın düşüşünü hızlandırmaktı... Bu amacın gayesi, Avrupa ile Türkiye arasındaki yoğun mali ve ekonomik ilişkiler nedeniyle Avrupa ekonomisini sarsmak ve Euro’nun düşmesini sağlamaktı. Bu durum gerçekten de Euro’nun dolar karşısında değer kaybetmesine yol açmıştır: (... Euro, Financial Times gazetesinin iki kaynağa dayandırdığı, Avrupa Merkez Bankası’nın İspanya, İtalya ve Fransa bankalarının Türkiye’ye olan risk maruziyetinden endişe duyduğuna dair haberinin ardından Cuma günü büyük zarar gördü. Bugün Euro 1.13655 dolara dokunarak Temmuz 2017’den bu yana, yani bir yılı aşkın süredir Amerikan para birimi karşısındaki en düşük seviyesine geriledi... Kaynak: Reuters - 13 Ağustos 2018 Pazartesi). Bu nedenle Trump, Euro’yu kendi küstahlığını tatmin edecek şekilde vurmayı başarırsa, Erdoğan’ın 2003’te gelişi sırasında yaptığı gibi derecelendirme kuruluşlarının dengelerini değiştirerek lirayı yeniden destekleyebilir. O dönemde Ecevit zamanında lira düşük ve ekonomi istikrarsızdı; ardından Amerika ve yandaşlarının etkisiyle sürekli kredilerle bir ekonomik büyüme balonu oluşturuldu ve Türkiye’nin notu yükseltildi... Sonrasında Türkiye’de büyüyen ekonomi propagandası yapıldı, oysa bu ekonomi ribalı borçlar ve krediler üzerine kuruluydu!

2- Vergi artışlarının etkisine gelince, bunlar çok büyük bir etkiye sahip değildir. Türkiye’nin Amerika’ya olan çelik ihracatı bir milyar doların biraz üzerindedir (Youm7, 02/08/2018). Bu durum, 2017 yılında ihracatı 157 milyar doları aşan bir ülke için belirleyici değildir (Bawaba Al-Sharq, 02/01/2018). Sanki asıl maksat, Türkiye ekonomisinde bir sarsıntı atmosferi yaratmak ve ardından Türk lirası üzerinde siyah bulutlar oluşturmaktı ki bunun Avrupa ekonomisinde ve dolayısıyla Euro’da bir yankısı, hatta bir çınlaması olsun. Zira Türkiye ile Avrupa arasındaki ekonomik ve mali işlemler çok yoğundur ve nitekim öyle de olmuştur...

3- Rahip meselesine gelince, tutuklanmasının üzerinden yaklaşık iki yıl geçmişti ve Türkiye ile Amerika arasındaki işler sakindi. Şimdi Trump bunu hem seçim amaçlı hem de finans piyasalarını etkilemeye yardımcı olacak bir gerginlik atmosferi yaratmak için ön plana çıkardı. Yani bu mesele bu gürültüde asıl unsur değil, yardımcı bir unsurdur. Bu nedenle Euro’ya yapılanların yeterli olduğu düşünüldüğünde –ki bunun uzun sürmeyeceği tahmin edilmektedir– söz konusu rahip, Erdoğan’ın itibarını koruyarak ya da korumayarak Amerika’ya teslim edilecektir!

4- Liranın çöküşü, fiyatların artışı ve geçim zorluğu neticesinde Türk halkının çektiği acılara gelince... Bu ne Trump’ın, ne Trump’ın yörüngesinde yürüyenlerin, ne de ajanların umurundadır... Belki bu takipçiler ve yandaşlar, efendilerinin çıkarları gerektirdiğinde, bu durum onları aşağılamak veya yüzlerini karartmak pahasına olsa bile efendilerinin gözünde hiçbir ağırlıkları ve değerlerinin olmadığını anlarlar veya akıllanırlar... Zira aşağılanmaya alışan için aşağılanmak kolaydır...

Özetle:

  • Trump’ın gümrük vergileri, rahip meselesi, derecelendirme kuruluşlarının Türkiye’nin notunu düşürmesi ve Türkiye’nin borçlarının ifşa edilmesi vb. yoluyla yarattığı kriz ve ardından lirada meydana gelen dikkat çekici düşüş... Bu krizin amacı, Avrupa ile Türkiye arasındaki yoğun mali ve ekonomik ilişkiler sebebiyle Avrupa ekonomisini sarsmak ve Euro’nun düşmesini sağlamaktı. Bu durum gerçekten de Euro’nun dolar karşısında değer kaybetmesine yol açmıştır...

  • Erdoğan Amerika’nın yörüngesinde döndüğü için krizin çok uzun sürmesi beklenmemektedir. Aksine, Trump Euro’da meydana gelen düşüşten –ummduğu öldürücü darbe olmasa bile– tatmin olursa, ki bu uzak bir ihtimal değildir; o zaman Trump krizi başlattığı gibi Erdoğan’ın itibarını bir miktar koruyarak ya da hiç korumayarak bitirecektir... Ardından rahip serbest bırakılacak, vergiler kaldırılacak veya hafifletilecek ve derecelendirme kuruluşları yeni kredilerle borçların ertelenmesinin ardından Türkiye’nin notunu tekrar düzeltecektir. Sonrasında liranın değeri, kriz öncesi seviyesine dönmese bile iyileşecektir. Trump ve Erdoğan, sanki hiçbir şey olmamış gibi samimi sohbetlerine geri döneceklerdir!! Ve bu böyle devam edip gider... Eğer efendilerinin çıkarları onları aşağılamayı gerektirirse bunu yaparlar, hatta onları ortadan kaldırmayı gerektirirse o da olur; nitekim daha önce yandaşlarının başına bu gelmiştir, hiç düşünmezler mi?

إِنَّ فِي ذَلِكَ لَذِكْرَى لِمَنْ كَانَ لَهُ قَلْبٌ أَوْ أَلْقَى السَّمْعَ وَهُوَ شَهِيدٌ

"Şüphesiz ki bunda, kalbi olan yahut şahit olarak kulak veren kimse için bir öğüt vardır." (Kaf [50]: 37)

12 Zilhicce 1439 H. Muvafık: 23/08/2018 M.

Makaleyi Paylaş

Bu makaleyi ağınızla paylaşın