Home About Articles Ask the Sheikh
Soru & Cevap

Soru-Cevap: Şer’an Yeryüzünde Allah’ın Hadlerinden Birini Cihatçı Grupların veya Bireylerin Uygulaması Caiz midir?

December 03, 2013
4436

** (Hizb ut-Tahrir Emiri Âlim Ata bin Halil Ebu’r Raşte’nin Facebook Sayfası Takipçilerinin Sorularına Verdiği Cevaplar Serisi)**

Noor Abulfilat'a

Soru:

Selamun Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuh.

"İslam Hilafet Devleti'nin yokluğunda", yeryüzünde Allah’ın hadlerinden birini cihatçı grupların veya bireylerin uygulaması şer’an caiz midir? Allah sizi mübarek kılsın ve yardımcınız olsun.

Cevap:

Ve Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuh.

Hadlerin uygulanması, şer’î delilin sübutundan sonra verilen kaza (yargı) hükmüne bağlıdır. Kaza ise, hükmün bağlayıcı bir şekilde bildirilmesidir. Bu bağlayıcılık, hasımları (tarafları) hükme uymaya zorlayacak bir gücün varlığını gerektirir. Bu güç ise Sultan’dır; yani Allah’ın şeriatını ikame eden ve Müslümanları bu hükümlere uymaya zorlayan yöneticidir. Dolayısıyla hadler, ancak Allah’ın şeriatını ikame eden yönetici tarafından infaz edilir. Buna dair deliller ise şunlardır:

1- Mücmel (Kapsamlı/Özet) Deliller:

Allah Sübhânehu şöyle buyurmaktadır:

الزَّانِيَةُ وَالزَّانِي فَاجْلِدُوا كُلَّ وَاحِدٍ مِنْهُمَا مِائَةَ جَلْدَةٍ "Zina eden kadın ve zina eden erkekten her birine yüzer değnek vurun..." (Nûr Suresi [24]: 2)

وَالسَّارِقُ وَالسَّارِقَةُ فَاقْطَعُوا أَيْدِيَهُمَا جَزَاءً بِمَا كَسَبَا نَكَالًا مِنَ اللَّهِ وَاللَّهُ عَزِيزٌ حَكِيمٌ "Hırsızlık eden erkek ve kadının, yaptıklarına karşılık bir ceza ve Allah’tan bir ibret olmak üzere ellerini kesin. Allah Azîz’dir, Hakîm’dir." (Mâide Suresi [5]: 38)

وَالَّذِينَ يَرْمُونَ الْمُحْصَنَاتِ ثُمَّ لَمْ يَأْتُوا بِأَرْبَعَةِ شُهَدَاءَ فَاجْلِدُوهُمْ ثَمَانِينَ جَلْدَةً "İffetli kadınlara zina isnat edip de sonra dört şahit getiremeyenlere seksen değnek vurun..." (Nûr Suresi [24]: 4)

Buhari, İbn Abbas’tan Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

مَنْ بَدَّلَ دِينَهُ فَاقْتُلُوهُ "Kim dinini değiştirirse onu öldürün."

Müslim, Ubâde bin Sâmit’ten Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

خُذُوا عَنِّي، خُذُوا عَنِّي، قَدْ جَعَلَ اللهُ لَهُنَّ سَبِيلًا، الْبِكْرُ بِالْبِكْرِ جَلْدُ مِائَةٍ وَنَفْيُ سَنَةٍ، وَالثَّيِّبُ بِالثَّيِّبِ جَلْدُ مِائَةٍ، وَالرَّجْمُ "Benden (hükmü) alın, benden alın! Allah onlar için bir yol açmıştır: Bekârla bekâr (zina ederse) yüz değnek ve bir yıl sürgün; evliyle evli (zina ederse) yüz değnek ve recm vardır."

Tirmizi Sünen’inde Ebu Salih’ten, o da Muaviye’den Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

مَنْ شَرِبَ الخَمْرَ فَاجْلِدُوهُ "Kim içki içerse ona değnek vurun..."

