Home About Articles Ask the Sheikh
Soru & Cevap

Tedavinin İnsanın Temel İhtiyaçlarından Sayılması Hakkında Soru Cevap

September 24, 2011
5246

Soru:

Kitaplarımızda; insanın temel ihtiyaçlarının üç olduğu ifade ediliyor: Gıda, giyim ve mesken. Aşağıdaki hususları göz önünde bulundurarak, tedavinin de insanın temel ihtiyaçlarından olduğunu söylememiz caiz olur mu?

Bazı tehlikeli hastalıklar vardır ki tedavi edilmedikleri takdirde vücuda büyük zarar verirler; bu durum ise "zarar vermek de zarara uğramak da yoktur" (la darara wa la dirar) kaidesi gereğince caiz değildir...

Sorumuz şudur; hastalıkları şiddetli ve hafif olmak üzere ikiye ayırmamız caiz midir? Hafif olanlar; soğuk algınlığı, grip, baş ağrısı, burun akıntısı vb. olup bunlara yönelik tedavi mendup kabul edilir. Şiddetli hastalıklar ise; kalp ve beyin ameliyatları, ağır grip, bacak kırılması vb. olup bunlarda tedavi farz kabul edilir denilebilir mi?

Cevap:

1- Temel ihtiyaçlar iki türdür: Bireyler için temel ihtiyaçlar (yiyecek, giyecek ve mesken) ve ümmet için temel ihtiyaçlar (sağlık, güvenlik ve eğitim). Bu konu Mukaddime’nin ikinci kısmında, 125. Maddenin şerhinde ayrıntılı olarak açıklanmıştır. Görünüşe göre Mukaddime’nin ikinci kısmının onaylanmış baskısı henüz dilinize çevrilmemiş, aksi takdirde cevabı orada bulabilirdiniz.

Her halükarda, orada geçen metni aynen aktarıyorum:

"...Yiyecek, giyecek ve meskenin bireyler için temel ihtiyaçlar olduğuna, bunların dışındakilerin ise fazlalık sayıldığına dair delillere gelince; Ahmed b. Hanbel, Ahmed Şakir’in sahihlediği bir senetle Osman b. Affan (ra) yoluyla Rasulullah (sav)’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

كُلُّ شَيْءٍ سِوَى ظِلِّ بَيْتٍ، وَجِلْفِ الْخُبْزِ، وَثَوْبٍ يُوَارِي عَوْرَتَهُ، وَالْمَاءُ، فَمَا فَضَلَ عَنْ هَذَا فَلَيْسَ لابْنِ آدَمَ فِيهِ حَقٌّ

“Bir ev gölgesi, bir parça ekmek, avretini örtecek bir elbise ve su haricindeki her şeyde; bunlardan fazlası için Âdemoğlunun bir hakkı yoktur.”

Hadis başka bir lafızla da gelmiştir:

لَيْسَ لابْنِ آدَمَ حَقٌّ فِي سِوَى هَذِهِ الْخِصَالِ: بَيْتٌ يَسْكُنُهُ، وَثَوْبٌ يُوَارِي عَوْرَتَهُ، وَجِلْفُ الْخُبْزِ وَالْمَاءِ

“Âdemoğlu için şu hasletler dışında bir hak yoktur: Oturduğu bir ev, avretini örtecek bir elbise, bir parça ekmek ve su.” (Tirmizi rivayet etmiş ve ‘hasen sahih’ demiştir).

Bu hadisler, her iki lafızda zikredilen yiyecek, giyecek ve meskenin; yani “ev gölgesi”, “oturduğu ev”, “avretini örtecek elbise”, “bir parça ekmek ve su”nun yeterli olduğunu ve kifayeti sağladığını gösterir. Hadisteki “bunlardan fazlası için Âdemoğlunun bir hakkı yoktur” ifadesi, bu üç ihtiyacın temel ihtiyaçlar olduğu konusunda son derece saridir (açıktır). Dolayısıyla bu iki hadis, temel ihtiyaçların yiyecek, giyecek ve mesken olduğuna, bunların fazlasının ise temel ihtiyaç sayılmadığına ve bunlar karşılandığında bireylerin temel ihtiyaçlarının karşılanmış olacağına dair nass niteliğindedir.

