Home About Articles Ask the Sheikh
Soru & Cevap

Soru-Cevap: Küfürle Hükmeden Bir Yöneticinin Seçimine Katılmanın Hükmü

February 04, 2016
7350

P

Hizb-ut Tahrir Emiri Şeyh Atâ b. Halil Ebû’r-Raşta’nın Facebook Sayfası "Fıkhî" Takipçilerinin Sorularına Verdiği Cevaplar Serisi

Soru-Cevap

Mouadh Seif Elmi'ye

Soru:

Selamun Aleykum Şeyhim, bir sorum var: Habeşistan'a hicret eden sahabenin Necaşi ile birlikte bir düşmana karşı savaştığı ve Necaşi'nin zaferini dileyip galibiyetine sevindikleri doğru mudur? Çünkü bu olay, Tunus'taki bazı hocalar tarafından parlamento ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinin caiz olduğuna delil olarak gösteriliyor ve en az şerli olan partilerin seçilmesi çağrısında bulunuluyor. Teşekkürler.

Cevap:

Ve Aleykumselam ve Rahmetullahi ve Berakatuh,

Cevaba başlamadan önce şunu belirtmeliyim ki; bir müctehid herhangi bir meselede şer’î hükmü araştırırken, o meselenin vakıasını (gerçekliğini) anladıktan sonra şer’î nasslardaki delillerini araştırmalı ve delillere baktıktan sonra şer’î hükmü istinbat etmelidir. Önce bir görüş belirleyip sonra bu görüşü destekleyecek deliller aramak doğru değildir. Çünkü şer’en istenen şey Şeriat'a başvurmaktır; yani hükmü delillerden almaktır, yoksa "müctehidin" önce kendi görüşünü verip sonra bu görüşü destekleyen deliller araması değildir. Bu eylem Şeriat'a uymak veya şer’î hükmü aramak değil, heva ve hevese uymaktır...

Küfür hükümleriyle hükmeden sistemlere katılmayı, Allah'ın Şeriatı dışında hükmeden, Allah'tan bir hidayet olmaksızın insanlar için beşerî kanunlar vazeden yöneticileri ve milletvekillerini seçmeyi caiz görenlerin görüşlerine bakan kimse, onların kendi görüşlerini desteklemek için delil şüphesi dahi taşımayan şeyleri bulana kadar şer’î nassları didik didik ettiklerini görür... İşin garibi, Kitap ve Sünnet'teki kesin, mütevatir ve müstefiz delilleri bırakıp, görüşlerini uydurmak için aslı astarı olmayan hususları aramalarıdır...

Şimdi soruda zikredilen konuya cevap verelim:

Siyer kitapları incelendiğinde, sahabenin Necaşi ile birlikte düşmanına karşı savaştığına dair hiçbir sabit delil bulunmadığı görülür. Siyer kitaplarında sahabenin Necaşi ve düşmanları karşısındaki tutumuyla ilgili rivayetler yer almaktadır ve bunlar birbirine yakın, hatta örtüşmektedir. Soru soran kişiye burada İmam Ahmed b. Hanbel'in Müsned'inde, Müslümanların Necaşi ile olan kıssasını ve onun onlara adil davrandığını zikrettikten sonra geçen şu rivayeti aktarıyorum:

