Home About Articles Ask the Sheikh
Soru & Cevap

Soru-Cevap: Küresel Ekonomide Dolar Hegemonyasının Sona Ermesi İçin "Geri Sayım" Başladı mı?

November 26, 2018
6702

Soru:

Başta Rusya, Çin ve Avrupa Birliği olmak üzere bazı ülkelerden, uluslararası işlemlerde doların yerine başka bir para birimini ikame etme yönünde dikkat çekici girişimler gelmektedir. Öyle ki, bazı ülkelerin yerel para birimleriyle ticaret yapmak üzere anlaşmalar imzaladığı görülmektedir; 31 Ekim 2018'de Rusya'nın Hindistan'a S-400 füzelerini Rus para birimiyle satması, bir ay önce Türkiye ile benzer bir füze anlaşmasının ödemesinde her iki ülkenin yerel para birimlerinin kullanılması konusunda anlaşılması ve Erdoğan'ın Türk Dili Konuşan Ülkeler Zirvesi'ndeki görüşmeleri gibi... Ayrıca Çin, İran'dan yaptığı petrol ithalatının bedelini “Petroyuan” ile ödeyeceğini duyurdu. Çin Merkez Bankası, Japonya'daki mevkidaşı ile 3,4 trilyon Japon Yeni (31 milyar dolar) karşılığında 200 milyar Yuan (29 milyar dolar) tutarında ikili yerel para takas anlaşması imzaladı. Peki, küresel ekonomide dolar hegemonyasının sona ermesi için "geri sayım" başladı mı?

Cevap:

Cevabın netleşmesi için doların küresel ekonomide işgal ettiği konumun gerçekliğinin açıklanması gerekir:

Birincisi: Doların konumu, 1944 yılındaki “Bretton Woods” anlaşmasıyla öne çıkmaya başladı. Amerika, dünya savaşından galip ve zarar görmemiş olarak çıkması nedeniyle bu toplantıda doları ve kendi hegemonyasını dayattı. Böylece, önde gelen on sanayileşmiş ülkenin kendi yerel paraları için ABD dolarına dayalı belirli bir parite belirlemeyi kabul ettiği bir mali sistem onaylandı. Karşılığında Amerika da ABD dolarını altın esasına bağlamayı (bir ons altın 35 dolar) kabul etti. Böylece yabancı merkez bankaları tarafından sunulan dolarların, altına bağlı sabit bir kur üzerinden değiştirilmesi sağlandı. O dönemde dünyadaki altın rezervlerinin üçte ikisinin Amerika'da, kalan üçte birinin ise dünyanın geri kalanında olduğu tahmin ediliyordu. Ancak dış harcamaların etkisiyle ABD ödemeler dengesinin zayıflamaya devam etmesi, ABD altın rezervlerinin zayıflamasına yol açtı; 1961 ile 1970 yılları arasında yaklaşık beş milyar dolara düştü. Amerika'nın altın stokunu korumak için ABD Başkanı Nixon, 1971 yılında doların altına dönüştürülmesini durdurmaya karar vererek doların altına bağlanması sisteminin sona erdiğini ilan etti...

Bundan sonra Nixon yönetimi, bu yeni mali değişikliği 1972-1974 yılları arasında Suudi Arabistan ile yapılan bir dizi anlaşma yoluyla yönetti. Böylece “Petrodolar” denilen olgu ortaya çıktı. Dünyanın en büyük petrol üreticisi olan Suudi Arabistan ile yapılan anlaşmalar gereği petrolün dolar üzerinden fiyatlandırılması ve ülkelerin petrole olan ihtiyacı, yabancı devletlerin dolar biriktirmesi ve kullanması için ikna edici bir neden daha sağladı. Suudi Arabistan ayrıca, petrol gelirlerinden elde edilen milyarlarca doları Amerikan silah üreticileri, altyapı projeleri ve ABD hazine tahvilleri yoluyla geri dönüştürmeyi kabul etti. 1977 yılına gelindiğinde, yurt dışındaki tüm hazine tahvillerinin en az %20'si Suudi Arabistan'ın elindeydi. Petrolün yanına, yine dolar üzerinden fiyatlandırılan altın da eklendiğinde, devletler dolar bulundurmaya can atar hale geldi. Dünya merkez bankalarındaki nakit rezervlerinin dolar cinsinden oranı 2000 yılına kadar %71 civarındaydı; bu oran o yıldan sonra %62'ye düşmüş olsa da, küresel borçların %40'ı halen dolar cinsinden ihraç edilmektedir.