Bu deliller, hadlerin ve cezaların uygulanmasını (vurun, kesin, öldürün, yüz değnek ve recm...) emreden mücmel delillerdir. Ancak bu cezayı kimin ve nasıl uygulayacağını açıklamamıştır. Usul ilminde bilindiği üzere, mücmel deliller beyana (açıklamaya) muhtaçtır ve bunlara uyulması bu beyan doğrultusunda olur. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem hadis-i şeriflerinde bu mücmel hükümleri açıklamıştır. Aynı şekilde Hulefâ-i Râşidîn dönemindeki Sahabe icması da cezaların, şer’î nasslarda açıklandığı şekilde yönetici tarafından uygulanacağını net bir şekilde ortaya koymuştur. Bu mücmel nassları açıklayan delillerden bazıları şunlardır:

a- Allah Sübhânehu şöyle buyurmaktadır:

وَأَنِ احْكُمْ بَيْنَهُمْ بِمَا أَنْزَلَ اللَّهُ وَلَا تَتَّبِعْ أَهْوَاءَهُمْ وَاحْذَرْهُمْ أَنْ يَفْتِنُوكَ عَنْ بَعْضِ مَا أَنْزَلَ اللَّهُ إِلَيْكَ فَإِنْ تَوَلَّوْا فَاعْلَمْ أَنَّمَا يُرِيدُ اللَّهُ أَنْ يُصِيبَهُمْ بِبَعْضِ ذُنُوبِهِمْ وَإِنَّ كَثِيرًا مِنَ النَّاسِ لَفَاسِقُونَ "Aralarında Allah’ın indirdiği ile hükmet ve onların arzularına uyma. Allah’ın sana indirdiği hükümlerin bir kısmından seni saptırmalarından sakın. Eğer yüz çevirirlerse bil ki Allah, bir kısım günahları sebebiyle onları musibete uğratmak istiyordur. İnsanların çoğu gerçekten fâsıktır." (Mâide Suresi [5]: 49)

Bu ayet-i kerime ve bu konudaki diğer pek çok ayet, hükümlerin infazıyla yükümlü olanın Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem olduğunu göstermektedir. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e yönelik hüküm konusundaki hitap, ondan sonra gelecek ve İslam ile hükmedecek her yöneticiye yönelik bir hitaptır. Bu, "Resulullah'a yapılan hitap, tahsis edici bir delil bulunmadığı sürece ümmetine de yapılmış sayılır" şeklindeki usul kaidesine dayanır. Eğer hitap yönetim konusuyla ilgiliyse, tahsis edici bir delil olmadıkça ondan sonraki Halifelere yönelik bir hitaptır. Dolayısıyla hükümleri infaz eden kişi, İslam ile hükmeden yöneticidir.

b- Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in hadisleri, had gerektiren bir günah işleyen kimsenin, haddin uygulanması için Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e getirildiğini göstermektedir:

Müslim, Enes bin Malik’ten rivayet etmiştir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e içki içmiş bir adam getirildi. Ona iki hurma dalıyla yaklaşık kırk sopa vurdu." Enes dedi ki: "Ebu Bekir de böyle yaptı. Ömer döneminde ise Ömer insanlara danıştı. Abdurrahman; 'Hadlerin en hafifi seksen sopadır' dedi. Bunun üzerine Ömer (seksen sopa vurulmasını) emretti." Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in ashabından ve diğerlerinden olan ilim ehlinin uygulaması bu yöndedir.

Beyhaki, Ebu Hureyre ve Zeyd bin Halid’den rivayet etmiştir: "Bir adam, oğlunun bir adamın karısıyla zina ettiğini zikretti. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: 'Aranızda mutlaka Allah’ın Kitabı ile hükmedeceğim.' Oğluna yüz değnek vurdu ve bir yıl sürgün etti. Üneys’e de diğer adamın karısına gitmesini emretti; eğer itiraf ederse onu recmetmesini söyledi. Kadın itiraf etti ve Üneys de onu recmetti."

Beyhaki es-Sünenü’s-Sağîr’de Ebu’z Zübeyr’den, o da Cabir’den rivayet etmiştir: "Bir adam bir kadınla zina etti. Muhsan (evli) olduğu bilinmiyordu, değnek vuruldu. Sonra muhsan olduğu öğrenilince recmedildi." Nesai de benzerini rivayet etmiştir.

