Hizb-ut Tahrir Emiri Celil Âlim Atâ b. Halil Ebû el-Raşta’nın Facebook Sayfası Takipçilerinin Sorularına Verdiği Cevaplar Serisi
“Fıkhî” Sorular
Soru Cevap
Daveti Taşımak Fard-ı Ayn mı yoksa Fard-ı Kifaye midir?
Abdurrahman el-Mey’e
Soru:
Esselamu Aleyküm ve Rahmetullâhi ve Berakâtuh,
Allah sizi bizim adımıza hayırla mükâfatlandırsın ve İslam’ı ve Müslümanları sizin ellerinizle zafere ulaştırsın.
Sorum şudur: Daveti taşımak fard-ı kifaye mi yoksa fard-ı ayn mıdır? Cemaatle birlikte davet taşımak, fert olarak davet taşımakla aynı mahiyeti mi taşır?
Allah sizi mübarek kılsın.
Cevap:
Ve Aleykümüsselam ve Rahmetullâhi ve Berakâtuh,
1- Hilafeti ikame etmek için çalışmak, ikame edilinceye kadar farzdır. İslami hayatı yeniden başlatmak için çalışmak, yeniden başlatılıncaya kadar farzdır. Bu çalışma ise ancak bir kitle içerisinde gerçekleşebilir. Dolayısıyla bir Müslümanın İslami hayatı yeniden başlatmak için çalışan bir kitlede yer alması farzdır. Ancak bu fard-ı kifayedir ve İslami hayat Hilafet’in ikamesiyle yeniden başlatılıncaya kadar, buna gücü yeten mükellef üzerinden düşmez.
2- Neden farz olduğuna gelince, Allah Sübhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:
وَلْتَكُنْ مِنْكُمْ أُمَّةٌ يَدْعُونَ إِلَى الْخَيْرِ وَيَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَأُولَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ
"İçinizden hayra çağıran, marufu emreden ve münkerden nehyeden bir ümmet (topluluk) bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir." (Âl-i İmrân [3]: 104)
Et-Tarif kitabında bu ayetin tefsiri hakkında şunlar geçmektedir:
“...Allah bu ayette Müslümanlara, iki işi yerine getirecek kitleleşmiş bir grup (cemaat) olmalarını emretmiştir:
Birincisi: Hayra davet etmek, yani İslam’a davet etmek.
İkincisi: Marufu emretmek ve münkerden nehyetmek.
Kitleleşmiş bir grup kurmaya yönelik bu emir, sadece bir talep gibi görünse de, bunun kesin bir talep (taleb-i cazim) olduğunu gösteren bir karine mevcuttur. Ayetin bu kitlenin yapması için belirlediği iş -İslam’a davet, marufu emir ve münkerden nehyetme- Müslümanların üzerine yapmaları farz olan bir iştir. Bu durum, buna delalet eden birçok ayet ve hadisle sabittir. Rasulullah ﷺ şöyle buyurmuştur:
وَالَّذِي نَفْسِي بيَده لَتَأْمُرُنَّ بالْمَعْرُوفِ وَلَتَنْهَوُنَّ عَنِ الْمُنْكَرِ أو لَيُوشِكَنَّ اللَّهُ أَنْ يَبْعَثَ عَلَيْكُمْ عِقَاباً من عِنْده ثُمَّ لَتَدْعُنَّهُ فَلاَ يَسْتَجِيبُ لَكُمْ
"Canım elinde olan Allah’a yemin ederim ki, ya iyiliği emredip kötülükten nehyedersiniz ya da Allah size katından bir azap gönderir de sonra O’na dua edersiniz de size icabet olunmaz." (Ahmed rivayet etmiştir)
Bu durum, talebin kesin bir talep olduğunun karinesidir ve buradaki emir vücubiyet (farz) ifade eder...” (Bitti)
3- Neden fard-ı kifaye olduğuna gelince; çünkü ayette “minkum” (içinizden/sizden) ifadesi geçmektedir. Dolayısıyla bu durumdaki farz, fard-ı kifayedir. Yani içinizden İslam’a davet eden (“hayra çağıran”) kitleleşmiş bir grup olmasıdır. Buradaki “hayır” kelimesi elif-lam takısı ile marife (belirli) gelmiştir, dolayısıyla geneldir; yani tüm İslam’a ve onun başında da devletine davet etmektir...
