Home About Articles Ask the Sheikh
Soru & Cevap

Soru Cevap: Kur’an’da Sabit Olan Esir Hükmü Karşılıksız Bırakmak veya Fidye Almaktır

November 01, 2019
4623

Hizb-ut Tahrir Emiri Celil Âlim Ata b. Halil Ebu el-Raşta’nın Facebook Sayfası Takipçilerinin Sorularına Verdiği Cevaplar Serisi "Fıkhî"

Nabil Ebu el-Abd'in Sorusuna Cevap

Soru:

Selamun Aleykum ve Rahmetullah,

Kitaplarımızda Sa’d bin Muaz’ın Beni Kurayza Yahudileri hakkında erkeklerin öldürülmesi, mallarına el konulması ve kadınlarının esir alınması yönündeki hükmü rivayet edilmektedir. Oysa Kur’an’da esirler hakkında var olan kesin hüküm ya karşılıksız bırakmak (men) ya da fidye almaktır. Sa’d tarafından verilen bu hüküm Kur’an’ın hükmüyle çelişiyor mu ve dolayısıyla bu rivayet reddedilmeli mi, yoksa başka bir izahı mı var?

Cevap:

Ve Aleykumusselam ve Rahmetullahi ve Berakatuh,

Sorunuzun cevabı, Eş-Şahsiyyet’ül İslamiyye (İslam Şahsiyeti) kitabının ikinci cildindeki "Esirler" bölümünde özet ve açıklayıcı bir şekilde mevcuttur. Sa’d bin Muaz (ra)’ın hakemliği konusuyla ilgili orada şunlar geçmektedir:

"(Müslümanlar düşmanlarından esir aldıklarında, bu esirlerin işi doğrudan Halife’nin emrine bırakılır. Onları esir alanların, savaş komutanının veya ordu emirinin bu konuda herhangi bir görüşü yoktur. Çünkü bir muharip esir olduğunda, onun hakkındaki iş Halife’nin görüşüne kalır ve Halife bu konuda esirler hakkındaki şer’i hükme tabi olur. Esirler hakkında Kur’an’ın kesin nassı ile sabit olan hüküm; Halife’nin onları ya karşılıksız bırakmak ya da fidye karşılığı salıvermek arasında muhayyer (serbest) olmasıdır. Dolayısıyla esirlerin hükmü ya karşılıksız bırakmak ya da fidyedir. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

فَإِذَا لَقِيتُمُ الَّذِينَ كَفَرُوا فَضَرْبَ الرِّقَابِ حَتَّى إِذَا أَثْخَنْتُمُوهُمْ فَشُدُّوا الْوَثَاقَ فَإِمَّا مَنّاً بَعْدُ وَإِمَّا فِدَاءً حَتَّى تَضَعَ الْحَرْبُ أَوْزَارَهَا

“Savaşta inkâr edenlerle karşılaştığınız zaman hemen boyunlarını vurun. Nihayet onları bozguna uğratıp sindirince bağı sıkıca bağlayın (onları esir alın). Savaş sonrası ya lütfedip karşılıksız salıverin veya fidye alarak serbest bırakın. Savaş ağırlıklarını atıp sona erinceye kadar hüküm budur.” (Muhammed Sûresi: 4)

Bu ayet, esirlerin hükmü konusunda gayet açıktır...

Tüm bunlar, Halife’nin esirler konusunda sadece iki seçenek arasında muhayyer olduğuna delalet eder; bunlar da ya karşılıksız bırakmak (men) ya da fidyedir. Nebi (sav)’in Beni Kurayza erkeklerini öldürdüğüne dair rivayet edilenlere gelince; bu, onların savaş esiri olmalarına binaen değil, tahkimdeki (hakemlikteki) hakemin hükmüne binaendi...

Dolayısıyla esirlerin hükmü, Halife’nin onlar hakkında karşılıksız bırakma ile fidye arasında seçim yapmasıdır ve başka bir seçenek yoktur. Bu hüküm kıyamet gününe kadar bakidir. İslam Devleti düşmanlarıyla savaştığında esirlere, karşılıksız bırakma ile fidye seçeneklerinden biriyle muamele eder...)" (Alıntı bitti).

Esirlerin Kur’an’da sabit olan hükmü karşılıksız bırakma veya fidyedir:

فَإِذَا لَقِيتُمُ الَّذِينَ كَفَرُوا فَضَرْبَ الرِّقَابِ حَتَّى إِذَا أَثْخَنْتُمُوهُمْ فَشُدُّوا الْوَثَاقَ فَإِمَّا مَنّاً بَعْدُ وَإِمَّا فِدَاءً حَتَّى تَضَعَ الْحَرْبُ أَوْزَارَهَا

“Savaşta inkâr edenlerle karşılaştığınız zaman hemen boyunlarını vurun. Nihayet onları bozguna uğratıp sindirince bağı sıkıca bağlayın (onları esir alın). Savaş sonrası ya lütfedip karşılıksız salıverin veya fidye alarak serbest bırakın. Savaş ağırlıklarını atıp sona erinceye kadar hüküm budur.” (Muhammed Sûresi: 4)

Bu, açık ve net bir hükümdür... Ancak bu, Müslümanların esir aldığı savaşçılar, yani Müslümanların esir olarak ele geçirdiği kimseler hakkındaki hükümdür...