İkincisi: Bugün ABD doları küresel işlemlere hakimdir; bu durum ABD doları için devasa bir yapay pazar oluşturmaktadır ve ABD dolarını kendi başına olan diğer tüm yerel para birimlerinden ayıran özellik budur. Dolar, Amerikan ürünleri veya hizmetleriyle hiçbir ilgisi olmayan, günde 5,4 trilyon dolardan fazla hacme ulaşan sayısız işlemde bir aracı olarak işlev görmeye başlamıştır. Dikkat çekici olan şudur ki; Amerika'nın kendi ticari işlemleri bu oranın yarısından daha az olmasına rağmen, dolar günlük döviz işlemlerinin %84,9'unu temsil etmektedir. Bunun nedeni, Amerika dışındaki ülkelerin ticari işlerinde dolar kullanıyor olmasıdır! Doların ekonomik gücünün bir sonucu olarak Amerika, hedef aldığı ülkeyi ekonomik ve mali olarak cezalandırma gücüne sahip olmakla kalmayıp, diğer ülkeleri de hedef ülkeyle ticaret yapmaktan vazgeçirebilmektedir. Amerika, bu sert önlemi bir dolar ödeme sistemi olan SWIFT (Dünya Bankalararası Finansal Telekomünikasyon Topluluğu) sistemi üzerinden gerçekleştirebilmektedir. Doların küresel rezerv para birimi olması nedeniyle SWIFT sistemi, uluslararası dolar sistemini kolaylaştırmakta ve dünya genelindeki ülkeler işlemlerini bu sistem üzerinden yürüterek tüm ikili işlemlerin dolar bazlı olmasını garanti etmektedir. Örneğin, Rusya ve Çin, işlemler SWIFT üzerinden dolarla yapılmadığı sürece kendi yerel para birimleriyle mal ve hizmet değişimi yapamamaktadır. Amerika bu sistemi ağır ekonomik yaptırımlar uygulamak için kullanabilmektedir. Bu sistem temelinde Amerika, 2014-2015 yılları arasında iki ülke arasındaki ilişkiler bozulduğunda birçok Rus bankasını SWIFT'ten çıkarmıştır. Kasım 2018'de ise ABD, SWIFT'i kullanarak İran'a karşı yeniden ağır yaptırımlar uygulamış ve birçok Avrupalı şirket, Amerika korkusuyla İran ile yaptıkları anlaşmaları yerine getirmeyi reddetmiştir.

Tüm bunlar, daha önce de belirttiğimiz gibi, doların küresel rezerv para birimi olması nedeniyledir: (Geçen yılın sonu itibarıyla dünya genelindeki 146 merkez bankasının rezervlerindeki doların payı, bu bankaların toplam döviz rezervlerinin %64'üne ulaşmıştır. Euro %20 ile ikinci sırada yer alırken, Japon Yeni ve İngiliz Sterlini'nin payı %5'i geçmemiştir. Çin Yuanı'ndan bahsetmiyoruz bile; bu bankalardaki rezervleri 108 milyar doları aşmamış ve %1'in altında bir oran oluşturmuştur... 19.08.2018 www.alquds.co.uk).

Üçüncüsü: Bu gerçeklik karşısında, dünyadaki ağırlığı ve önemi olan devletler doların etkisini sınırlamak için iki ana noktadan hareket etmişlerdir. İlk olarak 1999'da Avrupa çıkışlı bir hamle gelmiş, Euro ortaya çıkmış ve 2002'de dolarla rekabet etmek üzere resmen dolaşıma girmiştir. Bu, Avrupa ülkelerinin ekonomilerinin gücünden ve rekabet etme yeteneklerine olan güvenlerinden kaynaklanıyordu. Rusya ve Çin gibi ikinci grup devletlerin dolar hegemonyasını sınırlama çabaları ise, o dönemde (Euro'nun çıkış zamanında) rekabet edememeleri nedeniyle gecikmiştir. Ancak 2008 mali krizi yaşandığında, dolar stoklarının erimesinden ve değer kaybetmesinden korkarak, dolar hegemonyasını sınırlama konusunda köklü Avrupa ülkelerine katılmışlardır. Çin'in dünya standartlarında bir ekonomiye sahip bir ülkeye dönüşmesiyle birlikte, bu uluslararası çabaların dolar hegemonyası üzerinde somut bir etkisi olmaya başlamıştır.

