Home About Articles Ask the Sheikh
Soru & Cevap

Soru-Cevap: Sultanın Müslümanlara Vergi Koyması Caiz midir?

May 19, 2016
10955

(Hizb-ut Tahrir Emiri Alim Atâ b. Halil Ebû’r-Raşta’nın Facebook sayfasındaki takipçilerinden gelen sorulara verdiği cevaplar serisi - Fıkhi)

Soru-Cevap

Halid Âl-i Yasin’e

Soru:

Selamünaleyküm ve Rahmetullahi ve Berakâtuh. Allah ömrünüzü bereketli kılsın, cevaplamanızı temenni ettiğim bir sorum var...

Bilindiği üzere İslam'da "vergiler" haramdır. Peki, bugün artık "tevzif - uşur - haraç" gibi gelirlerin bulunmadığı bir ortamda, İslam devleti bütçe açığını nasıl kapatabilir?

Cevap:

Ve Aleykümselam ve Rahmetullahi ve Berakâtuh,

Anlaşılan o ki soru konusu hakkında sende bir karışıklık var. "Vergiler İslam'da haramdır" diyorsun; bu genel olarak doğrudur ancak belirli durumlarda özelleşmiştir. Ayrıca "Bugün uşur veya haraç yoktur" diyorsun; oysa Müslümanların toprakları ya öşri ya da haraci arazidir ve bunlar mevcuttur. Bu arada "tevzif, uşur ve haraç" kelimelerini zikretmişsin; burada "tevzif" kelimesinin bu bağlamda bir yeri yoktur...

Her halükârda, konuyu hiçbir kapalılık ve belirsizlik kalmayacak şekilde sana detaylandıracağım inşaAllah:

1- Şeriat, sultanın kendi isteğine göre çıkardığı bir emirle Müslümanlara vergi yüklemesini yasaklamıştır. Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur:

لَا يَدْخُلُ الْجَنَّةَ صَاحِبُ مَكْسٍ

"Vergi toplayan (meks sahibi) cennete giremez." (Ahmed rivayet etti, ez-Zeyn ve el-Hâkim sahih dedi). Meks, ülke sınırlarında tüccarlardan alınan vergidir. Ancak bu yasak tüm vergileri kapsar, zira Resulullah ﷺ Ebû Bekre yoluyla gelen müttefukun aleyh bir hadiste şöyle buyurmuştur:

إِنَّ دِمَاءَكُمْ وَأَمْوَالَكُمْ وَأَعْرَاضَكُمْ عَلَيْكُمْ حَرَامٌ كَحُرْمَةِ يَوْمِكُمْ هَذَا فِي بَلَدِكُمْ هَذَا فِي شَهْرِكُمْ هَذَا...

"Şüphesiz ki kanlarınız, mallarınız ve ırzlarınız; şu beldenizde, şu ayınızda ve şu gününüzün haramlığı (dokunulmazlığı) gibi birbirinize haramdır..." (Buhari ve Müslim). Bu ifade, diğer insanlar gibi Halife’yi de kapsayan genel bir ifadedir. Dolayısıyla Halife’nin harcama yapmak için vergi koyması caiz değildir, harcamaları Beytülmal’den yapması gerekir.

2- Fakat Şeriatın, vergilerin yasaklığına dair genel hükümden istisna tuttuğu durumlar vardır. Bu konularda, harcamanın sadece Beytülmal’in değil, aynı zamanda Müslümanların da sorumluluğunda olduğunu gösteren şer’i nasslar varid olmuştur. Dolayısıyla, eğer Beytülmal’de bulunan miktar bu harcamaları karşılamaya yetmezse, harcama yükümlülüğü Beytülmal’den Müslümanlara geçer. Bu durumda, sadece o durumlar için vacip olan harcama miktarı kadar, fazlası olmaksızın zenginlere vergi konulur ve bu paralar konuluş amacına uygun yerlere sarf edilir. Bu durumlarda vergi, sultanın keyfine veya arzusuna göre değil, Allah’ın emrine binaen konulur; sultan burada sadece Allah Subhânehu’nun emrettiği şeyi uygular. Buna binaen, Şeriatın hem Beytülmal hem de Müslümanlar üzerine vacip kıldığı hususlar Beytülmal’den karşılanır. Eğer Beytülmal’de mal yoksa, bitmişse veya harcamaları karşılamaya yetmiyorsa; Halife, şer’i hükümlere göre sadece bu harcamalar miktarında zenginlere vergi koyabilir. Bu durumda vergi haram olmaz.

