(Hizb ut-Tahrir Emiri Alim Ata bin Halil Ebu’r Raşte’nin Facebook Sayfası Takipçilerinin Sorularına Verdiği Cevaplar Serisi)
Allah'ın nusretine güvenene
Soru:
Selamun Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuh... Sizden şu soruma cevap vermenizi rica ediyorum: "İman artar mı ve azalır mı?" Buna bağlı olan şu soruyu da eklemek istiyorum: "İman bir müminle diğeri arasında farklılık gösterir mi?"
Cevap:
Ve Aleykumselam ve Rahmetullahi ve Berakatuh
1- İman; vakıaya mutabık, bir delile dayanan kesin tasdiktir (et-tasdiku'l-câzim). Kesin tasdik; hiçbir şüphe barındırmayan ve içine tereddüt girmeyen kesin kanaat demektir. İmanın lügat anlamı da budur, yani kesin olarak doğrulamaktır. Vakıaya mutabık olması; duyularla algılanan vakıaların onu doğrulaması ve onunla çelişmemesi demektir. Bir tasdiğin kesin ve vakıaya mutabık olabilmesi için, sıhhati kesin olan bir delile dayanması gerekir. Bu delil ya akli bir delildir -ki bu, yaratılanlar üzerinde düşünerek onları yaratan Allah Subhânehu'ya ulaşmak gibi duyularla algılanan vakıalar üzerinde yapılan akli araştırmanın bir sonucudur; ya da indirilen kelamın (Kur'an-ı Kerim) beşer kelamı değil Allah Subhânehu'nun kelamı olduğuna, dolayısıyla onu getiren Muhammed'in Allah'ın Rasulü olduğuna dair yapılan araştırmadır. Ya da nakli bir delildir -ki bu, Allah Subhânehu'nun Kerim Kitabında veya Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in mütevatir hadislerinde O'ndan kesin olarak nakledilen yollarla olur. Gayba, meleklere, daha önce indirilen kitaplara, önceki peygamberlere, ahiret gününe, hayrı ve şerriyle kadere iman böyledir. Allah Subhânehu şöyle buyurmaktadır:
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا آمِنُوا بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ وَالْكِتَابِ الَّذِي نَزَّلَ عَلَى رَسُولِهِ وَالْكِتَابِ الَّذِي أَنْزَلَ مِنْ قَبْلُ وَمَنْ يَكْفُرْ بِاللَّهِ وَمَلَائِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ فَقَدْ ضَلَّ ضَلَالًا بَعِيدًا
"Ey iman edenler! Allah'a, Peygamberine, Peygamberine indirdiği Kitab'a ve daha önce indirdiği Kitaba iman edin. Kim Allah'ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününü inkâr ederse, şüphesiz derin bir sapıklığa düşmüştür." (Nisâ Suresi [4]: 136)
Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Müslim'in Abdullah bin Ömer'den rivayet ettiği hadiste şöyle buyurmuştur: Babam Ömer İbnu'l-Hattâb bana şöyle anlattı: "Bir gün biz Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanındayken, elbiseleri bembeyaz, saçları simsiyah bir adam çıkageldi... Şöyle dedi: 'Ey Muhammed! Bana iman hakkında bilgi ver.' Rasulullah: 'İman; Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe inanmandır; bir de kadere, hayrına ve şerrine inanmandır' buyurdu... Sonra bana dedi ki: 'Ey Ömer, bu soruyu soranın kim olduğunu biliyor musun?' Ben: 'Allah ve Rasulü daha iyi bilir' dedim. Buyurdu ki: 'O Cibril'di, size dininizi öğretmeye geldi.'"
2- İşte iman budur ve bu anlamıyla küfrün zıddıdır. Mümin olmayan kişi kesinlikle kafirdir; yarı mümin yarı kafir diye bir şey yoktur.