Ebu Davud Sünen’inde Safvan bin Ümeyye’den rivayet etmiştir: "Mescitte üzerimde otuz dirhem değerinde bir hırka ile uyuyordum. Bir adam gelip hırkayı benden çaldı. Adam yakalanıp Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e getirildi. Resulullah elinin kesilmesini emretti. Ben gelip; 'Otuz dirhem için mi elini keseceksin? Ben hırkayı ona satayım ve bedelini tehir edeyim' dedim. Buyurdu ki: 'Keşke bunu onu bana getirmeden önce yapsaydın!'" Darekutni’nin Amr bin Şuayb’dan, o da babasından rivayetinde Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Valiye ulaşmadığı sürece şefaat edin (aracı olun). Valiye ulaştıktan sonra o affederse, Allah da onu affetmesin." Sonra elinin bilekten kesilmesini emretti.

c- Hulefâ-i Râşidîn döneminde de had gerektiren bir suç işleyene had uygulanması için Halife’ye veya vekillerine getirildiğine dair hadiseler mevcuttur:

Ebu Davud et-Tayalisi Müsned’inde Husayn Ebu Sâsân er-Rakâşî’den rivayet etmiştir: "Osman bin Affan Radiyallahu Anh’ın yanındaydım. İçki içmiş olan Velid bin Ukbe getirildi. Humran bin Ebân ve başka bir adam aleyhine şahitlik ettiler. Osman Ali’ye; 'Ona haddi uygula...' dedi."

Ahmed Müsned’inde Abdullah bin Kays (Ebu Musa el-Eş’ari)’den şöyle rivayet etmiştir: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onu Yemen’e gönderdi, sonra arkasından Muaz bin Cebel’i yolladı. Muaz yanına gelince Ebu Musa; 'İn' dedi ve ona bir minder attı. Bir de baktı ki yanında bağlı bir adam var. 'Bu nedir?' diye sordu. Ebu Musa; 'Yahudiydi, Müslüman oldu, sonra kötü dinine geri dönüp Yahudileşti' dedi. Muaz; 'Allah ve Resulü’nün hükmü yerine getirilinceye (öldürülünceye) kadar oturmam' dedi ve bunu üç kez tekrarladı. Bunun üzerine emir verdi ve adam öldürüldü."

Ebu Bekir, zekâtı inkâr ettiklerinde mürtedlerle savaşmıştır. İbn Hibban Sahih’inde Ebu Hureyre’den şöyle rivayet etmiştir: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem vefat edip yerine Ebu Bekir Radiyallahu Anh halife seçilince ve Araplardan küfre sapanlar sapınca Ebu Bekir onlarla savaştı ve şöyle dedi: 'Vallahi, namaz ile zekâtın arasını ayıranlarla mutlaka savaşacağım. Çünkü zekât malın hakkıdır. Vallahi, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e verdikleri bir deve yularını bile bana vermekten kaçınırlarsa, onu vermedikleri için onlarla savaşırım.'"

Özetle; usul kaidelerine göre has olan nassın âm olana, mukayyet olanın mutlak olana hükmetmesi gibi, mübeyyen (açıklanmış) olan nass da mücmel (özet) olana hükmeder. Dolayısıyla hadleri uygulayan kişi, İslam ile hükmeden yöneticidir, yani İmam’dır. Bu husus, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in uygulaması ve Hulefâ-i Râşidîn’in (Allah onlardan razı olsun) takip ettiği yol ile sabittir... Bu durum İslam Hilafeti boyunca bilinen bir meseledir ve muteber âlimlerden bazıları bu konuda şunları söylemiştir:

  • İbn Teymiyye şöyle der: "Allah müminlere hadler ve haklar konusunda 'Hırsızlık eden erkek ve kadının ellerini kesin...' gibi mutlak bir hitapta bulunmuştur. Ancak bilinmektedir ki, fiille muhatap olanın ona güç yetirmesi gerekir, aciz olanlar yükümlü tutulmaz... Güç ise Sultan’dır (otoritedir). Bu sebeple hadleri uygulama görevi otorite sahibi (Sultan) ve vekillerine aittir."