3- Yukarıdakilerden yola çıkarak, bir harcama için vergi koymanın caiz olması için şu şartların gerçekleşmesi gerektiği anlaşılır:

  • Beytülmal’de bu harcamayı karşılayacak yeterli malın bulunmaması...
  • Bu harcamanın hem Beytülmal’e hem de Müslümanlara vacip olduğuna dair şer’i bir nassın bulunması...
  • Konulan verginin, o durum için vacip olan harcama miktarından fazla olmaması...
  • Verginin sadece, asli ve örfe göre lüks (kemali) ihtiyaçlarından fazlasına sahip olan zenginlere konulması...

4- İslam'da vergi, sadece yukarıdaki şartlara uygun olarak, yani Şeriatın o harcamayı sadece Beytülmal’in değil aynı zamanda Müslümanların da üzerine vacip kıldığı durumlarda konulur:

  • Örneğin fakirlerin geçimi; eğer Beytülmal fakirlerin ihtiyaçlarını karşılamaya yetmiyorsa, sadece bu ihtiyaç kadar fazlası olmaksızın zenginlere vergi konulur. Çünkü fakirlere bakmak sadece Beytülmal’in değil, aynı zamanda Müslümanların da üzerine vaciptir. Hâkim, Müstedrek’te Hz. Aişe (r.anha)’dan Resulullah ﷺ’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

لَيْسَ بِالْمُؤْمِنِ الَّذِي يَبِيتُ شَبْعَانًا وَجَارُهُ جَائِعٌ إِلَى جَنْبِهِ

"Yanı başındaki komşusu açken kendisi tok sabahlayan kimse (gerçek manada) mümin değildir." Taberâni’nin el-Mu’cemu’l-Kebîr’de Enes b. Malik (r.a)’dan rivayet ettiği bir lafızda ise Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur:

مَا آمَنَ بِي مَنْ بَاتَ شَبْعَانًا وَجَارُهُ جَائِعٌ إِلَى جَنْبِهِ وَهُوَ يَعْلَمُ بِهِ

"Yanı başındaki komşusunun aç olduğunu bildiği halde kendisi tok sabahlayan kimse bana iman etmemiştir." Hâkim’in Müstedrek’te İbn Ömer’den rivayetine göre ise Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur:

وَأَيُّمَا أَهْلِ عَرْصَةٍ أَصْبَحَ فِيهِمُ امْرُؤٌ جَائِعًا، فَقَدْ بَرِئَتْ مِنْهُمْ ذِمَّةُ اللَّهِ

"Hangi mahalle halkı içinde bir kişi aç olarak sabahlarsa, Allah'ın koruması onlardan uzaklaşmıştır."

  • Örneğin Cihad harcamaları; eğer Beytülmal cihadın ihtiyaçlarını karşılamaya yetmiyorsa, zenginlere bu miktar kadar vergi konulur. Çünkü cihad harcamaları sadece Beytülmal’in değil, Müslümanların da üzerine vaciptir. Allah Subhânehu şöyle buyurur:

وَجَاهِدُوا بِأَمْوَالِكُمْ وَأَنْفُسِكُمْ فِي سَبِيلِ اللَّهِ ذَلِكُمْ خَيْرٌ لَكُمْ إِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ

"Allah yolunda mallarınızla ve canlarınızla cihad edin. Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır." (Tevbe [9]: 41). Bu konuda başka deliller de mevcuttur.

  • Örneğin askerlerin maaşları (erzakları); eğer Beytülmal askerlerin maaşlarını karşılamaya yetmiyorsa, zenginlere bu miktar kadar vergi konulur. Çünkü bu harcama da hem Beytülmal’in hem de Müslümanların üzerine vaciptir. Ahmed, Müsned’inde Abdullah b. Amr’dan Resulullah ﷺ’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

لِلْغَازِي أَجْرُهُ، وَلِلْجَاعِلِ أَجْرُهُ وَأَجْرُ الْغَازِي

"Gazinin ecri kendisinedir. Gaziyi donatanın ecri ise hem kendisine hem de gaziye aittir."