Beni Kurayza ile yaşananlar ise bu babdan değildir, yani esirler babından değildir. Bilakis olay şudur: Nebi (sav) Beni Kurayza’yı savaşmak üzere kuşattığında, onlar Nebi (sav)’in hükmüne razı olarak indiler. Yani savaşmaksızın Nebi (sav)’e teslim olmayı ve haklarında Sa’d bin Muaz (ra)’ın hüküm vermesini kabul ettiler. Nitekim Buhari, Ebu Said el-Hudri (ra)’dan şöyle rivayet etmiştir: "Beni Kurayza halkı, Sa’d (bin Muaz)’ın hükmüne razı olarak indiklerinde, Resulullah (sav) ona haber gönderdi. Sa’d, bir eşek üzerinde geldi. Yaklaştığında Resulullah (sav) şöyle buyurdu:

قُومُوا إِلَى سَيِّدِكُمْ

“Efendiniz için ayağa kalkın.”

Sa’d geldi ve Resulullah (sav)’in yanına oturdu. Resulullah ona:

إِنَّ هَؤُلَاءِ نَزَلُوا عَلَى حُكْمِكَ

“Bunlar senin hükmüne razı olarak indiler” buyurdu. Sa’d: “Ben, savaşçıların öldürülmesine, zürriyetin (kadın ve çocukların) esir alınmasına hükmediyorum” dedi. Bunun üzerine Resulullah (sav):

لَقَدْ حَكَمْتَ فِيهِمْ بِحُكْمِ الْمَلِكِ

“Onlar hakkında Melik’in (Allah’ın) hükmüyle hükmettin” buyurdu." Yine Buhari Sahih’inde Aişe (ra)’dan şöyle rivayet etmiştir: "Sa’d, Hendek günü kolundaki ana damardan (ekhel) vurulmuştu. Onu Kureyş’ten Hibban bin el-Arîka adında bir adam vurmuştu... Resulullah (sav) Hendek’ten döndüğünde silahını bıraktı ve yıkandı. O sırada başındaki tozları silkeleyen Cebrail (as) gelerek: “Silahı bıraktın mı? Vallahi ben bırakmadım, onların üzerine yürü!” dedi. Nebi (sav) “Nereye?” diye sordu. Cebrail, Beni Kurayza’ya işaret etti. Bunun üzerine Resulullah (sav) onlara gitti. Onlar Resulullah’ın hükmüne razı olarak teslim oldular. O da hükmü Sa’d’a bıraktı. Sa’d şöyle dedi: “Ben onlar hakkında; savaşçıların öldürülmesine, kadın ve çocukların esir alınmasına ve mallarının taksim edilmesine hükmediyorum.”

Bu hadisler açıkça göstermektedir ki; Müslümanlar Beni Kurayza’yı savaş esiri olarak almamışlardır, dolayısıyla onlara esir hükmü uygulanmaz. Hadisler aynı zamanda onların Sa’d bin Muaz’ın (veya önce Nebi’nin sonra Sa’d’ın) hükmüne razı olduklarını, yani hakem kararına teslim olduklarını göstermektedir. Hakem de onlar hakkında savaşçıların öldürülmesi, kadın ve çocukların esir alınması ve malların taksim edilmesi yönünde hüküm vermiştir... Sa’d (ra)’ın bu hükmü, Allah Sübhânehu’nun onlar hakkındaki hükmüne mutabık olmuştur.

Buna binaen; bu hadise ile Kur’an-ı Kerim nassıyla sabit olan esir hükmü arasında bir çelişki yoktur. Çünkü bu meselelerin her biri diğerinden farklı bir konu (bab) hakkındadır. Dolayısıyla bu şerefli Nebevi hadisleri, Kur’an-ı Kerim ile bir çelişki olduğu gerekçesiyle reddetmeye mahal yoktur.

Meselenin açıklığa kavuştuğunu umuyorum.

Kardeşiniz Ata b. Halil Ebu el-Raşta

03 Rebiülevvel 1441 H. 31/10/2019 M.

Emir’in (Allah onu korusun) Facebook sayfasındaki cevap linki: https://web.facebook.com/AmeerhtAtabinKhalil/photos/a.122855544578192/1178494722347597/

Emir’in (Allah onu korusun) web sayfasındaki cevap linki: http://archive.hizb-ut-tahrir.info/arabic/index.php/HTAmeer/QAsingle/4000

Makaleyi Paylaş

Bu makaleyi ağınızla paylaşın