Home About Articles Ask the Sheikh
Soru & Cevap

Haraci Araziler Hakkında Soru-Cevap

September 01, 2011
4502

Soru:

Anayasa Taslağı Mukaddimesi - İkinci Bölüm, sayfa 43, 10. satırda şu ifade yer almaktadır:

"Kâfir bir kimse haraci bir araziye malik olduğunda ona haraç gerekir. Eğer öşri bir araziye malik olursa, ona öşür değil yine haraç gerekir. Çünkü arazinin bir vazifeden hali (boş) kalması sahih değildir. Kâfir ise öşür ehli (mükellefi) olmadığından, haraç ödemesi tayin edilmiş olur." Benzer bir fikir, el-Emval kitabının 48. sayfasında, "Çünkü arazinin; öşür veya haraç gibi bir vazifeden hali kalması sahih değildir" şeklinde biten son paragrafta başka lafızlarla da ifade edilmiştir.

Bu cümledeki "çünkü arazinin bir vazifeden hali kalması sahih değildir" ifadesi, öşri araziye malik olan kâfire haraç yükümlülüğü getiren hükmün illeti (gerekçesi) olarak sunulmuştur. Ancak bu illetin nasıl istidlal edildiği (delillendirildiği) açıklanmamıştır. Bir illetin şer’i olabilmesi için nasslarda sarih (açıkça), delalet yoluyla, istinbatla veya kıyasla yer alması gerekir. Bu illetin delili nedir?

Eğer bu illet sabit ise, akla başka bir soru gelmektedir: Biliyoruz ki öşür bir zekâttır ve sadece Müslüman’a farzdır; hangi mallardan alınacağı da hükümlerle belirlenmiştir. Yine biliyoruz ki, bir Müslüman’ın sahip olduğu öşri araziden; eğer orada zekâta tabi olmayan kabakgiller, şeftali, zeytin ve benzeri ürünler yetiştiriliyorsa ne öşür ne de haraç ödenir. Bu durumda arazi bir vazifeden hali kalmış olmaktadır. Öyleyse "arazinin bir vazifeden hali kalması sahih değildir" kaidesine dayanarak, kabak ve zeytin zekât sınıflarından olmadığı için bu durumda haraç ödenmesi gerektiğini söyleyebilir miyiz?

Cevap:

Birincisi: "Çünkü arazinin; öşür veya haraç gibi bir vazifeden hali kalması sahih değildir" cümlesi bir illet (gerekçe) değildir. Aksine bu, şer’i deliller ışığında tarım arazilerinin mevcut vakıasının bir beyanıdır. Zira tarım arazilerinin hükümlerine dair deliller, bir araziyi ya öşri ya da haraci kılmıştır; bunların dışında üçüncü bir hal bırakmamıştır.

Bunun açıklaması şöyledir:

Şeriatta tarım arazilerinin hükümlerine dair gelen deliller şunlardır:

1- Tüm araziler için genel olan deliller; bunlar Müslüman’a o arazide öşür (onda bir) veya öşrün yarısını (yirmide bir) vacip kılar:

فِيمَا سَقَتْ الأَنْهَارُ وَالْغَيْمُ الْعُشُورُ، وَفِيمَا سُقِيَ بِالسَّانِيَةِ نِصْفُ الْعُشْرِ

"Nehirlerin ve bulutların (yağmurun) suladığı yerlerde öşür (onda bir), kova ile sulanan yerlerde ise öşrün yarısı (yirmide bir) vardır." ve benzeri hadisler.

2- Fetihlerden sonra, araziler konusunda genel nassın dışına çıkarılan ve üzerine haraç konulan yeni bir durum ortaya çıkmıştır:

قَضَى رَسُولُ اللهِ صلى الله عليه وسلم فِيمَنْ أَسْلَمَ مِنْ أَهْلِ البَحْرَيْنِ أَنَّهُ قَدْ أَحْرَزَ دَمَهُ وَمَالَهُ إِلاَّ أَرْضَهَ، فِإِنَّهَا فَيْءٌ لِلْمُسْلِمِينَ؛ لأَنَّهُمْ لَمْ يُسْلِمُوا وَهُمْ مُمْتَنِعُونَ

"Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, Bahreyn halkından Müslüman olanlar hakkında; (Müslüman oldukları için) kanını ve malını koruduğuna ancak arazisinin hariç olduğuna hükmetti. Çünkü o arazi Müslümanlar için fey hükmündedir; zira onlar (başlangıçta) direnmişler, (kendiliğinden) Müslüman olmamışlardı." Keza Ömer (ra)’ın Irak’taki Sevâd arazisi hakkındaki şu kararı: "Arazileri üzerindeki kâfirlerle birlikte (halka) alıkoymayı ve onlara haraç koymayı uygun gördüm..." ve benzeri deliller.

3- Bu nedenle, Daru’l İslam’daki her arazinin üzerinde ya zekât vardır ya da belirli bir türünde haraç vardır.

4- Genel hüküm kendi umumiliği üzere yürür: "Daru’l İslam’daki her arazide Müslüman için zekât vardır." Başka bir nassla (haraci arazi nassıyla) tahsis edilenler hariç, bu hükümden dışarı çıkılmaz.

5- Tarım arazilerinin hükmü budur. Eğer haraci araziye dair nasslar olmasaydı, hüküm mevcut şer’i nasslar uyarınca arazinin maliki olan Müslüman’a zekât olarak kalmaya devam ederdi.

6- Dolayısıyla bu cümle bir illet (ta’lil) değildir. Ne mantuku (sözlük anlamı) ne de delaleti illete işaret etmez; yani ne sarih illet edatları ne de delalet yoluyla illet ifade eden edatlar içermez. Aynı şekilde bu ifade, arazinin öşri veya haraci olması arasındaki farkı belirleyen müfhim bir vasıf (anlam yüklü bir tanımlama) da değildir. Çünkü arazi aynı arazidir, yani camid bir lafızdır. Bu arazi öşridir, hemen yanındaki arazi haraci olabilir; toprak yapısı veya üzerindeki ekin bakımından aralarında hiçbir fark yoktur.

Sonuç olarak bu cümle, mantuk (sözün söylenişi) itibarıyla bir illet edatı içermediği gibi, mefhum (sözün anlamı) itibarıyla da hükme bağlı müfhim bir vasıf değildir.

Özetle bu cümle bir illet değil, o araziyle ilgili şer’i hükümlerin delilleri açısından arazilerin vakıasının bir beyanıdır.

İkincisi: Sorduğunuz "...arazi zekât sınıfları dışındaki ürünlerle ekilirse... vazifesiz kalmış olur..." örneğine gelince:

Burada "vazife" kelimesini kastedilenin dışında anlamışsınız. Araziye şeftali ekilmesi, o arazinin öşri arazi olma vasfını değiştirmez. Birisi size "Bu arazinin sınıfı nedir? Öşri mi yoksa haraci mi?" diye sorsa;

"Öşri değildir" mi dersiniz? Aksine mutlaka "Sınıfı öşridir" dersiniz. "Haracidir" demezsiniz, "ne öşri ne haracidir" de demezsiniz.

Ancak "Bu mahsulde zekât var mı?" diye sorulduğunda, "Hayır" dersiniz.

Dolayısıyla mesele iki kısımdır:

Birincisi: Arazinin sınıfı; o öşri bir arazidir.

İkincisi: Mahsulün zekâtı; bu durumda o mahsulde zekât yoktur.

Makaleyi Paylaş

Bu makaleyi ağınızla paylaşın