Home About Articles Ask the Sheikh
Soru & Cevap

Soru-Cevap: İran Seçimleri ve Sonrasında Yaşanan Olayların Hakikati Hakkında

June 24, 2009
2479

Soru:

12/06/2009 tarihinde İran'da cumhurbaşkanlığı seçimleri yapıldı. İran'da resmen açıklandığı üzere, mevcut Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmadinejad %62,6 oranında, rakibi Mir Hüseyin Musavi ise %33,7 oranında oy aldı. Diğer iki rakip ise çok düşük oranlarda oy alabildi. Bunun üzerine Musavi ve taraftarları seçim sonuçlarından şüphe duyduklarını belirttiler. Musavi taraftarları 15/06/2009 tarihinde izinsiz protesto yürüyüşleri ve gösteriler düzenlediler. Tahran'da açıklandığı üzere, İran güvenlik güçleri göstericileri dağıtmaya çalışırken çıkan kargaşa ve şiddet olaylarında 7 kişi hayatını kaybetti, 29 kişi de yaralandı...

Peki, bu olaylar İran'da uluslararası bir çatışmanın yaşandığına mı işaret ediyor, yoksa makamlar üzerinden güç odakları arasında yaşanan dahili bir çekişme mi? Ayrıca, bu olaylarda Amerika ve Avrupa'nın varlık derecesi nedir?

Cevap:

1- Seçim sonuçlarının açıklanmasının ardından İran'da meydana gelen olaylar dikkat çekicidir. Zira İran'daki siyasi sistemin gerçekliği, mevcut nizamın kurumlarının tabiatı, Rehber'in (Dini Lider) geniş yetkileri ve Cumhurbaşkanı'nın sınırlı yetkileri; tüm bunlar, tırmanan bu tür olayların üzerinde durulmayı hak eden bir mesele olduğunu göstermektedir.

2- Rejim kurumlarından gelen açıklamalar, rejimin olayların ciddiyetini ve alışılmadık olduğunu kavradığını göstermiştir. Hatta Anayasa Koruyucu Konseyi, protestocuları teskin etmek için bazı tavizler vermiş; 16/06/2009 tarihinde Ahmadinejad'ın rakipleri tarafından sunulan seçimlere itiraz ve seçimlerin iptal edilip yenilenmesi taleplerini incelemiştir. Konsey sözcüsü Abbas Ali, kanunen seçimlerin iptal edilip yenilenmesinin mümkün olmadığını, ancak gerekirse tartışmalı sandıklardaki oyların yeniden sayılabileceğini ifade etmiştir (Al Jazeera, 16/06/2009). Rejimin bu gerginliği fark etmesi, Ahmadinejad taraftarlarını da 16/06/2009'da harekete geçirmiş; başkanlarını desteklemek ve bir gün önce Musavi destekçilerinin protestolarında meydana gelen şiddet ve kargaşa olaylarını kınamak amacıyla kitlesel gösteriler düzenlemişlerdir.

3- Seçimi kaybeden rakiplerin, başta Musavi olmak üzere, seçimlerde "ciddi ihlaller" ve sahtekarlık yapıldığını, sonuçları tanımadıklarını açıklamaları sokaktaki hareketliliği körüklemiştir. Düzenlenen protesto yürüyüşlerine, "sızmış unsurlar" olarak nitelendirilen kişilerin şiddet ve kaos eylemleri karışmış; İran'da açıklandığı üzere, bu unsurlar silah ele geçirmek amacıyla bir güvenlik merkezini kontrol altına almaya çalışmışlardır...

4- Ancak bundan daha önemlisi, Avrupalıların bu olayları istismar etmesidir. Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy, "Sahtekarlığın boyutu, şiddet olaylarıyla doğru orantılıdır" demiştir. İngiltere Başbakanı Brown ise, "İran liderliğinden şiddetten kaçınmasını ve seçim sonrasındaki meşru şikayetlere yanıt vermesini" talep etmiştir (Al Jazeera, 16/06/2009). Fransa Dışişleri Bakanı Bernard Kouchner, "İran'da olup bitenler, zorbalığa karşı ayaklanma arzusunu ifade eden çok derin ve önemli bir harekettir; Fransa bu duruma karşı kafasını kuma gömemez" demiştir (Al-Hayat, 18/06/2009). Kouchner, sorunun üç kez tekrarlanmasına rağmen Fransa'nın Ahmadinejad'ın meşruiyetini tanıyıp tanımayacağı sorusuna cevap vermekten kaçınmıştır. Almanya, İtalya ve diğer Avrupa ülkeleri de İran'daki şiddet ve protesto meselesini kaşıyarak seçim sonuçlarına şüphe düşürme konusunda onlara katılmıştır. Aynı şekilde Batı görsel ve işitsel medyası ile gazeteleri de şiddeti kınayarak, seçim sonuçlarını sorgulayarak ve Ahmadinejad'ın meşruiyetinin tanınmaması çağrısında bulunarak bu sürece dahil olmuştur. Nitekim İngiliz The Times gazetesi 16/06/2009 tarihinde açıkça bunu talep etmiş ve Ahmadinejad'ı "kafası cennette, ayakları pislik içinde yaşayan kaba bir köylü" gibi kötü sıfatlarla nitelendirmiştir. İran, Fransa ve İngiltere'yi protesto etmiş, hatta Tahran'daki bu iki ülke büyükelçiliği önünde protesto yürüyüşleri düzenlenmiştir. İran'ın Paris Büyükelçiliği de yaptığı açıklamada, "Fransız yetkililerin İran'ın iç işlerine müdahale ettiğini gösteren aceleci ve sorumsuz açıklamaları" protesto etmiştir (Radio Sawa, 16/06/2009).

