Hizb-ut Tahrir Emiri Celil Âlim Ata bin Halil Ebu’r Raşte’nin Facebook Sayfası Takipçilerinin Sorularına Verdiği Cevaplar Serisi
Soru Cevabı
Husam Y Dawoud’a
Soru:
Esselamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuh. Değerli Şeyhimiz, Allah’ın emrini sizin ellerinizle tamamlamasını ve yakın bir zamanda bizi Hilafet Devleti ile şereflendirmesini niyaz ederim; bu Allah’a hiç de güç değildir. Burada, devletimiz kurulduğunda gayrimüslim bir kadının şer’i yargı (kaza) makamına gelip gelemeyeceğini öğrenmek istiyorum.
Bir sorum var; İçtimai Nizam kitabının 91. sayfasında, “Başlarına bir kadını yönetici olarak getiren bir topluluk asla kurtuluşa eremez” hadisinin lafzının genel olması nedeniyle kadının yargı makamına gelebileceği ifade edilmektedir. Bu durumun kadının hâkim (kadı) olabilmesinin caizliğine delalet ettiği söylenmektedir. Aklıma gayrimüslim veya ehlikitap bir kadının yargı makamına gelmesinin caiz olup olamayacağı sorusu geldi. Geçmişte İslam’da Müslüman olmayan bir kadının yargı makamına geldiğine dair bir metne rastlamadım. Bunun delaleti nedir? Gayrimüslim bir kadının şer’i yargı makamına gelmesi caiz midir? Burada evlilik, boşanma gibi şahsi halleri kastediyorum. Yargıyı “hükmü bağlayıcı bir şekilde haber vermek” olarak tanımlamıştık. Hükme inanmamak, bağlayıcılık yönüne engel teşkil eder mi? Son olarak, soruma geniş bir yer ayırmanızı ve tatmin edici bir cevap vermenizi umuyorum. Allah’tan sizi her türlü kötülükten korumasını niyaz ederim.
Kardeşiniz Husam Davud – Filistin
Cevap:
Ve Aleykumselam ve Rahmetullahi ve Berakatuh,
Anlaşılan o ki, İçtimai Nizam kitabının “Kadının Çalışmaları” bölümündeki şu metne atıfta bulunuyorsunuz:
“(...Ancak kadının yönetici olması, yani devlet başkanı, onun muavini, vali, amil veya yönetimden sayılan herhangi bir görevde bulunması caiz değildir. Ebu Bekre’den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Farslıların, Kisra’nın kızını kendilerine hükümdar yaptıkları haberi Resulullah ﷺ’e ulaşınca şöyle buyurdu:
لَنْ يُفْلِحَ قَوْمٌ وَلَّوُا أَمْرَهُمُ امْرَأَةً
'Başlarına bir kadını yönetici olarak getiren bir topluluk asla kurtuluşa eremez.' (Buhari). Bu hadis, kadının yönetimi üstlenmesinin nehyedildiği ve işlerini kadınlara bırakanların kınandığı konusunda sarihtir. İşin velisi (veliyyü’l emr) ise hâkimdir (yöneticidir). Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا أَطِيعُوا اللَّهَ وَأِطِيعُوا الرَّسُولَ وَأُولِي الْأَمْرِ مِنْكُمْ
'Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, Peygambere itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine de (itaat edin).' (Nisa Suresi [4]: 59). Dolayısıyla yönetim velayeti kadınlar için caiz değildir. Yönetim dışındaki işleri ise kadının üstlenmesi caizdir. Buna dayanarak kadının devlet memurluklarına tayin edilmesi caizdir; zira bu yönetimden değildir, aksine icare (hizmet akdi) babına girer. Memur, devletin yanında özel bir ecirdir (işçidir); herhangi bir şahsın veya şirketin yanındaki ecir gibidir. Aynı şekilde kadının yargı (kadılık) makamına gelmesi de caizdir. Çünkü kadı, yönetici (hâkim) değildir; sadece insanlar arasındaki husumetleri çözer ve tartışan taraflara şer’i hükmü bağlayıcı bir şekilde haber verir. Bu nedenle kaza (yargı), 'hükmü bağlayıcı bir şekilde haber vermek' olarak tanımlanmıştır. Kadı bir memurdur, yönetici değildir; diğer ecirler gibi devletin yanında bir ecirdir. Ömer bin Hattab’ın, kendi kavminden olan Şifa isimli bir kadını çarşı pazardaki tüm muhalefetler hakkında hüküm veren 'Hisbe Kadısı' olarak tayin ettiği rivayet edilmiştir. Kadının hâkim