Böylece 2008 ekonomik krizi, krizin dolar üzerindeki etkisi nedeniyle devletler için dolar konusunu düşünmeye iten bir alarm zili olmuştur. Ancak bu süreci hızlandıran asıl şey, Trump'ın provokasyonları ve yaptırımları olmuştur. Trump yönetiminin izlediği yeni politika, diğer büyük devletlerin küresel ölçekte ABD dolarının hegemonyasını sınırlama eğilimini hızlandırmıştır. Başkan Trump'ın politikası, küstahça bir "America First" (Önce Amerika) sloganıyla somutlaşmıştır. Aslında tüm Amerikan yönetimleri kesinlikle Amerika'nın çıkarı için çalışıyordu; ancak Trump yönetimi, diğer devletlerin çıkarlarını neredeyse hiç tanımama noktasına gelmiştir. Trump, Avrupa'dan kendilerine sağlanan Amerikan askeri koruması karşılığında geriye dönük ödeme talep etmiş, Çin ile bir ticaret savaşı başlatma tehdidinde bulunmuş, Japonya ve Güney Kore'den Kuzey Kore füzelerine karşı koruma için ödeme istemiştir. Başkan Trump İran'a yaptırım uyguladığında, bu yaptırımları İran petrolünü almak için dolar kullanan herkesi kapsayacak şekilde genişletmiştir. Çin şu anda dünyanın en büyük petrol ithalatçısı olduğu için, Trump'ın bu davranışı Çin'i, özellikle de ABD ile bir ticaret savaşı içindeyken, dolar kullanımını durdurma yönünde adımlar atmaya teşvik etmiştir. Bu nedenle, Mart 2018'de Şanghay Vadeli İşlemler Borsası, yabancı yatırımcılara açık olan ilk vadeli kontratlarını başlattı. Ham petrol vadeli işlemi olan bu kontrat, mevcut standartlar olarak kullanılan dolar cinsinden Brent ve WTI kontratlarına rakip olması için Yuan cinsinden fiyatlandırılmıştır.

Dolayısıyla, 2008 yılında Amerika'da patlak veren mali krizin birçok devletin ekonomisine yansıması ve bu krizden zarar görmeleri, ardından Trump'ın korumacı eylemleri, ticaret savaşı ve aldığı mali ve ekonomik politikalar... Tüm bunlar dolar hegemonyasına karşı eğilimlerin ortaya çıkmasını hızlandırmıştır.

Dördüncüsü: Bu nedenle, bu davranışlar bazı devletleri, özellikle de güçlü ve bağımsız olanları kışkırtmıştır. Hatta bazen Amerika'nın yörüngesinde dönen devletleri bile etkilemiştir; ancak asıl etkili hareketler bağımsız devletlerden gelmektedir. Çünkü Amerika'nın yörüngesinde dönen devletlerin etkisi, belirli bir amaç için geçicidir ve sonra durur; çünkü bu devletler yörüngesinde kaldıkları sürece Amerika'ya etkili bir şekilde muhalefet edemezler. Bu devletlerin eylemlerini gözden geçirelim:

1- Bağımsız Devletlerin Eylemleri:

a- Rusya: 2009 yılında Rusya Devlet Başkanı Medvedev, Londra'daki G8 toplantısında doların yerini alacak alternatif bir rezerv para birimi olarak yeni bir "küresel para birimi" önerdi. Çin, Rusya, Hindistan, Türkiye ve diğer petrol üreten ülkeler son zamanlarda "tüm karşılıklı ticari ve yatırım işlemlerini kendi para birimleriyle yapma" konusunda anlaştılar. Ancak tüm bunlara rağmen, altın ve ham petrol fiyatı hala dolar üzerinden belirlenmektedir. Rusya'nın doların yerine diğer ulusal para birimlerini ikame etme ve Rus petrolünün bedelini dolardan başka para birimleriyle alma yönündeki mükerrer duyuruları, 2015 yılında Kırım'ı ve Doğu Ukrayna'yı işgal etmesinin ardından Rusya'ya uygulanan ABD yaptırımlarından kaynaklanmaktadır. Bu aynı zamanda Rusya'nın 2016'daki ABD seçimlerine müdahale ettiği iddiasıyla ilgili soruşturmanın sonuçlarından biridir.

Ardından Amerika Birleşik Devletleri, 2015'ten bu yana Rusya'ya karşı yaptırımlarını istikrarlı bir şekilde artırdı. Kongre yaptırımları kademeli olarak genişletti ve Ağustos 2017'de çıkarılan "Amerika'nın Düşmanlarına Yaptırımlarla Karşı Koyma Yasası"nı kullanarak Rusya'ya daha ağır yaptırımlar getirdi. Bunlar Rusya'ya karşı çok güçlü önlemlerdi ve büyük Rus bankalarının dolarla bağının kesilmesine yol açtı; bunun sonucunda Ruble, dolar karşısında %18 oranında değer kaybetti. Tüm bunlar olurken Rusya, borçlarının %58'inde dolar kullanmakta, yani kredilerinin yaklaşık yarısını dolar cinsinden almaktadır. Bu nedenle Rusya, dolar kullanımını azaltmaya, kendisini mali, ekonomik ve parasal olarak dolardan kurtarmaya çalışmak zorunda kaldığı bir çıkmaza girmiştir. Putin, Duma meclisinde yaptığı bir konuşmada şöyle demiştir: ("Ekonomik egemenliğimizi güçlendirmeliyiz. Borsada petrol ticareti dolarla yapılıyor ve biz doğal olarak bu yükten nasıl kurtulacağımızı düşünüyoruz..." Devamında: "Geçtiğimiz on yıllar boyunca dünya ticareti ve ekonomisi alanında ilan edilen ilkelere bağlı kalınacağını umarak safça davrandık. Şimdi ise Dünya Ticaret Örgütü kurallarının defalarca ihlal edildiğini ve siyasi mülahazalarla 'yaptırım' dedikleri kısıtlamaların getirildiğini görüyoruz"... Dünya el-Vatan 09.05.2018). Sonrasında Rusya, 2008 yılında 223 milyar dolarla zirveye ulaşan elindeki ABD hazine tahvillerini kademeli olarak azaltmaya başladı ve geçen yılın sonunda bu rakam yaklaşık 100 milyar dolara düştü. ABD'nin Rusya'ya yönelik yaptırımlarının etkisiyle, Rusya elindeki tahvillerin çoğunu Nisan ve Mayıs 2018 aylarında elden çıkardı; şu anda Rusya'nın bu tahvillerde sadece 14,5 milyar doları bulunmaktadır...

