Home About Articles Ask the Sheikh
Soru & Cevap

Soru-Cevap: Kur’an Mahluk mudur, Değil midir?

January 09, 2023
2663

Hizb-ut Tahrir Emiri Değerli Âlim Ata bin Halil Ebu’r Raşta’nın Facebook Sayfası Takipçilerinin "Fıkhi" Sorularına Verdiği Cevaplar Serisi

Inayat Ur Rahman Noori'ye

Soru:

Assalamualaikum!

I want to ask you that is Quran from the total of (مخلوق) of Allah, and why?

Because Iman Abo_Hanifa said: every thing is Makhlooq without Quran because it's the speech of Allah.

Now, could you explain that. Wassalam!

Esselamu Aleykum,

Kur’an’ın Allah’ın mahluklarından olup olmadığını ve bunun nedenini sormak istiyorum. Çünkü İmam Ebu Hanife: "Kur’an hariç her şey mahluktur, zira o Allah’ın kelamıdır" demektedir.

Bunu açıklayabilir misiniz?

Vesselam!

Cevap:

Ve Aleykumus Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuh,

Kur’an’ın mahluk olup olmadığı konusuna gelince; Kur’an Allah’ın kelamıdır. Allah Sübhanehu ve Teâlâ’nın kelamının mahiyeti ise kavranamaz... Bu nedenle insan aklının, Allah’ın kelamının mahiyeti hakkında, yani mahluk mu yoksa mahluk değil mi olduğu hususunda araştırma yapması mümkün değildir. Bilakis nasta geldiği şekilde buna iman edilir. Dolayısıyla bizler Kur’an’ın Allah’ın kelamı olduğuna iman ederiz ve bu yeterlidir.

Bilmek gerekir ki; Mutezile ve diğerleri gibi geçmişteki İslami fırkaların, duyularla algılanamayan konular üzerine mantık yürüterek yaptıkları bu araştırmalar doğru değildir. Bu araştırmalar, duyularla algılanan şeyler üzerine bina edilmediği için çelişkili sonuçlara yol açmıştır... Biz bunu kitaplarımızda şöyle açıkladık:

1- İslam Şahsiyeti 1. Cilt - Sayfa 58-61 (Word dosyası): "Kelamcıların Metodundaki Hata" bölümü:

"...Örneğin mantıksal olarak şöyle denilir: Kur’an Allah’ın kelamıdır. O, varlıkta birbiri ardınca gelen ve sıralanan harflerden oluşur. Birbiri ardınca gelen ve sıralanan harflerden oluşan her kelam ise hadistir (sonradan olmadır). Sonuç: Kur’an hadistir ve mahluktur (yaratılmıştır)... İşte meselelerin bu şekilde sıralanması, duyuların sahasına girmeyen bir sonuca götürmüştür. Duyuların sahasına girmeyen bir konuyu ise aklın araştırması veya onun hakkında hüküm vermesi mümkün değildir. Bu nedenle böyle bir hüküm, vakıası olmayan varsayımsal bir hükümdür. Kaldı ki bu konu, aklın araştırmaktan menedildiği meselelerdendir. Çünkü Allah’ın sıfatı hakkında araştırma yapmak, O’nun zatı hakkında araştırma yapmaktır. Allah’ın zatı hakkında araştırma yapmak ise hiçbir şekilde caiz değildir.

Aynı mantık yoluyla bu sonucun tam zıddına ulaşmak da mümkündür: 'Kur’an Allah’ın kelamıdır ve O’nun bir sıfatıdır. Allah’ın sıfatı olan her şey ise kadimdir. Sonuç: Kur’an kadimdir ve mahluk değildir'... Böylece tek bir meselede mantık içerisinde çelişki ortaya çıkmıştır. İşte aklî çıkarımların birbirine eklenmesiyle ortaya çıkan pek çok meselede mantıkçı, son derece çelişkili ve garip sonuçlara ulaşır. Duyularla algılananların birbirine eklenmesi (duyusal tecrübeler) ise, eğer meselelerin başında duyuya dayanıyor ve sonuçta da duyuya ulaşıyorsa, o zaman sonuç doğru olur... vs." (Bitti).

2- Aynı kitapta - Sayfa 126 (Word dosyası): "Allah’ın Sıfatları" bölümü:

"İşte bu yüzden, kelamcıların tamamının Allah’ın sıfatları hakkındaki araştırmaları yersizdir ve apaçık bir hatadır. Allah’ın sıfatları tevkifîdir (nassa bağlıdır). Kat'i naslarda bu sıfatlardan ne zikredilmişse, biz de naslarda geçtiği kadarıyla yetinerek zikrederiz. Nasta yer almayan bir sıfatı eklememiz veya bir sıfatı kat'i nasta gelenden farklı şekilde açıklatmamız caiz değildir."