Öte yandan şer’i deliller, sadece bireylerin temel ihtiyaçlarının tek tek karşılanmasını değil, aynı zamanda tebaaya güvenlik, sağlık ve eğitim imkânı sağlayarak ümmetin temel ihtiyaçlarının karşılanmasını da farz kılmıştır:

Güvenlik: Devletin temel görevlerinden biridir. Devlet tebaasına emniyet ve güvenliği sağlamak zorundadır. Öyle ki bir devlet, kendi güvenliğini koruyamaz hale gelirse varlık sebebini kaybeder. Bu nedenle, bir yerin Darül İslam sayılabilmesi için İslam Devleti’nin kendi gücüyle güvenliğini koruyabilmesi şarttır. Nitekim Rasulullah (sav), Müslümanlara hicret yurdunu haber verdiğinde ilk olarak güvenlikten bahsetmiştir. İbn İshak’ın Siyer’inde rivayet ettiğine göre Mekke’de ashabına şöyle buyurmuştur:

إِنَّ اللَّهَ عَزَّ وَجَلَّ جَعَلَ لَكُمْ إِخْوَاناً وَدَاراً تَأْمَنُونَ بِهَا

“Şüphesiz ki Allah Azze ve Celle, sizin için kendileriyle kardeşlik yapacağınız kardeşler ve güven içinde olacağınız bir yurt kılmıştır.”

Aynı şekilde Ensar, Rasulullah (sav) ve dostu Ebu Bekir’i karşıladıklarında; Ahmed b. Hanbel’in Enes’ten sahih bir senetle rivayet ettiği üzere ilk olarak şöyle demişlerdir: “Ensar’dan yaklaşık beş yüz kişi onları karşıladı ve onlara ulaştıklarında şöyle dediler:

فَاسْتَقْبَلَهُمَا زُهَاءُ خَمْسِمائةٍ مِنَ الأَنْصَارِ حتى انْتَهَوْا إِلَيْهِمَا. فقالت الأنصارُ: انْطَلِقَا آمِنَيْنِ مُطَاعَيْنِ

“Güven içinde ve itaat edilen kimseler olarak buyurun.”

Dolayısıyla devletin tebaaya güvenliği sağlaması temel görevlerinden biridir.

Sağlık ve Tedavi: Bunlar da devletin tebaasına sağlaması gereken vacip görevlerdendir. Klinikler ve hastaneler, Müslümanların şifa aradıkları ve tedavi oldukları tesislerdir (mirfak). Tıp, mahiyeti itibariyle maslahatlar ve kamu hizmetleri (mirafık) kapsamına girer. Devlet, bu maslahatları ve tesisleri yürütmek zorundadır; çünkü bunlar Rasulullah (sav)’in şu kavli gereğince devletin gütmesi gereken riayet kapsamındadır:

الإِمَامُ رَاعٍ وَهُوَ وَمَسْؤُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ

“İmam bir çobandır ve tebaasından sorumludur.” (Buhari, Abdullah b. Ömer’den rivayet etmiştir).

Bu hadis, sağlık ve tedavinin devletin üzerine vacip olan riayet (gütme) kapsamına girmesi hasebiyle, devletin bunlardan sorumlu olduğuna dair genel bir nasstır.

Sağlık ve tedavi konusunda özel deliller de mevcuttur: Müslim, Cabir (ra) yoluyla şunu rivayet etmiştir:

بَعَثَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِلَى أُبَيِّ بْنِ كَعْبٍ طَبِيبًا فَقَطَعَ مِنْهُ عِرْقًا ثُمَّ كَوَاهُ عَلَيْهِ

“Rasulullah (sav), Übeyy b. Ka'b'a bir doktor gönderdi. Doktor onun bir damarını kesti ve orayı dağladı.”

Hâkim, Müstedrek’te Zeyd b. Eslem’den, o da babasından şöyle rivayet etmiştir:

مَرِضْتُ فِي زَمَانِ عُمَرَ بِنَ الْخَطَّابِ مَرَضاً شَدِيداً فَدَعَا لِي عُمَرُ طَبِيباً فَحَمَانِي حَتَّى كُنْتُ أَمُصُّ النَّوَاةَ مِنْ شِدَّةِ الْحِمْيَةِ

“Ömer b. el-Hattab zamanında şiddetli bir hastalığa yakalandım. Ömer benim için bir doktor çağırdı. Doktor beni öyle bir perhize soktu ki şiddetli açlıktan (perhizden) hurma çekirdeği emiyordum.”

Rasulullah (sav) bir yönetici vasfıyla Übeyy’e doktor göndermiş, ikinci Raşid Halife Ömer (ra) ise Eslem’i tedavi etmesi için doktor çağırmıştır. Bu iki delil, sağlık ve tedavinin tebaadan ihtiyacı olanlara devlet tarafından ücretsiz olarak sağlanması gereken temel ihtiyaçlardan olduğunu gösterir.

Eğitim: Rasulullah (sav), kafirlerden alınan esirlerin kurtuluş fidyesini on Müslüman çocuğa okuma yazma öğretmeleri olarak belirlemiştir. Bu fidyeyi, tüm Müslümanların malı olan ganimetlerin yerine saymıştır. Ayrıca Sahabe, öğretmenlere Beytülmal’den belirli bir ücret (maaş) verilmesi konusunda icma etmiştir.