Allah Subhânehu, imanı küfür ile karşılaştırarak şöyle buyurmaktadır:
إِنَّ اللَّهَ لَا يَسْتَحْيِي أَنْ يَضْرِبَ مَثَلًا مَا بَعُوضَةً فَمَا فَوْقَهَا فَأَمَّا الَّذِينَ آمَنُوا فَيَعْلَمُونَ أَنَّهُ الْحَقُّ مِنْ رَبِّهِمْ وَأَمَّا الَّذِينَ كَفَرُوا فَيَقُولُونَ مَاذَا أَرَادَ اللَّهُ بِهَذَا مَثَلًا
"Şüphesiz Allah, bir sivrisineği hatta onun da üstünde olanı örnek vermekten çekinmez. İman edenler bunun Rablerinden gelen bir gerçek olduğunu bilirler. İnkâr edenler ise 'Allah bu örnekle ne demek istedi?' derler." (Bakara Suresi [2]: 26)
Ayrıca şöyle buyurur:
إِنَّ الَّذِينَ اشْتَرَوُا الْكُفْرَ بِالْإِيمَانِ لَنْ يَضُرُّوا اللَّهَ شَيْئًا وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ
"İmana karşılık küfrü satın alanlar, Allah'a hiçbir zarar veremezler. Onlar için elem verici bir azap vardır." (Âl-i İmrân Suresi [3]: 177)
Yine şöyle buyurmaktadır:
وَلَكِنِ اخْتَلَفُوا فَمِنْهُمْ مَنْ آمَنَ وَمِنْهُمْ مَنْ كَفَرَ
"Fakat ihtilafa düştüler. Onlardan kimi iman etti, kimi de inkâr etti." (Bakara Suresi [2]: 253)
Ve imanı küfürle karşılaştıran daha birçok ayet mevcuttur.
3- Bahsettiğimiz bu anlamdaki iman (bir delile dayanan, vakıaya mutabık kesin tasdik), artmaz ve azalmaz. Çünkü o "kesin" bir tasdiktir. Kesinlik (cezm) ancak tam olur; %90 oranında olup sonra %95'e veya %100'e çıkan bir iman olamaz. Aynı şekilde %100 olup da sonra %95'e veya %100'e inen bir iman da olamaz. Çünkü bu azalma, kesinliğin olmaması, yani şüphe ve tereddüt demektir; bu durumda ise o iman değil, küfür olur.
4- Resmin netleşmesi için şunu söyleyelim:
Artış ve azalış kelimeleri lügatte müşterek lafızlardandır; bazen genişlik ve hacim olarak niceliksel (haddi) artış ve azalış anlamında, bazen de kuvvet ve zayıflık anlamında kullanılırlar. Hangi anlamın kastedildiğini karineler belirler. "Artış" ve "azalış" kelimeleri "iman" ile birlikte kullanıldığında, buradaki delalet kuvvet ve zayıflık yönündendir. Çünkü kesin tasdik (et-tasdiku'l-câzim) ile niceliksel artış veya azalış bağdaşmaz. Şu ayetler bu minvalde anlaşılır:
الَّذِينَ قَالَ لَهُمُ النَّاسُ إِنَّ النَّاسَ قَدْ جَمَعُوا لَكُمْ فَاخْشَوْهُمْ فَزَادَهُمْ إِيمَانًا وَقَالُوا حَسْبُنَا اللَّهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ
"İnsanlar onlara, 'İnsanlar size karşı ordu topladılar, onlardan korkun' dediklerinde, bu onların imanını artırdı ve 'Allah bize yeter, O ne güzel vekildir' dediler." (Âl-i İmrân Suresi [3]: 173)
إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ الَّذِينَ إِذَا ذُكِرَ اللَّهُ وَجِلَتْ قُلُوبُهُمْ وَإِذَا تُلِيَتْ عَلَيْهِمْ آيَاتُهُ زَادَتْهُمْ إِيمَانًا وَعَلَى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ
"Müminler ancak o kimselerdir ki; Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir, O'nun ayetleri kendilerine okunduğu zaman bu onların imanını artırır ve onlar yalnızca Rablerine tevekkül ederler." (Enfâl Suresi [8]: 2)
وَلَمَّا رَأَى الْمُؤْمِنُونَ الْأَحْزَابَ قَالُوا هَذَا مَا وَعَدَنَا اللَّهُ وَرَسُولُهُ وَصَدَقَ اللَّهُ وَرَسُولُهُ وَمَا زَادَهُمْ إِلَّا إِيمَانًا وَتَسْلِيمًا
"Müminler (düşman) grupları gördüklerinde; 'İşte bu, Allah ve Resulü'nün bize vaat ettiğidir. Allah ve Resulü doğru söylemiştir' dediler. Bu, onların ancak imanını ve teslimiyetini artırdı." (Ahzâb Suresi [33]: 22)
Yani müminlerin imanı, Allah Subhânehu'nun bu ayetlerde açıkladığı hususlar sebebiyle kuvvetlenmiş ve pekişmiştir. Dolayısıyla iman; itaatle, şer’i hükümlere bağlılıkla, Allah korkusuyla ve O'nun yolunda cihatla kuvvetlenir veya zayıflar. Bütün bunlar, açıkladığımız anlamdaki imanın (delile dayanan kesin tasdik) niceliksel bir artış veya azalışa konu olamayacağı içindir; aksi takdirde o "kesin" olmazdı, şüphe ve tereddüde dönüşür ve küfür olurdu.