3- Özetle; Kur’an Allah Sübhanehu’nun kelamıdır. Onun mahluk olup olmadığı araştırılmaz. Çünkü sıfatlar hakkında araştırma yapmak, zat hakkında araştırma yapmaktır. Bu ise aklın araştırabileceği bir konu değildir; zira Allah Sübhanehu’nun zatı, aklın üzerinde araştırma yapabileceği şekilde duyularımızın sahasına girmez. Dolayısıyla Allah’ın sıfatlarına, kat'i naslarda geçtiği şekilde, ne bir ekleme ne de bir eksiltme yapmadan, aynen geçtiği gibi iman ederiz. Bunlardan bazıları şunlardır:

هُوَ اللَّهُ الَّذِي لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ هُوَ الرَّحْمَنُ الرَّحِيمُ * هُوَ اللَّهُ الَّذِي لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ الْمَلِكُ الْقُدُّوسُ السَّلَامُ الْمُؤْمِنُ الْمُهَيْمِنُ الْعَزِيزُ الْجَبَّارُ الْمُتَكَبِّرُ سُبْحَانَ اللَّهِ عَمَّا يُشْرِكُونَ* هُوَ اللَّهُ الْخَالِقُ الْبَارِئُ الْمُصَوِّرُ لَهُ الْأَسْمَاءُ الْحُسْنَى يُسَبِّحُ لَهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ

"O, kendisinden başka hiçbir ilah olmayan Allah'tır. Gaybı da, görünen âlemi de bilendir. O, Rahmân'dır, Rahîm'dir. O, kendisinden başka hiçbir ilah olmayan Allah'tır. Egemenliğin mutlak sahibidir (Melik), her türlü noksanlıktan uzaktır (Kuddûs), esenlik verendir (Selâm), güven verendir (Mü'min), gözetip koruyandır (Müheymin), mutlak güç sahibidir (Azîz), dilediğini zorla yaptıran (Cebbâr), büyüklükte eşsiz olandır (Mütekebbir). Allah, onların ortak koştuklarından uzaktır. O, yaratan (Hâlık), yoktan var eden (Bâri), şekil veren (Musavvir) Allah'tır. En güzel isimler O'nundur. Göklerde ve yerde olanlar O'nu tesbih ederler. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir." (Haşr [59]: 22-24) ve diğer kat'i naslar.

Yine Kur’an’ın Allah’ın kelamı olduğuna şu kat'i naslarda olduğu gibi iman ederiz:

وَإِنْ أَحَدٌ مِنَ الْمُشْرِكِينَ اسْتَجَارَكَ فَأَجِرْهُ حَتَّى يَسْمَعَ كَلَامَ اللَّهِ ثُمَّ أَبْلِغْهُ مَأْمَنَهُ ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ قَوْمٌ لَا يَعْلَمُونَ

"Eğer müşriklerden biri senden eman dilerse, Allah'ın kelamını işitip dinleyinceye kadar ona eman ver; sonra onu güven içinde bulunacağı yere ulaştır. Bu, onların bilmeyen bir toplum olmaları nedeniyledir." (Tevbe [9]: 6)

أَمْ يَقُولُونَ افْتَرَى عَلَى اللَّهِ كَذِباً فَإِنْ يَشَأِ اللَّهُ يَخْتِمْ عَلَى قَلْبِكَ وَيَمْحُ اللَّهُ الْبَاطِلَ وَيُحِقُّ الْحَقَّ بِكَلِمَاتِهِ إِنَّهُ عَلِيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ

"Yoksa 'Allah'a karşı yalan uydurdu' mu diyorlar? Allah dilerse senin kalbini mühürler. Allah bâtılı yok eder ve hakkı kelimeleriyle gerçekleştirir. Şüphesiz O, göğüslerin özünü hakkıyla bilendir." (Şûrâ [42]: 24)

لَا تُحَرِّكْ بِهِ لِسَانَكَ لِتَعْجَلَ بِهِ * إِنَّ عَلَيْنَا جَمْعَهُ وَقُرْآنَهُ * فَإِذَا قَرَأْنَاهُ فَاتَّبِعْ قُرْآنَهُ * ثُمَّ إِنَّ عَلَيْنَا بَيَانَهُ

"(Vahyi) çarçabuk almak için dilini kımıldatma. Şüphesiz onu toplamak ve okutmak bize aittir. O halde biz onu okuduğumuz zaman, onun okunuşuna uy. Sonra şüphesiz onu açıklamak da bize aittir." (Kıyâmet [75]: 16-19)

وَاتْلُ مَا أُوحِيَ إِلَيْكَ مِنْ كِتَابِ رَبِّكَ لَا مُبَدِّلَ لِكَلِمَاتِهِ وَلَنْ تَجِدَ مِنْ دُونِهِ مُلْتَحَداً

"Rabbinin kitabından sana vahyedileni oku. O'nun kelimelerini değiştirecek hiçbir kuvvet yoktur. O'ndan başka bir sığınak da bulamazsın." (Kehf [18]: 27)

Bu cevabın yeterli olacağını umuyorum. Allah en iyi bilendir ve hikmet sahibidir.

Kardeşiniz Ata bin Halil Ebu’r Raşta

15 Cemaziye’l-Âhir 1444 H. 08/01/2023 M.

Emir’in (Allah onu korusun) Facebook sayfasındaki cevap linki: Facebook Sayfası

Makaleyi Paylaş

Bu makaleyi ağınızla paylaşın