  • İmam Alauddin el-Kasani şöyle der: "Hadlerin uygulanmasının caiz olmasının şartlarından biri... İmamet’tir."

  • Kurtubî şöyle der: "Bu emirle (hadlerle) muhatap olanın İmam ve onun vekilleri olduğu konusunda ihtilaf yoktur."

  • İmam Şafiî şöyle der: "Hür kişilere haddi ancak İmam veya İmam’ın yetki verdiği kişi uygular."

  • İbn Kudâme şöyle der: "İmam veya vekili dışında hiç kimsenin had uygulaması caiz değildir."

3- Allah’ın şeriatı ile hükmeden bir otoritenin bulunmaması durumunda Müslümanlara düşen görev, İslam ile hükmedecek olan otoriteyi (Sultan’ı) var etmek için ciddi ve azimli bir şekilde çalışmaktır. Çünkü bu, Kitap, Sünnet ve Sahabe İcması’ndan gelen pek çok nass ile bir farzdır:

Kitap’tan delil: Allah Teâlâ Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e hitaben şöyle buyurmuştur: "Aralarında Allah’ın indirdiği ile hükmet ve sana gelen haktan sapıp da onların arzularına uyma" ve "Aralarında Allah’ın indirdiği ile hükmet, onların arzularına uyma ve Allah’ın sana indirdiği hükümlerin bir kısmından seni saptırmalarından sakın." Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e aralarında Allah’ın indirdiğiyle hükmetmesi yönündeki hitap, onun ümmetine de bir hitaptır. Bunun mefhumu, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’den sonra aralarında Allah’ın indirdiğiyle hükmedecek bir yönetici var etmeleridir. Hitaptaki emir kesinlik (cezmiyet) ifade eder; zira hitabın konusu farzdır ve usul ilminde bu kesinliğe karinedir. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’den sonra Müslümanlar arasında Allah’ın indirdiğiyle hükmedecek olan yönetici ise Halife’dir. Bu şekildeki yönetim nizamı Hilafet nizamıdır. Kaldı ki hadlerin ve diğer hükümlerin uygulanması farzdır; bunlar ise ancak bir yönetici ile ikame edilebilir. "Vacibin (farzın) kendisiyle tamamlandığı şey de vaciptir" kaidesi uyarınca, şeriatı uygulayacak bir yöneticiyi var etmek vaciptir. Bu yönetici Halife, bu yönetim sistemi ise Hilafet’tir.

Sünnet’ten delil: Nâfi’den rivayet edildiğine göre Abdullah bin Ömer bana şöyle dedi: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’i şöyle buyururken dinledim: "Kim itaatten elini çekerse, kıyamet günü lehine hiçbir delili olmaksızın Allah’ın huzuruna çıkar. Kim de boynunda bir beyat olmadan ölürse cahiliye ölümü ile ölür." (Müslim). Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem her Müslümanın boynunda bir beyat bulunmasını farz kılmış ve boynunda beyat olmadan ölen kimsenin cahiliye ölümüyle öldüğünü belirtmiştir. Beyat, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’den sonra sadece Halife’ye yapılır. Hadis, her Müslümanın boynunda bir beyatın bulunmasını, yani varlığıyla her Müslümanın boynunda beyatı hak eden bir Halife’nin bulunmasını vacip kılar. Müslim, el-A’rec kanalıyla Ebu Hureyre’den, o da Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem’den şöyle rivayet etmiştir: "İmam ancak arkasında savaşılan ve kendisiyle korunulan bir kalkandır." Yine Müslim, Ebu Hâzim’den şöyle rivayet etmiştir: Ebu Hureyre ile beş yıl birlikte oturdum ve onun Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem’den şunu naklettiğini duydum: "İsrailoğullarını peygamberler idare ediyordu. Bir peygamber vefat edince onu bir diğeri takip ediyordu. Benden sonra ise peygamber yoktur. Ancak halifeler olacaktır ve sayıları da çok olacaktır. 'Bize ne emredersiniz?' diye sordular. Buyurdu ki: 'İlk beyat edilene vefalı olun ve onlara haklarını verin. Zira Allah, onlara yönetimi altındakilerin hesabını soracaktır.'" Bu hadislerde Halife "kalkan" yani koruyucu olarak vasıflandırılmıştır. Resulullah'ın İmam’ı kalkan olarak vasıflandırması, İmam’ın varlığını öven bir haberdir. Allah ve Resulü’nden gelen bir haber eğer yermeyi içeriyorsa bu bir terk talebi (nehiy), eğer övgü içeriyorsa bu bir fiil talebidir. Eğer istenen fiilin yerine getirilmesi şer’î bir hükmün ikamesine, terk edilmesi ise o hükmün zayi olmasına yol açıyorsa, bu talep kesindir. Bu hadislerde Müslümanları idare edenlerin Halifeler olduğu belirtilmektedir ki bu da onların atanması talebi anlamına gelir. Ayrıca Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Halifelere itaati ve Hilafet konusunda onlarla çekişenlerle savaşılmasını emretmiştir. Bu, bir Halife nasbetme ve Hilafetini ona karşı çıkanlarla savaşarak koruma emridir. Müslim’in rivayetine göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Kim bir İmam’a beyat eder, elinin sıkışını (safkasını) ve kalbinin meyvesini ona verirse, gücü yettiği ölçüde ona itaat etsin. Eğer bir başkası gelip onunla (yönetim hususunda) çekişirse, sonrakinin boynunu vurun." İmam’a itaat emri, onun var edilmesine yönelik bir emirdir; onunla çekişenle savaşma emri ise, tek bir Halife’nin varlığının devamlılığındaki kesinliğe karinedir.