5- Tüm bunlar, Avrupalıların Musavi ve grubunun seçim sonuçlarına yönelik protestolarını istismar etmek için bir fırsat bulduklarını göstermektedir. Kendi ajanlarını harekete geçirerek, bazı gençleri ve öğrencileri göstericilerin arasına sızdırmışlar; nizamı sarsmak amacıyla kargaşa, şiddet ve silahlı eylemler organize ederek İran güvenlik güçlerini onlarla çatışmaya zorlamışlardır. Avrupalılar, sanki bir devrim gerçekleşiyormuş gibi meseleyi büyütmeye çalışmaktadırlar. Hatta gösteriler ve yürüyüşler, Musavi'nin onayı olmaksızın ve 16/06/2009'da yapılması planlanan yürüyüşlerin iptal edilmesi çağrısına rağmen yapılmaya başlanmıştır. Al Jazeera muhabiri Muhammed el-Bahrani 17/06/2009'da işlerin Musavi'nin kontrolünden çıktığını ve Musavi'nin belirli bir parti teşkilatının olmadığını belirtmiştir. Tüm bunlar, bu eylemleri gerçekleştiren başka güçlerin olduğunu göstermektedir. İran kaynakları da, 16/06/2009 tarihli Al-Alam sayfasında belirtildiği gibi, göstericiler arasında şiddet eylemlerini gerçekleştiren sızmış unsurların bulunduğunu ifade etmiştir.

6- Amerikan tarafının seçimlere tepkisi ise olumluydu. ABD Başkanı Obama şöyle demiştir: "İran'ı kimin yöneteceğine karar vermek İranlılara kalmış bir iştir; biz İran'ın egemenliğine saygı duyuyoruz ve ABD'nin bazen bir siyasi topa dönüştürüldüğü İran içinde bir sorun haline gelmesini engelliyoruz." (ABD Hükümet Sayfası, 16/06/2009). ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton ise, "ABD, İran seçimleri hakkında yorum yapmaktan kaçınmıştır; sonuçların İran halkının iradesini yansıtmasını umuyoruz" demiştir (CNN, 14/06/2009). Beyaz Saray Sözcüsü Robert Gibbs, "Beyaz Saray, bu seçimlerin özellikle İranlı gençler arasında yarattığı canlı tartışmalardan ve coşku ruhundan etkilenmiştir" ifadesini kullanmıştır (CNN, 14/06/2009). Washington Post gazetesi, iki Amerikalı uzman tarafından yapılan bir anketin Ahmadinejad'ın rakibi Hüseyin Musavi'ye karşı ikiye bir oranında kazanacağını gösterdiğini duyurmuştu (Al-Alam, 16/06/2009). Washington Post 16/06/2009'da ayrıca, "Washington veya Batılı başkentlerin seçim sonuçlarına itiraz etmesine izin verecek kesin bir sahtekarlık kanıtı olmadığını" yazmıştır. BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon da "İran halkının iradesine tam saygı duyulması gerektiğini" belirtmiştir (Al Jazeera, 16/06/2009). Amerikalı yetkililerin açıklamalarından, tutumlarından, medya ve basınlarından ve onlarla birlikte BM Genel Sekreteri'nden anlaşılan odur ki, Amerika Ahmadinejad'ın ikinci dönem için seçilmesinden memnundur. Hatta Obama, "Ahmadinejad ile rakibi Mir Hüseyin Musavi arasındaki politika farklılıklarının az olduğunu" belirtmiştir (Reuters, 16/06/2009).