Buna rağmen Rusya, doların yerine Ruble'yi ikame edemez; çünkü Ruble'ye olan güvenin azlığı, ağırlığı olan devletleri kendi yanına çekmesine yardımcı olmuyor. Bunun nedeni, dünyadaki birçok ülkenin, döviz piyasalarında büyük dalgalanmalar gösteren Ruble'yi satın almak istememesi ve esas olarak dünyanın Rus Rublesi'ne bir rezerv para birimi olarak güvenmemesidir. Bu nedenle Rusya'nın yapabileceği en fazla şey, bazı ülkelere Rus enerjisi alımları için Ruble ile ödeme yapmaları için baskı yapmaktır; ancak Rus para birimi doların yerini alamaz. Putin'in sözcüsü Dmitry Peskov, Financial Times gazetesine verdiği bir mülakatta şöyle demiştir: ("Sadece Doğu'da değil, Avrupa'da da giderek artan sayıda ülke, ABD dolarına olan bağımlılığı nasıl azaltacağını düşünmeye başladı. Ve aniden bunun; a) mümkün olduğunu, b) yapılması gerektiğini ve c) bunu erkenden yaparsanız kendinizi kurtarabileceğinizi fark ettiler. Doları devre dışı bırakmak bir dereceye kadar mümkündür, ancak mesele dolar bölgesinden çıkmak isteyip istemediğiniz değil, sonrasında alternatifin ne olduğudur: Euro mu? Yuan mı? Yoksa Bitcoin mi?" Rusya Merkez Bankası eski başkan yardımcısı Korishchenko ise şunları söyledi: "Bu seçeneklerin her birinin kendi maliyetleri var. Dolarla kalmanın maliyeti ile yeni bir konum bulmanın maliyetini dengelemek zorundayız."... Financial Times, 3 Ekim 2018). Tüm bunlar, Rus yetkililerin kendilerinin bile Ruble'nin dolar yerine küresel bir para birimi olmaya uygun olduğuna güvenmediklerini göstermektedir!

b- Çin: Çin, kendi para birimi Yuan'ı küresel çapta güçlü bir rakip haline getirebilir; ancak küresel siyasi ufku dardır ve bu durum, Amerika ile rekabet ve çatışma açısından küresel ekonomik ufkunun darlığını da etkilemektedir. Bu nedenle, büyük ekonomisine rağmen para birimini ticari işlemlerde ve mali piyasalarda küresel olarak dayatamamıştır. Aksine doları benimsemiş ve son yıllarda 3 ile 4 trilyon dolar arasında değişen devasa miktarlarda dolar biriktirmiştir! Amerikan mali kurumlarından uzaklaşma girişimlerinde bulunarak Rusya, Hindistan, Brezilya ve daha sonra Güney Afrika ile BRICS ekonomik grubunu kurmuştur. BRICS grubunun toplam ekonomik hacmi yaklaşık 15 trilyon dolara ulaşmıştır ki bu, 74 trilyon dolarlık dünya ekonomisinin %20'sine eşittir. Ayrıca, gruba projeler için finansman ve kredi sağlamak üzere Temmuz 2015'te Şanghay'da Dünya Bankası'na alternatif olarak 50 milyar dolar sermaye ile bir kalkınma bankası kurmuş ve bu sermaye sonunda 100 milyar dolara ulaşmıştır. Buna rağmen dolardan vazgeçmemiştir!

Başkan Trump İran'a yaptırım uygulayıp İran petrolünü almak için dolar kullanan herkesi buna dahil ettiğinde ve Çin şu anda dünyanın en büyük petrol ithalatçısı olduğu için, Trump'ın bu davranışı Çin'i dolar kullanımını durdurma yönünde adımlar atmaya teşvik etmiştir. Özellikle de ABD ile ticaret savaşı içindeyken... Bu nedenle, Mart 2018'de Şanghay Vadeli İşlemler Borsası, yabancı yatırımcılara açık ilk vadeli kontratlarını başlattı. Ham petrol vadeli işlemi olan bu kontrat, dolar cinsinden fiyatlandırılan ve mevcut standartlar olarak kullanılan Brent ve WTI kontratlarına rakip olması için Yuan cinsinden fiyatlandırılmıştır. Tüm bunlar doları sarsabilecek önemli işlerdir.

