Hizb ut-Tahrir Emiri Alim Ata bin Halil Ebu’r Raşte’nin Facebook Sayfası "Fıkhi" Sorularına Verdiği Cevaplar Serisi
Soru Cevap
Takiyye’nin Hükmü
Abo Yousuf’a
Soru:
Esselamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuh değerli Şeyhimiz, Allah sizi mübarek kılsın, bize karşı size yardım etsin ve Hilafet Devleti'ni gözlerinizle görene kadar sizi hayatta tutsun.
Değerli kardeşim, Şahsiyet kitabında kafire muvâlat (dostluk ve sadakat) konusunun haram olduğu ve sadece bir durum haricinde caiz olmadığı belirtilmiştir; Şeriat bu konuda takiyyeye izin vermiştir. Burada şu soru ortaya çıkıyor: Muvâlat kafir şahsa mı yoksa küfür sistemine mi yöneliktir? Özellikle üzerimizde tahakküm kurdukları kendi ülkelerinde yaşadığımız şu durumumuzda muvâlatın sınırları nedir? Eğer muvâlat kafire veya sisteme yönelikse, bu durum bilinen kafir yöneticiler ve sistemler nedeniyle İslam dünyasındaki ülkelere de kıyaslanabilir mi? Ayrıca kafir sistemlerin araçları olan emniyet teşkilatları gibi birimler, Müslüman olsalar bile onların hükmünü mü alır?
Allah sizi ve bize karşı gösterdiğiniz müsamahanızı mübarek kılsın. Amerika'dan kardeşiniz ve oğlunuz.
Cevap:
Ve Aleykumüsselam ve Rahmetullahi ve Berakatuh,
Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:
لَا يَتَّخِذِ الْمُؤْمِنُونَ الْكَافِرِينَ أَوْلِيَاءَ مِنْ دُونِ الْمُؤْمِنِينَ وَمَنْ يَفْعَلْ ذَلِكَ فَلَيْسَ مِنَ اللَّهِ فِي شَيْءٍ إِلَّا أَنْ تَتَّقُوا مِنْهُمْ تُقَاةً وَيُحَذِّرُكُمُ اللَّهُ نَفْسَهُ وَإِلَى اللَّهِ الْمَصِيرُ
"Müminler, müminleri bırakıp da kafirleri dost edinmesinler. Kim bunu yaparsa artık onun Allah ile hiçbir ilişiği kalmaz. Ancak onlardan gelebilecek bir tehlikeden sakınmanız başkadır. Allah, asıl kendisinden korkmanızı emreder. Dönüş ancak Allah’adır." (Âl-i İmrân [3]: 28)
Ayetin anlamı; müminlerin kafirleri dost edinmelerini, onlardan yardım istemelerini, onlara sığınmalarını, onlarla arkadaşlık kurmalarını ve aralarında bir sevgi bağı olmasını kesin bir dille yasaklamaktadır. Müminlerin, diğer müminleri bırakıp kafirlere muvâlat göstermesini haram kılmış, ancak tek bir durumu istisna etmiştir: Kafirlerin otoritesi altında bulunup onlardan bir korku duyulması hali. Bu durumda, onların şerrini ve eziyetini savuşturmak için onlara sevgi gösterisinde bulunmak ve dostça davranmak caizdir. Yani, sadece kafirlerin hükmü altındayken onlardan bir korku duyulması durumunda dost (arkadaş) edinilmeleri caizdir; bunun dışındaki durumlar ise kesinlikle caiz değildir. Bu hüküm, sadece kafirler ile müminler arasındaki ilişkiyle ilgilidir. Nitekim bu ayet, Mekke’deki müşriklerle bağları olan müminler hakkında nazil olmuştur. Ayet, Medine’dekilerin Mekke’deki müşriklere muvâlat göstermesini ve genel olarak tüm müminlerin bunu yapmasını yasaklamaktadır. Ancak Mekke’de kalıp baskı altında olan (mağlup durumdaki) müminleri, kafirlerin eziyetinden korktukları için istisna tutmuştur. Ayetin konusu, anlamı ve ondan istinbat edilen şer’i hüküm budur: Müminlerin kafirlere yardım, dostluk, destek isteme ve benzeri her türlü muvâlatı göstermesi haramdır. Çünkü ayetteki "evliyâ" (dostlar) kelimesi genel (amm) olarak gelmiştir ve tüm anlamları kapsar. Onlara muvâlat gösterilmesinin caizliği ise sadece onlardan sakınma durumuyla, yani kafirlerin Müslümanlara galip geldiği ve Müslümanların baskı altında olduğu durumlarda onların saldırı ve eziyetlerinden korkulması haliyle sınırlıdır. Tıpkı Mekke’deki Müslümanların müşriklerle olan durumu gibi. Ayetin bunun dışında başka bir anlamı yoktur ve ondan bu hükümden başka bir hüküm çıkarılamaz.
Bazılarının iddia ettiği gibi takiyyenin; "Müslümanın, eziyetinden sakındığı veya gerçek kimliğini ve içindekini bilmesinden çekindiği herhangi bir insanın (ister kafir ister Müslüman olsun) yanında, kalbindekinin aksini göstermesi" olduğu yönündeki görüş ise tamamen yanlıştır ve ayet buna hiçbir şekilde delalet etmez. Çünkü istisna olan ﴿إِلَّا أَنْ تَتَّقُوا مِنْهُمْ تُقَاةً﴾ ibaresi, Mekke’de Kureyş kafirlerinin hükmü altında olup hicret etmeyen Müslümanlar hakkında nazil olmuştur. Onlar kafirlere düşmanlıklarını izhar ettiklerinde kafirler onları öldürüyor veya onlara işkence ediyordu. Belirli bir konuda inen hüküm, o konunun kendisiyle sınırlı kalır; yani Müslümanların kafirlerin hükmü altındayken onlara muvâlat göstermesi durumuyla.