4- Fard-ı kifayenin gerçeğine gelince...
a- Şahsiyye İslamiye 3. Cilt, Vacip babında şöyle geçmektedir: [Farz, yerine getirilmesi bakımından iki kısma ayrılır: Fard-ı ayn ve fard-ı kifaye. Vücubiyet (zorunluluk) açısından aralarında bir fark yoktur; çünkü her ikisinde de icap (yükümlülük) birdir ve her ikisi de bir fiilin kesin olarak yapılmasını talep eder. Ancak aralarındaki fark şudur: Fard-ı ayn her bir fertten bizzat talep edilmiştir. Fard-ı kifaye ise tüm Müslümanlardan talep edilmiştir. Eğer fardın yerine getirilmesiyle kifaye (yeterlilik) hâsıl olursa, ister her biri yapsın ister bir kısmı yapsın, farz yerine gelmiş olur. Şayet kifaye hâsıl olmazsa, farz yerine getirilinceye kadar her bir ferdin üzerine vacip olmaya devam eder.]
b- Şahsiyye İslamiye 2. Cilt’te şöyle geçmektedir: (İslam’ın hükümlerini ikame etmek ve davasını taşımak için bir Halife belirlemek, sahih şerî nasslarda hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde Müslümanlara farzdır. Ayrıca bu, Allah’ın Müslümanlara farz kıldığı İslam hükümlerini ikame etme ve Müslümanların yurdunu koruma farziyetinin gerektirdiği bir zorunluluktur. Ancak bu farz, fard-ı kifayedir. Eğer bir kısmı bunu yerine getirirse farz gerçekleşmiş olur ve diğerlerinin üzerinden düşer. Şayet bir kısmı onu yerine getirmek için gereken çalışmaları yapsa dahi yerine getiremezse, bu durum tüm Müslümanların üzerinde bir farz olarak kalmaya devam eder. Müslümanlar bir Halife’siz kaldığı sürece, hiçbir Müslüman üzerinden bu farz düşmez.)
c- İslami Fikir kitabında şöyle geçmektedir:
(...Farz, Şâri’nin bir fiilin yapılmasını kesin bir şekilde talep eden hitabıdır. Allah Teâlâ’nın şu kavilleri gibi:
أَقِيمُواْ الصَّلاةَ
"Namazı kılın." (Bakara [2]: 43)
انْفِرُواْ خِفَافًا وَثِقَالاً وَجَاهِدُواْ بِأَمْوَالِكُمْ وَأَنفُسِكُمْ فِي سَبِيلِ اللّهِ
"Gerek hafif gerek ağır olarak savaşa çıkın, Allah yolunda mallarınızla ve canlarınızla cihad edin." (Tevbe [9]: 41)
Ve Rasulullah ﷺ’in şu kavilleri gibi:
إِنَّمَا جُعِلَ الْإِمَامُ لِيُؤْتَمَّ بِهِ
"İmam, ancak kendisine uyulması için tayin edilmiştir."
مَنْ مَاتَ وَلَيْسَ فِي عُنُقِهِ بَيْعَةٌ مَاتَ مِيتَةً جَاهِلِيَّة
"Kim boynunda bir biat olmadan ölürse, cahiliye ölümü ile ölür."
Bu nassların tamamı, Şâri’den gelen ve bir fiilin kesin olarak yapılmasını talep eden hitaplardır. Talebi kesin kılan şey ise, talebe eşlik eden ve onu kesin hale getiren karinedir; dolayısıyla yerine getirilmesi vaciptir...
Buna göre, fard-ı kifaye hakkında “bir kısım insan yapınca diğerlerinden düşen farzdır” demek yanlıştır. Aksine fard-ı kifaye, “bir kısmı onu ikame edince (yani gerçekleştirince) diğerlerinden düşen farzdır.” O zaman düşmesi vakıî (gerçekleşen) bir durumdur; çünkü talep edilen iş yapılmış ve vücut bulmuştur, dolayısıyla baki kalmasına yer kalmamıştır. İşte fard-ı kifaye budur ve o, fard-ı ayn ile tamamen aynıdır...)
Umarım bu yeterli olmuştur. Allah en iyi bilen ve hüküm verendir.
Kardeşiniz Atâ b. Halil Ebû el-Raşta
22 Muharrem el-Haram 1443 H. 30/08/2021 M.
Emir'in (Allah onu korusun) Facebook sayfasındaki cevap linki: Facebook
Emir'in (Allah onu korusun) web sayfasındaki cevap linki: Web