(... وَأَقَمْنَا عِنْدَهُ بِخَيْرِ دَارٍ مَعَ خَيْرِ جَارٍ. قَالَتْ: فَوَاللهِ إِنَّا عَلَى ذَلِكَ إِذْ نَزَلَ بِهِ - يَعْنِي مَنْ يُنَازِعُهُ فِي مُلْكِهِ - قَالَ: فَوَاللهِ مَا عَلِمْنَا حُزْنًا قَطُّ كَانَ أَشَدَّ مِنْ حُزْنٍ حَزِنَّاهُ عِنDER ذَلِكَ، تَخَوُّفًا أَنْ يَظْهَرَ ذَلِكَ عَلَى النَّجَاشِيِّ، فَيَأْتِيَ رَجُلٌ لَا يَعْرِفُ مِنْ حَقِّنَا مَا كَانَ النَّجَاشِيُّ يَعْرِفُ مِنْهُ. قَالَتْ: وَسَارَ النَّجَاشِيُّ وَبَيْنَهُمَا عُرْضُ النِّيلِ، قَالَتْ: فَقَالَ أَصْحَابُ رَسُولِ اللهِ e: مَنْ رَجُلٌ يَخْرُجُ حَتَّى يَحْضُرَ وَقْعَةَ الْقَوْمِ ثُمَّ يَأْتِيَنَا بِالْخَبَرِ؟ قَالَتْ: فَقَالَ الزُّبَيْرُ بْنُ الْعَوَّامِ: أَنَا، قَالَتْ: وَكَانَ مِنْ أَحْدَثِ الْقَوْمِ سِنًّا، قَالَتْ: فَنَفَخُوا لَهُ قِرْبَةً، فَجَعَلَهَا فِي صَدْرِهِ ثُمَّ سَبَحَ عَلَيْهَا حَتَّى خَرَجَ إِلَى نَاحِيَةِ النِّيلِ الَّتِي بِهَا مُلْتَقَى الْقَوْمِ، ثُمَّ انْطَلَقَ حَتَّى حَضَرَهُمْ. قَالَتْ: وَدَعَوْنَا اللهَ لِلنَّجَاشِيِّ بِالظُّهُورِ عَلَى عَدُوِّهِ، وَالتَّمْكِينِ لَهُ فِي بِلادِهِ، وَاسْتَوْسَقَ عَلَيْهِ أَمْرُ الْحَبَشَةِ، فَكُنَّا عِنْدَهُ فِي خَيْرِ مَنْ منزلٍ، حَتَّى قَدِمْنَا عَلَى رَسُولِ اللهِ e، وَهُوَ بِمَكَّةَ)

"...En iyi komşuyla, en iyi yurtta onun yanında kaldık. Vallahi biz bu haldeyken, onunla krallık mücadelesine giren biri ortaya çıktı. Vallahi, Necaşi'nin yenilmesi ve bizim hakkımızı onun bildiği gibi bilmeyen birinin başa geçmesi korkusuyla, o zamanki kadar büyük bir üzüntü duymamıştık. Necaşi sefere çıktı, aralarında Nil vardı. Resulullah e'in ashabı dediler ki: 'Kim gidip bu halkın savaşında hazır bulunacak ve bize haberi getirecek?' Zübeyr b. Avvam: 'Ben' dedi. O, cemaatin yaşça en küçüğüydü. Onun için bir su tulumunu şişirdiler, onu göğsüne koydu ve Nil'in iki tarafının birleştiği yere kadar yüzdü, sonra onların yanına varana kadar gitti. Necaşi'nin düşmanına galip gelmesi ve ülkesinde iktidarının pekişmesi için Allah'a dua ettik. Habeşistan'ın işi onun lehine sonuçlandı. Mekke'de bulunan Resulullah e'in yanına gelene kadar onun yanında en iyi evde kaldık." (Müsned Ahmed)

İbn Kesir’in El-Bidâye ve’n-Nihâye adlı eserinde ise şu ifadeler yer alır:

(... قَالَتْ: فَأَقَمْنَا مَعَ خَيْرِ جَارٍ فِي خَيْرِ دار، فلم نشب أَنْ خَرَجَ عَلَيْهِ رَجُلٌ مِنَ الْحَبَشَةِ يُنَازِعُهُ في مِلْكِهِ، فَوَاللَّهِ مَا عَلِمْنَا حُزْنًا حَزِنَّا قَطُّ هُوَ أَشَدُّ مِنْهُ، فَرَقًا مِنْ أَنْ يَظْهَرَ ذَلِكَ الْمَلِكُ عَلَيْهِ فَيَأْتِي مَلِكٌ لَا يَعْرِفُ مِنْ حقنا ما كان يعرفه، فجعلنا ندعو اللَّهَ وَنَسْتَنْصِرُهُ لِلنَّجَاشِيِّ فَخَرَجَ إِلَيْهِ سَائِرًا فَقَالَ أَصْحَابُ رَسُولِ اللَّهِ e بَعْضُهُمْ لِبَعْضٍ: مَنْ يَخْرُجُ فَيَحْضُرُ الْوَقْعَةَ حَتَّى يَنْظُرَ عَلَى مَنْ تَكُونُ؟ وَقَالَ الزُّبَيْرُ - وَكَانَ مِنْ أَحْدَثِهِمْ سِنًّا - أَنَا، فَنَفَخُوا لَهُ قِرْبَةً فَجَعَلَهَا فِي صَدْرِهِ، فَجَعَلَ يَسْبَحُ عَلَيْهَا فِي النِّيلِ حَتَّى خَرَجَ مِنْ شِقِّهِ الْآخَرِ إِلَى حَيْثُ الْتَقَى النَّاسُ، فَحَضَرَ الْوَقْعَةَ فَهَزَمَ اللَّهُ ذَلِكَ الْمَلِكَ وَقَتَلَهُ، وَظَهَرَ النَّجَاشِيُّ عَلَيْهِ. فَجَاءَنَا الزُّبَيْرُ فَجَعَلَ يُلَوِّحُ لَنَا بِرِدَائِهِ وَيَقُولُ أَلَا فَأَبْشِرُوا، فَقَدْ أَظْهَرَ اللَّهُ النَّجَاشِيَّ. قُلْتُ: فَوَاللَّهِ مَا عَلِمْنَا [أَنَّنَا] فَرِحْنَا بِشَيْءٍ قَطُّ فَرَحَنَا بِظُهُورِ النَّجَاشِيِّ ثُمَّ أَقَمْنَا عِنْدَهُ حَتَّى خَرَجَ مَنْ خَرَجَ مِنَّا إِلَى مَكَّةَ، وَأَقَامَ مَنْ أَقَامَ.)

"...En iyi yurtta en iyi komşuyla kaldık. Çok geçmeden Habeşistan'dan bir adam onunla krallık mücadelesine girerek ona karşı çıktı. Vallahi, o kralın ona galip gelmesi ve bizim hakkımızı onun bildiği gibi bilmeyen bir kralın gelmesi korkusuyla, o zamanki kadar şiddetli bir üzüntü duymamıştık. Allah'a dua etmeye ve Necaşi için zafer dilemeye başladık. Necaşi ona doğru yola çıktı. Resulullah e'in ashabı birbirlerine: 'Kim gidip savaşta hazır bulunacak ve zaferin kimde olacağına bakacak?' dediler. İçlerinden en genci olan Zübeyr: 'Ben' dedi. Onun için bir tulum şişirdiler, o da onu göğsüne koydu ve insanların karşılaştığı yere kadar Nil'de yüzdü. Savaşa şahit oldu; Allah o kralı hezimete uğrattı ve öldürdü, Necaşi ona galip geldi. Zübeyr ridasını bize sallayarak geldi ve 'Müjdeler olsun, Allah Necaşi'yi galip kıldı!' diyordu. Vallahi, Necaşi'nin zaferine sevindiğimiz kadar hiçbir şeye sevinmemiştik. Sonra bizden Mekke'ye gidenler gidene, kalanlar da kalana kadar onun yanında kaldık."

Bu kişiler, rivayetlerde sahabenin savaşa katıldığına dair hiçbir bilgi yokken, herhangi bir konuda karar merci değillerken, aksine zayıf durumdayken ve sadece en gençlerini haberleri takip etmesi ve galibiyetin kime ait olduğunu görmesi için göndermekten başka bir şey yapmamışken; küfürle hükmeden bir yöneticinin seçimine katılmanın veya parlamentolara girip Allah'ın dışında kanun koyacak partileri seçmenin caizliğini nereden çıkarıyorlar?