Sahabe İcması’na gelince: Sahabe Radiyallahu Anhum, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in vefatından sonra bir halife seçilmesinin gerekliliği konusunda icma etmişlerdir. Ebu Bekir, Ömer ve Osman’ın vefatlarından sonra da her biri için bir halife seçilmesi konusunda icma etmişlerdir. Sahabe’nin bir halife seçme konusundaki icmasının teyidi, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in vefatının hemen ardından defin işlemini erteleyip halife seçimiyle meşgul olmalarından anlaşılmaktadır. Hâlbuki bir ölünün vefatının ardından hemen defnedilmesi farzdır. Resulullah’ın teçhiz ve defin işleriyle meşgul olması gereken Sahabelerden bir kısmı halife seçimiyle meşgul olmuş, diğerleri de bu duruma sessiz kalmışlardır. Defin işlemini iki gece geciktirme konusunda, buna engel olma ve defnetme güçleri varken ortak hareket etmişlerdir. Zira Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Pazartesi kuşluk vakti vefat etmiş, Salı gecesi ve Salı günü boyunca defnedilmemiş, Salı günü Ebu Bekir Radiyallahu Anh’a beyat edilmiş ve ardından Çarşamba gecesi yarısı Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem defnedilmiştir. Yani defin işlemi iki gece gecikmiş ve Ebu Bekir, Resulullah defnedilmeden önce beyat almıştır. Bu, halife seçimiyle meşgul olmanın cenazenin defin işinden daha öncelikli olduğu konusunda bir icmadır. Ayrıca tüm Sahabeler hayatları boyunca halife nasbetmenin vacip olduğu konusunda icma etmişlerdir. Halife seçilecek kişi konusunda ihtilafa düşseler de, ne Resulullah’ın vefatında ne de Hulefâ-i Râşidîn’den herhangi birinin vefatında bir halife atanması gerekliliği konusunda asla ihtilaf etmemişlerdir. Dolayısıyla Sahabe icması, halife nasbetmenin vacip olduğuna dair sarih ve güçlü bir delildir.

Böylece, İslam ile hükmeden bir yönetici "Halife" bulunmadığında Müslümanların üzerine düşen vacip, onu var etmek için tüm güçlerini sarf etmektir. Halife’nin varlığı en büyük farzlardan biridir; zira Âlemlerin Rabbi’nin farz kıldığı hadleri o ikame eder. "Vacibin kendisiyle tamamlandığı şey de vaciptir." Özellikle hadlerin ikamesi, ümmetin ıslahı ve işlerinin düzene girmesi için çok büyük bir farzdır. İbn Mace Sünen’inde Ebu Hureyre’den Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

حَدٌّ يُعْمَلُ بِهِ فِي الْأَرْضِ، خَيْرٌ لِأَهْلِ الْأَرْضِ مِنْ أَنْ يُمْطَرُوا أَرْبَعِينَ صَبَاحًا "Yeryüzünde uygulanan bir had, yeryüzü halkı için kırk sabah yağmur yağmasından daha hayırlıdır."