Şunu da belirtmek gerekir ki; "iman" kelimesi herhangi bir karine olmaksızın kullanıldığında yukarıdaki anlamı ifade eder. Eğer bu anlamın dışında kullanılmışsa karine bunu açıklar. Örneğin:
وَمَا كَانَ اللَّهُ لِيُضِيعَ إِيمَانَكُمْ
"Allah sizin imanınızı boşa çıkaracak değildir." (Bakara Suresi [2]: 143) ayetindeki "imanınız" ifadesi "namazınız" anlamındadır. Çünkü Müslümanların kıblesi değiştirildikten sonra, önceki kıbleye doğru kıldıkları namazların boşa gidip gitmediği endişesi üzerine şu ayet inmiştir:
وَمَا جَعَلْنَا الْقِبْلَةَ الَّتِي كُنْتَ عَلَيْهَا إِلَّا لِنَعْلَمَ مَنْ يَتَّبِعُ الرَّسُولَ مِمَّنْ يَنْقَلِبُ عَلَى عَقِبَيْهِ وَإِنْ كَانَتْ لَكَبِيرَةً إِلَّا عَلَى الَّذِينَ هَدَى اللَّهُ وَمَا كَانَ اللَّهُ لِيُضِيعَ إِيمَانَكُمْ إِنَّ اللَّهَ بِالنَّاسِ لَرَءُوفٌ رَحِيمٌ
"...Senin üzerinde olduğun kıbleyi, sadece Rasul'e uyanı, ökçesi üzerinde geri dönenden ayırt edelim diye kıble yaptık. Bu, Allah'ın hidayet verdiği kimselerden başkasına elbette ağır gelir. Allah sizin imanınızı (namazlarınızı) boşa çıkaracak değildir. Şüphesiz Allah, insanlara karşı çok şefkatli, çok merhametlidir." (Bakara Suresi [2]: 143). Bu ayet, Müslümanlara ilk kıbleye doğru kıldıkları namazların kabul edildiği ve sevabını alacakları konusunda bir tesellidir. Yine örneğin Nesai'nin Ebu Hureyre'den rivayet ettiği Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şu hadisi:
«الْإِيمَانُ بِضْعٌ وَسَبْعُونَ شُعْبَةً، أَفْضَلُلها لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ، وَأَوْضَعُهَا إِمَاطَةُ الْأَذَى عَنِ الطَّرِيقِ»
"İman yetmiş küsur şubedir. En faziletlisi 'La ilahe illallah' sözüdür, en aşağısı ise yoldaki eziyet veren şeyi kaldırmaktır."
Bilindiği üzere yoldaki eziyet veren şeyi kaldırmamak insanı kafir yapmaz. Dolayısıyla buradaki "iman", genel anlamda Allah'a olan itaatler demektir.
Allah Subhânehu'dan kalplerimizi imanla mutmain kılmasını, söz ve eylemlerimizde İslam'ın hükümlerine bağlı kalmamızı ve bizi kendilerine nimet verdiği peygamberler, sıddıklar, şehitler ve salihlerle beraber haşretmesini niyaz ederiz. Onlar ne güzel arkadaştır.
Kardeşiniz Ata bin Halil Ebu’r Raşte
Emir'in Facebook sayfasındaki cevap linki