  • Örneğin bir şehirde başka bir hastane bulunmaması ve hastane yokluğunun insanlara zarar vermesi durumunda bir hastane inşası; eğer Beytülmal’de yeterli para yoksa, sadece inşaat bedeli kadar zenginlere vergi konulur. Çünkü yokluğu zarar doğuran zaruri bir hastanenin inşası sadece Beytülmal’e değil, Müslümanlara da vaciptir. Zira zararı menetmek genel bir hükümdür: Hâkim, Müstedrek’te (ve isnadı sahihtir diyerek) Ebû Saîd el-Hudrî (r.a)’dan Resulullah ﷺ’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

لَا ضَرَرَ وَلَا ضِرَارَ، مَنْ ضَارَّ ضَارَّهُ اللَّهُ، وَمَنْ شَاقَّ شَاقَّ اللَّهُ عَلَيْهِ

"Zarar vermek ve zarara zararla karşılık vermek yoktur. Kim başkasına zarar verirse Allah da ona zarar verir. Kim başkasına meşakkat çıkarırsa Allah da ona meşakkat çıkarır."

  • Örneğin kıtlık, sel veya deprem gibi halkın başına gelen acil afetler; eğer Beytülmal bu acil masrafları karşılamaya yetmiyorsa, zenginlere ihtiyaç kadar vergi konulur. Çünkü bu durumlarda yardım etmek sadece Beytülmal’in değil, Müslümanların da üzerine vaciptir. Ebû Dâvûd, Sünen’inde İbn Huceyr el-Adevî’den, o da Ömer b. el-Hattâb’dan (r.a) naklen Nebi ﷺ’in bu kıssada şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

وَتُغِيثُوا الْمَلْهُوفَ وَتَهْدُوا الضَّالَّ

"...Darda kalana yardım edesiniz ve yolunu şaşırana yol gösteresiniz." Ayrıca yukarıda zikrettiğimiz açlık/kıtlık ile ilgili deliller de buraya tatbik edilir.

5- Sadece Beytülmal’e vacip olan ancak Müslümanlara vacip olmayan harcamalara gelince; bunlar sadece Beytülmal’de yeterli mal varsa yapılır. Eğer mal yoksa bunlar için vergi konulmaz, Beytülmal’e mal gelene kadar beklenir. Müslümanların bir maslahatı olup da yokluğundan bir zarar görmeyecekleri durumlar buna örnektir: Alternatifi varken ikinci bir yol açmak veya mevcut olanın yeterli olduğu durumda ikinci bir hastane açmak gibi. Yine yapılmaması ümmete bir zarar vermeyecek üretim projeleri; nikel veya sürme çıkarma fabrikası kurmak ya da ticari gemi inşa tersanesi kurmak gibi... Bu ve benzeri işler için sadece yeterli mal varsa harcama yapılır.

6- Vergilerin sadece zenginlere konulması hususu ise şundandır: Vergiler, ancak kişinin asli ve örfe uygun lüks ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra elinde kalan fazlalıktan alınır. Kimin elinde bu ihtiyaçlardan fazla bir mal varsa ondan vergi alınır; kimin elinde bir fazlalık yoksa ondan hiçbir şey alınmaz. Zira Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur:

خَيْرُ الصَّدَقَةِ مَا كَانَ عَنْ ظَهْرِ غِنَى

"Sadakanın en hayırlısı, zenginlikten (ihtiyaç fazlası maldan) verilendir." (Buhari, Ebû Hüreyre yoluyla rivayet etmiştir). Zenginlik (gınâ), insanın kendi ihtiyaçlarını karşılamaya yettiği miktarın ötesindekidir. Müslim’in Cabir’den rivayetine göre Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur:

ابْدَأْ بِنَفْسِكَ فَتَصَدَّقْ عَلَيْهَا، فَإِنْ فَضَلَ شَيْءٌ فَلأَهْلِكَ، فَإِنْ فَضَلَ عَنْ أَهْلِكَ شَيْءٌ فَلِذِي قَرَابَتِكَ، فَإِنْ فَضَلَ عن ذِي قَرَابَتِكَ شَيْءٌ فَهَكَذَا وَهَكَذَا

