Soru: Aden’de yaşananların ve yaşanmakta olanların gerçeği nedir? El-Zubeydi konseyi ile Hadi hükümeti arasında nasıl bir çatışma çıkabilir? Oysa El-Zubeydi, Hadi tarafından atanmış bir Aden valisiydi ve görevden alındıktan sonra Hadi hükümeti tarafından aleyhinde hiçbir işlem yapılmadan Aden’de kalmıştı; hatta kuvvetlerini hükümetin gözü önünde toplamıştı! Ayrıca, Geçiş Konseyi’nin Aden’i ele geçirmesinden sonra şimdi ne bekleniyor? Teşekkürler ve saygılar.
Cevap: Cevabın netleşmesi için şu hususların gözden geçirilmesi gerekmektedir:
Birincisi: Kararlılık Fırtınası operasyonunun başlamasından itibaren İngiltere, Suudi Arabistan’ın bu operasyon adı altındaki hava saldırılarının aslında Husileri tamamen ortadan kaldırmak için olmadığını, aksi takdirde kara kuvvetlerini sokacağını anlamıştı. Aksine bu operasyon, Husilerin savaş uçakları karşısında Yemen’i savunan taraf gibi görünmelerini, böylece mağdur ve aynı zamanda kahraman gibi algılanmalarını sağlamak içindi. Bu sayede halk nezdinde kabul görecekler, kamuoyu desteği alacaklar ve ardından Yemen yönetiminde daha büyük bir payla ortak edileceklerdi. Böylece sadece Saada bölgesinde bir kabile iken, tüm Yemen’de hükümetin rakibi haline geleceklerdi! İngiltere bunu bildiği için, BAE’yi Suudi Arabistan ile birlikte bu ittifaka dahil etti. Amacı, BAE’ye Husilerle göstermelik değil, gerçek anlamda karşı karşıya gelme alanı açmaktı. İngiltere, BAE’yi şu iki hedefi gerçekleştirmeye itti:
Birinci Hedef: Hadi’ye bir alternatif oluşturmak. Hadi, Suudi Arabistan’da adeta bir esir gibi olup hiçbir gücü ve iradesi kalmamıştı. İngiltere, Aden’de kendisine bağlı olan ama Suudi Arabistan’ın esiri olmayan bir alternatif oluşturmak istedi. Bu nedenle BAE, peş peşe adımlarla bu alternatifi oluşturmaya başladı. Güney Yemen’de, 2007 yılında Amerika ile bağlantılı ve İran destekli muhalif aktivist Hasan Baum liderliğinde resmen ilan edilen bir "Güney Hareketi" vardı... İngiltere bu hareketin faaliyetlerinden endişe ediyordu. Ancak bu endişe, Husilerin kuzeyde nüfuzlarını pekiştirmesinin ardından Salih’in öldürülmesiyle en üst seviyeye ulaştı. Zira İngiltere’nin kuzeydeki nüfuzu azalmıştı. Bu yüzden İngiltere, Yemen yönetiminde varlık göstermesini sağlayacak bir baskı kartına sahip olmak için güneyde bir güce sahip olmayı ciddi bir şekilde düşünmeye başladı. Eğer tamamında olamıyorsa bile en azından güneyde... Bu nedenle güneyde nüfuzunu sağlamlaştırmayı, özellikle de Suudi Arabistan’ın hegemonyası altında olduğu için Hadi’ye tamamen güvenmediğinden dolayı ciddiyetle ele aldı. Böylece İngiltere, orijinal Güney Hareketi’ne sızmak veya yeni bir hareket oluşturarak onu sahadan silmek için BAE üzerinden bu işe odaklandı. Ardından BAE ve takipçileri vasıtasıyla, Baum kanadına paralel ve güney meselesinde ondan daha radikal söylemler geliştiren bir güney hareketi oluşturmaya yöneldiler. Aradıklarını, Güney Hareketi’nin tanınmış liderlerinden biri olan ve İngilizlere yakınlığı ile bilinen Aidarus el-Zubeydi’de buldular. Suudi Arabistan’ın Kararlılık Fırtınası (Mart 2015) başlamasından aylar sonra, 07.12.2015 tarihinde Cumhurbaşkanı Hadi tarafından Aden Valisi olarak atanması, İngiliz ajanlarının