  • "Resulullah e'in ashabı dediler ki: 'Kim gidip bu halkın savaşında hazır bulunacak ve bize haberi getirecek?'"

  • "Resulullah e'in ashabı birbirlerine: 'Kim gidip savaşta hazır bulunacak ve zaferin kimde olacağına bakacak?' dediler."

Mesele tamamen şundan ibarettir: Sahabe-i Kiram, Necaşi'nin düşmanına galip gelmesini istemişlerdir; çünkü o, Resulullah e'in onlara haber verdiği ve kendilerinin de bizzat şahit oldukları gibi, yanında kimseye zulmedilmeyen adil bir hükümdardı... Ve düşmanının galip gelip de kendilerine Necaşi gibi adil davranmamasından korkmuşlardı:

"...Vallahi, Necaşi'nin yenilmesi ve bizim hakkımızı onun bildiği gibi bilmeyen birinin başa geçmesi korkusuyla, o zamanki kadar büyük bir üzüntü duymamıştık." "...Vallahi, o kralın ona galip gelmesi ve bizim hakkımızı onun bildiği gibi bilmeyen bir kralın gelmesi korkusuyla, o zamanki kadar şiddetli bir üzüntü duymamıştık. Allah'a dua etmeye ve Necaşi için zafer dilemeye başladık..."

Burada küfürle hükmetmesi için bir yönetici seçmek veya insanlar için Allah'ın dışında kanunlar koyacak partileri parlamentoya seçmek nerede? Sahabe, kendilerine adil davranan kralın, adil davranmayabilecek düşmanına karşı galip gelmesini temenni etmiş, sevmiş ve Allah'a dua etmişlerdir. Bir kişiyi küfürle hükmetmesi veya küfür kanunları koyması için seçtiklerine dair hiçbir şeye katılmamışlardır...

Bu nedenle, bu olayı küfürle hükmeden bir yöneticinin seçimine katılmanın veya insanlar için Allah'ın dışında kanunlar koyacak partileri seçmenin caizliğine delil getirmek, büyük bir ilim ve tefekkür gerektirmeyecek kadar açık bir batıldır... Özellikle de Allah'ın indirdiğiyle hükmetmeye dair delillerin subutu ve delaleti kat’i iken. Bu delillerden bazıları şunlardır:

Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

وَأَنِ احْكُمْ بَيْنَهُمْ بِمَا أَنْزَلَ اللَّهُ وَلَا تَتَّبِعْ أَهْوَاءَهُمْ وَاحْذَرْهُمْ أَنْ يَفْتِنُوكَ عَنْ بَعْضِ مَا أَنْزَلَ اللَّهُ إِلَيْكَ

"Aralarında Allah’ın indirdiği ile hükmet ve onların arzularına uyma. Allah’ın sana indirdiği hükümlerin bir kısmından seni saptırmalarından sakın." (Mâide [5]: 49)

إِنِ الْحُكْمُ إِلَّا لِلَّهِ

"Hüküm ancak Allah'ındır." (Yusuf [12]: 40)

فَلَا وَرَبِّكَ لَا يُؤْمِنُونَ حَتَّى يُحَكِّمُوكَ فِيمَا شَجَرَ بَيْنَهُمْ ثُمَّ لَا يَجِدُوا فِي أَنْفُسِهِمْ حَرَجًا مِمَّا قَضَيْتَ وَيُسَلِّمُوا تَسْلِيمًا

"Hayır, Rabbine andolsun ki onlar, aralarında çıkan anlaşmazlıklarda seni hakem yapıp, sonra da verdiğin hükme, içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle boyun eğmedikçe iman etmiş olmazlar." (Nisâ [4]: 65)

أَفَحُكْمَ الْجَاهِلِيَّةِ يَبْغُونَ وَمَنْ أَحْسَنُ مِنَ اللَّهِ حُكْمًا لِقَوْمٍ يُوقِنُونَ

"Onlar hâlâ cahiliye hükmünü mü arıyorlar? Kesin bilgiyle inanan bir toplum için, hükmü Allah'tan daha güzel olan kimdir?" (Mâide [5]: 50) ...ve diğer ayetler.