"Harcamaya kendinden başla ve kendine sadaka ver (ihtiyacını gör). Eğer bir şey artarsa ailene, ailenden bir şey artarsa akrabalarına, akrabalarından da bir şey artarsa şuna ve şuna ver..." diyerek önünü, sağını ve solunu işaret etmiştir. Resulullah ﷺ, kişinin başkalarına harcama yapmasını (sadaka/vergi) kendi ihtiyaçlarından sonraya bırakmıştır. Vergi de bu harcama ve sadaka gibidir. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurur:

وَيَسْأَلُونَكَ مَاذَا يُنفِقُونَ قُلِ الْعَفْو

"Sana neyi infak edeceklerini soruyorlar. De ki: İhtiyaçtan artanı (el-afv)." (Bakara [2]: 219). Yani harcanmasında zorluk olmayan, ihtiyaç fazlası olan maldır. Dolayısıyla vergi sadece ihtiyaç fazlası maldan, yani sadece zenginlerden alınır; fakirlerden vergi alınmaz. Zenginler ise Zekât dairesi tarafından bilinmektedir.

7- Vergilerin sadece ihtiyaç ve yeterlilik miktarınca konulması hususu ise şundandır: Şer’i nasslar, belirli sınıfların ihtiyaçlarını karşılamak için vergi alınmasına izin vermiştir. Bir kimsenin malının rızası olmadan alınması yasağından istisna edilen budur. Bu nedenle nasslarda belirtilen sınırda durulması gerekir, aksi takdirde zulüm olur. Bir kimsenin malı ancak kendi gönül rızasıyla alınabilir; nassların ihtiyaç ve yeterlilik miktarınca vergi konulmasına izin verdiği belirli durumlar ise bundan istisnadır.

8- Yukarıdakilerden de anlaşılacağı üzere, Hilafet Devleti'nin "bütçesinde" "daimi veya yarı daimi" bir açık olacağı varsayımı yersizdir. İslam doğru bir şekilde uygulandığında, gelirlerin giderleri karşılayamaması durumu (bütçe açığı) asıl olan duruma aykırıdır. Bunun iki önemli sebebi vardır:

a- Şer’i hükümler, devletin malları nasıl toplayacağını ve nasıl harcayacağını detaylıca açıklamış, bunu insanların içtihadına ve takdirine bırakmamıştır. Bazı hususlardaki harcamaları, Beytülmal’de mal olup olmamasına bağlamamıştır; zira bu harcamalar hem Beytülmal’e hem de Müslümanlara vaciptir. Yukarıda, Beytülmal’de mal olsa da olmasa da harcama yapılması gereken durumları açıkladık... Beytülmal’de para yoksa bunlar için vergi konulur.

Yalnızca Beytülmal’e vacip olan (Müslümanlara vacip olmayan) harcamalar ise ancak Beytülmal’de yeterli mal varsa yapılır, bunlar için vergi konulmaz.

b- Beytülmal’in daimi gelirleri şunlardır: Fey, ganimetler, enfal, haraç, cizye... Ayrıca her türlü kamu mülkiyeti gelirleri, devlet mülkiyeti gelirleri, uşur (öşür), rikâzın beşte biri (humus), madenler ve zekât malları... Aslolan, Beytülmal’in daimi gelirlerinin, malın varlığı veya yokluğu durumunda harcanması vacip olan kalemleri karşılamaya yetmesidir. Bu nedenle, bu harcamaları karşılamak için mali bir açığın oluşması ihtimali oldukça düşüktür.

Bu konuda İslam’da İktisat Nizamı, Hilafet Devleti'nde Mallar ve Anayasa Mukaddimesi kitaplarımızda daha geniş detaylar mevcuttur.

İnşaAllah bu cevap yeterlidir.

Kardeşiniz Atâ b. Halil Ebû’r-Raşta

12 Şaban 1437 H. 19/05/2016 M.

Emir’in Facebook sayfasındaki cevap linki:

Emir’in Google Plus sayfasındaki cevap linki:

Emir’in Twitter sayfasındaki cevap linki:

Emir’in Web Sitesindeki cevap linki: Emir

Makaleyi Paylaş

Bu makaleyi ağınızla paylaşın