7- Şunu da belirtmek gerekir ki; İran, Ahmadinejad'ın ilk dört yıllık görev süresi boyunca Afganistan ve Irak gibi iki önemli ve bariz meselede Amerika ile anlayış içerisindeydi. Hatta başta Ahmadinejad olmak üzere İranlı yetkililerin itiraflarına göre İran, ABD ile birlikte hareket ediyordu. Ahmadinejad geçen yıl BM toplantılarına katılmak üzere gittiği New York'ta, 26/09/2008 tarihinde New York Times gazetesine verdiği mülakatta şöyle demiştir: "İran, Afganistan konusunda ABD'ye yardım elini uzatmıştır... Ayrıca ülkemiz, Irak'ta sükunet ve istikrarın yeniden tesis edilmesi için Amerika'ya yardımlarda bulunmuştur." İran Cumhurbaşkanı Ahmadinejad, geçen yıl Amerika'nın süngüsü ve bu iki ülkeyi ve halkını harabeye çeviren zalim işgali altındaki Afganistan ve Irak'ı ziyaret etmiştir. Bu durum, İran'ın ve cumhurbaşkanının Amerika'nın bu iki ülkeyi işgalinden memnun olduğunu, bunu fiilen tanıdığını ve Amerika'nın bu ülkelerde iş başına getirdiği ajanlarını tanıdığını göstermektedir. Hatta İran; Karzai ve Maliki'ye, yani Amerika'nın atadığı ajanlara destek verdiğini açıkça ilan etmektedir. Ahmadinejad'ın varlığı, şu anda Hatemi ve Musavi gibi sözde ıslahatçılardan daha çok Amerika'nın hizmetine yaramaktadır. Çünkü o ve "Muhafazakar Akım" denilen çevresi, Şiilik meselesine vurgu yapmakta ya da çevrelerindeki atmosfer bu izlenimi vermektedir. Bu durum, bölge ülkelerinde, özellikle de Körfez'de ve diğer yerlerde yöneticileri İngilizlere bağlı olan ülkelerde korku uyandırmaktadır. Hatta Fas, birkaç ay önce İran'ın Şiiliği yaydığı ve ülkede huzursuzluk çıkardığı suçlamasıyla İran ile diplomatik ilişkilerini kesmiştir. Ürdün Kralı 2. Abdullah da "Şii Hilali" olarak adlandırdığı İran tehdidinden bahsetmişti. Tüm bunlar, Amerika'nın bu ülkeleri İran'ın Şiiliği ile korkutarak bölgeyi kontrol etmesine ve bu ülkeleri İran'dan koruma bahanesiyle bölgede kalmasına hizmet etmektedir! Aynı zamanda Amerika, İran'ın sözde Şiiliği yayma iddiaları üzerinden Müslümanlar arasındaki ayrılığı körüklemekte, mezhepçilik ve kabilecilik fitnesini uyandırmaktadır.

8- Seçim süreci sonrasında gelişen ve şiddet içeren gösterilere Amerika'nın tepkisine gelince; Obama, "Daha önce seçimler konusunda derin endişelerim olduğunu söylemiştim" demiş, ancak eklemiştir: "ABD-İran ilişkilerinin tarihine bakıldığında, ABD Başkanı'nın İran seçimlerine müdahale etmesi faydalı olmayacaktır." Obama ayrıca, "İran halkının özlemlerini dile getirebilmek için barışçıl adımlar atmasını" umduğunu belirtmiştir (AFP, 16/06/2009). Hatta yardımcısı Joseph Biden, bu sonucun pek çok soruyu beraberinde getirdiğini söylese de, "ABD'nin nihai bir hüküm vermek için yeterli kanıta sahip olmadığını" ve "ABD'nin İran ile diyaloğa hazır olduğunu" ifade etmiştir (BBC, 16/06/2009). Bu açıklamalar, İran'a karşı suçlayıcı olmayan ve yumuşak bir üslubu yansıtmaktadır. Bazıları, Amerikan medyasının, özellikle de CNN ve Fox News gibi devlerin, olayları kapsama ve Amerikan siyasetine hizmet ettiğinde büyütme konusundaki ünlerine rağmen, İran'da olup bitenler karşısındaki sessizliğini eleştirmiştir. Buna karşın, başta görsel, işitsel ve elektronik mecralarıyla BBC olmak üzere Batı Avrupa medyası, İran'daki olaylara yönelik devasa ve abartılı bir kampanya yürütmektedir. İran Dışişleri Bakanlığı da Batılı medyayı "kaos çıkaranların sözcülüğünü yapmakla" suçlamıştır (Asharq Al-Awsat, 18/06/2009).