ona olan güveninin güçlü bir göstergesiydi. El-Zubeydi, Aden’de büyük bir popülarite kazandı; şehre elektriği geri getiren, silahlı çeteleri kovan ve Husilerle savaşan başarılı bir vali olarak sunuldu. Böylece güneyde, Hasan Baum’un tarihsel liderliğiyle rekabet edebilecek seçkin bir siyasi figür olarak dikkatleri üzerine çekti. Askeri olarak ise el-Zubeydi, güneyde yaygın olarak "BAE’nin adamı" olarak tanımlanan ve "Güney Kuşağı" (Hizam el-Emni) güçlerinin kurucusu olan Hani bin Breik’e güveniyordu (Sasa Post 02.11.2017). El-Zubeydi ve Breik güneyde önemli bir konuma geldiler. Ancak Hadi hükümetinde yer almaları ve İngilizlere olan bağlılıklarının aşikar olması, Güney Hareketi içinde popülarite kazanmalarını engelliyordu. Bu nedenle ilk adım, onların Hadi hükümetinden, özellikle el-Zubeydi’yi Hadi kampıyla şiddetli bir ihtilaf içindeymiş gibi gösterecek şekilde çıkarılmasıydı. Böylece güneyliler yeni hareketi oluşturmak için onun etrafında toplanacaktı ve nitekim öyle de oldu. Yemen Cumhurbaşkanı 27 Nisan 2017’de Aden Valisi Aidarus el-Zubeydi ve Devlet Bakanı Hani bin Breik’i görevden alan bir kararname çıkardı ve Breik’i soruşturmaya sevk etti. Bunun üzerine Aden’de binlerce kişi Hadi’nin kararlarını kınamak için gösteriler düzenledi. Ardından el-Zubeydi, 11 Mayıs 2017’de Aden’de Güney Geçiş Konseyi Başkanlık Heyeti’ne başkanlık edeceğini, Hani bin Breik’in ise 26 üyeli konseyin başkan yardımcısı olacağını duyurdu... Böylece İngiltere, BAE aracılığıyla Hadi hükümetine bir alternatif olan Geçiş Konseyi’ni sırası geldiğinde kullanmak üzere oluşturdu. Konsey, BAE ordusunun koruması altında Aden’de önemli bir güç olarak kalmaya devam etti.
İkinci Hedef: Hudeyde’nin Husilerin elinden kurtarılması:
a- BAE, Yemen’e hem karadan hem havadan girmişti; çünkü hava saldırıları, kara müdahalesi olmadan sahada savaşı neticelendiremezdi. Bu nedenle güçlerini ve destekçilerini Hudeyde’ye sevk etti. Amerika insani yardım bahanesiyle karşı durmasaydı, neredeyse Hudeyde’yi Husilerin elinden alacaktı. Hudeyde’ye verilen bu önemin sebebi, İngiltere’nin Husileri ayakta tutan şeyin İran desteği olduğunu bilmesidir. Sana Havalimanı’nın kapatılması ve güney limanlarının kontrol altına alınmasından sonra Hudeyde Limanı, İran’ın Husilere desteğini ulaştırması için neredeyse tek can damarı haline gelmişti. Bu yüzden BAE, Hudeyde’yi ele geçirmek için harekete geçti... Husiler, BAE destekli güçlerin Hudeyde’ye ve limanına çok yaklaşmasıyla büyük bir tehditle karşı karşıya kaldılar. Hudeyde savaşları ve limanın BAE destekli milislerin eline geçme ihtimali, Husilerin Yemen’deki yönetimine yönelik en büyük tehlike haline geldi. Bu yüzden Husi lideri bunu engellemek için tüm güçlerini seferber etti. Amerika ise yetkililerini Yemen’deki insani durum için "timsah gözyaşları" dökmeye ve Hudeyde Limanı’nın kıtlığı önlemek için bir can damarı olduğunu söylemeye sevk etti. BAE ve yerel müttefikleri ise Hudeyde’nin eşiğine ulaştıktan sonra tam kontrol sağlamak için uluslararası fırsatları kolluyorlardı... Dolayısıyla BAE’nin Hudeyde saldırısını durdurmak Amerika için çok önemliydi; çünkü Hudeyde’nin Husilerin elinden çıkması onları çıkmaza sokardı!