olabilmesi meselesi, hadis metni ve bu metnin kadılık görevinin vakıasına uygulanması ile ilgilidir. Eğer kadını bir işin başına getirmeyi yasaklayan hadis kadılık (yargı) için de geçerli olsaydı, kadının kadı tayin edilmesi caiz olmazdı. Ancak hadis buna uymuyorsa, kadının kadı olmasını engellemek için bu hadis delil olarak kullanılamaz. Hadise baktığımızda, Resulullah’ın, Fars halkının bir kadını kendilerine hükümdar yaptıkları haberi üzerine onları kınadığını görürüz. Bu, bir habere yapılan bir yorumdur ve bir soruya cevap mahiyetindedir. Dolayısıyla hadis, başka bir konuya değil, o haberin konusuna hastır. Haberin konusu ise hükümdarlık yani devlet başkanlığıdır ve yapılan yorum bunun üzerinedir. Dolayısıyla bu, devlet başkanlığı ve onun anlamındaki 'yönetim' (hukm) konusuna özeldir. Bu bir yöndür. Diğer bir yönden ise nehiy, genel velayete (velayet-i amme) yöneliktir; çünkü 'işin velayeti' budur. Hadisin anlamı ve delalet ettiği husus budur. Yargı (kaza) konusuna gelince; bu, Halife’nin ve Valinin işinden farklı bir iştir. Halife ve Valinin işi, dava kendisine taşınsın ya da taşınmasın, ya da kadının hükmü kendisine iletilsin veya iletilmesin, şeriatın ihlal edildiğini gördüğünde hükmü doğrudan infaz etmektir. O, bir davacı olmadan da muhalif olanı yargılar ve hükmü onun üzerinde uygular; yani o bir infazcıdır. Kadı ise, biri dava açmadığı ve ortada iki davacı taraf olmadığı sürece hüküm veremez. O, bir iddia varsa hüküm verir, iddia sahibi yoksa onun bir yetkisi yoktur. Davayı incelerken şer’i hükmü sadece bağlayıcı bir şekilde haber verir, ancak hâkim (yönetici) olarak atanmadıkça asla infaz yetkisine sahip değildir. Eğer hem hâkim hem kadı olarak atanmışsa, o zaman yönetici sıfatıyla infaz eder, kadı sıfatıyla hüküm verir. Buna göre yargının vakıası yönetimin vakıasından farklıdır ve hadis kadı için geçerli değildir...)" [Alıntı bitti].
Kardeşim, sorun tam net değil ve içinde karışıklıklar var. Gayrimüslim bir kadının, Müslümanlar arasında hüküm vermek üzere "Şer’i Yargı" makamına gelmesinin hükmünü mü soruyorsunuz? Yoksa şeriatın, kendi dinlerine göre hüküm vermelerine izin verdiği evlilik ve boşanma gibi konularda, bir kadının kendi dininden olan gayrimüslimler arasında hüküm vermesini mi kastediyorsunuz?
1- Birinci durum olan Müslümanlar arasında yargı (kadılık) meselesine gelince; gayrimüslim bir kadının herhangi bir meselede Müslümanlar arasında hâkim olması caiz olmadığı gibi, gayrimüslim bir erkeğin de herhangi bir meselede Müslümanlar arasında hâkim olması caiz değildir. Zira kadı (hâkim) olmanın şer’i şartlarından biri, ister erkek ister kadın olsun, Müslüman olmaktır. Bunun delili Allah Teâlâ’nın şu kavlidir:
وَلَنْ يَجْعَلَ اللَّهُ لِلْكَافِرِينَ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ سَبِيلاً
"Allah, müminlerin aleyhine kâfirlere asla bir yol (yetki) vermeyecektir." (Nisa Suresi [4]: 141). Burada kesin bir nehiy vardır; çünkü ebediyet ifade eden "len" edatı ile yapılan anlatım, talep (emir) anlamında bir haberdir. Allah, kâfirlerin müminler üzerinde bir yetki (sebil) sahibi olmasını haram kıldığına göre, kâfiri aralarında hüküm veren bir kadı yapmaları da haramdır; zira yargı yetkisi Müslümanlar üzerinde bir "yol" (yetki) sahibi olmaktır. Kadı için İslam şartını kitaplarımızın birçok yerinde zikrettik, örneğin:
- Hilafet Devleti Cihazları kitabında, "Kadıların Şartları" bölümünde:
"(Yargı makamını üstlenecek kişide şu şartların bulunması gerekir: Müslüman, hür, baliğ, akil, adil, fakih ve hükümlerin vakıalara uygulanmasını kavrayabilen biri olmasıdır.)" [Alıntı bitti].