Buna göre devletin; Müslüman-zimmi, zengin-fakir ayrımı yapmaksızın tüm tebaaya güvenlik, sağlık ve eğitimi sağlaması ve bunların masraflarının Beytülmal tarafından karşılanması vaciptir.

Bireyin ve ümmetin temel ihtiyaçlarının öneminden dolayı Rasulullah (sav), bu ihtiyaçların karşılanmasını tüm dünyaya sahip olmaya benzeterek önemini vurgulamıştır. Tirmizi, Seleme b. Ubeydullah b. Mihsan el-Ensari’den, o da sahabe olan babasından Rasulullah (sav)’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

مَنْ أَصْبَحَ مِنْكُمْ آمِنًا فِي سِرْبِهِ، مُعَافًى فِي جَسَدِهِ، عِنْدَهُ قُوتُ يَوْمِهِ، فَكَأَنَّمَا حِيزَتْ لَهُ الدُّنْيَا

“Sizden kim güven içinde, vücudu sağlıklı ve günlük azığı yanında olarak sabahlarsa, sanki dünya ona verilmiş gibidir.” (Ebu İsa; bu hadis hasen gariptir demiştir).

Aynı şekilde İbn Mace hasen bir senetle, Ebu Nuaym ise el-Hilye’de Ebu’d Derda yoluyla “dünya tüm varlığıyla (bihazafiriha) ona verilmiş gibidir” ziyadesiyle rivayet etmiştir.) Alıntı bitti.

Özetle, temel ihtiyaçlar iki türdür:

  • Bireyin temel ihtiyaçları: Yiyecek, giyecek ve meskendir. Devlet bunları her birey için şer’i hükümlere göre sağlar: Kişinin kendi çalışmasıyla, olmazsa bakmakla yükümlü olan yakınıyla, o da olmazsa devlet eliyle sağlanır.
  • Ümmetin temel ihtiyaçları: Güvenlik, sağlık ve eğitimdir. Devlet bunları ümmetin tamamı için sağlar; herkesin sağlığını temin edecek yeterli devlet hastaneleri, hükümet tabiplerini ve kamu eczanelerini bulundurur. Aynı durum güvenlik ve eğitim için de geçerlidir.

2- Tedavi olmanın şer’i hükmünün; hafif hastalıklarda mendup, ağır hastalıklarda farz olduğuna dair zikrettiğiniz hususa gelince; mesele öyle değildir. Bilakis, hastalığın hafif veya ağır olmasına bakılmaksızın, hastalık insana Allah Subhânehu tarafından bir kaza olarak isabet ettiği sürece tedavinin şer’i hükmü menduptur. Buna dair delillerden bazıları şunlardır:

Ahmed b. Hanbel’in Usame b. Şerik yoluyla rivayet ettiğine göre: “Bir bedevi gelip şöyle dedi: ‘Ya Rasulullah, tedavi olalım mı?’ Rasulullah; ‘Evet, çünkü Allah hiçbir dert indirmemiştir ki onun için bir şifa da indirmemiş olsun; bunu bilen bilir, bilmeyen de bilmez’ buyurdu.” Taberani’nin el-Mu'cemu'l Kebir’inde yine Usame b. Şerik yoluyla gelen rivayette ise şöyledir: “Rasulullah (sav) ile beraberdik, bedevilerden bir grup gelip sordular: ‘Ya Rasulullah, tedavi olalım mı?’ Rasulullah; ‘Evet, Allah Azze ve Celle hiçbir dert indirmemiştir ki onun için bir şifa indirmemiş olsun’ buyurdu.”

Tirmizi’de Usame b. Şerik’ten şu lafızla rivayet edilmiştir:

قَالَتْ الأَعْرَابُ يَا رَسُولُ اللَّهِ، أَلا نَتَدَاوَى؟ قَالَ: نَعَمْ، يَا عِبَادَ اللَّهِ تَدَاوَوْا، فَإِنَّ اللَّهَ لَمْ يَضَعْ دَاءً إِلَّا وَضَعَ لَهُ شِفَاءً، أَوْ قَالَ دَوَاءً إِلَّا دَاءً وَاحِدًا، قَالُوا: يَا رَسُولُ اللَّهِ، وَمَا هُوَ؟ قَالَ: الْهَرَمُ

“Bedeviler dediler ki: ‘Ya Rasulullah, tedavi olmayalım mı?’ Rasulullah: ‘Evet, ey Allah’ın kulları tedavi olun! Zira Allah, bir dert hariç yarattığı her dert için mutlaka bir şifa (veya deva) yaratmıştır’ buyurdu. ‘Ya Rasulullah, o nedir?’ dediler. ‘Yaşlılıktır’ buyurdu.” (Tirmizi; bu hadis hasen sahihtir demiştir). Hadiste geçen ‘el-heram’ (yaşlılık), beraberinde ölümü ve helaki getiren yaşlılık zayıflığıdır; yani ölümün ilacı yoktur.