Ayrıca Kureyş kâfirleri, Resulullah e'e İslam dışındaki kendi kanunlarıyla kendilerine hükümdar olmasını teklif etmişler, ancak o e bunu reddetmiştir:

İbn İshak’ın Es-Siyer ve’l-Meğâzî eserinde şöyle geçer: (İbn Abbas'tan rivayet edildiğine göre Utbe ve Şeybe b. Rebîa, Ebû Süfyan b. Harb, en-Nadr b. el-Hâris, Ebû’l-Bahterî ve diğerleri... güneş battıktan sonra Kâbe'nin arkasında toplandılar. Birbirlerine: "Muhammed'e haber gönderin, onunla konuşun ve tartışın ki ondan yana bir mazeretiniz olsun" dediler ve ona haber gönderdiler... Ona dediler ki: "Ey Muhammed, senden yana bir mazeretimiz olsun diye sana haber gönderdik... Eğer bu getirdiğinle mal mülk istiyorsan, mallarımızdan senin için toplayalım da en zenginimiz olasın. Eğer şeref istiyorsan seni üzerimize efendi yapalım, eğer kral olmak istiyorsan seni üzerimize kral yapalım..." Resulullah e onlara şöyle dedi:

«ما أدري ما تقولون، ما جئتكم بما جئتكم به لطلب أموالكم، ولا الشرف فيكم، ولا الملك عليكم، ولكن الله بعثني إليكم رسولاً وأنزل علي كتابا، وأمرني أن أكون لكم بشيراً ونذيراً فبلغتكم رسالة ربي، ونصحت لكم فإن تقبلوا مني ما جئتكم به فهو حظكم في الدنيا والآخرة، وإن تردوا علي أصبر لأمر الله حتى يحكم الله بيني وبينكم»

"Sizin ne dediğinizi bilmiyorum. Ben size getirdiğim şeyi sizin mallarınızı istemek, aranızda şeref sahibi olmak veya üzerinize kral olmak için getirmedim. Fakat Allah beni size bir elçi olarak gönderdi, bana bir Kitap indirdi ve size müjdeleyici ve uyarıcı olmamı emretti. Ben de Rabbimin risaletini size tebliğ ettim ve size nasihat ettim. Eğer size getirdiğim şeyi kabul ederseniz, bu sizin dünyada ve ahiretteki nasibinizdir. Eğer reddederseniz, Allah benimle sizin aranızda hükmünü verene kadar Allah'ın emrine sabrederim." (Ebû Nuaym el-İsfahânî, Delâilu’n-Nübüvve; İbn Kesir, Es-Sîretu’n-Nebeviyye).

Aynı şekilde, işlerinin tamamında ortak olmayı, bir kısmının onlardan bir kısmının ise o e'den olmasını; bir yıl onun ilahına, bir yıl da onların ilahlarına tapmayı teklif etmişler, ancak o e İslam'ın tek başına hâkim olması dışında her şeyi reddetmiştir:

Kurtubî Tefsiri'nde (Kâfirûn Suresi) hakkında şöyle geçer:

(İbn İshak ve diğerleri İbn Abbas'tan rivayet ederler: Surenin nüzul sebebi şudur; Velid b. Mugîre, Âs b. Vâil, Esved b. Abdülmuttalib ve Ümeyye b. Halef Resulullah e ile karşılaştılar ve dediler ki: "Ey Muhammed, gel biz senin taptığına tapalım, sen de bizim taptığımıza tap; işimizin tamamında biz ve sen ortak olalım. Eğer senin getirdiğin bizim elimizdekinden daha hayırlıysa, biz de ondan payımızı almış ve sana ortak olmuş oluruz. Eğer bizim elimizdeki senin elindekinden daha hayırlıysa, sen de işimize ortak olmuş ve ondan payını almış olursun." Bunun üzerine Allah Azze ve Celle 'De ki: Ey Kâfirler...' suresini indirdi.)