Çin'in doları yerinden etmek veya etkili bir şekilde sarsmak için ciddi çalışmasını sınırlayan şey ise, Amerikan ekonomisi ve doları ile olan aşırı bağlarıdır. ABD-Çin ticaret hacmi yıllık 500 milyar dolarla oldukça büyüktür. Bugün Çin'in elinde 1170 milyar dolarlık ABD hazine tahvili bulunmaktadır (Saixin Çin mali gazetesinin web sitesi, 20.09.2018); bu rakam 2013'te 1300 milyar dolardı. Çin, bu tahvillere dünyada en çok sahip olan ülkedir. Çin'in dolar rezervleri 3 ile 4 trilyon dolar arasındadır. Buna ek olarak, Dünya Ticaret Örgütü verilerine göre Çin, 2016 yılında dünyaya 2,1 trilyon dolar değerinde mal ihraç etmiş ve 1,6 trilyon dolar değerinde ithalat yapmıştır; bu da onu Amerika Birleşik Devletleri'nden sonra dünyanın ikinci büyük ticaret devi yapmaktadır.

Dolayısıyla, hazine tahvillerinin yanı sıra dolarla olan yoğun ticareti, doları sarsma konusundaki ciddi çalışmalarda bir adım ileri, bir adım geri atmasına neden olmaktadır. Amerika'nın Çin'i dolarla yapılan uluslararası ticarete çekmedeki başarısı, Çin'in doların sarsılmaması konusunda endişelenmesine yol açmıştır. Zira doların sarsılmasından küresel olarak en çok zarar görecek olanın kendisi olacağının bilincindedir. Bu da onu, dolar rezervlerini ve tahvillerini korumak adına doların rolünü sınırlama konusunda yavaş ve büyük bir ihtiyatla hareket etmeye itmektedir. Çin'in Rusya ile olan tüm ticareti dolardan uzaklaşsa bile, iki yönlü olarak yıllık 120 milyar dolar tutarındaki bu ticaret hacmi (ArabicChina 23.09.2018), yıllık 20 trilyon doları aşan dünya ticareti ile kıyaslandığında sınırlı kalmaktadır. Bu nedenle Çin, dolar hegemonyasını sınırlama çabasında Rusya'dan daha az cesur ve daha ihtiyatlıdır.

Görünüşe göre Çin, gerek yoğun dolar stoku gerekse ABD hazine tahvilleri vb. açılardan dolarla işlem yapmanın zararını fark etmiştir. Bu yüzden dünyanın en çok altın alan ülkesi haline gelmiş ve altın stoku 2008'de 600 ton iken 2018'de 1842 tona yükselmiştir. Bu durum, 2014 yılında zirveye ulaşarak 4 trilyon dolara yaklaşan dolar rezervlerindeki büyük düşüşü açıklamaktadır (Trading Economics sitesi). Çin'in sadece 2015 yılında 700 tondan fazla altın satın aldığı unutulmamalıdır. ABD hazine tahvillerine gelince; Çin, 2008 mali krizinden sonra satışa yönelmiş ve bu krizden sonraki iki yıl içinde elindeki tahvillerin değeri düşmüştür. Ancak Amerika'nın, o dönemde Çin'den Amerika'ya ihraç edilen çocuk oyuncaklarının güvenliği meselesinde ortaya çıkan Çin ticaretini engelleme tehdidi, Çin'i daha fazla tahvil bulundurmaya geri döndürmüştür. Bu durum 2013'te zirveye ulaşana kadar devam etmiş, ancak Çin, Trump yönetiminin ticari tehditleri üzerine tekrar satışa dönerek çatışmacı olmayan bir şekilde elindeki tahvilleri azaltmaya başlamıştır. Ardından, ticaretinde doların rolünü azaltmak için ihtiyatlı bir yol aramaya başlamış; Rusya, Japonya ve diğer ülkelerle yerel para birimleriyle ticaret yapmak üzere anlaşmalar imzalamıştır. Aynı şekilde, altınla desteklenen Yuan cinsinden fiyatlandırılan Şanghay Petrol Ticaret Borsası'nı kurmuştur. Bu borsa, kuruluşunun ilk altı ayında küresel petrol ticaretinin %10'unu ele geçirmiştir. Ayrıca, Çin Yuanı; ABD doları, Euro, Japon Yeni ve İngiliz Sterlini ile birlikte SDR (Özel Çekme Hakları) döviz sepetine dahil olmuştur. (IMF, 1 Ekim 2016'dan itibaren Çin Yuanı'nı SDR'yi oluşturan para sepetine eklemiştir. 30.09.2016 https://www.imf.org)