- Anayasa Mukaddimesi (Birinci Cilt) kitabında:
"Madde 78: Yargı makamını üstlenecek kişide şu şartların bulunması gerekir: Müslüman, hür, baliğ, akil, adil, fakih ve hükümlerin vakıalara uygulanmasını kavrayabilen biri olmasıdır. Mezalim kadılığını üstlenecek kişide bu şartlara ek olarak erkek olması ve müçtehit olması şartı aranır.
Bunun delili, daha önce geçen Kadı’l Kudat’ın (Başkadı) delilidir. Ancak husumetleri çözen kadı ile Hisbe kadısında erkek olma şartı aranmaz, aksine kadın olmaları da caizdir. Çünkü o bir yönetici (hâkim) değil, kadıdır; yani şer’i hükmü haber verendir, onu infaz eden değildir. Bu nedenle, 'Başlarına bir kadını yönetici olarak getiren bir topluluk asla kurtuluşa eremez' (Buhari) hadisi onun için geçerli değildir. Çünkü bu hadis velayet yani yönetim hakkındadır. Hadisin söylenme sebebi, Farslıların bir kadını kendilerine hükümdar yapmaları olayıdır. Ebu Bekre’den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Farslıların, Kisra’nın kızını kendilerine hükümdar yaptıkları haberi Resulullah ﷺ’e ulaşınca şöyle buyurdu: 'Başlarına bir kadını yönetici olarak getiren bir topluluk asla kurtuluşa eremez.' (Buhari). Dolayısıyla hadisin söylenme sebebi, hadis metninde sarih olarak geçen belirli bir konudur ki o da yönetim yani sultadır. Yargı ise sulta değildir. Bu durumda hadis yönetime hastır ve yargıyı kapsamaz...)" [Alıntı bitti].
2- İkinci duruma gelince; şeriat, devletin zımmîlere evlilik, boşanma ve bunlara bağlı meselelerde kendi dinlerine göre aralarında hüküm verme yetkisi tanımasını caiz kılmıştır. Bu durumda Müslüman kadılar, onlar arasında ne İslam hukukuna göre ne de onların hukukuna göre hüküm vermezler. Aksine, aralarındaki hüküm kendilerinden olan, yani Müslüman olmayan hâkimler tarafından verilir. Ancak bu hâkimler için ayrı mahkemeler kurulmaz; bilakis devlet mahkemelerinin binaları içinde onlara ait yargı odaları bulunur ve idari açıdan devlet mahkemelerine bağlı olurlar. Hâkimlerin atanması onlara bırakılmaz, bu devletin bir düzenlemesi ile olur. Şeriatın onayladığı üzere devlet, zımmîlerin kendi aralarında evlilik, boşanma ve benzeri konularda kendi inançlarına göre hüküm vermeleri için onlardan hâkimler atar.
Eğer onların inançları, evlilik ve boşanma konularında bir kadının aralarında hüküm vermesine izin veriyorsa, devletin zımmîler arasında hüküm vermek üzere atadığı hâkimler arasından gayrimüslim kadınlar da atanabilir. Yani gayrimüslim bir kadın, bu durumda kendi dininden olanlar arasında kendi inançlarına göre hüküm veren bir hâkim olabilir.
Sorularınıza cevap olduğunu umuyorum. Allah en iyi bilen ve en doğru hüküm verendir.
Kardeşiniz Ata bin Halil Ebu’r Raşte
23 Zilkade 1441 H. 14/07/2020 M.
Emir'in (Allah onu korusun) Facebook sayfasındaki cevap linki