b- Ardından Suudi gazeteci Kaşıkçı’nın İstanbul’da vahşice öldürülmesi olayı yaşandı. Bu durum Suudi Arabistan’a ve onu savunan Trump’a karşı gergin bir uluslararası atmosfer oluşturdu. Amerika, uluslararası dikkati Kaşıkçı meselesini bir nebze örtecek ve Suudi Arabistan ile Trump yönetimini zor durumdan kurtaracak bir konuya çekmek istedi; bu konu Yemen’di. Bunun üzerine ABD Senatosu, Yemen’deki savaşa verilen ABD askeri desteğinin sona erdirilmesi yönünde oy kullandı (Reuters 14.12.2018). Buna bağlı olarak ve Suudi Arabistan üzerindeki uluslararası baskıyı kaldırmak ve gazeteci meselesini örtbas etmek amacıyla Amerika, Yemen’de otuz gün içinde ateşkes ilan edilmesi çağrısında bulundu (Al Khaleej Online 31.10.2018).
c- Bunu, Yemen meselesini çözmek için imzalanan İsveç Anlaşması takip etti. İngiltere, anlaşmanın Amerika tarafından Husilerin lehine yönetildiğinin farkındaydı; zira müzakereciler Husiler ve Suudi Arabistan’ın kontrolündeki çaresiz Hadi idi. Hükümet heyetinin, Husilerin Hudeyde’den çıkmasını açıkça belirtmediği için anlaşmayı imzalamama taraftarı olduğu, ancak Suudi Arabistan’ın baskısıyla Hadi’nin kabul ettiği yönünde haberler yayıldı (Al Jazeera Net 13.12.2018). Doğal olarak Amerika anlaşmayı açıkça memnuniyetle karşıladı (BBC 14.12.2018). Amerika, Husilerin Hudeyde’den çekilmesine gerek kalmadan anlaşmanın uygulanmasına odaklanmıştı. Çünkü müzakere eden tarafların (Husiler ve Suudi Arabistan’ın güdümündeki Hadi) kendi kontrolünde olduğunu düşünüyordu.
İkincisi: Burada İngiltere, Hadi’ye alternatif olarak hazırladığı yapının fiili görev vaktinin geldiğini gördü. Eğer Amerika Husileri kuzeyde sabitlemeyi başarırsa, İngilizlerin Hadi’ye alternatifi de güneyde sabitlenmiş olacaktı. Böylece Amerika ve Suudi Arabistan, kendi kontrollerindeki bir İngiliz ajanı (Hadi) üzerinden çözüm bulamayacak; aksine karşılarında, Suudi Arabistan hegemonyası dışında, İngiltere’nin çıkarları için çalışan güçlü ve nüfuz sahibi bir İngiliz hareketini bulacaklardı. Böylece İngiltere, Yemen meselesindeki her türlü çözüm senaryosunda masada olacaktı. Bu şekilde, Aden olaylarını başlatmak üzere el-Zubeydi konseyi harekete geçirildi:
1- Aden’deki son olaylar dikkat çekici bir hızla gelişti! Güney Geçiş Konseyi ile meşru hükümet güçleri arasındaki gerginlik, ardından "Güney Kuşağı" güçleri ile hükümet güçleri arasındaki çatışmalar 07.08.2019 tarihinde başladı. Sadece dört gün sonra, 10.08.2019 Cumartesi akşamı Güney Geçiş Konseyi, dört gün süren çatışmaların ardından Aden’deki Maaşîk Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nı ele geçirdiğini duyurdu (France 24 10.08.2019). Aynı şekilde Aden’deki diğer askeri kamplar ve kurumlar da düştü!