Tüm bunlara rağmen, Çin'in dolar ve tahvil stoklarının yoğunluğu vb. nedenler, doları yerinden etme yönündeki eylemlerini etkili kılmaz. Bu nedenle Yuan, doların %40'lık payına kıyasla uluslararası ödemelerin sadece %1,7'sini temsil etmektedir.

c- Avrupa Birliği:

1999 yılında Euro ortaya çıkmış, bankacılık işlemlerinde kullanılmaya başlanmış ve 2002 yılından itibaren Avrupa Birliği'ndeki belirli ülkelerin yerel para birimlerinin yerini almıştır. Dolarla rekabet etmeye başlamıştır, zira arkasında Almanya ve Fransa gibi küresel olarak güçlü ekonomik devletler ve onları takip eden diğer sanayileşmiş ve zengin ülkeler bulunmaktadır. Böylece Euro, küresel olarak güçlü bir para birimi haline gelmiş ve arkasında Amerika ile rekabet edebilecek küresel bir siyasi etkiye sahip toplu bir güç oluşmuştur. Müstakil ve güçlü bir ordu kurma imkanlarına sahiptir ve bunun için çaba göstermektedir. Euro, uluslararası merkez bankalarında %20-23 oranında bir rezerv olarak yer almaktadır. Ancak Euro'nun dünya ekonomisine hakim olmasını engelleyen temel faktörlerden biri, Avrupa'nın Amerika karşısındaki siyasi, askeri ve ekonomik nüfuzunun zayıflığıdır. Avrupa Birliği'nin kendisi hala varlığını savunma halindedir; zira bu varlığa yönelik azımsanmayacak tehditler bulunmaktadır. İngiltere'nin birlikten çıkışı bir güven sarsıntısı olarak kabul edilmiş, aynı şekilde üye ülkelerde birlikten ayrılmayı talep eden ırkçı ayrılıkçı hareketlerin yükselişi birliğe olan güveni sarsmıştır... Buna ek olarak, siyasi karar birliğinin olmaması gibi tüm bu faktörler Euro para birimine ve ona olan güvene yansımaktadır.

2- Rusya, Çin ve Avrupa ile Anlaşarak Amerika'nın Yörüngesinde Dönen Devletler:

  • Türkiye, İran, Hindistan ve Japonya:
  • İran Merkez Bankası Başkanı Abdunnasır Hemmati, Rusya ve Türkiye temsilcileriyle yapılan toplantıda (Dolar yerine yerel para birimlerini kullanarak ticaret yapma konusunun görüşüldüğünü... Tehran Times 09.09.2018) duyurdu.

  • Anadolu Ajansı'nın haberine göre Türkiye, Rusya ve İran, aralarındaki ticari mübadelelerde ABD doları yerine kendi yerel para birimlerini kullanmayı kabul ettiler. Devlet tarafından işletilen ajans, İran Merkez Bankası Başkanı Abdunnasır Hemmati'nin Tahran'da (Ticari işlemlerin belirlenen döviz kurları üzerinden yürütüleceğini... 09.09.2018 https://ahvalnews.com/ar) söylediğini aktardı.

  • Ekim 2018'de Çin ve Japonya, Japonya için en büyük anlaşma olan 30 milyar dolarlık bir para takası (swap) anlaşmasını kabul ettiler.

  • Rusya Başbakan Yardımcısı Yuri Borisov, 31.10.2018 tarihinde ("Hindistan'a S-400 füze sistemi tedarik sözleşmesinin Rus para birimi 'Ruble' kullanılarak yapılacağını..." AŞA 31.10.2018) duyurdu.

Çin ve Rusya'nın yerel para birimleriyle işlem yapma politikasına çekmeye çalıştığı bu devletler, hala Amerika'nın yörüngesinde dönmekte veya onun ajanı konumundadırlar. Yani siyasi olarak Amerika'ya bağlıdırlar ve dolardan vazgeçme veya onu nakit rezervi yapmaktan vazgeçme konusunda kararlı değildirler. Ekonomik bağımsızlık kararı, Çin ve Rusya gibi siyasi bağımsızlıkla paralel olmalıdır. Bu devletler Rusya ve Çin ile yerel para birimiyle işlem yapmayı görüşmeyi kabul etmiş olsalar da, Amerika'nın baskısı nedeniyle geçici bir durum olarak buna mecbur kalmışlardır; bu durum ortadan kalktığında işler eski haline döner:

Türkiye'de, Başkan Trump Türk çeliğine yaptırım uyguladığından ve Amerika Türk parasına saldırdığından beri Erdoğan, iç tüketime yönelik olarak doları eleştirmeye başladı. Türkiye'nin 400 milyar doları aşan toplam borcu dolar üzerinden tahsil ediliyor. Bu demektir ki, parası dolar karşısında her değer kaybettiğinde, borcun ödenmesi için daha fazla Lira gerekmekte, dolayısıyla fiyatlar artmakta ve insanlar yorulmaktadır; Erdoğan ise her zamanki gibi ateşli nutuklar atmaktadır!... Erdoğan'ın 3 Eylül'de Kırgızistan'daki Ruh Ordo Kültür Merkezi'nde yapılan Türk Konseyi 6. Zirvesi'ndeki, "ABD doları yerine kendi para birimimizle ticareti öneriyoruz" şeklindeki açıklamasının ise hiçbir gerçekliği yoktur ve gerçeğe dönüşmekten çok uzaktır. Çünkü Türkiye esas olarak Avrupa Birliği ile ticaret yapmaktadır! Buna rağmen Türkiye dolarla ticaret yapmakta, dolarla borçlanmakta ve yabancı para rezervlerinin çoğunu dolar olarak tutmaktadır. Aynı şekilde ithal edilen petrol, doğal gaz ve hammaddelerin tamamı dolarla alınmaktadır... Rahip Brunson'ı serbest bıraktıktan sonra Amerika yaptırımları kaldırdığında Türkiye'nin eski haline döndüğünü ve yerel para birimleriyle işlemlere öncelik verme konusundaki eski heyecanının kalmadığını gördük... Orta Asya'daki Türkçe konuşan devletlere gelince; onlar Rus siyasetine tabidirler ve Türkiye'nin onlarla olan ticareti yerel para birimleriyle yapılsa bile, Orta Asya ülkelerinin ekonomilerinin marjinal olması nedeniyle dünya ticaretinde etkili rakamlara ulaşamaz.

İran'a gelince; Amerika, yıllardır uygulanan ağır mali yaptırımlar gereği İran'ın Amerikan bankacılık sisteminden çıkarılmasıyla dolarla işlem yapmasını yasaklamıştır... Ancak 2015'te yaptırımların kaldırılmasından sonra petrolünü dolarla satmış; Airbus ve Fransız Total gibi Avrupalı şirketler de dahil olmak üzere uluslararası şirketlerle münhasıran dolar üzerinden büyük sözleşmeler imzalamıştır, sanki hiçbir şey olmamış gibi! Dolayısıyla yaptırımlar ve bunların kaldırılması İran'ın davranışlarını geçici olarak etkilemektedir. İran'ı SWIFT dolar sistemine sokan veya çıkaran Amerika'dır. Amerika İran'a yönelik düşmanca açıklamalarını artırıp kapısını dolara kapattığında, İran'ın cevabı dolardan başka bir birimle işlem yapacağını beyan etmek olmaktadır.

Hindistan'a gelince; eskiden beri Rus silahı ithal etmektedir ve Amerika buna engel olmamıştır. Hindistan, Amerika nezdinde imtiyaza sahiptir çünkü Amerika, Hindistan'ın Asya'da artan Çin nüfuzuna karşı koyacak önemli bir güç olmasını istemektedir. Hindistan bunun farkındadır ve bu nedenle doları Ruble veya Yuan ile küresel bir para birimi olarak değiştirmeye çalışması beklenmez.

Japonya'ya gelince; Amerika ile olan bağı açıklamaya bile gerek duymaz. Rusya ile olan işlemi hiçbir şekilde doların aleyhine olduğu veya dolar yerine Ruble'yi kabul ettiği anlamına gelmez.

Özetle: Doları konumundan etme konusunda etkili olabileceği düşünülen devletler Rusya, Çin ve Avrupa Birliği'dir. Ancak her birinin, yer yer belirttiğimiz gibi hareketlerini zayıflatan faktörleri vardır. Eğer bu faktörlerden kurtulurlarsa doların yerini sarsabilirler. Bu konuda ciddi çalışmazlarsa, "zayıf dolar" denilen durum onları şaşırtacak ve o zaman dolar rezervlerinden oluşan servetlerinin rüzgarda savrulduğunu göreceklerdir. Zira Amerika büyük bir borç yükü altındadır; Amerikan Washington Examiner dergisi 01.10.2018'de şunu belirtmiştir: (Borçları takip eden bir hükümet sitesine göre, ABD hükümet borcu 30 Eylül 2018'de sona eren mali yıl içinde 1,2 trilyon dolardan fazla artmıştır. ABD ulusal borcu 2017 mali yılı sonunda 20,25 trilyon dolar iken, 2018 mali yılı sonunda 21,52 trilyon dolara ulaşmıştır...).