9- Yukarıda sayılanlar, ABD ve Avrupa arasındaki uluslararası çatışmanın izlerinin İran'da açıkça görüldüğünü kanıtlamaktadır. Başta Fransa ve İngiltere olmak üzere Avrupa devletleri, ajanlarını sokarak ve siyasi-medyatik tüm araçlarıyla halkı kışkırtarak bu dönemde protestoları alevlendirmek, İran'daki durumu sarsmak ve kendi ajanlarını getirmek için ellerinden geleni yapmaktadırlar. Ancak şu an için başarılı olmaları beklenmemektedir; zira ister ıslahatçı ister muhafazakar olsun, ipler hala Amerikan yörüngesinde hareket edenlerin elindedir. Ayrıca Avrupalıların İran sahasında açıkça faaliyet gösterecek güçleri de bulunmamaktadır. Ajanları gizlenmiş durumdadır ve bu olaylarda görüldüğü gibi fırsat kollamaktadırlar.

Bu durum, Avrupa ve Amerika'nın tepkilerinden de netleşmektedir. Avrupa, yaşananlar karşısında son derece heyecanlı ve tepkili olup, tutum ve açıklamalarında gerginlik barizdir. Amerika ise yaşananlar karşısında sakindir. Oysa eğer İran'daki işler Amerika'nın istediğinin tersine gitseydi veya İran'daki nizam Amerikan akıntısına karşı kürek çekseydi ya da Amerika'nın İran'da bir değişimde çıkarı olsaydı; İran nizamına, liderliğine ve özellikle de Ahmadinejad'a karşı dünyayı ayağa kaldırır, Avrupa devletlerinin yaptığı gibi kışkırtma dalgasına öncülük eder, olayları büyütür ve yalanlar uydururdu. Amerikan medyası da bir an bile susmazdı. Tıpkı Saddam'a karşı Irak'ı işgal edip yıkana kadar yaptıkları gibi, tıpkı Taliban'a karşı Afganistan'ı işgal edip yıkana ve bu iki Müslüman halktan milyonlarca kişiyi öldürene kadar yaptıkları gibi...

10- Uluslararası çatışmanın izleri net olmakla birlikte, dahili güç odaklarının çatışması da gözle görülür haldedir. Seçim sonuçlarının açıklanmasının ardından Musavi akımından ve onun arkasındaki Rafsancani, Hatemi ve Natık Nuri gibi isimlerden anlaşılan şudur ki; Rafsancani'nin bir önceki seçimlerde Ahmadinejad karşısında aldığı yenilgi gibi, onlar da bu yenilgiyi hazmedememişlerdir. Bu yüzden seçimlerin tekrarlanması için bir karışıklık çıkarmak istemişlerdir. Rafsancani ve Hatemi önderliğindeki sözde "Islahatçı Akım" ve bu seçimlerdeki temsilcileri Musavi ile Ahmadinejad önderliğindeki ve Rehber Ali Hamaney ile diğer bazı Şii alimler tarafından desteklenen sözde "Muhafazakar Akım" arasındaki çatışma; liderlik, menfaatler ve bazı dahili değişimler (sözde reformlar) üzerine kurulu dahili bir çatışmadır. Bu iki taraf arasındaki çekişme görüldüğü üzere en uç noktaya varmıştır. Hatta Ahmadinejad; Rafsancani ve eski İçişleri Bakanı Natık Nuri'yi, İmam Ali'ye karşı Cemel Vakası'ndaki Talha ve Zübeyr'in rolüne benzetmiş ve onların siyasi sahneden silinmelerini talep etmiştir (Al-Hayat Londra, 18/06/2009). Ancak bu iki akım, üslup ve söylem farklılıkları dışında dış politikada müttefiktirler.

Bu sebeple Obama, Ahmadinejad ile Musavi arasında büyük bir fark olmadığını, aradaki farkın az olduğunu söylemiştir. Rehber Ali Hamaney de 16/06/2009'da yayınladığı bildiride Ahmadinejad'ı desteklediğini göstererek, seçiminden dolayı onu tebrik etmiş, halkı onun etrafında kenetlenmeye çağırmış, onun ülkeye ilerleme ve kalkınma getireceğini, ulusal güvenliği ve canlılığı güvence altına alacağını belirtmiştir. Ardından bildirisinde, "Şüphesiz bu aynı zamanda ilahi bir seçimdir ve bu başarı Allah Teala'nın rahmetini celbedecektir" demiştir (Al-Alam, 18/06/2009). Aynı şekilde Meclis Başkanı Ali Laricani ve Yargı Erki Başkanı Haşimi Şahrudi de onu destekleyip tebrik etmişlerdir. Tüm bunlar, Ahmadinejad'ın otoritesini pekiştirecek ve seçim meşruiyetini sabitleyecektir. İtiraz ve protestolara çözüm olarak bazı sandıkların yeniden incelenmesi muhtemeldir ancak bu durum sonucu değiştirmeyecektir. Bununla birlikte, dahili güç odaklarının çatışması, sessizliğe bürünse bile kolay kolay kapanmayacak bir yol açmıştır...

Makaleyi Paylaş

Bu makaleyi ağınızla paylaşın