2- Bu olayların dört gün gibi kısa bir sürede sonuçlanmasına, Hadi hükümetinin, kurumlarının, cumhurbaşkanının ve yardımcısının İngiltere yanlısı olmaları yardım etti! Böylece Konsey’in İngiltere tarafından kendisine verilen görevi yerine getirmesini kolaylaştırdılar. Bazı göstergeler buna işaret etmektedir:
a- Bir Güney Kuşağı yetkilisi: "Maaşîk Sarayı’nı cumhurbaşkanlığı güçlerinden çatışmasız teslim aldık" dedi (France 24 10.08.2019).
b- Yemen İçişleri Bakanı Ahmed el-Messerî: "Yemen Cumhurbaşkanlığının Aden’de olanlar karşısındaki sessizliği şüpheliydi ve isabetli değildi" dedi (Al Jazeera 11.08.2019).
c- Yemen hükümeti Özel Kuvvetler Komutanı Tümgeneral Fadl Baaş, Cumartesi günü (10.08.2019) saf değiştirerek Geçiş Konseyi güçlerine katıldığını duyurdu (Middle East Online 10.08.2019).
d- Buna ek olarak, efendisi gibi aldatmaca yürüten BAE’nin büyük rolü vardı. BAE, el-Zubeydi’nin ana destekçisidir! Buna rağmen, Suudi Arabistan’ın planlarına karşı attığı her adımdan sonra, hemen Suudi liderliğindeki koalisyonun bir üyesi olduğunu ve Yemen’in istikrarı için birlikte çalıştıklarını beyan etmektedir!
Üçüncüsü: Görünüşe göre Suudi Arabistan, özellikle Hac döneminde olduğu için bu kadar hızlı bir sonuçlanma beklemiyordu. Geçiş Konseyi 10.08.2019 Cumartesi akşamı Aden’i ele geçirince, Suudi Arabistan durumu telafi etmeye başladı:
a- Yemen’deki Meşruiyeti Destekleme Koalisyonu, Geçiş Konseyi ve Güney Kuşağı güçlerini derhal mevzilerine dönmeye ve ele geçirdikleri yerlerden çekilmeye çağırdı. Ayrıca ateşkes ilan ederek uymayanlara karşı askeri güç kullanılacağını bildirdi. Süre bitiminden dakikalar sonra Geçiş Konseyi ateşkese onay verdiğini açıkladı ve Riyad’ın diyalog çağrısını memnuniyetle karşıladı (Şarku’l Avsat 11.08.2019). Buna rağmen Konsey Başkan Yardımcısı Hani bin Breik, tehdit altında müzakere yapmayacaklarını belirtti. Koalisyon ise çekilme gerçekleşmeden diyalog olmayacağını vurguladı (Independent Arabia 11.08.2019).
b- Koalisyonun açıklamasının inandırıcılığını sağlamak amacıyla, ayrılıkçıların meşru hükümete yönelik tehdit oluşturduğu bir bölge hedef alındı (Al Arabiya 11.08.2019).
c- Koalisyon güçlerinin bazı noktaları hedef almasının ardından Geçiş Konseyi güçlerinin bazı bölgelerden çekilmeye başladığı bildirildi (RT 11.08.2019).