Muhammed bin Cerir et-Taberi tefsirinde şöyle der: "Allah Azze ve Celle'nin ﴿لَا يَتَّخِذِ الْمُؤْمِنُونَ الْكَافِرِينَ أَوْلِيَاءَ﴾ kavlinden ﴿إِلَّا أَنْ تَتَّقُوا مِنْهُمْ تُقَاةً﴾ kavline kadar olan kısmın teviline gelince; Ebu Cafer dedi ki: Bu, Allah Azze ve Celle'den müminlere, kafirleri yardımcı, destekçi ve arka çıkıcı edinmelerine yönelik bir nehiydir (yasaklamadır). Bu yüzden يتخذ kelimesi nehiy konumunda meczum olduğu halde, peşinden gelen sakin harfle karşılaştığı için kesra ile okunmuştur. Bunun anlamı şudur: Ey müminler! Kafirleri dinleri üzere onlara dostluk göstererek, Müslümanlara karşı onlara destek vererek ve Müslümanların zayıf noktalarını onlara göstererek kendinize arka ve yardımcı edinmeyin. Kim bunu yaparsa Allah ile bir ilişiği kalmaz, yani dinden dönüp küfre girmesiyle Allah ondan, o da Allah'tan beri (uzak) olur... ﴿إِلَّا أَنْ تَتَّقُوا مِنْهُمْ تُقَاةً﴾ Ancak onların otoritesi altında bulunur da canınızdan korkarsanız, dillerinizle onlara dostluk gösterip kalplerinizde düşmanlık gizleyebilirsiniz. Ancak üzerinde bulundukları küfürde onlara uyamaz ve hiçbir fiille bir Müslümana karşı onlara yardım edemezsiniz..."
"Kafire karşı korku durumunda muvâlat göstermek caizse, güç sahibi zalim veya fasık bir yöneticiye karşı 'müdâra' (idare etmek/uyumlu görünmek) evleviyetle (öncelikle) caizdir" denilemez. Çünkü "evleviyetle" olan durum fahve’l hitab (hitabın anlamı) ile ilgilidir ve bu konunun onunla hiçbir alakası yoktur. Bu durum, Allah Teâlâ’nın şu kavli gibi değildir: ﴿وَمِنْهُمْ مَنْ إِنْ تَأْمَنْهُ بِدِينَارٍ لَا يُؤَدِّهِ إِلَيْكَ﴾ "Onlardan öylesi de vardır ki, ona bir dinar emanet etsen, tepesine dikilmedikçe onu sana ödemez." veya şu kavli gibi de değildir: ﴿وَمِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ مَنْ إِنْ تَأْمَنْهُ بِقِنْطَارٍ يُؤَدِّهِ إِلَيْكَ﴾ "Kitap ehlinden öylesi vardır ki, ona bir kantar emanet etsen onu sana (aynen) öder." Çünkü fasık veya zalim, kafirle aynı kategoride veya aynı türden değildir. Ayrıca bu ayette yasaklanan muvâlat, Müslümanlar dışındaki kafirlere gösterilen muvâlattır. Dolayısıyla, bu konu üzerine bir kıyas yapılamayacağı gibi evleviyet babından da bir delil getirilemez.
Buna göre, Müslümanın; güç sahibi zalim veya fasık bir yönetici karşısında ya da kendisiyle farklı görüşte olan biri karşısında kalbindekinin aksini izhar etmesi olarak adlandırdıkları "takiyye" ortadan kalkar. Bunu yapmak haramdır çünkü bu nifaktır (iki yüzlülüktür) ve nifakın tamamı haramdır. Dahası, zalim yöneticiyi zulmünden dolayı muhasebe etmek bir farzdır; mal, menfaat veya eziyet korkusuyla bu farz terk edilemez ve bu konuda takiyye helal olmaz. Bu durum (zalim yöneticiye takiyye), zalim veya fasık olduklarında imamlara, emirlere ve yöneticilere karşı çıkılmasına ve amellerinden dolayı onların muhasebe edilmesinin gerekliliğine dair gelen sahih hadislerle çelişir. Aynı şekilde, Allah yolunda hiçbir kınayıcının kınamasından korkmadan hakkı haykırma (sed'u bi'l hakk) mecburiyetine de aykırıdır. Bu nedenle zalim, fasık, otorite sahibi fâcir yöneticilere veya farklı görüşte olanlara karşı takiyye yapmak; sahih ayet ve hadislerin nassına aykırıdır. Bu nasslar takiyyenin aksini yapmayı teşvik eder ki bu da takiyyenin haram olduğunu pekiştirir. Takiyye, nifak olmasının yanı sıra bir Müslümanın yapması helal olmayan bir fiildir.
Kardeşiniz Ata bin Halil Ebu’r Raşte
22 Rebiülahir 1438 H. 20/01/2017 M.
Emir'in Facebook sayfasındaki cevap linki
Emir'in Google Plus sayfasındaki cevap linki