Son olarak; istikrarlı bir yönetimin ve bir devletin bulunmadığı çatışma bölgelerindeki Müslümanların dikkatini, aralarındaki sorunları sulh (uzlaşı) yoluyla çözmeleri gerektiğine çekiyorum. Bu sorunların insanlar arasında büyümesine izin vermemeli, aksine bölgedeki âlimler, akıl sahipleri ve ehli hal ve’l akd (söz sahibi kimseler) insanlar arasındaki sorunları çözmek, fakirlerin ihtiyaçlarını gidermek ve hakkını alması için mazlumun yanında durmak suretiyle ıslah çalışmaları yapmalıdır... Bu, bu konulardaki genel nasslar ve insanlar arasını ıslah etmeye dair nasslar gereğidir. Bu nasslar yöneticinin varlığıyla tahsis edilmemiştir; aynı şekilde yöneticinin varlığına bağlanmamış mutlak nasslardır. Bu nasslardan bazıları şunlardır:

لَا خَيْرَ فِي كَثِيرٍ مِنْ نَجْوَاهُمْ إِلَّا مَنْ أَمَرَ بِصَدَقَةٍ أَوْ مَعْرُوفٍ أَوْ إِصْلَاحٍ بَيْنَ النَّاسِ وَمَنْ يَفْعَلْ ذَلِكَ ابْتِغَاءَ مَرْضَاتِ اللَّهِ فَسَوْفَ نُؤْتِيهِ أَجْرًا عَظِيمًا "Onların fısıldaşmalarının çoğunda hayır yoktur. Ancak bir sadaka vermeyi yahut bir iyilik yapmayı ya da insanların arasını düzeltmeyi isteyenlerinki başkadır. Kim Allah’ın rızasını kazanmak için bunu yaparsa, biz ona büyük bir mükâfat vereceğiz." (Nisâ Suresi [4]: 114)

وَإِنِ امْرَأَةٌ خَافَتْ مِنْ بَعْلِهَا نُشُوزًا أَوْ إِعْرَاضًا فَلَا جُنَاحَ عَلَيْهِمَا أَنْ يُصْلِحَا بَيْنَهُمَا صُلْحًا وَالصُّلْحُ خَيْرٌ وَأُحْضِرَتِ الْأَنْفُسُ الشُّحَّ وَإِنْ تُحْسِنُوا وَتَتَّقُوا فَإِنَّ اللَّهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرًا "Eğer bir kadın kocasının geçimsizliğinden yahut kendisinden yüz çevirmesinden korkarsa, aralarında bir sulh yapmalarında onlara bir günah yoktur. Sulh (uzlaşma) daha hayırlıdır. Nefisler kıskançlığa ve bencil tutkulara hazır kılınmıştır. Eğer iyilik eder ve sakınırsanız, şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır." (Nisâ Suresi [4]: 128)

إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ إِخْوَةٌ فَأَصْلِحُوا بَيْنَ أَخَوَيْكُمْ وَاتَّقُوا اللَّهَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ "Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah’tan sakının ki size merhamet edilsin." (Hucurât Suresi [49]: 10)

وَجَزَاءُ سَيِّئَةٍ سَيِّئَةٌ مِثْلُهَا فَمَنْ عَفَا وَأَصْلَحَ فَأَجْرُهُ عَلَى اللَّهِ إِنَّهُ لَا يُحِبُّ الظَّالِمِينَ "Bir kötülüğün cezası, ona denk bir kötülüktür (cezadır). Kim bağışlar ve barışı sağlarsa (ıslah ederse), onun müfâkatı Allah’a aittir. Şüphesiz O, zalimleri sevmez." (Şûrâ Suresi [42]: 40)

Ahmed Müsned’inde Ümmü’d Derdâ’dan, o da Ebu’d Derdâ’dan Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Size namaz, oruç ve sadakadan daha faziletli olanı haber vereyim mi?" Onlar; "Evet" dediler. Buyurdu ki: "Aradaki dargınlığı düzeltmektir (ıslah-ı zatil beyn). Aradaki dargınlık ve bozukluk ise dini kökten kazıyan bir şeydir (el-hâlika)." Ebu Davud da Sünen’inde, İbn Hibban da Sahih’inde benzer bir lafızla rivayet etmiştir.