Taberî Tefsiri Câmiu’l-Beyân'da (Kâfirûn Suresi) hakkında şöyle geçer:

(...İbn Abbas'tan: Kureyşliler Resulullah e'e vaatlerde bulundular... 'Sana öyle bir teklif sunuyoruz ki, onda hem senin hem de bizim için salah vardır.' dedi. O da: «ما هي؟» 'Nedir o?' dedi. Dediler ki: 'İlahlarımız Lât ve Uzzâ'ya bir yıl tap, biz de senin ilahına bir yıl tapalım.' Buyurdu ki: «حتى أنْظُرَ ما يأْتي مِنْ عِنْدِ رَبّي» 'Rabbimden ne geleceğine bakayım.' Bunun üzerine Levh-i Mahfuz'dan vahiy geldi: ﴿قُل يَا أَيُّهَا الْكَافِرُونَ﴾).

Şevkânî’nin Fethu’l-Kadîr eserinde (Kâfirûn Suresi) tefsirinde şöyle geçer:

(...İbn Abbas'tan: «أن قريشاً دعت رسول الله e... فإن لم تفعل فإنا نعرض عليك خصلة واحدة ولك فيها صلاح، قال: «ما هي؟» قالوا: تعبد آلهتنا سنة ونعبد إلهك سنة...» 'Kureyş Resulullah e'i davet etti... Eğer (diğerlerini) yapmazsan, sana tek bir teklif sunuyoruz, onda senin için salah vardır. Buyurdu ki: 'Nedir o?' Dediler ki: 'İlahlarımıza bir yıl tap, biz de senin ilahına bir yıl tapalım.' Buyurdu ki: 'Rabbimden bana ne geleceğine bakayım.' Bunun üzerine Allah katından 'De ki: Ey Kâfirler, sizin taptıklarınıza tapmam...' suresi sonuna kadar indi. Ayrıca Allah: ﴿قُلْ أَفَغَيْرَ اللَّهِ تَأْمُرُونِّي أَعْبُدُ أَيُّهَا الْجاهِلُونَ﴾ 'De ki: Ey cahiller! Bana Allah'tan başkasına ibadet etmemi mi emrediyorsunuz?' ayetini ﴿بَلِ اللَّهَ فَاعْبُدْ وَكُنْ مِنَ الشَّاكِرِينَ﴾ 'Bilakis yalnız Allah'a ibadet et ve şükredenlerden ol' ayetine kadar indirdi.)

Tüm bunlar, Allah'ın indirdiği dışındakilerle hükmetmenin ve bu hükme herhangi bir şekilde ortak olmanın kesin ve şiddetli bir şekilde yasaklandığına dair açık delillerdir. Bu açık delillere ancak Allah'a ve Resulü e'e açıkça isyan edenler karşı durur. Bunun dışındaki her türlü mazeret, sahibine dünyada rüsvaylık getiren geçersiz bir mazerettir; ahiret azabı ise çok daha büyüktür.

Kardeşiniz Atâ b. Halil Ebû’r-Raşta

Emir’in Facebook sayfasındaki cevap linki: Facebook

Emir’in Google Plus sayfasındaki cevap linki: Googleplus

Emir’in Twitter sayfasındaki cevap linki: Twitter

Emir’in web sitesindeki cevap linki: Amir

Makaleyi Paylaş

Bu makaleyi ağınızla paylaşın