Aynı şekilde Ahmed, Enes’ten Rasulullah (sav)’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

إِنَّ اللَّهَ حَيْثُ خَلَقَ الدَّاءَ، خَلَقَ الدَّوَاءَ، فَتَدَاوَوْا

“Şüphesiz ki Allah, nerede bir dert yaratmışsa bir deva da yaratmıştır. Öyleyse tedavi olun.”

Bu hadislerde Rasulullah (sav)’den tedavi olmaya dair bir emir vardır; bazen açıkça “tedavi olun” emriyle, bazen de sorulan soruya onay vererek “evet” şeklinde gelmiştir.

Emir, mutlak talebi ifade eder ve ancak cezmedici (kesinlik bildiren) bir karine olduğunda vücubiyet (farzlık) ifade eder. Cezm ise kendisine delalet edecek bir karineye ihtiyaç duyar ve bu hadislerde vücubiyete delalet eden hiçbir karine yoktur.

Buna ek olarak, tedaviyi terk etmenin caiz olduğuna dair hadisler de gelmiştir ki bu da söz konusu hadislerin vücubiyet ifade etmediğini kanıtlar. Müslim, İmran b. Husayn’dan Nabi (sav)’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

يَدْخُلُ الْجَنَّةَ مِنْ أُمَّتِي سَبْعُونَ أَلْفًا بِغَيْرِ حِسَابٍ قَالُوا: مَنْ هُمْ يَا رَسُولَ اللهِ؟ قَالَ: هُمُ الَّذِينَ لَا يَسْتَرْقُونَ، وَلَا يَتَطَيَّرُونَ، وَلَا يَكْتَوُونَ، وَعَلَى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ

“Ümmetimden yetmiş bin kişi hesap vermeden cennete girecektir. ‘Onlar kimlerdir ey Allah’ın Rasulü?’ diye sordular. Şöyle buyurdu: ‘Onlar; rukye yapmayanlar, uğursuzluğa inanmayanlar, dağlama yaptırmayanlar ve Rablerine tevekkül edenlerdir.’” (Müslim).

Buhari, İbn Abbas’tan rivayet eder: “Şu siyah kadın Nabi (sav)’e gelip dedi ki: ‘Ben sara hastasıyım ve nöbet esnasında üstüm açılıyor, benim için Allah’a dua et.’ Rasulullah;

إِنْ شِئْتِ صَبَرْتِ وَلَكِ الجَنَّةُ، وَإِنْ شِئْتِ دَعَوْتُ اللَّهَ أَنْ يُعَافِيَكِ

‘İstersen sabret sana cennet vardır, istersen sana şifa vermesi için Allah’a dua edeyim’ buyurdu. Kadın; ‘Sabredeceğim’ dedi. Sonra; ‘Üstümün açılmaması için dua et’ dedi, Rasulullah da ona dua etti.”

Bu iki hadis, tedaviyi terk etmenin caizliğine delalet eder. İlk hadiste hesap vermeden cennete girecek olanlar; rukye yaptırmayanlar ve dağlanmayanlar, yani tedavi olmayanlar, aksine işlerini Rablerine bırakanlar ve her işlerinde O’na tevekkül edenler olarak vasıflandırılmıştır. Rukye ve dağlama tedavi yöntemleridir. Kaldı ki Rasulullah (sav) rukye ile tedaviyi teşvik etmiş ve Cebrail (as) ona rukye yapmıştır. Aynı şekilde; “Şifa üç şeydedir: Hacamat iğnesinde, bal şerbetinde veya ateşle dağlamada. Ancak ben ümmetimi dağlamaktan menediyorum” (Buhari) buyurmuştur. İkinci hadiste ise Rasulullah (sav), kadını sara hastalığına sabredip cenneti kazanmakla tedavi olmak arasında muhayyer bırakmıştır. Bu durum, tedaviyi terk etmenin caizliğini gösterir. Böylece bu iki hadis, diğer hadislerdeki tedavi emrini vücubiyetten (farzlıktan) sarf etmektedir. Rasulullah (sav)’in tedaviye yönelik şiddetli teşviki nedeniyle, hadislerde geçen tedavi emri mendubiyet (önerilen) içindir.

İbn Mace tarafından rivayet edilen “zarar vermek de zarara uğramak da yoktur” (la darara wa la dirar) hadisine gelince; bu hadis bir kişinin başkasına veya kendisine (kendi fiiliyle) zarar vermesiyle ilgilidir ve bunun hükmü “zarar kaidesi”nde açıklanmıştır. Bu kuralın, Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın bir kazası olarak insana isabet eden hastalıkla bir ilgisi yoktur.

Makaleyi Paylaş

Bu makaleyi ağınızla paylaşın