Buna göre, devletin bulunmadığı çatışma bölgelerinde sorunların çözümü; şer’î nasslara dayanarak haramı helal, helali de haram kılmamak şartıyla sulh yoluyla olur.

Ebu Davud Sünen’inde Ebu Hureyre’den Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Müslümanlar arasında sulh caizdir." Ahmed şunu eklemiştir: "Haramı helal kılan veya helali haram kılan sulh hariç." Süleyman bin Davud ise Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in şunu buyurduğunu eklemiştir: "Müslümanlar şartlarına bağlıdırlar."

Tirmizi Sünen’inde Kesir bin Abdullah bin Amr bin Avf el-Müzeni’den, o da babasından ve dedesinden Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Müslümanlar arasında sulh caizdir; ancak bir helali haram kılan veya bir haramı helal kılan sulh hariç. Müslümanlar şartlarına bağlıdırlar; ancak bir helali haram kılan veya bir haramı helal kılan şart hariç." Tirmizi bu hadis için "hasen sahih" demiştir.

İbn Hibban da Sahih’inde Ebu Hureyre’den şu lafızla rivayet etmiştir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurdu ki: "Müslümanlar arasında sulh caizdir; ancak bir haramı helal kılan veya bir helali haram kılan sulh hariç."

İnsanlar arasını ıslah etmek, yönetici olsa da olmasa da istenen bir şeydir. Bu meselede gördüğüm şer’î hüküm budur. Allah Sübhânehu en iyisini ve en hikmetlisini bilendir.

Özetle:

1- Hadleri, İslam ile hükmedecek olan yönetici ikame eder. Bu hadler, cezayı gerektiren günah için kefarettir; yani dünyada had uygulanan günahkâr, ahirette o günahtan dolayı cezalandırılmaz. Buhari Sahih’inde Ubâde bin Sâmit Radiyallahu Anh’dan (kendisi Bedir’de bulunmuş ve Akabe gecesi nakiplerden biriydi) Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in etrafındaki bir grup sahabeye şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarınızı öldürmemek, elinizle ayağınız arasında bir yalan uydurup iftira atmamak ve marufta isyan etmemek üzere bana beyat edin. İçinizden kim sözünde durursa onun ecri Allah’a aittir. Kim bu sayılanlardan birini işler de dünyada cezalandırılırsa (had uygulanırsa), bu onun için kefarettir. Kim de bunlardan birini işler ve Allah onu örterse, o Allah’a kalmıştır; dilerse onu affeder, dilerse cezalandırır." Bunun üzerine ona beyat ettik.

2- Devletin ve istikrarlı bir yönetimin bulunmadığı çatışma bölgelerinde, sorunların büyümesine izin verilmemeli; aksine kabul gören, etkili, samimi ve ihlâslı âlimlerin ve ehli hal ve’l akd’in müdahalesiyle sulh yoluyla çözülmelidir. Allah yardımcımız olsun.

Hadlerin uygulanması konusundaki soruna dair bana göre tercih edilen (racih) görüş budur. Bu konudaki şer’î delilleri, istidlal yönlerini ve hükmün istinbatını belirttim. Allah Sübhânehu en iyisini ve en hikmetlisini bilendir.

Kardeşiniz Ata bin Halil Ebu’r Raşte

Emir'in Facebook sayfasındaki cevap linki: Facebook

Emir'in web sitesindeki cevap linki: Amir Sitesi

Emir'in Google Plus sayfasındaki cevap linki: Google Plus

Makaleyi Paylaş

Bu makaleyi ağınızla paylaşın