Dördüncüsü: Beklenen ise iki durumdan biridir:
Birincisi, Suudi Arabistan tarafları diyaloga davet ederek el-Zubeydi ve konseyini, tıpkı Hadi ve hükümetine yaptığı gibi hegemonyası altına almaya çalışacaktır. Ancak bu kolay değildir; çünkü İngiltere, Hadi’nin Suudi kontrolüne girmesi nedeniyle bu konseyi kurdurmuştur ve onun da aynı tuzağa düşmesine izin vermeyecektir. Muhtemelen Suudi Arabistan, "havuç ve sopa" taktiklerini kullanacaktır: El-Zubeydi’ye hükümette geniş yetkiler teklif edilecek, Hadi ise prestijini korumak için yetkisi azaltılmış bir başkan olarak kalacaktır. Eğer el-Zubeydi reddederse askeri saldırılarla tehdit edilecektir. Kral Selman’ın 12.08.2019 tarihinde Abu Dabi Veliaht Prensi ile görüşmesi, işleri eski haline döndürme amacı taşıyor olabilir; zira Suudi Arabistan, el-Zubeydi liderliğindeki Geçiş Konseyi’nin arkasında BAE’nin olduğunu bilmektedir.
İkincisi, eğer Geçiş Konseyi reddeder ve Suudi Arabistan’ın çabaları başarısız olursa, İngiltere doğrudan müdahale ederek Amerika ile görüşmeler yürütecektir. Amerika’ya, Husilerin yönetimde önemli bir pay sahibi olacağı bir çözüm için Geçiş Konseyi’ni Husilerle müzakereye itme taahhüdü verecektir. Husi siyasi büro üyesi Muhammed el-Buheyiti’nin, Aden’in düşmesinden hemen sonra yaptığı diyalog çağrısı tesadüf olmayabilir. Bu tür bir çözüm için şartlar olgunlaşmış görünmektedir; Amerika Yemen meselesini bitirmek istiyor, Suudi Arabistan Yemen bataklığından çıkmak istiyor, İngiltere ise artık Suudi Arabistan’a boyun eğmeyen bir güce sahip olduğu için müzakereleri engellemeyecektir. Eğer Amerika ve İngiltere ortak bir çözüm üzerinde anlaşırlarsa, bunu takipçileri (Husiler, Geçiş Konseyi ve Suudi Arabistan) uygulayacaktır. Ancak sömürgeci kapitalistler arasındaki her ortak çözümün önündeki engel, onların kanına işlemiş olan sömürü ve menfaatçilik anlayışıdır. Amerika ve İngiltere için öncelik, kendi çıkarlarını maksimize eden çözümü dayatmaktır; bu da müzakerelerin uzamasına neden olur. Husiler, Suudi Arabistan, Hadi ve Konsey ise beklemeye devam eder...!
Beşincisi: Can yakıcı olan şudur ki; Yemen halkı, eğer Allah Subhânehu ve Teâlâ’ya ihlasla yönelseler ve Rasulullah’a ﷺ sadık kalsalar, kendi sorunlarını kendileri çözebilirler. Nasıl olur da düşmanlarımızın davalarımızı çözmesine izin veririz? Sömürgeci kafirler, Müslüman kanı dökerek çözümleri tartışıyor, sonra o kanların başında kendi çıkarlarına uygun çözümü seçmek için oturuyorlar! Müslüman beldelerindeki yöneticiler ve yardımcıları ise, sanki bu yaşananlar Müslüman topraklarında değil de çok uzak diyarlarda oluyormuş gibi derin bir gaflet içindeler. Meselelerimizi çözmeleri için sömürgeci kafirlere teslim etmek ve onlara güvenmek, sahibini dünyada zillet, ahirette ise acıklı bir azaba sürükleyecek büyük bir cürümdür.
سَيُصِيبُ الَّذِينَ أَجْرَمُوا صَغَارٌ عِنْدَ اللَّهِ وَعَذَابٌ شَدِيدٌ بِمَا كَانُوا يَمْكُرُونَ
"Hile yapmaları sebebiyle suç işleyenlere, Allah katında bir aşağılanma ve şiddetli bir azap isabet edecektir." (En'âm [6]: 124)
12 Zilhicce 1440 H 13/08/2019 M