Onlarca yıl boyunca biriken Amerikan borçları ülkeyi mali bir çıkmaza sokmuştur. 2008 krizinden sonra bu birikim hızlanarak 8 trilyon dolardan bugün 21 trilyon dolara fırladığında, Amerikan mali çıkmazı şiddetli hale gelmiştir. Bolton'ın ulusal güvenlik için tehlike olarak adlandırdığı bu durum, uzun vadeli değil, kısa ve orta vadeli hızlı çözümlere ihtiyaç duymaktadır... Bu gerçek karşısında Amerika'nın finansmanını sağlamak için elinde kalan alan, daha fazla likidite pompalamak (dolar basmak) tır. Borçlarını ödemek şöyle dursun, devleti finanse etmeye yetecek miktarlarda likidite pompalamak, doların çöküşüne veya ABD Hazine Bakanı'nın "zayıf dolar" dediği şeye yol açacaktır. Bu da ticaretinde dolar kullanan, döviz rezervi ve elinde ABD hazine tahvili bulunduran dünya ülkelerinin, doların zayıflatıldığı oranda servetlerinin bir kısmını kaybetmesi, yani bu ülkeler için ağır bir darbe anlamına gelmektedir!

Her halükarda mevcut gerçeklik, bu devletlerin dolar yerine küresel bir para birimi benimsemesine imkan vermemektedir. Ancak Rusya ve Çin'in yerel para birimleriyle işlem yapma girişimlerinin ve diğer devletlerle yerel para birimleri üzerinden sözleşmeler yapmalarının, kararlılıkla ve gevşemeden devam etmesi halinde dolar hegemonyasını kırmada bir etkisi olacağı söylenebilir. Çin'in yanındaki Avrupa hamlesinin etkisi ise daha büyüktür. Altın alımına olan talep bunu güçlendirecektir, ancak altın merkez bankalarında bir meta olarak kaldığı sürece, devletler dolara ihtiyaç duyduklarında onu satıp dolar elde ettikleri veya devletin kağıt parasını desteklemek için döviz elde etmelerini sağlayan bir rezerv olduğu sürece sorunu çözmez. Altın ve gümüş bizzat para birimi olmadıkça sorun çözülmeyecektir. Eğer kağıt para basılacaksa, bunun karşılığında altın veya gümüş bulunmalıdır; bankalarda "döviz" denilen şeyi satın almak için bir meta olmamalıdır. Yani her devletteki merkez bankası parayı altın ve gümüş üzerinden ihraç eder. Üzerinde altın ve gümüş değeri yazan bir kağıt para basılmasında sakınca yoktur; bu parayı elinde bulunduran kişi dilediği zaman bankaya gidip karşılığını altın veya gümüş olarak alabilmelidir. Yani bu kağıt, altın ve gümüşün yerine geçen bir para olarak işlem görür ve üzerindeki yazılı değer kadar altın ve gümüşle bozdurulur. Böylece hegemonya altın ve gümüşte olur... O zaman hiçbir devlet, hiçbir değeri olmayan kağıt parçalarıyla başkalarının zenginliklerini yağmalayamaz, çabalarını sömüremez, savaş makinesini çalıştıramaz ve saldırgan savaşlarını yürütemez. Şu anda gördüğümüz gibi, hiçbir devlet bunu yapmaya güç yetiremez; ancak bunu sadece Hilafet Devleti gerçekleştirebilir. Çünkü bu, Allah'ın emrettiği şer'i bir hükümdür. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem devletinde bunu bizzat uygulamış, Hulefa-i Raşidin ve onlardan sonra gelen halifeler, Hilafet Devleti hicri 1342, miladi 1924 yılında yıkılana kadar onun yolunu takip etmişlerdir. Ondan sonra ise batıl hakim olmuştur... Sahipleri için yağmalamaktan, insanların mallarını haksız yere yemekten, mal biriktirip milyarlarca saymaktan başka bir şey ifade etmeyen kapitalist nizam dünyaya hakim olmuştur. Bu, beşeri ve zalim bir hükümdür. İnsanların imkanlarıyla oynamanın, zenginliklerini yağmalamanın ve paralarını bizzat hiçbir değeri olmayan kağıtlar uğruna kaybetmenin yanı sıra, bu nizamdan ne kadar yıkıcı mali ve ekonomik krizlerin doğduğunu görüyoruz! Bu batıl mebdenin yıkılması; Allah'ın, mümin, çalışan ve salih kullarına vaat ettiği devletinde tecessüm eden hak ve adalet mebdesi olan İslam mebdesinin hakimiyeti için çalışılması kaçınılmazdır:

وَعْدَ اللَّهِ لَا يُخْلِفُ اللَّهُ وَعْدَهُ وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ

"Allah (bunu) vaat etmiştir. Allah vaadinden caymaz; fakat insanların çoğu bilmezler." (Rum 6)

Dünya, Allah'ın şeriatıyla hükmedilmediği sürece mali ve ekonomik sıkıntı içinde kalmaya devam edecektir. Allah Subhanehu doğru söylemiştir:

وَمَنْ أَعْرَضَ عَنْ ذِكْرِي فَإِنَّ لَهُ مَعِيشَةً ضَنْكاً

"Her kim de benim zikrimden (Kur’an’dan) yüz çevirirse, mutlaka ona dar bir geçim vardır." (Taha 124)

18 Rebiulevvel 1440 H. 26.11.2018 M.

Makaleyi Paylaş

Bu makaleyi ağınızla paylaşın